Yüce Allah Kiminle Konuşur?

Yüce Allah, hiçbir beşerle konuşmaz. Ruh ve Meleklerle konuşur. Zira Ruh; Ruh’lar ve Melekler Nur’dur. Tanrı da Nur’dur. Nur, Nur ilekonuşur. Beşer (beden), Tanrı’nın konuşmasına takat (güç yetirmek) getirmez. Yine beşer, Tanrı’yı ‘maddi gözle’ görmeye takat getiremez. Musa’nın, maddi gözle, değil Tanrı’nın Zâtını görmek; Tecellisine bile Tur’da dayanamayıp bayıldığı gibi..

Ama Ruh ve Melek, Tanrı’yı görür. Tanrı, Ruh ve Melek­le konuşur. Onlar da Allah’la konuşurlar. (89) Bakara Suresin­de ve birçok Surelerde, Ruh ve Meleklerin Tanrı ile konuştukları başta Kur’an-ı Kerim olmakla Kutsal Kitaplarla kesindir. “Elest bezmindeki” konuşma gibi:

“Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?.. Dediler ki; ‘Evet, şahidiz’ Yani Evet Rabbimizsin ve Seni görüyoruz. Sana şahidiz”. (A’raf-172).

Ayrıca şu Âyeti incelediğimizde, bu konu daha açıklık kaza­nır:

“Vema kâne libeşerin enyükellimehullahu illa vahyen ev min verâi hicab – Allah, beşerle konuşmaz. Vahyin dışında, ya­hut bir hicab, bir perde arkasından konuşur; Kelam eder” . (Şûra-51).

Bu Âyete göre Allah, beşer ile insanın beşeri-organik yönü ile konuşmuyor. Kelam etmiyor. Burada duyurulan “perde”,”İnsanın bedenidir.O’nun ardındaki “Ruhu” ile konuşuyor, Kelam ediyor. Halbuki diğer bir Âyette,

“Kellemallahu Musa teklima – Allah, Musa ile Kelâm etti, konuştu” (Nisa-164).

buyurmaktadır. Musa ise “beşer”dir. Öyleyse burada Tanrı’nın, Musa buyurduğu, “Musa’nın Ruhu”dur. Musa’nın “orijinali”dir. Bu Âyetteki konuşulan Musa’nın; “Musa’nın Ruhu” ola­cağı âşikardır. Musa ise, beşerdir (beden yönüyle Açıktır. Zi­ra “Ben, beşer ile Kelâm etmem-Konuşmam” Âyeti ile çe­lişmiş olur. Öyleyse Musa dediği, Musa’nın “orijinali”, yani “Musa’nın Ruhu’dur. Bedeni değildir. İşte,

“İsa, Ruh ve Kelim’dir”. (Nisa-171).

dediği de İsa’nın organik olan beşeri yönü (bedeni) değil, “İsa’nın orijinali”, “İsa’nın Ruhudur”. Nitekim Hz.İsa hakkında,

“Veeyyednâhü birûhil ködüsi -Biz O’nu Ruh’ül Kudüs ile teyîd ettik” .(Bakara-253).

Âyeti de vardır.

Peygamber (a.s.v.)’in Ashabı hakkında da -Ki Onlar da beşerdir Sure-i Mücadele’de,

“Ulâike ketebe fi kulûbihimü’l imâne veeyyedehüm biruhin minhü – Onların kalbine imanı, inancı yazdım ve Al­lah’tan bir Ruh ile Onları teyid ettim”. (Mücadele-22), bu­yurmaktadır.

Yüce Allah, kesinlikle “Hiçbir beşerle konuşmam” (Şûra-51) buyuruyor. Fakat Musa Peygamberle konuştu­ğunu da buyuruyor. Bu iki Âyete göre “Musa’nın Ruhu ile konuştuğu” açıklık kazanır. Öyle ise,

-“Kellemallahu Musa teklima -Allah, Musa ile Kelâm et­ti, konuştu”. (Nisa-164).

Âyetindeki Musa’dan maksat, Musa’nın “orijinali” olan Musa’nın Ruhu’dur. Musa’nın beşer olan bedeni değildir.

İnsan, beden(beşer) ve Ruh’tan (Nur) ibarettir. Öyleyse her beşer-insan iki tanedir: Bir, beden insan; bir de Ruh İn­san. Beden İnsan,madde; Ruh İnsan ise Nur’dur. Beden süfli, basit; Ruh ulvi ve mükemmeldir.

İşte Tanrı’nın bütün Peygamberlerle, Velilerle (İnsan-ı Kâmiller) Kelâm etmesi, konuşması bu Nurani olan Ruhları iledir. Tanrı’nın muhatabı Ruh’tur. İnsan’ın Ruhu­na hitabeder. Tabii Ruh, hangi İnsana üfürülürse, O insanın ‘şeklinde tecelli eder. Ve O İnsanın ismini, adını taşır. Tâ ki her İnsandaki Ruh, tanınsın ve fark edilsin diye… Her insa­nın kişiliğini bu fark ve ismi belirler. Ama Ruh organik değil, Nur’dur.

Eğer her Ruh, içine girdiği insanın bedeninin suretini ve o insanın ismini almasaydı; o zaman Ruhları ayırt edemezdik. Herkesin Ruhu birbirine benzerdi. Halbuki Allah, her insana bu şekilde “Ruhani Kişilik” kazandırdı. Her Ruh, “Kişilik” sahibi oldu. Kişilik insanlarda böyle oluştu. Bu da Tanrı’nın, İnsanlara olan bir lütfu, bir ihsanıdır. Çiçeklerin hepsine çiçek deyip de; çeşit ve renklerinin, güzel kokularının ayrı ayrı oldu­ğu gibi…

Çok renklilik ise, dünya yaşamında olduğu gibi; Âhiret yaşamına da renklilik, coşku, heyecan, zevk ve sevgi-aşk ka­zandırdı.

Öyleyse Tanrı; hangi Peygambere adını zikrederek hitabetti ise veya adını belirtti ise, O’nun “Ruhunu” kaste­der. Ve O’nun Ruhu ile konuşur. Ulvi yanına seslenir.

-“İsa, O’ndan (Tanrı’dan) Ruh ve Söz (Kelime­dir)”. (Nisa-171) buyurduğu da, işte bu Hazret-i İsa’nın, “Ruh yönü”dür.(90) Organik beden. Ruh ve Söz olmaz; olamaz. Za­ten de öyledir. Yemiş, İçmiş, Uyumuştur. İsa, kanı olan; sureti ve organizması olan bir İnsan, bir beden’dir. Pratikte de böyle olduğu kesindir. Her Peygamberin olduğu gibi; İsa’nın Kudsi ve Ulvi (Kutsal ve Yüce) olan “Ruhu”dur. Organik olan, bede­ni değildir!

-“Meryem’in oğlu Mesih (İsa), Resul (Elçi )den baş­kası değildir. (Maide-75) Âyeti de bunu bildirmektedir.

Ruh ise; Allah’ın Emri-Kelimesi, Nefesi-Sözü’dür. Oğlu-kızı değildir.

Allah’ın oğlu-kızı yok!..

Allah, “Tek” ve Eşsiz”, “Sonsuz, sınırsız Ezeli, Ebedi ve daimi bir tek NUR” dur.

Ruh, Melek, Allahın tecellileri; Kendi belirmesidir. Ve Allah, hepsini kaplamıştır:

-“Elâ innehu bikülli şey’in muhit -İyi bilin ki; O, her şeyi kaplamıştır” .(Fussilet-54)

Allah’ın kenarı olmadığı için hiçbir şey (kimse) Allah’ın ya­nında olamaz. Hepsi O’nun Önünde, O’nun huzurunda, Tahtı’nın altındadır.

“Allah’ın yanı, sağı ve solu yoktur”. “Sonsuzun, ke­narsızın yanı, sağı ve solu olmaz”. “O, her şeyi muhit’tir”. “Her şey, O’na mahkûmdur”.

Mahkûm olan ise, esir, köledir. Efendi, her şeyi kapla­yan; hükmüne alan “Allahü Azim”dir,

-“Melmesihübnü Meryem’e illa Resul – Meryem oğlu Mesih (İsa), Resul (Elçi)’den başka bir şey değildir”. (Maide -75)

İsa da, Resullerden bir Resûldür. Risâlet de tabii ki, Allah’ın Nuru’dur. Allah’ın Elçiliği ve Elçileri çok yüce, Mukaddestir.

Tevrat’taki, Allah’ın “On Emri”nin(91) birincisinde; “Allah’ın ‘Bir’ olduğunu, Allah’tan başka ilâh olmadığını(Vahid İlâh -bir- Tekİlâh) açıkça buyurmaktadır. Hz. Mu­sa’ya , Tevrat’da; Davud’a, Zeburda; hep “Vahid İlâh -Tek İlâh”tan söz edilmektedir.

Kur’an ise, “Vahid İlah-Tek, Bir İlâh” konusunda çok ıs­rarlıdır. Tanrı’ya ‘Şirk-ortak’ asla kabul etmez!… Şimdi bu durumda Hıristiyanlar; Tevrat’a da, Zebur’a da, Kur’an’a da “ters düşmektedirler”.

İsa’dan evvelki Peygamberlerden de, asla Allah’ın oğlu gibi sözler duyulmamıştır!..

Son Peygamber ve Kur’an da, eski Peygamberleri doğrulu­yor. Onların; özellikle Hazret-i İbrahim’in,

-“İlâhen vahiden –Vahid, bir tek, eşsiz, benzersiz İlâh”ını (92) tastik ediyor.

“On Emir”in ilk maddesi de, böyle “Vahid-birtek” İlâh’tan söz ediyor. Bu durumda Hıristiyanlar, kendi ego­larından benliklerinden çıkıp; “Son Peygamberi” ve O’nun “Vahid İlâh-Birtek İlâh”ını kabul etmiyorlar. Peki Tevrat, Zebur ve On Emir’in Birinci Emrine ve Hz İsa’dan önceki Âdem, Nuh, İbrahim, Davud, Musa, Harun, Zekeriyya, Yahya… Ben-i İsrail Peygamberlerinin “vâhid İlâh-Tekbir İlâh” iddialarını ne diye kabul etmiyorlar!?..

Çünkü yukarıda sözü edilen Tevrat, Zebur ve “On Emir “de adı geçen Aziz Peygamberlerin hiçbirinde “Oğul”dan, Allah’ın oğlu’ndan söz edilmemektedir. Eğer ol­saydı; bu Kitap’lar ve bu Peygamberler, Allah’ın oğ­lu’ndan; “Baba-Oğul-Ruh” üçlüsünden haber verirlerdi!.. Vermeleri lazımdı!..

Çünkü bu Zatlar ve bu Kitaplar, “gerçeği söyler. Söylemek mecburiyetindedirler. “Gerçek”, İnsanlıktan gizlenemez. Tanrının Adâletine sığmaz.

İncilde de ”oğul” kelimesi yoktur. Yani Rab Allah İncil de İsa’ya hitaben Ey Oğul, Ey Oğlum diye hitap etmez. İncillerde böyle bir hitap yoktur. Ve bu kesindir. Onun için hıristiyanların İncil  böyle söylüyor demeleri boştur. Bunu Havarilerden sonraki hıristiyan ruhbanları , özellikle Pavlos uydurmuştur. Pavlos Havari değildir. İncilde ”Baba-oğul- ruh ” diye bir cümle yoktur. Oğul kelimesi de yoktur. Dört İncilde de yoktur. Bu teslis (üçleme) teorisi  Hz.İsa’dan 150-300 yıl sonra uydurulmuştur. Bu bir teoridir. İsa’yı İlahlaştırma çabasıdır. İsa’nın bedeni organiktir. Et ve kemikten oluşmuştur. Yemiş, içmiş ve uyumuştur. Çocuk olup, Annesi O’na süt vermiş diğer insanlar gibi büyümüştür. Diğer insanlar gibi saçlı sakallı güzel bir insandır. O’nun  Ruhu paktır. Pak Ruhu kutsaldır. Bütün Peygamberlerin, Velilerin, Azizlerin ve Gerçek Müminlerin ruhları da pak ve derece derece kutsaldır. Kutsallık ruhtadır. Çünkü herkesin ruhu Allah’ın ruhudur. Ruh Allah’ın emir sıfatıdır. Emr’in manası Hal-durum demektir. Yani Ruh, Allah’ın  durumundan bir durumdur. Ruh, Mahluk değildir. Allah’ın durumu, Allah’ın niteliğinden, nasıllığından yani sıfatındandır.

   Emr Allah’ın sıfatıdır. Ayrıca Emr ‘in buyruk anlamı da vardır. Allah’ın buyruğudur. Allah’ın Kelim sıfatındandır. Allah’ın kelimesi de   Allah’ın sıfatıdır. Ruh ve Kelam Allah’ın Zatı değildir. Allah’ın  sıfatındandır, Allah’ın durumundandır. Ancak sıfat ve hal, emr, kelam  sıfatları da  Allah’ın zatı ile  kadimdir. Sıfat Zat’dan ayrılmaz. Ve Sıfatsız Zat-zamir-özne olmaz. Allah, Zatı sıfatı ile Allah’dır. Allah zat ve sıfattan ibaret sonsuz , sınırsız Nur olan zatı ve sıfatı olan kadim vücut-varlıktır. Zatsız sıfat, sıfatsız Zat olmaz. Ancak Allah’ın sıfatı  Allah’ın öznesi değildir. Öznesinin zatının sıfatı niteliğidir. Zatı Zamirinin nasıllığı-halı-durumudur. Emr’in anlamı Allah’ın halı- Allah’ın durumudur. Hal-durum ise Zulhalin (Hal sahibinin) vasfıdır. Bu ilmi bir gerçektir. Hal-durum, hal durum  sahibinin vasfıdır. Vasıf sıfat demektir.Bu kesin ilmi bir gerçektir. Zat  özne zamirdir. Vücut-varlıktır. Sıfat, Zatın sıfatı-niteliğidir, sıfat ikinci bir var değildir.

 Örneği; güneşin 7 rengi, güneşin kendisi-öznesi değildir; güneşin niteliğidir-sıfatıdır. Güneşin zatı zamiri varlığı değildir. Sıfat- nitelik, Zat, özne ile kaimdir. Sıfat vücud değildir. Vücudun sıfat nasıllığı-niteliği-durumudur. Emr-durum, demektir; durum da sıfattır. Ruh Allah’ın emridir. Allah’ın Halı-durumu, durumundan ( Vasıflarından bir vasfıdır) bir durumdur. Sıfat; Zat Varlık değildir. Varlığın (Zatın) durumudur. Yani bir Allah var, birde ruh var diye iki var yoktur. Ruh ikinci bir var değildir. Ruh Allah’ın (Varın) Emrinden, Hal-Durumundan bir durumudur. Gülün yaprakları, gülün varlığı olup, sarı, kırmızı, pembe renkleri durumu sıfatı olduğu gibi. Renk sıfattır, rengin atomu yoktur. Sıfatın-niteliğin-durumun-emrin Atomu olmaz. Öyleyse Sıfat ikinci bir varlık değildir. Mutlak var ezeli, ebedi, daimi sınırsız bir tek nur olan Allah’tır. Zira iki sınırsız var olmaz. Sınırsız var tekdir, birdir. ALLAH BİRDİR.

 

(89) “Bir zamanlar Rabbin Meleklere: ‘Ben yeryüzünde (Kendi adıma iş görecek) bir Halife yaratacağım’ demişti. (Melekler): ‘Orada bozgun­culuk yapacak, kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz Seni överek tesbih ediyor ve Seni takdis ediyoruz!’ dediler. (Rabbin) ‘Ben si­zin bilmediklerinizi bilirim’ dedi. Âdem’e isimlerin tümünü öğretti, sonra onları Meleklere sunup: ‘Haydi doğru iseniz onların isimlerini bana söyleyin dedi.

Dediler ki: Sen yücesin! Bizim, Senin öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur…”. (Bakara:30-32).

(90) “Me’l Mesihübnü Meryem’e illa Resul – Meryem oğlu Mesih, Resul (Elçi)den başka bir şey değildir”. (Maide-75)

(91) Hz.Musa’ya, Sina Dağı’nda vahyedilen “On Emir”, Tevrat (Tora)ın hem çıkış (20:l-l7) hem de Tesniye(5:6-21) bölümlerinde yer almaktadır. Bu maddeleri şöyle sıralayabiliriz: l-Seni, Mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran (Allah’ın) “Yehova” Benim. Bir İlâh’tan başka ilâhların olmayacaktır! 2-Kendin için oyma put yapmayacaksın! 3-Tanrı’nın, Rabbinin adını boş yere ağzına almayacaksın! 4-Sebt Günü’nü; takdis etmek için, O’nu hatırında tut! 5- Babana ve Anana saygı gös­ter! 6- Öldürmeyeceksin! 7- Zina etmeyeceksin! 8- Çalmayacaksın 9- Komşuna karşı, yalancı şahitlikte bulunmayacaksın! 10- Komşunun evine göz dikmeyeceksin (Dinlerle İlgili Kitap ve Ansiklopedilerden yararlanıldı).

(92) Bkz. Kur’an-ı Kerim: Bakara-133, Maide-73, Nahl-22.

← Önceki

Sonraki →