Âdil Devlet Sistemi

Şimdi gelelim ezilen toplumların ezenlere direnmeme nedenlerine:

Tanrı, ekonomik farklılığa dayanan bir hiyerarşi kurmuş; bununla insanların, birbirlerinin farklı işlerini görsün istemiş­tir. Zira insanların ihtiyacı çoktur. Ve İnsanın tek başına bu ihtiyaçlarının tamamını yerine getirmesi mümkün değildir. Her birey ancak bir ya da birkaç iş yapabilir. Yüzlerce işi, tek başına yapamaz. Kişinin sanatı ya da işi, bir veya iki olabilir.(62)

Halbuki sanat (zanaat da denebilir) çok çeşitlidir. Ve toplumun bunların hepsine ihtiyacı vardır. Elbise, ayakkabı, yiyecekler, tarım ürünleri, ev eşyaları ve benzeri gibi. Ayrıca insanların iş güçleri ve akılları da farklıdır.

Ancak Tanrı, kimseye emeğinin üstünde bir konum tanımaz. (63) Hırsızlığı, sömürüyü, zorbalığı-kaba kuvvet kullanmak-, başkalarının emeğini, ürününü sömürmeyi, gaspı kabul etmez. Hileyi irtikabı, ucuz alıp pahalı satmayı, dolandı­rıcılığı, başkalarının malını batıl surette yemeyi ve mal-altın, gümüş, kıymetli eşya biriktirmeyi reddeder.

Yani tam eşitliği de, çok farklılığı da kabul etmez. (64)

Ancak “eşdeğerliliği” kabul eder. Emekte ve fikirde liyakata göre karşılığını almayı ister. Bundan da az da olsa bir farklılık olur. Bu suretle insanlar birbirlerine muhtaç olurlar. Ve birbirlerinin işini görürler. Bu farklılık ise bir hiyerarşiyi tabii kılar. Bir bakıma zorunlu bir hiyerarşi doğar. Bu hiyerar­şi, daha kalabalık toplumlarda devlet düzenine dönüşür. Devlet düzeni, hukuk sistemini gerektirir. Bunun adına da âdil hukuka dayanan devlet denir. Adalet ise herkes içindir. Hukukun “ana kuralı” budur.

 

(62) Bir kolda iki karpuz taşınmaz.

(63) “İnsana emeğinden başka bir şey yoktur.” (Necm-39)

(64) a- Eş, eşe uymaz. Öyleyse ‘mutlak eşitlik’ muhaldir. Ancak, eşdeğerlilik mümkündür.

b- “Tâ ki bu mal (sermaye), yalnız zenginler arasında dolaşan devlet olmasın”. (Haşr-7) Yani tekelleşmesin

Tanrı’nın istediği işte bu hukuka dayanan “âdil devlet sistemi” dir.

Şimdi burada biz, İslâm’ın ekonomik Sistemini detaylı olarak açıklayacak değiliz. Onu“İNSANDA YÜKSEL­ME” adlı kitabımızda açıkladık (65) Bizim buradaki konumuz, insanoğlunun bedensel ve Ruhsal yanını incelemektir. Dolayı­sıyla bu İnsan niçin eziliyor? Niçin ezilmeye razı oluyor?.. Ona açıklık getirmek istiyoruz.

Beden ve Ruh’tan ibaret olan İNSAN, kendi bedenini, Ruhunu ve doğanın ve Ruhun özü olan Tanrı’sını bilmek… Kendini ve doğayı bilmek… Yüce yöneticisi olan Rabbi’ni ve eserlerini sevmek, saygı duymak ve O’na hizmet edip hoşnut etmek, rızasını kazanmak…(Ki bunların hepsine “İbadet” diyo­ruz:)

“İnsanı ve Cinni, Bana ibadet (hizmet) etmesi için yarattım”. (Zâriyat-56).

gereğini duyar.

Gerçek ibadet ise, Tanrı’yı sevmektir. Bunun dışında insan, bu dünya yaşamından ne istemelidir?.. Ne kadar ya­rarlanmalıdır?..

 

(65) “ İnsanda Yükselme , Kazim YARDIMCI , Yardımcı Yayınlar :4, Kasım 1992”.

← Önceki

Sonraki →