Hıristiyanların Çelişkisi

Hz. İsa’nın bedensel yapısının da organik yapı olduğu kesindir. Zira O da ana karnında önce cenin, sonra tıfıl çocuk, sonra genç bir delikanlı olmuştur. Yemiş, içmiş, uyumuş, An­nesinin sütünü emmiş, Şükran yortusunda Havariler ile yemek yemiştir. Teninde kan vardır. Apaçık hücre gelişimi sonunda gelişen bir varlık olduğunun kesin ispatıdır. Hz. İsa’nın teninden dolayı beşer olduğu kesindir. Hıristiyanlar ise. İsa’nın Ruhuna “oğul” dememektedirler. Yani Ruha, “Tanrı’nın oğlu” dememektedirler. Organik yapıya sahip, Meryem’in çocuğuna Tanrı’nın oğlu demektedirler. Bu bir çelişkidir. Ruha, oğul deselerdi; belki düşünülürdü. Düşün­meye, tanışmaya değerdi. Zira Ruhun Tanrısal yanı vardır. Zaten Ruh, TANRI’NIN emri-kelimesi, ışığı-Nurudur (Ruh, Sıfat-ı Zât-ı Bâridir). Sıfatın özü de Zât-ı Bâri’nin Kadim Zâtıdır. ŞimdiHıristiyanlar, İsa’nın bedenini de Tanrısallaştırmak çabası içindedirler. Organik bir yapıya sahip, O Meryem’in çocuğunu (İsa’nın bedenini) “Ruh gibi “kutsallaş­tırmak istiyorlar. İşte bu yanlıştır.

Kutsallık-yücelik bedende (organizmada) değil, Tanrı’nın Kutsal Ruhundadır.

Yücelik ve güzelliğin ampulde olmayıp, ampulün içinde parlayan ışıkta, Nur’da olduğu gibi…

Hz. İsa’ya olan aşırı sevgilerinde ileri gidip O’nun bede­nini de Ruh etmeye çalışmaktadırlar.

Hıristiyanlar diyorlar ki; İsa’nın bedeni yoğunlaşmış (beşer sureti almış) Nur’dur. Ruh’tur. Biz Müslümanların, “Hakikat-ı Muhammediye” dediğimiz Ruh-u Âzam’ın yerine ko­yuyorlar. Allah, “Mebde-kaynak”; Ruhu da ‘ilk, çıkış’. Bizim “Taayyün-ü Evvel”, “ilk Belirme”, “İlk Tecelli” dediğimiz…

İslâm Tasavvufuna göre İnsan, ‘beden’ ve ‘Ruh’tur. Ruh, ‘Emr’, beden ‘Halk’tır:

-“İyi bilin ki; Emr (Emir) de, Halk da Allah’ındır”.

(A’raf-54).

Allah, Emir. Halk (madde-beden). Bedenin-maddenin de aslı, Emir; yani Işık. Emir’in (yani Işığın) aslı Allah’tır. Allah ‘Sonsuz’ ve ‘Mebda -kaynak’ olan “Sonsuz Nur”dur. Yani İslâm

Tasavvufu ve Kur’an, İnsan’ın (Âdem’in ve çocuklarının) be­deninin ‘Halk-Mahlûk; ancak bedenin aslının da yoğunlaşmış enerji-Kuvvet, Nur-Işık olduğunu vurgular. Tüm nesnelerin, mahlukların,âlemin, doğanın da aslının Işık-kuvvet-Nur; Emir-Ruh olduğunu kabul eder. Ve gerçek de budur.

İşte Hıristiyanlar, İslâm Tasavvufunun beyan ettiği bu büyük gerçeği, “sadece İsa’nın bedenine tahsis etmektedirler”. Diğer insanların tümünü bu gerçekten ve bu gerçeğin ardında­ki yücelikten dışlamaktadırlar. Dolayısıyla İnsan’ı ve insan­lığı aşağılamaktadırlar.

Olgun insan’ın da, çiğ insanın da ‘Hakikatte’ yapısı aynıdır. Değişmez! Ortada bir Olgunluk – bir hamlık var­dır. Yani çiğ insanlar‘koruk’ Olgun İnsanlar ‘üzüm’ gibidir­ler. Unutulmamalıdır ki; üzümler, koruklardan çıkar. Ya da olurlar. Özde insan, hakikati itibarıyla (fiziki yapısı ve Ruhu ile) ‘Yüce’dir. Kutsal’dır. Ama insan, kendini bilmiyor. Kıyme­tini bilmiyor.

Hıristiyanlar, İsa Peygamberin beden (beşer) ve Ruh’tan ibaret olduğunu kabul ediyorlar, yani bir yanı ile (Ruh yönü ile) Tanrı’sal (70), beden-biyolojik yönü ile insan biliyorlar; bu durum, her insan için böyledir.

İnsan da beden ve Ruh’tan ibarettir. Âdem-ilk İnsan ve O’nun çocukları olan tüm insanların da bedeni yoğunlaşmış Nur-Işık, kuvvet enerjiden ibarettir. Bu çağ, artık bunu isbatladı. Madde; “yoğunlaşmış Işık-enerji, kuantumlardan ibarettir.” Bu durumu modern laboratuarlarda inceleme, araştırma yapan tüm bilim adamları ve çevreleri kabul etmektedirler. İspatla­maktadırlar.

(70) Bkz. Şah Veliyullah-ı Dehlevi, el Fevzu’l Kebir fi Usûli’t Tefsir, Hıristiyanlık bahsi, Terc. Mehmet Sofuoğlu, Çağrı Yayınları,1978-İstanbul

Şimdi Hıristiyanlar, bu çağda ne yapacaklar?.. Yok, yalnızca İsa’nın bedeni yoğunlaşmış enerjidir-ışıktır mı diye­ceklerdir!?.. Bugün anlaşıldı ki her insanın bedeni-cesedi ve tüm nesnelerin (mahlukların ve maddenin)aslı, yoğunlaşmış Işık ve enerjidir. Yani Nur ve kuvvettir. Arapça Nur; ışık, enerji; enerji de kuvvet demektir,

Gerçek şudur: Hazret-i İsa’nın bedeni de tüm insanların bedeni gibi yoğunlaşmış enerjidir. Hz. İsa da bir “İnsan”dır. Bir “Beşer”dir. Bedenini, beşer olan Annesi Meryem’den almıştır.(7l) Ancak İsa, “Kâmil İnsan”dır. Kâmil (Olgun) İnsan’lardan bir “Kâmil”dir. İnsan’ın Kâmili ise, çok yüce’dir. Kâmil’in yüceliği, Kutsal Ruh’undandır:

-“İnsana Ruhumdan üfürdüm”. (Sad-72)

İsa’yı, Cebrail’e teşbih (şekillendirme, benzetme) eder­ler. Doğrudur da. Cebrail, Peygamberimize, (Peygamberlere) insan şeklinde gelmiştir:

-“Elçilerimiz (Melekler), İbrahim’e müjde getirdikle­ri zaman:

‘Selâm!’ dediler. O da ‘Selâm!’ dedi: Çok durmadan hemen (Meleklere) kızarmış buzağı getirdi.

Ellerinin buzağıya uzanmadığını (Yemediklerini) gö­rünce…” (Hud : 69 – 70)

Ama Cebrail (ve Melekler) yemiyor ve içmiyordu. İnsan gibi görünüyorlardı. Ama Organik değillerdi. Televizyondaki insan gibi. Televizyonda et-kemikten insan yoktur.

Halbuki Hz. İsa, yeyip içiyordu!…

Tekrarlayalım; İsa da, Tanrı’nın Kudsi Ruhunu taşı­yan Kâmil İnsanlardan bir “Kâmil İnsan”dır. Tüm Aziz Peygamberler ve Aziz Veliler de “İnsan-ı Kâmil” dir. Yüce olan,”İNSAN”DIR.

(71) Sevgili Peygamberimiz, Allah’ın Resulü Hz. Muhammed, Hz. Mer­yem’in “tertemiz (bâkire)” olduğunu insanlığa duyurmuş ve yücelt­miştir.

 

 

Onun için İslâm Tasavvufunda İnsan’ın adı (Yâ Sin), “Ey Seyyid”, “Ey Efendi”dir. İslâm Tasavvufuna göre Kâmil İnsan’ın adı: Hazret-iİNSAN’dır. O’na Gök ehli, Mu­kaddesler Secde etmiştir. Çünkü İnsan, “En Mukaddes”-olan Tanrı’nın, ‘Mukaddes Ruhunu’ taşımaktadır. İşte bu nedenle Allah, Kuran’da;

“İsa örneği, Âdem (İlk İnsan) örneği gibidir” (Âl-i İmran-59). buyurmaktadır,

Allah ve Ruh (Emir-Kelam) ve Beden; Güneş, ışığı ve gölge. Ya da yaygın elektrik; ampul ve ampuldeki ışık.

Ruh, Allah’ın Sıfatı’dır; ikinci bir varlık değildir, Bedenin aslı yoğun ışık; yine Allah ‘m aslında Sıfatı olduğu halde, ‘gölge’ gibi sonradan olmuştur, sonludur. Yaratıktır. O nedenle mahlûka, doğrudan “Emir – Tanrı” demek doğru ol­maz. Tanrı değildir. Ruhun, Tanrısallığı vardır. Ruh, Tanrı’nın İlim ve Kelâm; hatta tüm niteliklerini taşıyan ‘Emir, öznefesi’dir: Güneş ve Işığı gibi Yani Ruh, Tanrı’nın Sıfatıdır.Zâtı değildirAncak Tanrı’dan ayrı ikinci bir Varlık da değildir. Zât özne, Sıfat niteliktir. Vücut, nitelik değil; öznedir.

İslâm’da, ‘Vahdet-i Vücut’ vardır. Doğanın ve tüm nes­nelerin, bedenin de aslı. Emir-Ruh’tur. Ruh’un aslı da, Tanrı’dır. Tanrı’nın aslı, (mahiyeti) yoktur. Tanrı’nın aslı (mahiyeti de) yine Kendi Varlığı, Zâtıdır. Tanrı; doğal olan, yani bizatihi “kendiliğinden olan, Kadim Var olanı”dır. En “Evvel”dir, Samed’dir. Var olmada ve Varlığım devam ettirmede başkasına ihtiyacı yoktur.

Hıristiyanlar, İslam’ın ‘Vahdet ül Vücud’ görüşünü alıyorlar; fakat bunu sadece İsa’ya tahsis ediyorlar. Allah, Ruh ve beden gerçeğini sadece Hz, İsa’ya tahsis edip bundan da “Teslis Teorisini” çıkarıyorlar. Olur mu?!.. Bu Allah, Ruh, Beden gerçeği yalnız İsa’ya tahsis (ait kılınıp) Âdem ve çocukları olan tüm insanlar, bu gerçekten dışlanır mı, dışlana­bilir mi?.. İnsana, Âdem’e – İnsanlara bu hareket reva görü­lür mü?.. Hele bu asırda; İsa’nın bedeni gibi, tüm insanların bedenlerinin de yoğunlaşmış Nur (enerji- Işık- kuvvet) olduğunun meydana çıktığı bilimsel olarak ispatlandığı çağda…

Gelin artık ey Hıristiyan kardeşlerimiz, bu bilimsel ger­çeği kabul edin. İsa’nın dışındaki insanlara, Âdem’i aşağıla­maktan (günahkar sayıp, ‘vaftiz’ safsatasından) vazgeçin, insanın yüce ve pâk olduğunu kabul edin. Her insanın kendi özüy­le (Tanrısı ile) özleşme hakkı bulunduğu gerçeğini; insanın özde ve gerçekte Kutsal’ olduğunu kabul edin. İnsan, bir ya­nı ile zayıf ve kusurlu yaratılmıştır (Ruh yönü hariç)Eğer Âdem babamız ve biz çocukları Tanrı’ya karşı kusur işli­yorsak; niçin Âdem’i ve çocuklarını doğuştan günahkar sayıp, ‘Vaftiz (günahtan arındırma) teorisine'(72) tabi tu­tuyorsunuz?.. Bu insanlara bir hakaret sayılmaz mı?..

Nitekim Tanrı, Kuran’da; “Affedici” olduğunu, “Acıyı­cı” olduğunu (73), ‘İlk İnsan, Âdem’in kusurunu affettiğini (74), Âdem’in tövbe ettiğini; O’nun çocukları olan biz Tüm İn­sanların da günah ve kusur işleyince, “tevbe” edip (kendine dönüp) bağış istememizi; tevbe edenin, tevbesini kabul edece­ğini ve bağışlanmasını isteyeni (mağfiret isteyeni), bağışlaya­cağını; Kendisinin “Yüce”, “Mukaddes”, “Pâk” ve “Çok Kıy­metli”, ayrıca “Affedici” olduğunu; İnsanları sevdiğini ve Onlara acıdığını, Onları koruduğunu beyan etmektedir!..

-“İnnellahe binnasi le Reufun Rahim – Gerçekten Allah, İnsanlara acır – Merhamet eder ve Onlara İlham ederek korur (Yol gösterir, tedbir aldırır. Ayıktırır…)”. (Hac-65)

(72) Vaftiz: Yahya Peygamberin, Hz İsa’ya tavsiyesi. Yahya Peygamberden kalma, boy abdestidir. Hz. İsa’nın Şeriatı değildir.

(73) Tanrı’nın, Yüce Kitap Kur’an’da “Affedici” ve “Acıyıcı” nitelikle­rini açıklayan bazı Şanlı Âyetler: Bakara-173, Maide-39, Hac-60, Şûra-5.

(74) Bkz. Kur’an-ı Kerim: Bakara – 37.

← Önceki

Sonraki →