Freud’un psikolojisi

Yıllar boyu tartışılan, konuşulan, kırgınlıklara ya da grup­laşmalara neden olan Freud’un (18) psikolojisi; insanın bu “dış yapısı”na dayanmaktadır. Hep insanın dış yapısına dayalı iç güdüleri incelemeye dayanmaktadır.

Freud’un,

Tanrı Bir, Eli iki” (İhlas-1; Hucurat-1)

Sırrından ve ayrıca Tanrı’nın içinde İlim (akıl) ve düşünceye dayanan, konuşma niteliği bulunan “Ruhundan” da haberi olmadığı için, hep İnsanın “dış-ceset“, “beşerî” yönü ve O’nun iç güdüleri ile uğraşmakta ve işin içinden çıkamamakta­dır.” Tek taraflı analiz yaptığı için karar verdiği düşünce alanı­nın dışına çıkamamaktadır. O’nun psikolojisi, işte budur. O nedenle hiçbir surette “İnsan Gerçeği“ni çözemez. Ve O’nun yolunu izleyenlerde çözemezler. Kesin sonuca ulaşmalarının olanağı yoktur.

Doğada önceden doğal olarak olmayan (gerek somut, ge­rekse soyut) bir şeyin ise sonradan doğal olarak olamayacağı veya beliremeyeceği, görülemeyeceği, keşif ve icat edileme­yeceği, bilimsel bir gerçektir. Eğer akıl ve düşünce ve hayat (canlılık sıfatı) önceden doğada gizli olarak bulunmasaydı, sonradan maddeyle birleşip, organik madde haline dönüşemezdi. Ayrıca Akıl-düşünce, insanı seçip insanda akıl ve dü­şünce olarak kendini gösteremezdi. Ezelden beri doğada, Vücudu Mutlakta (Ezeli Varlık’ta) ki Ezeli Varlık’ın aslı; Işık ve Enerji’dir. Klasik adı: Nur ve Kuvvet’tir: Allah, Kendisi için “Nur” ve “Kuvvet” olduğunu buyurmaktadır:

“Allahu Nurussemâvati ve’l ard – Göklerin ve Yerlerin Nuru Allah’dır”. (Nur-35).

“Lâ kuvvete illa billah-Allah’dan başka kuvvet, güç, enerji yoktur”. (Kehf-39).

(18) Freud Sigmund : (1865-1939): Çek asıllı Musevi bir ailenin çocu­ğudur. Tüm yaşamını, Viyana’da yaşamıştır.

 

 

Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de mevcut olan bu Âyetler, söylediklerimizi doğrular.

Tanrı, Kendisinin Işık ve Işığın özü, kaynağı ve gücü… Gücün özü ve kaynağı olduğunu yukarıdaki Âyetlerle açıklamıştır. Kural şudur:

Doğada ezelden beri doğal olarak olmayan bir şey, gerek somut, gerekse soyut (enerji ve düşünce gibi) sonradan doğada herhangi birşekilde veya enerjinin yoğunlaşmış hali olan her­hangi bir nesnel varlıkta insan gibi kendini gösteremez. Hayat ve düşünce sıfatı, soyut varlıklardır. Çünkü hayatın-canın, akıl ve düşüncenin atomu yoktur. Öyleyse canlılık ve düşünce de­nen kavram soyut varlıklardır. Ancak doğaldırlar. Yapay de­ğildirler. Kendiliklerinden doğada mevcutturlar. Enerji-Işık ile beraber ve ezelidirler. Atomun da aslının enerji-ışık olduğu kesindir. (19)

Canlılık niteliği, yani organizma; doğada bitkileri, hay­vanları ve insan bedenini seçmiş, kendini göstermiş; bir nevi yoğunlaşmış enerji ile birleşerek somutlaşmıştır. Düşünce de yalnız insanı seçmiş ve kendisini insanda göstererek bir nevi somutlaşmıştır. Yüce olan Akıl dediğimiz”şünce” ise, doğada yapısı, şekli ve güzelliğiyle yüce olan “İnsan”ı seç­miştir. Doğru ve Âdil olan; isabetli olan da budur.

Yüce olan, tabii ki yüceyi seçecektir. İşte bu bir “İlâhi Adâlettir.

(19) Atom pozitif ve negatif elektriğin en küçük parçasından, kuantumlardan oluşmuştur. Atomun yapısı bunlardır(Yani ışık-enerjiden baş­ka bir şey değildir).

-“Allahu  nurussemavati ve’l ard-Göklerin ve yerin Nuru-Işığı Allah’tır. (Nur-35)

-“Allah’tan başka kuvvet-enerji, güç yoktur”.(Kehf-39)

Onun için “canlılık” sıfatı ile “Akıl”, “düşünce”, “Ruh” ve “Meleği”; atomdan daha “önceki” Işıkla; Işığın, kuvvetin, Aklın; hayatın kayna­ğı olan Işık ve Enerjide aramak icabeder. Işık ve Kuvvet ise doğaldır. Kendiliğinden mevcuttur.

← Önceki

Sonraki →