Seçkinler

Bu durumdaki İnsana ise; “İnsan-ı Kâmil (Olgun İn­san)” denilmektedir. Kudsi Ruh taşıyan insana, işte İlk İnsan-Âdem, bu Kudsi Ruhu taşıdığı için Allah, yüce varlıklar olan Gök Ehli’ni, Meleklerini, Âdem’e Secde ettirmiştir. (53)

Âdem ve Âdem’in evlatlarından seçilmiş kişiler de Kud­si Ruh taşırlar. Bunlar, Resuller, Nebiler ve Velilerdir, Bunlara, “İnsan-ı Kâmil”ler denilir. Onlara uyanlar da, Ruhları Kudsileşince İnsan-ı Kâmil olurlar. Hepsi de insan ve beşer­dir. Dışları “gölge” ve “ampul” gibi “halk”; içleri ışık” ve “elektrik” gibi Tanrı Işığı olan “Kudsi Ruhları” ile “Hak”tır. İlâh değillerdir. Ancak İlâh’ın Sıfatları ile sıfat­lanmış, Allah’ın “Kudsi Ruhunu” taşımaktadırlar.

“Allah’ın huyu (Sıfatı) ile huylanınız“. (54)

Örneğin, Güneş değillerdir. Güneşin duvardaki ışığı gi­bidirler. Ruh yönleriyle böyledirler. Kutsal olan bedenleri, be­şeri yönleri değil; “Kutsal”‘ olan, Kudsi ve Aziz “Ruh”larıdır.

Rehber, Işık, İmam, Önder, Mürşid, Âlim olan; işte bu  Tanrı’nın Mukaddes ve Muazzez ve de Mutahhar Ruhu, Işığı -İlâhi Nefesi, Emri ve Kelimi’dir. Ve Masum, yani günahsızdır.(55)

Tüm saygılar, sevgiler, ‘Biat’lar ve ‘itaat’lar; bu Kutsal Tanrı Işığı (Nuru) olan “Yüce Ruha”dır

(53) Bakara-34, Kehf-50, İsra:61-65, A’raf-11 Ayrıca Bkz. “Sırrül Esrar, Seyyid Abdüikadir Geylâni, Çev. A. Akçiçek, Rahmet Yayın. 1968-İstanbul

(54) Sırrül Esrar, Seyyid Abdülkadir Geylani, S.99, Fihi Mâfih, Mevlâna, S.192, Devlet Kitap. MEB Yayın-1974.

(55) Mukaddes: Kutsal

Muazzez: Çok Aziz.

Mutahhar: Çok pâk

Ayrıca Bkz. “VARLIK” ve “GÜNAHSIZLAR” Kâzim YARDIMCI,

Genel Dağıtım: Doğan Dağıtım-Malatya.

-“Resul’a itaat eden, Allah’a itaat edendir”. (Nisa-80)

-“Resul’e biat eden, Allah’a biat edendir”. (Fetih-10)

-“De ki! ‘Allah’ı seviyorum’ diyenler, Bana (Muhammed Aleyhisselâtü vesselama) ‘biat’ etsin-bağlansın, tâbi ol­sun”. Yani

-“Allah’ı sevenler, Muhammed’i sevsinler…” (Âl-i İmran-31) Zira insan, sevmediğine, sevemediğine biat etmez.

Bağlanmaz, bağlanamaz.

Yere, Göğe sığmam; Mü’min kulumun kalbindeyim”. (56)

 Gökteki Güneş, dünyamızdan 1 milyar, 200 milyon defa büyüktür. Bu dünyaya sığmaz. Ama bir milyar dünya, Güneşe sığar. Böyle olmakla beraber; dünyaya sığmayan koca Güneş, küçücük bir aynaya sığar. Onda görünür.

Önce o cam parçasına ışıklarını gönderir, sonra da Kendi Işığında Kendisi görünür. (57)

Bu bir aynadaki görüntüdür. Bir yansımadır. Ama aynen Zâtı ile görünür. Fakat Kendisi bizzat gelip aynanın içine gir­miş değildir. O Gökte, yücededir.

(56) Kudsi Hadis’in tamamı: “Ne arzım (yeryüzü), ne Semam

( Gökyüzü) beni ihata edemedi. Ancak Takva sahibi, tertemiz ve Verâ sahibi Mü’min kulumun kalbi Beni ihata etti”. Kırk Hadis, Sadreddin Konevi. S.82, Terc. Harun Ünal, Vahdet Yayın. 1984, İstanbul

Âclûni, Keşfül Hafa, C.2, S.195.

(57) ” Allah, Göklerin ve yerin Nurudur. O’nun Nuru, içinde lamba bulunan,  penceresiz bir oyuğa benzer.  Lamba, cam içerisindedir.

Cam, sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne de batıya mensup olmayan Mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Ki neredeyse ateş değmese de yağı ışık verir. Nur üzerine Nur ‘dur.    Allah, dilediği kimseyi Nuruna iletir. Allah, insanlara misaller verir. Allah her şeyi bilir.

Bu kandil (lamba) O evlerde. Allah, Onların yüce tanınmasına ve içlerinde Adının zikredilmesine izin verilmiştir. Onlar, buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. (Nur: 35-36).

 

Burada aynanın parlak yanı, “Mü’min İnsan’ın Kalbi”dir. Aynanın arka tarafı da sanki İnsanın yoğun bedenidir. Bi­lindiği gibi Güneş, aynanın parlak yanında görülmektedir. İşte Yere-Göğe sığmayan, Sonsuz, Sınırsız Nur olan Allah da, insanın tıpkı o ayna gibi Kalbinde görünür. Tan­rı insanlardan istediğine önce Nurundan bir Kalp, bir gönül yapar. Tıpkı aynanın parlak yüzü gibi (Zira Tanrı’nın “Kalp” dediği, bu göğsümüzdeki ‘et parçası’ değildir! Etten kalp, herkeste vardır. İnançsız insanda da vardır).

← Önceki

Sonraki →