Işık ve Gölge

Güneşin ışık merkezi, Gökteki Güneşin zâtıdır. Kendidir. Güneşten, kâinata yayılan ışık. Güneşin âleme uzantısıdır. Duvardaki Güneş ışığına. Gökteki Güneşin bizzat kendisi (ya­ni Güneşin tamamı) demek doğru olmaz. Ancak Güneşin ken­disinden başka bir varlıktır demek de doğru değildir. Zira Gü­neş ışığını, Güneşten koparmanın mümkün olmadığı gibi, Gü­neşin uzantısı olan ışık hüzmesini de parçalamak mümkün değildir.

Mesela Güneş hüzmesini elimize bir cetvel alarak ikiye bölemeyiz. Ayrıca ışığı çiğnememiz de mümkün değildir. Bir insanın, ‘Ben Güneş ışığını çiğneyeceğim, onu ayağımın altına alacağım’ dediğini varsayalım: O kişi, yerdeki Güneş ışığına bassa, ışığın ayağının üstüne çıktığı; ayağının, Güneş ışığının altında kaldığı görülür. Işık, hiç alta girmez. Kimse onu ayaklayamaz.

Demek ki “Işık-Nur, yani Hak çiğnenemez”. Hak, yüce­dir. Hiç alta girmez. Bu çok büyük bir gerçektir. Yani Güne­şin ışığı da, bizzat Güneşin kendisidir. Fakat Güneşin tamamı değildir. Onun uzantılarından. Fakat Ondan başka bir şey ol­mayan uzantısıdır.

Yani “Güneş” ve “Işığı” iki ayrı şey değildir. İki şey bir­leşmiş de değildir. Güneşle ışığını birbirinden ayırmak da mümkün değildir. Ya da tevhid ve ifraz – birleştirme ve ayır­ma- diye bir şey mümkün değildir. Güneş ve ışığı ezeli olarak tek bir Nur’dur. Gelirken, komple gelir. Giderken duvarda bir santimetrekare ışık bırakmadan komple gider. Giderken yer­yüzünde, duvarlarda bir zerre olsun ışık bırakmadan Güneş ve ışığı beraber giderler. Güneşin ışığına, Güneş de demek caiz­dir (uygundur); Güneşten ayrılmayan Güneşin ışığı da demek caizdir. Yani Güneşin ışığı, Güneşin hem “zâtı”, “kendisi”dir; hem de Güneşin “sıfatı”, “niceliği”dir. Güneşin ışığının mer­kezinin Güneş olduğu da gerçektir. Güneşin ışığının, Güneşin ışığı olduğu da gerçektir. Güneş ve onun sıfatı olan ziyası  ışığı bir bütündür.

Denizle köpük gibi. Köpüğün, denizin köpüğü; başka bir şekil görüntüsü, belirtisi olduğu da doğrudur. Köpüğün aslı­nın, yapısının su olduğu dolayısıyla denizden başka bir şey ol­madığı da doğrudur. Ama bu iki doğruyu da bilmek lazımdır.

Ayrıca, Güneş olmazsa, ışığı olmaz. Deniz olmasa, köpük olmaz. Bu da bir gerçektir. Ancak Güneşin ışığı olmasa bize doğru uzamasa, Güneş bilinmez.

Zât, daima Sıfat’tan önce gelir. Zâtı (yani zamir, Özne) olmasa. Sıfat (nicelik, nitelik) olmaz. Sıfat, yani nicelik ve ni­telik olmasa; Zât, yani zamir, özne; ‘aslolan’ bilinmez.

Bir de “gölge” olayı var. Ancak gölge, gerçek bir varlık değildir. Mevhum, hayali bir varlıktır. Işığın bir oyunudur. Gölgeye var deseniz, var değil: yok deseniz yok değil. Geçici bir varlıktır. Sonradan olmuştur. Ve son bulur. Halbuki Güneş ve ışık, ‘yok olmaz’. Sonradan olan, son bulur. Fânidir. Ayrıca ışık olmasa, gölge olmaz.

Allah, Güneşi, gölgeye delil kıldı“. (Furkan-45).

Âyetine göre ışık olmayınca gölge olmaz. Ama Işık, gölgesiz de vardır. Gölge, gerçek var değildir. Zira “gölgenin atomu yoktur“. “Işığın atomu vardır“. Hatta atom, ışıktan, ışığın enerjisinden hasıl olur.

İşte Güneş, ışığı ve gölge de; gölge hayali ve sonradan olan ve sonra son bulup yok olan; yani muhdes ve mahluktur-yaratıktır.

Bunun gibi; Allah-Ruh ve cesed (beden) de öyledir. Ruh, Tanrı’nın sıfatı ışığıdır (Nur). Beden ise, gölge gibi muhdes; sonradan olmuştur. Mahluk yaratıktır ve son bulur. Sonludur. Allah ve Ruhu, Ezeli’dir. Sonsuzdur. Daimidir, Bâki ve ebedi­dir.

Ruh, Tanrı’nın Sıfatı yani niceliğidir. Bu nedenle “Allah” ve “Ruh” diye iki varlık yoktur. Ruh, Güneşin ışığı gibidir. Cesed de gölge gibi sonradan olan, gerçek varlığı olmayan “muhdes” ve “mahluk” yaratık olduğu için son bulan, ölen, gölge gibi yok olan sonlu bir varlıktır. İşte Güneşin; ışığı ile tek ve bütün bir şey olduğu gibi Tanrı da kendi niteliği (Sıfatı) olan Ruh ile “Tek Bir Nur” olan “Mutlak var”dır. “Ezeli”,”Daimi” ve “Ebedi”dir. “Sonsuz”dur.

Rab (Allah mebde), Ruh’ul Kudüs ve Oğlu (İsa) üçlüsü de işte bu Güneş, ışığı ve gölge üçlüsü gibidir. Gölgenin muh­des, mahluk ve sonlu olduğu gibi; İsa’nın da bedeni “orga­nik”, “beşeri” bir varlıktır.

İsa, Meryem’in oğludur, İsa Mesih; organik, beşeri bede­nini, Meryem’in bedeninden almıştır. Bu ispatlıdır. Zira İsa’yı, Meryem doğurmuştur. Cenini, çocuk ve erkek olmuştur. Ye­miştir, içmiştir, uyumuştur.

Hıristiyanlara göre çarmıha gerilmiş, öldürülmüş, kanı akmıştır. İsa’daki bu sıfatlar, Allah’da olmaz. Allah, uyur mu?.. Ölür mü?.. Halbuki Hz. İsa, uyumuş ve öldürülmüştür. (17)

Bu sıfatlar O’nun beşer, organik olduğunun ispatıdır. Be­den yok olunca; Allah ve O’nun Işığı, Ruh kalır (Güneş ve ışı­ğı gibi…). İsa’nın bedeninin gölge gibi olduğu ispatlanınca; Tanrı ve ışığı olan Ruh kalır. Nitekim Tanrı, ışığı ile Tek Bir Varlıktır.

(17) Bkz. Ekler’de ilgili bölüm.

← Önceki

Sonraki →