Semâ’ ve oyun

Salik (Yolcu), raks (oyun) yapmayacak. Semâ, raks değildir.

Kendini bilen insan raks, yani oyun oynamaz. Oyun, nefsinin heva ve hevesine (nefsin hoşuna giden boş işler) kötü itişlerine uymuş şaşkın ve taşkın insanların yapabileceği kötü iştir. Kadın ya da erkek, Tanrı’ya inanmış, kişiliğine kavuş­muş insana yakışmayan bir durumdur.

Raksetmek (oynamak), kendini bilengerçekleri bilen insana asla yakışmaz. Aklıbaşında Tanrı’ya inanan ciddi bir insan, ortam ne olursa olsun; nasıl oynar? Nasıl Rabbını unu­tur da başkalarını eğlemek için vücudunu oynatır?.. İnsan için Çok, çok çirkin bir durumdur.

Oyun gaflettir ve çocuk işidir. Gerçi çocuk gafletle bü­yür. Ama sağduyuya kavuşmuş, çocukluk ve onun her türlü gafletinden kurtulmuş insan, utanmadan nasıl rakseder, oynar!?..

Özellikle Salik (Tanrı Yolcusu), insanı aşağılaştıran raks (oynamak) v.b. durumlardan gayet uzak duracaktır.

       Tanrı Yolcusu arifane semâ’ eder, Yüce Rabbının aşk ve ateşli sevgisi ile… Semâ’, hem hareket, hem de Tevhid (mutlak birlik, vahdet-ül vücud) sırrındandır. Semâ’ Tanrı Yol­cusunun, Tanrı’sının Yüzünün her yönde olduğunu bilip; O’nun güzel ve doyulmaz yüzünü her yerde aramasıdır. (141) Bir bakıma Sevgilisi, Mutlak Varlık kendisi olan Rabbının, sanki çevresinde “sevincinden dönmesi; O’nun aşkı ile bera­ber raksetmesidir”. Ama bu, çok ulvi (yüce) bir durumdur!..

Şehvetine uymuş, alçak insanların raksına (oynamasına) benzemez bu! İkisi arasında Gökle yer kadar fark vardır. Yunus Baba’nın;

 

“Aşk ile gelip bir halet, pervaz (dönüp durdum) eyledim,

Allah derler, bir meclise uğradım!”

diye dile getirdiği, çok yüksek bir durumdur. Semâ’, ile perva­ne arasında güçlü bir ilişki vardır.

“Ey pervane! Şem’a niçin dönersin?..” (142)

Oynamakla, semâ’ birbirine asla karıştırılmamalıdır,

 

       Peygamberlerin ve Velilerin (sözgelişi Mevlâna’nın) dinlediği müzik ile diğer seksi (cinselliğe götüren) müzik ve­ya bazı türküler, birbirine benzemediği gibi; raks (oynamak) ile semâ’, yani “Nur olan Tanrı’yı her yönde aramak ve tavaf etmek” anlamına olan, Hak Âşığının semâ’ı da birbiri­ne asla benzemez!.. (143)

Bu konuyu. Büyük Mevlâna’nın şu önemli sözü İle bitir­mek istiyorum:

“Ey âşık efendiler! Evet, ikinizde âşıksınız.

Biriniz “kan tuluğuna”, biriniz de “ay yüze/”

Anlayan, anlar ve görür ikisi arasındaki farkı…

 

 

(141) -“Doğu ve batı, Allah’ındır. Hangi yöne yönelirseniz, Allah’ın yüzü o yöndedir.” (Bakara-115)

(142) Pervane:Işık çevresinde dönen küçük kelebek.

         Şem’a; Işık, mum ışığı.

(143) Gazali hazretleri “Semâ’ı” iki anlamda açıklar: Güzel ses ve İlâhi aşkla (vecd) dönmek…

         “Güzel ses, insanın elinde olmayarak kalbine tesir eder. Çünkü kalbin ve ruhun, arşın üstündeki (Âlem-i ervah) ile bağlılığı vardır…”

         “Semâ’ üç kısımdir: a) Kalpte, helal şeye sevgi varsa, Semâ’ onu artırıyorsa o kişinin müzik (teganni) dinlemesi helâl olur.

         b) Kalbinde iyi veya yasak bağlılık yoksa, eğlence olarak dinliyorsa, bunun güzel sesten tat alması mubahtır,

         c) Kalbinde, Şeriatın yasak ettiği birşey olanm (kadın, oğlan, kötü huy v.b.) teganni dinlemesi günah olur…”

        Bu konular, Yüce Peygamberimizin (a.s.v.) dönemi olayları ve Hadîs’lerle açıklanır. Devamla,

        “Tasavvuf ehlinin hallerini kabul etmeyen ya da inkar eden, âlim olsun, câhil olsun, hepsi çocuklar gibidir. Çünkü ulaşamadıkları şeyi in­kar ediyorlar. Hiç olmazsa inanmalı ve mümkündür demelidir..”

(Gazali, kimyayı Saadet, Semâ ve Vecdin Edebleri, S.339-355, Be­dir Yay. 1972-İst.)

← Önceki

Sonraki →