Kiminle Samimiyet

İnançlı kişiler; zalimlere, kâfirlere (gerçeği örten, gerçeğe düşmanlık edenlere), kalben düşmanlık edecek ve Onlarla samimi olmayacak.

İnançlı kişi, zalimlere ve gerçeğe düşman kâfirlere, “hal­ka zulüm” ettikleri için ve “Hakka (Gerçeğe) düşman” olduk­larından; Onlara, kalben buğz (düşmanlık) edecek. Onlarla as­la dostluk kurmayacak. Çünkü Onlar, “Hakkın ve halkın” düş­manıdırlar.

    İslâmiyet, insan sevgisiyle doludur. İnsanlara saygılıdır ve insanlara sevgi şuurunu (bilincini) aşılar.

Ancak Hakka (Gerçeğe) ve halka düşman olanları, insan saymaz! Onların, en vahşi hayvanlardan daha aşağı ve kötü ol­duklarını açıklar. Yanlış bir “hümanizm (insanlık)” görüşünü kabul etmez. Gerçeğin ve halkın düşmanı olan, kendi çıkarları­nı sapıklıkta; gerçeklerin bilinmemesinde ve halkın sömürülmesinde arayan bu sadist (acı çektirmekten hoşlanan) ve ego­ist (bencil) zalim ve kâfirlere sevgi, insanlık için zararlıdır ve ahmaklıktır.                                           ,

Tanrı, Kitaplarında zalimlerin; yani halkı sömüren, Onla­rı horlayıp alay eden, Onlara işkence eden. Onları insan say­mayıp; kendilerini diğer insanlardan büyük görüp kibirlenen zalimleri, hangi ırktan ve Dinden olursa olsun lânetlemiştir. İnsanların bunları sevmemesini ve Onlarla şiddetli mücadele edip, yeryüzünü onlardan temizlememizi emretmiştir. Hakkın ve halkın düşmandan olan zalimlerin (ekâbirin), mücrimler ol­duğunu bildirmektedir. (80)

-“Vekâfirûne hümüzzalimûn – Gerçeği bilmeyenler ve gerçeklerin, halk tarafından bilinmesini istemeyenler; za­limler ve kâfirlerdir (Gerçeği örtenlerdir) “. (Bakara-254).

İnançlı kişi, bu gibi kâfir ve zalimlerle samimi olmaya­caktır. Çünkü Onların, Halka dostluğu yoktur. Onlar, Tanrı’nın kullarının düşmanlarıdırlar.

 

Tanrı’nın Yolu, Onların çıkarlarına aykırı olur. Çünkü Tanrı, çirkap (iğrenç ve bulaşkan) yaşantıyı, halkı sömür­meyi, halkı ezmeyi, halkı horlamayı şiddetle menetmiş; eşit­liği, kardeşliği, fikre saygıyı, yani serbest tartışmayı, özgür­lüğü ve zulme direnmeyi emretmiştir!

Bu nedenle gerçek kâfir olan zalimler; yani halk düşman­ları, hakiki Müslümanlığa karşıdırlar. Onlar, Tanrı’nın Dinini kendi çıkar ve anlayışlarına uygun şekilde yorumlayan Molla, Dede, Papaz, Haham ve Kâhinleri severler. Bunları korurlar. Maddi yardımda bulunurlar. Bunlar vasıtasıyla, Cami ve kili­seleri ele geçirip halkı uyutup kendi baskıcı düzenlerini devam ettirmek isterler.

Gerçek ve gerçekleri açıklayan, halkı uyandıran, büyük Din bilginlerini sevmezler. Elde ettikleri çıkarcı, ahlâksız, Dindar görünen kişiler yoluyla Camilerde ve Kiliselerde, bu büyük Din büyüklerini türlü iftiralarla kötüleyip halkın gözün­den düşürmek isterler.

      Çünkü Peygamberler ve gerçek Tanrı bilgini Mistikler, halkçıdırlar. Özgürlükten ve eşitlikten yanadırlar. Ekonomi­de, taksimat (paylaşım) isterler. Halkın sömürülmesini ve horlanmasını şiddetle menederler. Halka zulüm eden zalim­lere karşı, halkın direnmesini önerirler.

       Tanrı Kur’an-ı Kerim’de,

       “Ya Muhammed! Senden evvelkiler, Peygamberleri ve taksimatı emredenleri (Veye’murune bi’l kist) haksız yere öl­dürdüler“. (Âl-i İmran-21).

Buyurmak suretiyle, bu zalimlerin ne olduklarını; ayrıca “taksimat isteyenleri, Peygamberleri ile birlikte” anmış ol­ması; Tanrı’nın ekonomik eşitliğe ve ekonomik özgürlüğe ne kadar önem verdiğini apaçık gösterir.

Tanrı, kullarını çok sever. Onları sömüren, Onları horla­yan zalimlerden ve (kim olursa olsun) bu zalimlere yardım edenlerden nefret eder. Onlarla şiddetli mücadele etmemizi emreder.

 

    Kullarını, yani halkı bu kadar seven, Onları uyaran, kuluna vermiş olduğu iradeyi harekete geçirmek isteyen bu güzel Tanrı, Kutsal Kitabı Kur’an-ı Kerim ve Onu tüm in­sanlığa sunan Hz. Muhammed (a.s.v.) sevilmez mi?,.

Tanrı insana, kendi iradesinden vermiştir. Ayrıca icat et­me (yaratma) yeteneği bahsetmiştir, insan, Tanrı’nın, âlemdeki en kutsal ve en yüce belirtisidir. Tüm nesneleri, O’nun emrine vermiştir. Ayrıca O’na, tasarruf (yönetim kabili­yeti) vermiştir.

       -“İnni cailünfi’l ardi halifeten – İnsanı yeryüzüne, Tanrı adına iş gören başkan yaptım”. (Bakara-30).

Öyleyse insanın hareketi, Tanrı’nın hareketidir. Ve insan bunu, -temel kurallarını Kitaplarında gösterdiği Tanrı yasaları içerisinde- serbestçe ve iyi kişilerle tartışmak suretiyle istediği gibi kullanabilir. Tanrı, yasalarının temel kurallarını vermiştir. Ayrıntılarını ise, insana bırakmıştır. İctihadlar, bunun böyle olduğunun kesin delilidir.

Durum bu iken, burjuva taraflısı Molla, Dede, Sahte Şeyh ve Kilise babalarının yanlış bir Kader ve tevekkül felsefesi ile halkın yaratma ve haksızlığa karşı gelme gücünü engellemeye çalışıp; zalimlere, halkı sömürenlere hizmet etmeleri, bu Din adamlarının, aslında Din düşmanı olduklarını gösterir! Bunlar, burjuvanın emellerine hizmet edip halkı uyuşturan, kralcı ve padişahçı yanlış Din yorumcularıdır.

        İslâm, çalışmayı, haksızlıkla mücadeleyi ve zalimlere direnmeyi, zulmü ortadan kaldırmayı emreder!

        İslâm, yanlış kader anlayışını kabul etmez. Şeriat, Tanrı Yasaları’nın temel kurallarıdır. Eğer kabul etse, o zaman yasa­lara gerek karmaz. İnsanlarda hayvanlar gibi kendi başlarına, doğrudan doğruya Tanrı tarafından yaşantılarını devam ettirir­ler! Çünkü Tanrı, Peygambere yasaları göndermiştir.

        -“Sümme caalnake ala Şeriatın mine’l emri fettebiha Sonra sana Şeriati (Yasaları) verdik. Onlara tâbi ol!” (Casiye-18).

 

     Kader, Tanrı’nın derin ve halkın anlayamayacağı bir sır­rıdır. Ayrıca îmanla ilgilidir. Ağır bir felsefedir. Ancak yüksek bilginler arasında konuşulan bir konudur. Halka indirilemez.

Şeriat, Kaderi kabul etmez. Yani. Kadere göre hareket et­mez. Kur’an’a, Peygamber’in (a.s.v.) emrine, sünnetine ve ak­lın makul kurallarına göre hareket eder (Şurayı-istişareyi öne­rir).

Şeriat, çalışmayı emreder. İnsanın; öpülesi, el emeğini savunur. Emekten yanadır. Zulme, direnmeyi emreder. Yanlış Kader ve tevekkül anlayışını, uyuşukluğu ve hiç birşeye karışmamayı kabul etmez. Bu durum, zulme rızayı (zulmü kabul­lenmeyi) doğurur ki; bu, İslâmiyet’e ve akla ters düşer.

       Tanrı, insana akıl vermiş, ayrıca Kitabı ile takviye et­miştir. İşte gerçek budur!..

(80) Her yerin ekâbiri, oranın mücrimleridir! çok ağır suçlularıdır). (En’am-123).

← Önceki

Sonraki →