Kaybedilenlere Karşı Tutum

Salik, kaybolmuş birşeyi bulduğunda – kıymeti yüksek de olsa- sahibini arayıp teslim etmelidir. Maddi-Mânevi büyük mükâfatı vardır. Allah’ın rızasına mazhar olur.

 

 

Salik, Kutsal Tanrı Yolunda, “Tanrı’nın Cemâline” kavuşmaktan başka bir arzu taşıyamaz.

Eğer başka emeller beslerse, Tanrı’sına bir türlü kavuşa­maz!..

       -“Yüridûne vechehu – Tanrı’nın Vechi’ni dileyenler…”

(En’am 52).

Âyetinin sırrı, Yolcuda tecelli etmedikçe; O Yolcu, yarı yolda kalır.

Tasavvuf âleminin önemle üstünde durduğu nokta, bu an­latılanlardır. Durum böyle olunca; Tanrı Yolcusu, kendine ait olmayan birşeyi – kıymeti çok yüksekte olsa- alıp kendine mal edemez. Kendinde kaldığı sürece, rahatsız olur. Sahibini arar-bulur. Verdiğinde rahatlar.

Mal yitirmek, çok zor bir olaydır. Böyle bir olay, az-çok herkesin başına gelmiştir. Özellikle fazla kıymetli ise, durum daha da önemlidir… Bu nedenle, önce insanın kendi nefsinde düşünmesi lazımdır. Kaybolmuş para, eşya v.b. bulunduğun­da, insan çok sevinir. Mutlu olur.

Tanrı da. onu bulup sahibine veren insanı sevindirmez mi?..

Önünde sonunda O kişiyi, Tanrı mükafatlandırır. Bu mânevi olduğu gibi, maddi de olabilir. Kayıp malı vermek, büyük bir “mertlik” ve “kişilik” meselesidir. Herkes bunu yapamaz! İşte herkesin yapamadığını yapmak, büyüklüktür ve Tanrı Taala’nın çok hoşuna gider. Bu durum, “Tanrı’nın, ku­lundan razı olması” demektir.

Kendini bilen inançlı insan için, Tanrı’nın rıza ve hoşnut­luğundan da daha büyük bir mutluluk düşünülemez!..

 

Bu durum, birazda Tanrı için tutulan Oruca benzer. Oruç, Tanrı içindir. Gizlidir. İnsan isterse, gizlice orucunu bo­zabilir. Tanrı’dan başkası; görmeyebilir. Kayıp para, altın v.b. eşya da öyledir. İnsan isterse vermeyebilir. Bu yoldan zengin olduğu gibi, Tanrı’dan başkası da o şeyi bulduğunu bilmeyebi­lir. Ama Tanrı’ya inanan, bulduğunu kimse görmese bile;Yaratıcının gördüğünü” bilir. Aynca o şeyi kaybedenin, kimbilir kim olduğunu veya ne kadar acı çektiğini düşünür… Sonuçta kendine ait olmayan birşeyi, kıymeti çok yüksekte ol­sa; arar, sahibine verir.

Sahibini bir türlü bulamıyorsa; her türlü araca başvurması gerekir. Hoperlör, radyo, televizyon gibi iletişim araçlarıyla duyurular yaparak ve epeyce bir zaman (aylarca hatta yıllarca) sakladıktan sonra, yine sahibini bulamıyorsa; ya “devlete” veya hayır kurumlarına” verir.

Ya da “ihtiyacı kadarı”ndan faydalanabilir. Eğer ihtiya­cı varsa… O zaman bu, Tanrı’sından kendisine bir bağış”demektir.

Ama herhalde sahibini arayıp bulmak ve teslim etmek“lazımdır.

Tanrı, onun karşılığını maddi ve Mânevi ola­rak daha fazlasıyla vermek suretiyle mükâfatlandırır. Ayrıca O kulundan razı

olur!..

Ne mutlu bu şekilde Tanrı’nın rızasını kazanıp da, bütün günahlarından kurtulan kula!..

    Tanrı, hepimize nasip eyleye… Bir anlık mesele. Bir ya­pabildi mi insan; Tanrı’yı O anda razı edebilir.

Ayrıca insanın kendine güveni artar. Bir şahsiyet sahibi olduğuna önce kendi inanır.

← Önceki

Sonraki →