Mal Sahibi, Mülk Sahibi

Müslüman kişi mal mülk kazandığında, daima Al­lah’tan bilecek.

Müslüman kişi, kendi emeğiyle, Hak ölçülerle, helâl yol­dan mal mülk kazandığında; bunu Allah’tan bilecektir. Çünkü helâl olan kazanç, hayırdır. Hayır da Allah’tandır.

Müslüman bilir ki; kendini yaratan, kendine akıl, zekâ ve enerji (işgücü ) veren, evrenin yaratıcısı ve yöneticisi Tanrı’dır!.. Bunlar, kişinin doğal sermayesidir.

Haram kazanç, sömürüdür. Yani emek ve Hak ölçülerin neticesi olmayan türlü hile ve desiselerle (oyun, dolap, entri­ka) yığılmış, haram kazanç neticesi bir birikimdir. Haram mal ve kazanç, gizli hırsızlıktır. Halkı sömüren kişi, hırsızdır. Hır­sızın çaldığı malı mülkü Tanrı’dan bilmek; Tanrı’ya hakarettir.

Bazı kişilerin ya da birtakım bilinçsiz mollaların; “zen­ginlere malı Tanrı vermiş; zengini zengin yapan, fakiri de fa­kir yapan Tanrı’dır. Herkes kaderine razı olsun” gibi sözleri saçma ve gizli hırsızlan müdafaa için yapılan demogojidır (Duyguların okşanarak, kendi davasını yürütme yolu). Tanrı, hırsızın çaldığı malın elinden alınmasını emrettiği gibi, ayrıca hırsızın elinin kesilmesini de emreder. Yani, “hırsızı, hırsız­lık yapamayacak duruma getirmeyi” bildirmiştir. Hırsızı hapsetmek veya kuvvetli tedbirler alıp, açık-gizli hırsızlığı Ön­leyici, sömürü düzenini değiştirip; etkili Âdil devlet denetimi­ni kurmakla olur.

Gizli-açık sömürü neticesi elde edilen haram serveti Al­lah’tan bilmek, Allah’ı tanımamak ve Adaletini inkâr etmektir.

Ayrıca Tanrı, fakiri (bazı istisnalar dışında) bizzat fakir etmemiştir. Ulu Tanrı, herkese akıl, zekâ. işgücü sermayesini vermiş ve çalışmayı, emeği ile yaşamayı emretmiştir. Çalışan aç kalmaz! Kişinin emeği, enerjisi, düşüncesi doğal serma­yesidir.

Dinler içinde hiçbir Din, İslâmiyet kadar çalışmayı emretmemiş ve emek üzerimle durmamıştır!.. (61)

Şimdi, İslâm’ın bu çalışma emri ortada iken; “Kaderinize razı olun!. Zenginlerin malına göz dikmeyin! Tanrı istediğini zengin yapar, istediğini fakir yapar!”‘ gibi İslâm’ın, Kader gö­rüşüyle de bağdaşmayan; Cebri Mezhebi’nin görüşü olan bu demogojilerle halkı uyutup, bilerek veya bilmeyerek halkı açık-gizli sömüren, hırsız burjuvanın maşalığını yapıp insanla­rı uyuşturmak, İslâm Dinine tamamen aykırıdır. (62) Helâlinden kazananlar müstesna.

İslâmiyet, kişinin kendi geçimi ile devletin güçlenmesi için kesin ve sürekli olarak çalışmayı emretmiştir. İslâmiyet çalışmayı, kişinin kendi geçimini, Tanrı’nın kendine verdiği işgücüyle temin etmesini, kimseye yük olmamasını ve devle­tin güçlenmesini ister.

Ayrıca kazananların, işgücünden mahrum olan kişilere, kazançlarından yardım etmelerini, “Sosyal Yardımlaşmayı” önerir.

      “Yoksulun (işgücünden yoksun olanın), işgücünden mahrum olmayanlardan, yardım alması hakkıdır”, der. (63)

Kural şudur: Devlet olmazsa, Din olmaz. Dini koruyan, güçlü devlettir. Bu nedenle Tanrı,

 

-“Kendi nefisleri için para yığanları; paralarını kızıl ateş edeceğim, alınlarının ortasına, göğüslerine ve böğürle­rine basıp, paraları tükeninceye kadar azap edeceğim!”(Tevbe-34,35) buyurur.

Bu Âyet, apaçık ortada iken hocalarımız kürsüde; halkı sömüren hırsız ve ahlaksız burjuva ve Onların propagandacıla­rı; İslâm’ın “Çalışın!” emrini ters bir şekilde, bilinçsiz halka işleyip; Çalışın değil de, “Zengin olun!” demektedirler. (64)

Halbuki İslâmiyet, “Çalışın, emeğinizle geçinin, kendi nefisleriniz için mal yığmayın! Kazancınızın fazlasını, en başta Dinin, milletin ve yurdun bekâsını (devamlılığını) te­min edecek devlet ve ondan sonra da işgücünden mahrum olan yoksul kişilere, komşularınızdan yoksul olanlara; Ze­kat, Sadaka (yardım), infak ve itam (yedirin) edin!” buyur­maktadır.

-“El mâlü ve’I benûne zinetü’l hayati’ddünya ve’l bâkiyâtüssalihât – Mal ve evlat, dünyanın geçici süsüdür. Baki kalacak salihliktir (Kendini yapma, faziletli insan ol­maktır)!”(Kehf-46)

Ayrıca Tanrı,

-“Len tenâlül birre hatta tünfiku mimma tahibbun – Sev­diğinizi dağıtmadıkça, kurtulmuşlardan olamazsınız!”

(Âl-i İmran-92) buyurmuştur.

Bu Âyet gelince Yüce Peygamberimizin (a.s.v.) İnançlı arkadaşları,

Ya Resûlallah! İnfak (dağıtmak) ne kadardır?.. Diye sormuşlardır…

O yoksulun ve zayıfın babası, çok acıyıcı Peygamberimiz Güzel Muhammed (a.s.v.) Efendimiz, “Tanrının infak diye buyurduğu; mübrem (zorunlu) ihtiyacınızdan fazla olan

malınızdır!” buyurmuştur.(65)

Bu Âyet ve Kutsal Peygamber sözleri, büyük Türk Şairi Fuzuli’yi o kadar etkilemiştir ki; bir beyitinde,

“Len tenâlül birre hatta tünfıku derse eğer;

Mıtrıba çal nâmeni. Yâ eyyühe’l müsteğfirûn!..” (66) Buyurmuşlardır.

      “Zengin olun!” demek başka şeydir, “Çalışın” demek başka… Zengin olan daha çalışmaz, başkalarını çalıştırır. Ken­disi, bolluk içinde saltanat ve devlet sürer. Halbuki İslâmiyet, sürekli, yani ölünceye kadar, işgücü olanın çalışmasını emreder.

Öyleyse, İslâm’a göre, herkes emekçidir. Çalışacaktır. Fikir işçisi de emekçidir. Yönetenler de çalışacaktır.

Bir Âyet’te Hz. Allah,

      -“Tâ ki Ya Muhammed! Bu mal, yalnız zenginler ara­sında dolaşan bir devlet olmasın!” (Haşr-7)

Buyurmakla, malın yani Milli Gelir’inbelirli kişilerin elinde kalmamasını hiçbir tartışmaya meydan vermeyecek şe­kilde emretmiştir. Hem de Milli Gelir’den, herkesin faydalan­masını istemiştir.

Aynca diğer bir Âyette Tanrı,

      -“Ya Muhammed! Bolluk içinde yaşadıkları için, Se­nin Rabbın nice kavimleri helak etmiştir!”(İsra-16), buyurur.

Bu konuda Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim incelendiğin­de şu Âyetlerle karşılaşırız:

 

-“Tanrı, müreffehleri (bolluk içinde yaşayanları) ve fa-hirlenenleri (övünüp böbürlenenleri) sevmez!” (Kasas-76).

    “Ya Muhammedi Senden evvel yaşayan insanlar, Pey­gamberleri ve taksimat (paylaşım) isteyenleri haksız yere katlettiler (öldürdüler)!” (Âl-i İmran-21)

    -“Mü’minler, kâfirlere;yoksullara it’am edin (yed        irin), yani yardım edin dediği zaman kâfirler; Tanrı, Onlara da veremez mi? dedikleri gibi ayrıca Mü’minlere, Siz apaçık sapıksınız derler”. (Yâ sin-47).

Yani Tanrı Onlara vermemiş, biz neden verelim?., demek isterler. “Yardım etme” kuralını, sapıklık olarak nitelerler!

Yine Tann,

       -“Vay o malı cem eden (toplayan) ve yoksul halkı hor­layıp, alay edenlerin hallerine!.. Onlar, malı cem ederler, sonra da hesabına dalarlar!“(Hümeze:l-4)

Yani Bana, ne ibadet edecek; ne de Beni düşünecek za­man bulurlar!

     -“Bunların karınlarını, ateşle dolduracağım!” (Nisa-10) buyurmaktadır.

     “İnsana emeğinden başka birşey yoktur!” (Necm-39), buyurur.

Yüce Peygamberimiz (a.s.v.),

      “Her kötülüğün başı dünya sevgisidir!” (67)

Yine aynı Peygamber(a.s.v.),

“Eddünya cifetün vetalibüha külabün- Dünya leştir, onu isteyenler de köpektir!” (68) buyurmuşlardır.

Nihayet Tanrı, bir kutsal sözünde,

        “Ben gizli bir hazine’idim, bilinmekliğimi sevdim ve onun için nesneleri yarattım (yani belirdim, zahir oldum!)

(69) buyururlar.

Zenginler ise, Tanrı’yı değil; kendi servetlerini hazine bi­lirler. Hırs ile malı mülkü toplarlar, hasretle de bırakıp gi­derler. Yani ölürler!..

Netice olarak İslâmiyet, zengin olmayı değil; çok çok ye sürekli çalışmayı emreder. Zira herkes zengin olamaz. İslâm Dini, emekçilerden yana bir Dindir. Müslüman.çalışacak, kimseye yük olmayacak. Ayrıca fazla çalışıp, devle­tine yardım edecek (Çünkü Dini, Namusu, Yurdu koruyacak; güçlü devlettir).

İşgücünden yoksun insanlara, yetimlere, dullara, darda kalmışlara yardım edecek. İhtiyacı olana “Karz-ı Hasen (Fa­izsiz güzel borç)”, para verecek (70) O kişinin işini düzelt­mesi için… Ayrıca konu komşudan yoksul olanlara, hasta olanlara, ihtiyar ana babasına yardım edecek. Ehil (evcil) hay­vanlara yardım edecek. Yoksul akrabasını görüp gözetecek.

İslâm’ın kendisini, yani Kur’an-ı, Peygamberi (a.s.v.) ve Dört Büyük Halifesi zamanını incelediğimiz zaman; şu gerçeği rahatlıkla anlarız.: İslâmiyet; bireyci değil, toplumcu­dur.

İslâmiyet’te “Halk-ı cedid (Taze yaratılış), yani daimi yaratıcılık” vardır.

-“Külle yevmin nüve fi şa’n – O büyük Tanrı, her an bir tecellide (belirmededir)” (Rahman-29).

Âyetleri ile Tanrı’nın, daimi faal (İş görmekte ve daimi belirme, yenileme) ile evrenin tekâmül ettiği (olgunlaştığı), daha da güzelleştiği ve bu durumun sonsuz olduğu; bunun ise, daimi inkılap olduğu anlaşılır. Öyleyse İslâm’ın, emekçilerden yana ve sonsuz evrime, inandığı gün gibi ortaya çıkacaktır!

         Büyük ve Yüce Peygamber Hz. Muhammed’in (a.s.v.) kendisinden sonra, devleti ailesine bırakmaması, ırk ve asaleti (soyluluğu) reddettiği gerçeği ile İslâm’ın, Demokratik devlet sistemini bulduğu ve aristokrasi’yi yıkıp, hümanist (insancıl) görüşü getirdiği, (71)

       -“Dinde, zorlama yoktur.” (Bakara-256)

Âyeti ile de; herkese düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü tanıdı­ğı tartışma götürmez bir realitedir. Bu bölümü (37. madde) da­ha detaylı anlamak için 4., 17. ve 31. maddeleri okumayı salık-veririm.

 

(61) Yüce Rabbımız bir Kudsi Hadiste buyurur:” Üç kişinin düşmanı­yım (hasmıyım) İlki; benim adıma söz verir, sözünden döner, ikin­cisi; Hür (özgür) insanı köle diye satar, değerini yer. Üçüncüsü; işçinin ücretini tam olarak vermez. “(40 Hadis, Sadreddin  Konevi,Terc. Harun Ünal, Kaynaklar: Buharı, îbn Mâce, Müsned).

(62) Cebri Mezhebi’nin görüşü ve özellikleri için Bk. “îslâmda Mezhep­ler ve Yükseliş, Kısaca önemli İtikat Konulan ve diğer bölümler”. Kâzim Yardımcı, 1988, Anadolu Bas.-lzmir.

(63)- “Onların mallarında dilenci ve yoksulun hakkı vardır. ” (Zâriyat-19).

 64) Halbuki herkesin zengin olması mümkün değildir. Herkes zengin olunca, Zenginler kimi çalıştıracak. Ama herkes emekçi olabilir. Çalışır, karşılığını alır, gereksinimlerini karşılar

(65)  ” Veyes’elûneke, mâzâ yünfikune kuli’l afve -Sana neyi infak ede­ceklerini sorarlar. De Ki: ihtiyacınızdan artanı”.(Bakara-219).

Ayrıca Bkz. Gazali, Ihyâ C.4. “Fakrın hakikati ve özel fazileti”

(66)  Günümüz Türkçesiyle: “Sevdiğinizi dağıtmadıkça, kurtulamazsı­nız! buyurduğuna göre; Ey haber verici! duyur duyuracağını: Ey yarlığanmak isteyenler! (îşte fırsat, Buyurun de!..)”.

 (67) Ibn Ebi’ddünya ve Beyhaki’den, İhya-u Ulumi’ddin, Gazali,C.3, S.454, Bedir Ya. İst.1974.

(68) Bkz.Gazali, ihya, C3,”Dünya sevgisi” bölümü.

(69) Sırrül esrâr,Seyyid Abdulkadir Geylani, Rahmet Ya.1964- istanbul.

(70) -“Allah’a Karz-ı hasen’le (güzel borç) ödünç verecek olan kim?

Allah da onun verdiğini kat kat artırsın..”(Hadid-11)

(71) Yüce Peygamberimiz (a.s.v.) buyurur:

“Allah cahiliyet geleneklerini, o kötü âdetleri, atayla, babayla ö -vünmeyi sizden giderdi. Bütün insanlar Adem’dendir; O da toprak­tan. Arabın, Arap olmayana, Arap olmayanın Arab’a; beyazın si­yaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük, Allah’tan sakı­nanlarındır.”         (Veda Hutbesinden)

← Önceki

Sonraki →