Aç gözlü zenginlerden uzak durmak

Tanrı Yolcusu, haris zenginlerle samimi olmamalı ve uzak durmalı. (131)

 

 

Tanrı Kur’an’da,

-“Men kâne yüridü hars’el âhireti nezid lehu fi harsihi ve men kâne yüridü harse’ddünya nü’tihi minha vemâ lehu fı’l âhireti minnasib – Bir kimse Âhirete (Nur Âlemine ) hırs (şiddetli istek) ederse; O’nun hırsını, isteğini artırırız. Bir kimse de dünyaya hırs (şiddetli istek) ederse; dünyadan O’na veririz. (Zengin ederiz) ancak; Âhiretten nasib (fay­dalanma) alamaz”. (Şûra-20)

Buyurmaktadır.

Bu Âyet, açıktır. Dünyayı aşırı isteyen zenginler, Âhiretten nasip (fayda görme) alamıyor. Nasibi, yani faydalanması kesiliyor. Şu halde, Âhiretten (Nur Âleminden) nasibi kesilen bir insan, Tanrı’dan uzaklaşmış, İblis gibi tard edilmiş demek­tir.

Böyle Tanrı’dan uzak, “dünya düşkünü” zenginle; Tanrı’ya inanan ve Tanrı Yolcusu insan, samimi (dost) olabilir mi?..

Dünya düşkünlüğü, şiddetli mal mülk, servet isteği değil midir? Kur’an-ı Kerim’e göre bu Özellikteki kişi, Tanrı’dan uzaklaşmakta; Âhiretten, Cennetten nasibi (faydalanması) ke­silmektedir. Böylesi bir Cennetlik olmayan insanla samimi, yani dost olmak; kişiyi, O’nun fikir ve eğiliminin etkisinde bı­rakır. Sonunda insanlar, O’nun gibi “dünya düşkünü” olmaya başlarlar.

Tanrı’dan uzak insandan ayrı düşmek ise; Müslüman’ın hem Dini görevi, hem de akıllılığı olur.

Dünya (ehli), insanı “dünya adamı” eder.

Allah (ehli), İnsanı “Allah Adamı”eder

 Yüce Peygamberimiz (a.s.v.),

        “Kişi, halilinin (dostunun, arkadaşının) Dininde ölür”.(132)

Buyurmaktadır.

Her kuş, kendi cinsi ile gezer.

Kur’an-ı Kerim apaçık, zenginlerin ve fukaraların varlı­ğından bahsetmiştir. Bu durum, Kur’an’ın birçok Âyetleri ile sabittir. (133) Bu konu, okumakta olduğunuz kitabın “Güzel Ahlâklar” bölümünde de genişliğine açıklandı. Bu bölümde de konuyu biraz açalım:

       “Mekke’de olduğu gibi, her karyede de (Karye, kasa-ba.Topluluk bulunan yer anlamınadır.) O bölgenin “ekâbirleri (İleri gelenleri) Oranın “mücrimleridir”. Onlar, halka hile yaparlar. Ancak hileleri kendilerinedir. Fakat bu­nu şuur (akıl) edinemezler”. (En’am-123)

Her kötülüğün başı, dünya sevgisidir” (134)

Âyet ve Hadis, böyle söylüyor. Acaba bu açık “Islâmi Gerçeklere” aristokratlarımız, burjuvamız (olan ekâbir), ne buyururlar?.. Onlarla oturup-kalkan, camilerimizin minber ve vaiz kürsülerinde Onların savunmasını yapan ve de onlar­dan yana olan Ulemamız (Din adamlarımız) ne buyururlar (Tabi halktan ve “Âhiret Yurdu”ndan yana olanlarını tenzih ederiz!)?..

      Ah no’laydı Sosyalistler, Mistik, Metafizikçi ve Özgürlükçü olaydılar!.. O zaman, insanlığın yüzyıllar boyu ızdırabını çektikleri Firavun düzenleri tez yıkılırdı. Ama gel gör ki; Halkı, emeği, sosyal adaleti savunuyorlar. Sıra en büyük Hak realiteye geldiğinde; kendini yaratan sonsuz, sınırsız Varlık, Alim ve Kerim olan Tanrı’yı inkâr ediyorlar.

       Allah’ı inkâr eden, hiçbir zaman halktan, emekten yana olamaz!.. Gerçek “Halkçı”, Mevlâna, Yunus ve benzeri Mistiklerdir:

      “Bakır tastaki ayranım önümde oldukça, vallahi kimsenin balını düşünmem bile. Maddi olan herşeyim senin olsun. Ama “özgürlüğümü” taş çatlasa vermem!” diyorMevlâna. (135) Âşık, Sâdık, Dost Mevlâna; tüm Evliyalar gibi… Bu özellik, Tanrı Velileri, yani Dostları olan “büyük mistiklerde” ve tüm Tasavvufçularda görülür. Çünkü Onlar; “gerçek Dindar, insancı, halkçı ve özgürlükçüdürler…

Selam olsun Onlara… Onlara uyanlara… Onları sevenlere…

Demokrasi rejimi; diktacılar, ihtilâlci sosyalistler, faşist­ler, nasyonalistler, padişaha, şaha veya kralcılar tarafından eleştirilebilir. Ancak şu gerçeği, bugünkü dünyada ve insanlığın bugünkü ortamda kimse inkâr edemez :çok partili parlamenter sistem, özgürlüğün en büyük garantisidir. Bizim üzerinde durduğumuz; fikir, inanç, bunları ifade ve her türlü vasıtalarla yayabilme Özgürlüğüdür.

Bir de kişiye, “işini kendi seçme ve istediği zaman işinden çıkabilme, hakkını arayabilme özgürlüğünün” verilmesidir, insan, bu özgürlüklere sahip olduğu derecede insan­dır. Yoksa Onun, başkaları tarafından çalıştırılan ve tasarruf edilen canlıdan ne farkı kalır?!..

İnsan ekonomik özgürlüğe de, (geç de olsa) yukarıda sıra­ladığım özgürlüklerin bulunduğu demokrasi rejiminde kavuşa­bilir. Bunun da en büyük garantisi, muhalefet partilerinin bu­lunduğu “demokrasi rejimi”dir. Bundan ötesi nazariyedir. Ya­ni pratiği olmayan teori ve felsefe, ispatlanmamış görüşler ve demogojidir.

İnsanın, hayvandan ayrı bir yaratık olabilmesi için “öz­gür” olması şarttır. Özgürlüğün bugünkü dünyada en belirgin ve geçerli garantisi de çok partili demokrasidir. Cumhuriyet­tir,

Belki insanlık, bundan sonraki yüzyıllarda evrimini yapa­cak, Özgürlüğün daha kuvvetli garantisini bulacaktır. Ama şimdi biz, fiziğin ve aklın evriminin o kesiminde değiliz he­nüz. Biz, kendi çağımızı yaşıyoruz. Çağa uymak zorunlulu­ğundayız.

-“Külle yevmi’n hüve fi şa’n Senin Rabbın Ya Muham­med! Her an bir tecellidedir (evrimdedir)”. (Rahman-29).

Âyeti, konumuzu doğrularl. (136)

  Tanrı,sonsuzdur.Öyleyse insan ve doğada,evrim,ya da yükselme de sonsuzdur.

Bu durumda, içinde bulunduğumuz zaman dilimine baka­rız biz. Onu yaşıyoruz çünkü…

 

(131) Bu 17. konu, birinci bölümdeki 17. konu ile ilişkilidir. Bir daha okunmasında yarar vardır.

(132)  Ebu Hureyre (r-a.)’ den,

Riyazü’ssalihin, Nevevi, S.281, Bedir Yay.l974-İst Ayrıca, Ebu Davud – Tirmizi

(133)  Bkz.Kur’an-ı Kerim: Hac-28,Tevbe – 60, Haşr- 8, Ahkaf-26 Âl-i-İmran-10.

(134)  İbn Ebi’d – Dünya ve Beyhaki Hasan’dan Gazali İhya, C3, S.454 Bedir Yayın 1974-lst.

Ayrıca, Aclûni, K-Hafa, C.1, S344 H.1099, A.Kari, Mevzuatâ’l Kûbra, h.163.

(135) Rubailer, “M” kafiyesi, S.144. 45. Rubai.

 136) İslâmiyet, Şurayı-istişareyi emreder. Bu özellik; Islâmın, insana ve insan aklına önem vermesidir.   Akıl, her an fikir üretebilir. Bu ise aklın evrimidir.

← Önceki

Sonraki →