Önsöz (2)

İlk insandan günümüze yeryüzü insanla anlam kazanmış. İyi insan, kötü insan, cahil insan, bilge insan… Derken İnsanlık Tarihi süregelmiş ve Tanrı’nın izin verdiği ölçüde devam da edecek.

İnsan, kaynağı olan Rabbı’yla kendisi arasındaki yetmiş bin perdeyi aralayıp “nasıl kavuşacağı” konusunda tek başına güçsüz kalmaktadır. Bu gerçeği de göz ardı edemeyiz. Yani İnsanlık özlem duyduğu, İlâhiler yaktığı aslına, yöneticisine kavuşmak istemekte ama yol-yordam bilememektedir.

Kullarını çok seven “Halifem” diye yeryüzüne gönderen  Yüce Allah, Kendisine kavuşmanın gizlerini öğretecek “Ruhunu terbiye” edecek, bu arada “nefsini arındıracak” vahşi egoizminin baskısından kurtarıp sonsuzluğa açılabilmenin, bir bakıma mutlak özgürlüğe kavuşmanın tadını tattıracak “tertemiz insanlar” yetiştirmiştir. Yetişen bu İnsan-ı Kâmil’ler, bir sonrakileri, Onlar da bir sonrakini yetiştirmişlerdir. Bunlara “Nebi, Resul, Veli, Mürsel v.b. “Sıfatlar altında” Olgun İnsan”lar denmiştir.

Fakat Şeytanın ezeli bir işlevi ya da görevi var: İnsana düşman olmak !..

Nerede ve hangi dönemde bir İnsan-ı Kâmil oluşmuşsa, Şeytanın iş birliği yaptığı zalim yapılı insan suretindeki vahşi yaratıklar, bu masum, tertemiz İnsan-ı Kâmil’lerle mücadele etmişlerdir.Kabil Habil’le; Firavun, Hz.Musa’yla; Nemrud, Hz.İbrahim’le; Ebu Süfyan, Hz.Muhammed’le; Muaviye, Hz.Ali ile; lanetlik Yezid, Şehitlerin Şâhı İmam Hüseyin’le…

Bu durumun daha da ilginç yanı, karşı çıkan bu kişiler ya kendilerini ilâh sayarak, ya da bir tek İlâh olan Allah’ı Olgun İnsan’ların tamamen dışında tutarak karşı çıkmışlardır.Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de,

“Sana biat eden (bağlanan), Bana biat etmiştir (bağlanmıştır)”. (Fetih-10). buyururken Onlar, Allah varken,

“Biz bir İNSAN’a mı uyacağız? demeye başlamış ve Kâfir olmuşlardır”.(Teğabun-6).

Batıda Protestanlar, Doğuda İbn Teymiye’nin fikirlerinin etkisinde olan Vahabiler, İnsan’la Tanrı arasına kimse giremez (Ruh aracılığıyla bile olsa) demeye başlamışlardır.

Yani yol var, araba var, ama sürücüye gerek yok; ya da un var, fırın var, pişiriciye gerek yok. Hayır, hayır!.. ilk bedensel babamız Âdem Peygamber (Ona selam olsun) insanlara buğday ekmesini, ateş yakmasını, su taşımasını öğrettiği gibi, Tanrı’ya varmanın yolunu da öğretti. Çünkü yeryüzüne gelen ilk İnsan-ı Kâmil, Âdem’di.

İnsanı yalnızca dış organlarıyla, yani eliyle koluyla ibadet eden bir varlık olarak kabul edersek o zaman bu madde âleminden “Ötelere” nasıl geçecek?..Âlemlerin ve bu arada kendisinin Yüce Yöneticisine nasıl kavuşacak?.. İşte kendisiyle Rabbı arasındaki Ruhsal bağlantıyı, bu arada toplumun düzeni ile ilgili konuları, insanlığın mutluluğunu sağlayacak Olgun İnsan’lara ihtiyaç duyulmaktadır. Bunlar,hem İslâm Hukuku (Şeriat) düzenleyici Peygamber, hem de insanlığı ruh yoluyla “Aslına” kavuşturucu Peygamber-Veli özelliğine sahip “Olgun İnsanlar”dır.

Sevgili Peygamberimiz ve evvelkilerden bazıları yasa koyucu (kanun yapıcı), bazıları insanları ruhsal yönden eğitici görev yapmışlardır.

İnsanlık tarihi incelendiğinde; şu çarpıcı gerçekle karşılaşmaktayız: İnsanlık, hep Olgun İnsan’la sınanmıştır! Âlemlerin Rabbı olan yüceler yücesi Allah’ı kabul etmek kolay. Çünkü,

“Yerde ve Gökte olan herşey O’nu tesbih etmekte, anmaktadır”.          (Cuma -1,Teğabun -1)

Ama Allah’ın Âdem’lerini kabul etmek zordur.Yerçekimi insanı kendine çekerken, Gök ehlide Tanrı’ya ve Tanrısal Âleme çekmektedir. Böylece insan Ruh’la-madde arasında bir mücadeleyle karşı karşıya kalmıştır. Ya Ruhsal bağlantı yoluyla “madde ötesi âleme” yani sonsuzluğa; ya da maddeye aşırı ilgi yoluyla “maddeye” yani sonluluğa yönelecektir. Ve iki taraftan birinde aşama aşama yok olacaktır.

Özellikle “Enbiya suresi” incelendiğinde, Yüce Allah Mürsel’lerine    (Gönderdiklerine) saygı duyulmadığı için insanları kınamış, kızmış, hatta bazı yöreleri helâk etmiştir. Olgun İnsan’ına (Hz.İbrahim, Lut, Şuayb v.b.) mutlak saygı-sevgi istemiştir.

Güneş doğup battığına, ağaçlar yeşerdiğine, insanlık tüm serüveniyle devam ettiğine göre, “O günkü insan” için de Hidâyet Yolu’nun Rehberi, “bugünkü insan” için de ve gelecekteki insanlar için de birer “yol gösterici”, yani “İçi Hak, dışı Halkla” olan Olgun İnsan’lar olacaktır.

İlk İnsan’dan, son İnsana kadar, Tanrı ve İnsan birlikteliği hep olacaktır. Buna hiç kimse engel olamayacaktır. Ama karşı çıkanlar, küfredenler, asanlar, ateşe atanlar, derilerini yüzenler de olacaktır. Çünkü İnsan Sevgi’nin ve Şiddet’in kaynağıdır.

Işığı sevenler de olacaktır; Işıktan yararlandığı halde öfkelenenler de… Olgun İnsan’lar, hep Tanrı ışığından yana, Tanrı Nuru’nun içinde ve sonsuzluğunda olmuşlardır.

Âdem’den, Mehdi’ye (Onlara ve aralarındaki günahsız Olgun İnsan’lara selam olsun) gerçek budur.

Ve bu gerçek hiç değişmeyecektir. O nedenle Tanrı ile Olgun İnsan ve ham insan arasındaki birliktelik sürüp gidecektir.

 

                Kıymetli varlığımız, fikir kaynağımız , Aziz ve Ârif İnsan; KÂZİM YARDIMCI beyefendinin insanlığa sunduğu bu değerli kitap daha nice yıllar devam edecek olan bu birlikteliği açıklamaktadır.

                           “Selam olsun Gönderilenlere… Âlemlerin Rabbına hamd olsun”.(Saffat:181-182).

                            

                                                        M. Nedim Turaç

← Önceki

Sonraki →