DÖRT MAKAM DÖRT ALEM

Nasut, Melekût, Ceberut ve Lahut adları ile adlandırılan dört Âlem vardır. Bunlar, yukarıdan aşağıya sayılınca, Âlem olur. Aşağıdan yukarıya sayılınca, Makam olur.

 

1-Nasut :

         Bu Âleme Şuhut, Mülk de denilmiştir. Maddi ve biyolojik âlemdir. Maddi gözle gördüğümüz varlıklar âlemidir. Bu âlem, özellikle dünyadır.

Dünya, Tanrı’nın süfli -alçak- âlemidir. Koyu madde karanlığıdır. Bir de bunu Göklerin gizli bir kesiminde temsil eden, “Nasut karanlığı“ vardır. Pâklanmamış ruhlar, bu karanlıktadır. Ruhun tasavvufta bu barzahı geçip, nurani âleme girmesine Seyri Süluk’un bir kısmı denir. Çünkü kul ile Tanrı arasında zulmanî ve nuranî perdeler bulunmaktadır. Ruhun, en çetin seyri bu zulmanî karanlık perdeler arasındadır. Salik -kutsal Tanrı yolcusu-in en çetin devresidir. Ondan sonrası aydınlık içinde seyir -yürüme- dir.

Nasut âleminde de kutsal mahaller vardır. Kâbe, Ravza-i Mutahhara, Mescid-i Aksa, Peygamberlerin ve Velilerin makamları, türbeleri ve içinde ibadet edilen mescitler, kutsal ve pâktır.

Nasut âleminden, “VARLIK“ adlı kitabımızın ilk fasıllarında “ Âlem-i Misal“ ve ’’Âlem-i Ecsam “ bahislerinde yeterince bahsedilmiştir. Bu kitaptan “Yedi Belirti“ kısmının iyice okunup anlaşımsa ıçok yararlıdır. (81)

____________________________________

Bkz. “Varlık, Kâzım Yardımcı, Bilmen Basımevi, 1974-İstanbul, Doğan Dağıtım-Malatya ve kitabevlerinde.

 

2-Melekût:

Melekût âlemi, Güneşin fezaya doğru ışıklarının hemen hemen bittiği yerden itibaren başlar ve Melekût Nuru ile karışır. Melekût Âlemi, Dördüncü Göktür. Nur Âlemidir. Nurdan yaratılmıştır ve ebedîdir. Kutsal Ruhlar, Kutsal Melekler ülkesidir. Nasut Âleminde her nesne nasıl atomdan yaratılmış ise, Melekûtta da nesneler Nurdan-Işıktan yaratılmıştır.

Melekût Âlemi, Tanrı kuvvetleri sayılan, ruh ve meleklerle doludur. Bunlar da sinemanın beyaz perdesindeki veya aynadaki suretler gibidir. Daimidir. Aslında ışıktırlar. Bu Âlemde, nehirler, yeşillikler, bol meyveler, Kutsal Ruhlara ait Makamlar vardır. Ancak sözü edildiği gibi, bu Âlemdeki her şeyin aslî yapısı  Nur’dur. Öyle görünürler. Melekût, sarı ile beyaz karışımı latif ve tatlı Nurdan bir Âlemdir.

3-Ceberut:

Ceberut;  güç,  kuvvet anlamındadır. Bu Âlem Tanrı’nın daha kuvvetli ve fakat daha latif bir nurundan yaratılmıştır. Çimen rengi çok tatlı ve dinlendirici, renkli kutsal bir nurdur. Bu Âlemin bir adı da MAKAM-I MAHMUD’dur -öğülmüş makam. Büyük Muhammedî Ruha aittir. Tanrı’nın biricik sevgilisi, ruhların babası, Ruh-u Âzâm’ın makamıdır. Çok güzel ve çok büyük, haşmetlidir. Bu yüce makam, Lahut’tan sonra en yüce makamdır. Esararengiz bir durum arzeder.

Ceberut Âleminde, büyük bir deniz vardır. Dış âlemde Güneşin temsil ettiği gibi, İç Âlemde de bu  mânevi deniz, büyük Peygamber Hazret-i Muhammed’in Ruhunu temsil eder. Bütün gizli sırlar ve kutsal nimetler, bu makamdan diğerlerine süzülür. Diğer âlemler, bu makamın çok cömert sofrası ile doyurulur ve yaşantıları devam ettirilir.

Bu makam da, aslında şekil ve suretten beridir. O da Tanrı’nın kutsal nuru, bir şanı, bir belirtisidir.

 

4-Lahut:

        

         Bu makama, Âlem-i Hakikat ve Tevhid adı da verilir. Bütün âlemlerin kaynağı, özüdür. “Nurul Envar –  Nurların nuru“ dur. Tanrı iklimidir ve Tanrı’nın en büyük Arş’ı -Taht- dır, Tanrı, bu Âlemin özüdür. Buradan, aşağı âlemleri bilim ve hikmetle ve adâletle yönetir. Ancak Tanrı, hiçbir şeye istinat etmez -dayanmaz. Taht ve diğer bütün Âlemler, O’na dayanır. Bütün nesneler kendisinin belirtisi olan, sınırsız, sonsuz Tanrı varlığıdır.

Kenarı olmayana, mekân düşünülmez. Kendisi nesnelere mekândır. Mekân kendisidir. Mekânın mekânı, yani yerin yeri olmaz. İşte en kutsal ve en yüce makam, bu Lahut – gerçeklerin gerçeği- olan Hakikat âlemi’dir. Bu Âlemde, köşk, saray, şekil, suret denen şeyler olamaz. Orada sadece ve sadece, Tanrı yüzünün nuru vardır. Bütün nefislerden ve kötü huylardan kurtulup pâklanmayan, bu “Akdes –çok kutsal“ makama giremez. Oraya giren ruh, tamamen yok olur. Buna varlıkta yokluk denir. Sonra Lahut nurundan tekrar kudsî bir elbise giydirilir. Tanrı’nın kudreti ile yoklukta varlık bulur. Buna da             “ yoklukta varlık“ denir. Tasavvufta, Fenafillah ve Bakabillah diye adlandırılan durumlar bu hallerdir. Niyazi Mısrî’nin;

 

Sanmakim zâhid gibi havf-ü reca abdalıyız,

Geçmişiz andan şeha bezm-i lika abdalıyız,

Tekke-i iklim-i Lahut’ta beka abdalıyız,

Ref edip ten cübbesin, üryan olan anlar bizi.

 

Diye dile getirdiği gerçekler, işte bu mübarek ve mukaddes Lahut Âleminin gerçekleridir.

Tanrı’nın,

“Allah’ a koşun“ (Zâriyat-50)

Ve

         “Rabbınıza dönün“ (Fecr – 27)

Âyetleri ve  “Soyun kavuş“  (82)  kutsal sözü ile Paygamberin,

“Tanrı’nın huylarıyla -Sıfatları ile- huylanın“ (83)

kutsal sözleri, işte bu en son amaç olan Tanrı Ülkesi içindir. Tanrı yolcularının; İlâhi ente maksudi ve rızâke matlubi“ sözünü gâye ve vird edinmeleri hep bu “ Lahut Ülkesi’’nin şanı içindir.

Tanrı belirtisinin altı oluşu; Nurun altı renkte görünmesi nedenine dayanır. Tanrı’nın Zâtı, renkten beridir. O renksizdir. Su kabının rengini alır. Bu renkler; çimen rengi, yeşil Muhammedî nurdur. Nar kırmızı, Nuh ve İbrahim’i nurudur. Süt beyaz, Musa nurudur, Tatlı gümüşi sarı, Âdem nurudur. Siyah, İsa nurunun rengidir ve mavi-eflatun karışımı Natıka nurudur.

Makamın dört oluşu nedeni, Tanrı tekliği -Ahadiyet, Ruh, Melaike ve beden gerçeğine dayanır.

________________________________________

(82) Sırrül Esrâr, Seyyid Abdülkadir Geylâni, S. 99, Çev. A. Akçiçek, Rahmet Yayın., İstanbul-1964.

(83) Sırrül Esrâr, Seyyid Abdulkadir Geylâni, S. 99, Çev. A.Akçiçek, Rahmet Yayın, İstanbul-1964.

    Fihi Mâfih, Mevlâna, S. 192, Dev. Kitap. MEB. Yayın., 1974.

← Önceki

Sonraki →