Hulefa-i Raşidin hakkındaki hakiki görüş nedir?

Peygamber(A.S.)’dan sonra İmamet, Hilafet; yani Peygamber’e (S.A.) vekâlet meselesi de Kelâm’ın konusu yani İtikat’ın konusu edilmiş. Tarihi bir vak’a olduğundan, İtikatla ilgisi yok gibi ise de; İtikadın konusu olmuştur. Fıkıhçılardan ziyade, Felsefeciler ve Kelâmcılar arasında “İmamet bahsi” konu edilmiş.

İmamet bahsinde de Ümmet ya da âlimler arasında ihtilaf var.  Ehl-i Sünnet’in ve Şia’nın, İmamet hakkında görüşleri var.

İran Uleması (âlimleri) ile daha ziyade Abbasi Uleması arasında “o zaman” görüş farklılıkları var. O zaman diyoruz; çünkü Kelâm meseleleri daha çok Abbasiler zamanındadır.

İmamet, “Önderlik” demektir. Buradaki İmamet, Namaz imameti değil; toplumun önderi, lideri, devlet başkanı anlamındadır.

İmam-ı Kebir, İmam-ı Ekber, İmam-ı Azam (En Büyük İmam), Cenab-ı Muhammed (A.S.V)’dir.

İmam, Ümmet ( toplum) üzerine emir-ferman sahibi demektir. Yani “Emir-el Mü’minin (Mü’minlerin lideri, yöneticisi), İmam-ül Müslimin (Müslümanların önderi)”, demektir.

Halife, Peygamberden sonra; O’nun yerine geçen, O’nun adına topluma lider olan demektir. Onun da anlamı gene Emir’liktir.

Ehl-i Sünnet, İmamet ve Hilafet bahsini şöyle kabul ediyor:                              “Peygamber (A:S)’dan sonra Hilafet seçimle olur”. Yani Ümmet kimi isterse; O’nu başına geçirir. Bu kişi, Mü’min ve Âdil olacak..

Fakat gene ehl-i Sünnet, “İmamlar Kureyş’tendir”, Hadis-i Şerif’ini de kabul etmiş. (40)

İmamlar, Kureyş’ten olacak. Öyleyse Halife, Kureyş’ten seçilecek. Onun için de Ensar’dan olmadı, Muhacir’lerden oldu. Çünkü Muhacirler, Mekki (Mekkeli)’dir.

Şia ise:

“İmam, tayinle olur”, diyor. Yani, “İmam-ı, Allah ve Resulu tayin eder. Kitap ve Sünnet de böyle buyurur”, derler.

Tartışma, çelişki buradan başlıyor!. .

Hz. Ebubekir  Efendimiz, “seçimle” Halife seçildi. Beni Sâd avlusunda Ashab toplandı; Hz. Ebubekir’e biat ettiler. Ancak Efendimiz (A.S.), O’nu daha önce de Namaz için İmam etti. Bu bir işarettir.

Halbuki Hz.Ömer, seçimle olmadı. Hz.Ömer’i, Hz.Ebubekir Efendimiz “tayin” etti. O’nu yerine bıraktı ama; kimse de zorla Hz.Ömer’e biat etmedi. Yani Ümmet, serbestti, “Hz.Ömer layıktır, O olsun” dedi; Ashab, hür iradeleri ile biat ettiler.

Biat’ta zorlama olmaz. Biat’ta zorlama olduğunda; ikrah(tiksinme)girer. Olmaz. O’nun Hilafeti bâtıl olur. Hernekadar Hz.Ömer Efendimiz tayin edildi deniliyorsa da; yine Ashab da biat etmiştir. Herkes gönlüyle biat etmiştir.

Hz Osman, “Şura” ile olmuştur. Hz.Ömer Efendimiz, altı kişiyi işaret etmiştir. Onların içinde Hz.Ali Efendimiz de vardı. Ashablar işi Abdurrahman b.Avf’e bırakmıştır; O da Hz.Osman’a biat etmiştir. Hz.Ali Efendimiz de biat etmiştir.

Hz.Ali Efendimiz ise gene Hz.Ebubekir Efendimiz gibi  “seçimle” olmuştur. Ama O’nun hakkında   da Peygamberimizin (A.S.) çok işareti var.

Hz. Osman’ın şehadetinden sonra; Ashab-ı Kiram’ın hepsi toplanıp;  ihtilafsız Hz. Ali’ye  biat etmişlerdir. Yalnız Zübeyr Hazretleri biat ettiği halde;  sonra biatını geri almıştır. Sonra da tekrar Cemel Vak’ası’nda şehit olurken; tevbe etmiş, “Hz.Ali Halifedir; geri biat ettim!”, demiş ve şahid de tutmuştur.

Hilafet meselesi önemli bir meseledir. Şii’ler de diyor ki:

“Peygamberden sonra, Hz.Ali Efendimizde İmamet’in de bütün vasıfları mevcuttur. Bu hususda Âyet var; Hadis var”, diyorlar. Âyet olarak Bismillah,

“İnnema yüridullahu liyüzhibe ankümürricse Ehlel Beyt’i ve yütehhireküm tethira”, Âyetini delil olarak kullanıyorlar. Anlamı:

“Ehl-i Beyt mutahhardır,tahir (temiz,tertemiz)’dir. Allah, Onların tahir olmasını irade etti”.(Ahzab-33)

Nitekim;

“Allah, bir şeyi irade ederse ‘Ol’ der, olur!” (Yâsin-82).

Ehl-i Beyt’ten kaynaklanan bir Hadis’e göre; “Benden sonra İmamlar On iki’dir”. (41) Buradaki İmam,Halife anlamındadır.

 

“İmamlar, Kureyş’tendir”, Hadisleri de vardır.

Sonra Hz. Ali Efendimiz hakkında çok Hadis’ler var. Öbür Ashab’lar hakkında da var ama; Hz.Ali hakkındaki hepsinden çok. Peygamberimiz (A.S.), O’ndan çok sitayişkârâne (övgülerle) bahsediyor. Hani, Hz.Ali Efendimiz, kendinin kardeşidir (Kardeş tutulduğu zaman, Peygamberimiz O’nu kardeş tutmuştu.). (42) Vasi (adına karar veren)’sidir.(43)

         En sevgili kızı Fatma Annemizi O’na verdi. “Ali olmasaydı, Fatime nikahsız kalırdı (evlenemezdi)”, buyurmuştur.(44)

                                                              

 

(40) Ahmed b. Hanbel, Müsned. C.5, S. 90-92.

        Cabir b.Samure’den; Tac Tercümesi, Bekir Sadak. C. 3, S.79. İst. 1973

  

(41) Ayrıca, ‘Bu Ümmet için Oniki Halife vardır’. Hz.Cabir’den; Ahmed b.  Hanbel, Müsned.   C. 5, S. 106

       Sahih-i Buhari, C.4, S. 501.

(42)İbn-i Ömer’den; Tirmizi, Tac Terc., Bekir Sadak, C.3, S. 624.

      Ayrıca bak. İslâm Tarihi,   Hz.Muhammed ve İslâmiyet, M.Asım Köksal,C.1,S.104.

(43)Habeşi b. Cunade’den; Tirmizi, Tac Terc., C.3, S. 624.

(44)Binbir Hadis, Şemseddin Yeşil, S.180. İst.,1983.

Ondan sonra, Bismillah, “Ene medinetü’l ilmi ve Ali’yyün babüha – Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır”, buyurmuştur.(45)

 

 

Yine Bismillah,

“Küntü men Mevlahü fe Aliyyen Mevlah – Ben kimin Mevlası isem, Ali de O’nun Mevlasıdır.Yani Ben kimin Efendisi isem; Ali de O’nun Efendisidir”.(46)

Sonra;

“Ben gidiyorum; size iki emanet bırakıyorum: Biri Kitabullah, birisi Ehl-i Beyt’im.Temessük ederseniz (Katılırsanız), necat (kurtuluş) bulursunuz”, buyurmuştur. (47)

Bu Hadis hakkında da Sünni Ulemasının çoğu, “Ehl-i Beyt’i” çıkarmış; “Sünnet’imi bıraktım” diyorlar ama; böyle bir Hadis var.  Bu Hadis kesin.(48)

Ehl-i Beyt hakkındaki Hadislerin ardı arkası gelmez. Ne kadar görmezlikten gelinse de; Hz.Ali ve Ehl-i Beyt hakkında Hadisler var! Çok var…

Onlar diyor ki; Âyet’le, Hadis’le (Kitap ve Sünnet’le) Hz. İmam’ın İmamet’i tayin edilmiştir. Allah ve Resulü hernekadar ismini zikretmemişse de; “Bizzat, Hz.Ali Halifemdir. Benden sonra O yerime oturacak”, Dememişse de; birçok Hadis’lerden ortaya çıkan şu:

‘Tam kemaliyle İmam’ın vasıfları, Âyet ve Hadis’le O’nda mevcuttur!’ Bu doğrudur da. Yani İmamet’in vasıfları, Şah-i Velayet’te mevcuttur. İmamet’e layıktır ve efdeldir.

Ancak Hz.Ebubekir Efendimiz seçilmiş! Bu husustaki özellik, maslahat icabıdır. Yani Hz.Ebubekir olursa, ikilik çıkmayacak.

Ayrıca Hz.Ebubekir ihtiyardır, altmış yaşındadır. Peygamber (A.S)’in, Hz. Ebubekir’i  de çok methedicici (övücü) Hadis’leri var.  Mesala,

“Vefatımdan sonra Ebubekir, Ömer’e uyunuz. Ammar’ın tuttuğu hidayet yoluna giriniz”. (49)

Ammar, Hz.Ali’yi tuttu. O’nun yolu hidayet yoludur. O ayrı. O sonra; Hz.Ali’ye isyan edecekler çıktıktan sonraki duruma işarettir.

Ayrıca Hz.Ammar hakkında;

 

“İnne Ammaren taktüluhu fieti’l bağiye – Ammar’ı muhakkak âsiler,   tuğyan ehli öldürecektir”.(50)

Hadisi de vardır. Ki Ammar’ı, Sıffeyn’de Süfyaniler (Muaviye gil) öldürmüştür.

Hz.Ebubekir Efendimiz ihtiyardır. Peygamber (A.S) kendi yerine bir gün namaza göndermiştir; bir işaret de var. Peygamberimizin kayın babasıdır. Birinci Müslüman’dır. Erkeklerden ilk müslümandır. Kızını Peygamberimize hediye kabilinden nikah etmiştir. Peygamber’e (A.S) en ufak bir sadakatsizlik göstermemiş; sadakatini sonuna kadar devam ettirmiştir. Çok faziletli, büyük, yüksek bir Veliyullah’dır. . .

Bir de; Mekke’de Emeviler ve ‘Müellefe-i Kulub’dan olduğu Hadis’le sabit, Ebu Süfyan hayatta.. Daha bir türlü o riyasetden vazgeçmiyor. Haşimiler’e düşmanlığından dolayı, Onları bir türlü hazmedemiyor.

Sonra Hz.Ali Efendimiz, Emevilerin ileri gelenlerinden çok büyük kafirleri öldürmüş. Bu meseleler üzerinde; Emeviler tarafından tekrar herhangi bir ‘kıyam’ olur; Mekke geri işgal edilebilir veya dönenler olur!. .

Yani, İslâm daha zayıf, yeni kurulmuş. ‘Bir kavga çıkabilir ihtimalini önlemek için; Hz.Ebubekir seçilmiştir’.

 

Yoksa Hz. Ali, oraya layık olmadığı anlamına değil!

 

(45)İbn-i Abbas’dan;Tirmizi, Sahih, C.2, S.399

       Süyuti,Camiussağir, C.1, S.108. ve diğerleri.

                                                              

 

(46) Zeyd b.Erkam’dan;Tirmizi Tac Terc., C.3, S. 619.

       Ahmed b. Hanbel, Müsned. C. 4, S. 281.

(47)Zeyd b. Sabit’ten; Ahmed b. Hanbel, Müsned. C.3, S. 17.

      Tirmizi, C. 2, S. 308.

       Süyuti, Camiüssağir, Terc. Abdullah Aydın, C. 2, S. 59.

       Ayrıca Ebu Hureyre’den; Süyuti, Camiussağir, C. 2, S. 297.

       Ayrıca Teberani ve diğerleri.

(48) Nitekim Said-i Nursi Efendi de bu Hadis’i aynen böyle kabul etmiştir. ‘Hakikat Nurları’   isimli kitabında; aynen Resulullah Efendimiz, “Size iki şey bırakıyorum. Birisi Kur’an (Allah’ın Kelamı), birisi de Ehl-i Beyt’imdir”, buyuruyor. Said-i Nursi Efendi de kitabına bu Hadis’i almış.

                                                            

 

(49)Onların Âlemi, Seyyid  Ahmed Er Rufai, Çev. Abdülkadir Akçiçek, S. 83, İst., 1964.

      İbni Mes’ud ve Huzeyfe b.El Yeman’dan; Müsned, Ebu Hanife, Aliyyül Kâri şerhi, S. 217. Şamil yayın., İst.

                                                             

 

(50) Tirmizi, Müslim. Tac Terc. C. 3, S. 688.

Hz.Ebubekir, ikinci Mühacir’dir.

”Mühacirlerden,Allah razı olsun”. (Haşr-8).

Hz.Ebubekir Efendimiz, seçilmiştir. Hz.Ali Efendimiz de kendi gönlüyle biat etmiştir.  Hz.Ebubekir, hem layık olduğundan; hem de birliği sağlamak için seçilmiştir.

Hz.Ali de gene ikilik olmasın diye; ayrıca faziletini bildiği için; kendi hakkı olduğu halde; tevazu göstererek, Hz.Ebubekir Efendimize biat etmiştir. Biat’ı sahihtir. Bunu Şii’ler de kabul eder: ”Evet derler, Hz.Ali sonunda biat etti”.

Bir de Hz.Ebubekir Efendimizin bir sözü vardır. Bu önemlidir! Çünkü Hz. Ebubekir, yalan söylemez. O’nun ağzından yalan çıkmaz. Çünkü ‘Sıddık (Doğru)’dır!

Buyuruyor ki; ”İçinizde benden daha faziletlisi (daha benden hayırlısı, daha benden büyüğü) olduğu halde, siz beni seçtiniz”, Kim ‘benden faziletlisi’, dediği?.. İşte Şah-i Velâyet Hz. Ali, K.V. Hazretleri Efendimizdir.

Ayrıca; ”Ben, Allah ve Resulüne itaat edersem bana itaat edin, etmezsem bana karşı gelin! ”, buyurmuştur.

 

Bu yolla da Müslümanların; ‘Biat etme hakkını’, biat’larını geri alma hakkını; direnme hakkını vermiştir. Yani asıl Cumhuriyet’in, gerçek demokrasinin; Hürriyet’in ilk kapısını açan da Hz. Ebubekir’dir! Bunu kimse inkâr edemez. Ümmet-i Muhammed’in Rey’ine hürmet edilmiştir.

Ama Şia, bunu kabul etmez. Yok der; İmamet-i Resulullah, İmam-ı Ali ve Ehl-i Beyt’e aittir.  Ondan sonra da Hz.Mehdi’ye kadar; Oniki Ehl-i Beyt İmamı’na aittir. Onikinci Ehl-i Beyt İmamı da gaip (gizlenme) olduğuna göre; İmamet bitmiştir! Ne olacak şimdi?.. ‘Naib-i Mehdi’ var; ‘Naib-i İmam (İmam’ın vekili) var’, diye kendi aralarında böyle birşey kurmuşlardır. Yani İmamet bitti, fakat  İmam’a vekalet edecek, O’na layık olacak büyük zatlar var. İmam değil ama İmam’ın vekili.  Âyetullah’lar. . .

Çünkü Şia’da İmamet çok mühimdir. İmam masum’dur; mutahhardır (Bu konu Ehl-i Beyt bahsinde açıklandı).

İmam-ı Ali Efendimiz, Peygamber (A.S.) vefat ettiğinde otuzüç yaşındaydı. Hz. Ebubekir Efendimiz, altmış yaşındaydı. Araplarda bir de ihtiyara hürmet, ihtiyarın etrafında kümelenmek adeti vardı.

Sonradan Müslüman olanlar içerisinde her ne kadar Mü’min olmuşlarsa da; bazı nedenlerle Hz.Ali’ye hissi şey (kırgınlık, kıskançlık, kin)duyanlar vardı.

Mesela, bilhassa Emeviler’den, Süfyani’lerden; Hz.Ali’nin Allah ve Resulü’nün emri ile, Zülfikar’la başını vurduğu Mekke’nin birçok kafir ve müşriklerinin akrabaları vardı. O zaman da bu gözönünde tutulmuştur.

Hz.Ebubekir’in Hilafeti Hak’tır. Faziletlidir ve Hilafete layıktır.

Hz.Ömer, zaten Hz.Ebubekir’den sonra Halife oldu. Aynı gün Hz.Ali Efendimiz de biat etti.  Hz.Osman’a da aynı gün biat etti.

Hz.Ali (K.V.), Onlarla asla bir kavga-döğüş etmedi. Onlar da Hz.Ali Efendimize fevkalade hürmet ederlerdi. Önünden kalkarlar, çözümlenmesi gereken meselelerde ilminden ve faziletinden faydalanır; reyini alırlardı.

”Humus”u da verirlerdi.

Humus, Sure-i Haşr’ın yedinci Âyetindeki Allah’ın emri olan; ”..Kurba… ”dan kaynaklanır.  Haşimi’lere, Ehl-i Beyt’e (başta Haşimi’lere) devletin vergi ya da ganimetlerden elde ettiğinin Beşte bir’i.

Bu durum, Hulefa-i Raşidin (Dört Halife) Devrinde uygulandı. Sonradan Muaviye, Humusu kaldırdı. Sure-i Haşr’da Âyet olduğu halde; Ehl-i Beyt’in hakkını vermedi.

Şimdi, İran Uleması direnir. Nasıl direnir?. . ”Onların Hilafeti, Hilafet değildir. Onlar Hz.Ali’nin hakkını elinden aldılar; Bir nevi gasbettiler”, derler.

Ancak İran Şiileri de Hz.Ebubekir’e de Hz.Ömer’e, Hz.Osman’a dil uzatmazlar! ‘Onlar da faziletli insanlar’, derler. ‘Yalnız, Hz.Ali efdel’dir. Efdel dururken; fazıl, mefdul olmaz’, derler. ‘Onların Hilafeti, Hilafet değildir,’ derler. Bunu hala devam ettiriyorlar.

Bir de Zeyd meselesi var:

İmam-Zeynel Âbidin Efendimizin oğlu, İmam-ı Muhammed Bakır’ın büyük kardeşi Hz.Zeyd Ki O, Emeviler’e kıyam etti (karşı çoktı, ayaklandı). Ebu Hanife Efendimiz; ”Kim Zeyd’e yardım ederse Bedir Şehitleri’nin sevabını alır”, dedi. Hatta bu harekete, onbin dinar yardım etti. ”Bedir Harbi başladı!”, dedi. Fakat Hz.Zeyd Efendimiz, Şehit edildi. Onu, Yezidi kafirleri öldürdüler! Zalimler öldürdüler.

Zeyd Efendimizin de İmamet hakkında görüşü var. Hz.Zeyd çok büyük bir Âlimdir. O buyuruyor ki:

”Babam Zeynel Âbidin’in bana söylediği, O’ndan işittiğim: Hz.Ebubekir, Hz Ömer çok büyük zattır. Onlar, faziletli insanlardır. Ancak benim ceddim Ali efdel’dir”, buyuruyor. ‘Ceddim Şah-i Velâyet, Aliyyel Mürteza Hazretleri İmam’dır, efdel’dir’. Ancak buyuruyor; ”Maslahat icabı efdel dururken mefdul, yani faziletli kişi de o makama seçilir. İşte mesele bundan ibarettir”, buyuruyor.  Benim ceddim efdeldir; Fakat Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Osman da fazıl’dır, faziletlidir.

 

Daha faziletli dururken; faziletli oturabilir mi? Hz.Zeyd’e göre, ”Maslahat icabı oturabilir”.  Faziletli bir zat da o makama oturabilir.

Ama İsna Aşeriya, Caferiye, İsmailiye bunu kabul etmez!

Derler ki; efdel dururken, fazil seçilmez!. .

Halbuki Hz. Zeyd, Ehl-i Beyt’tendir. Hz.Hüseyin’in torunudur.  Mübarek, Şehidullah’dır. Allah O’ndan razı olsun. Buyuruyor: ”her ne kadar Ceddim Aliyyel Mürteza daha efdel, daha faziletli, daha Alim ise de; Ebubekir, Ömer de faziletlidir, Halifelikleri Hak’tır.”  Mesele bundan ibarettir. Şii’lerin, Hz. Zeyd’in sözlerini tutmaları lazım.

Fazilet meselesinde  bir de Ehl-i Sünnet’in büyük âlimleri; Isfahani, Fahr-i Razi Hazretleri gibi… Ehl-i Beyt’in tamamını ve Şah-i Velâyet’i tafdil ederler. Derler ki; “Dördü’nün Hilafeti Hak’tır. Dördü de birdir”. Yani bir sıralama yapmazlar. Çoğu bir derece vermez.

Yalnız, Eş’arilere göre; Dördü de Hak’tır, Dördü de Beni  Sâd’da Ashab tarafından seçilmiştir. ‘Dereceleri de sıralarına göredir’. Bu, Eş’ari İtikadına göre.

Yukarıda değindik. Çünkü bu, Kelâm konusu olmuştur. Artık o, Eş’arinin görüşü. Eş’ari’ye inananlar, öyle kabul ederler.

Fahr-i Razi, Ehl-i Beyt’i daha üstün tutar. Tefsirini okuyanlar bilir. Beni Haşim’in tamamı; Hz.Ali’yi yüksek bilir.

Evliyaallah’ın da çoğu böyledir. Ülemanın da çoğu  böyledir. Hz.Ali ile Hz.Ebubekir hakkında; bir kısmı ‘O’ der, bir kısmı da ‘O’ der.

Hz.Ebubekir hakkında da çok Hadis’i Şerifler var. Sonra, Sure-i Tevbe’de, çok övücü nitelikte hakkında Âyetler var (O’nun, Peygamber’in Sahabesi olduğu, beraber yola çıktığı, ölüm yolculuğuna çıktığı). . .

Ama bakınız, Hicret gecesi Peygamberimizi (A.S.) öldürmeye geldiklerinde; Hz.Ali Efendimiz de ölüm döşeğine, Peygamberin yatağına yatmıştır! Ebu Süfyan geldiği zaman; Hz.Ali’yi görmüştür. Hatta Peygamberin (A.S.) abasını üzerine çekti. Efendimiz, “Abamı çek!” de demedi. Süfyaniler geldiği zaman; “İşte Muhammed yatıyor!” desinler diye, abaya büründü Hz.Ali (K.V.)…

Yani biri ‘ölüm döşeğine yatmış’, Peygamberin yoluna canını kurban etmiş; öbürü ‘ölüm yolculuğuna çıkmış!..’ Bu Zatlar mühim; biz ayırdedemeyiz. İkisi be çok üstün.

Ancak, isteyen Hz.Ali’yi büyük bilir, isteyen Hz.Ebubekir’i büyük bilir. Önemli olan ikisinin de büyük oluşudur. İkisi de büyük; ikisi de birdir aslında. Fakat, Hadis-i Şeriflere göre veya muhabbetten dolayı… Böyle bilmekle de kimsenin Dinine, imanına bir zarar gelmez. Bu yalnız Hz.Ali ile Hz: Ebubekir için! Şafii, Hz.Ebubekirden sonra, Hz. Ali’yi büyük görür.(51)

Ama Hz. Ali muhakkak ki; Hz. ömer ve Osman’dan çok ileridir. Hz.Şah-i Velâyetin üstünlüğü hakkında tartışmasız çok Hadis’ler vardır. Ama Hz. Ömer’le, Hz. Osman da çok büyük Evliyalardır. Onlar da çok faziletlidir. Allah hepsinden razı olsun!..

Hulefa-i Raşidin meselesi bu. O zaman bu mesele olmuş; Dördünün de aralarında bir harp olmamış ve dördü, otuz yıl Peygamberin (A.S.) Hilafetini devam ettirmiş. Zaten bu konuda Hadis de var; Ve bu Hadis’te ayrıca bir ‘Hikmet’ de var:

     “Benden sonra Hilafet, otuz senedir” buyuruyor Efendimiz. “Ondan sora Melik’lik başlar. Bir ‘adud’, bir canavar kral başınıza geçer”, (52) Otuz sene sonra Muaviye gelmiştir.

 

Demek ki; Efendimiz (S.A.) de bunun böyle olacağını biliyormuş! Peygamberimiz, Allah’ın Nebisi olduğundan; tabi ki bilir. Ayrıca başka Hadis’ler de var.

Bu konuya son vermeden önce; bir duruma daha değinelim. On iki  Ehl-i Beyt İmamı’n altıncısı, Cafer’i Sadık Efendimizin durumu!..

Hz.Cafer-i Sadık Efendimizin; ana tarafından, Hz.Ebubekir Efendimiz ceddi’dir. Yani babası İmam Hüseyin, İmam-ı Ali; ana tarafından da Hz.Ebubekir’in torunu, Kasım’ın kızı; Muhammed Bakır Efendimizin hanımıdır.Yani Hz.Ebubekir Efendimizin torunuyle evlenmiştir.Ve O’ndan Cafer-i Sadık Efendimiz doğmuştur. Cafer-i Sadık Efendimiz, Ana tarafından Hz.Ebubekir evladıdır.

Şimdi onun için; ‘dikkatli olmak’ lazım gelir. Nitekim Cafer-i Sadık Efendimiz de; ’’Ceddim Ebubekir’e dil uzatmayın, Ceddime dil uzattırmam!’’ Buyurmuştur. Bunu da, bu gerçeği de söylemeden geçmeyi kalbimiz Kabul etmedi. Allah için söylemek mecburiyeti var, söylüyoruz. Bundan çoğu ders alsın!

Hz.Cafer-i seviyorum diyenler, gerek ki; Hz.Ebubekir’in yüksekliğini kabul edeler. Hz.Ebubekir’i seveler. Nitekim, Hz.Cafer-i Sadık’ın ana tarafından ceddidir.

Hz.Ebubekir Efendimiz ayrıca, ‘Haşimi’dir’ de. Haşimi’lerle de akrabalığı vardır. Tarihte ecdadları Peygamber (A.S.)’ın sülalesindendir ve Sıddık’tır.

Allah, Dördünden de razı olsun! Biz Dördüne de inanırız. Dördünün de Hilafeti Hak’tır. Dördünü de severiz; ama Ehl-i Beyt’e tabi, sevgimiz çoktur.

Çünkü  “Ehl-i Beyt’i sevmek, İmandandır’’. Ayrıca Hadis var;

       “Ehl-i Beyt’i seven, Peygamberi sevmiş olur. Ehl-i Beyt’e buğzeden, Peygambere buğz eder!’’ (53)

Ehl-i Beyt’in yüceliği ve sevgisi hakkında Hadis’leri yazacak olursak; herhalde bu kitab kocaman bir Hadis Kitabı olurdu.

      Ehl-i Beyt’i sevmek, İman’ın şubelerindendir. Ehl-i Beyt’i sevmeyenin İmanı da yoktur!..

Çünki Ehl-i Beyt, doğrudan doğruya Peygamber (A.S.)’ın kanını taşır. Her büyük Zatlar da öyledir; fakat Ehl-i Beyt’in istisnası vardır.

Sonra, Ehl-i Beyt, mümtaz (seçkin-üstün)’dır. Ehl-i Beyt’e, “Zekat,sadaka verilmez!” Her Ashab alır; En büyük Ashab da alabilir (Fakirse eğer); Ehl-i Beyt alamaz.

Ehl-i Beyt’e yalnız, “Humus’’ verilir. Allah’ın bu konuda emri var (Haşr Suresinin yedinci Âyeti). Onların, Beytülmal’dan hakları var.

         Zekat, sadaka verilmiyor?.. Çünkü Efendiye Zekat, Sadaka verilmez. Bir Hadis-i Şerif de var;

“Ehl-i Beyt, Sadaka malı yiyemez’’. (54)

Zekat da yiyemez; Çünkü bir yerde sadakaya girer. Burada bir ‘İmtiyazları var!’ Bu açık. Burayı âlimlerin tümü de bilir! Ehl-i Beyt’e Zekat verilmez; Ehl-i Beyt’e Sadaka verilmez. Verilse verilse, hediye verilir. Bu önemli! Mesela, Hz.Ömer Efendimiz fakir olsa; Zekat alır, Sadaka alır. Fakat Hz.Ali, Fatime, Hasan, Hüseyin’le, Haşimi’ler alamaz. Bu hakikat ya da gerçekleri söylemek vicdanımızın emri.

Ehl-i Beyt’in yüceliği var. Ehl-i Beyt’in yüceliğini inkar edemeyiz. Zaten ‘Selavat-ı  Şerife’ de öyle değil mi?.. “Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala Âli’hi ve Ashab’ihi”. Allah, Muhammed, Ehl-i Beyt (Âl-i Muhammed) ve Ashab’ları. Derece de böyledir aslında.

Ehl-i Beyt, Muttahardır. Ahzab Suresi 33. Âyet’te, Bismillah,

“İnnema yüridullahu liyüzhibe ankümürricse Ehlel Beyti  veyütehhireküm tethira”. Ehl-i  Beyt, Mutahhar’dır; temizdir, Pâktır.

 

      Şimdi bu Âyet’te, Allah-u Taâla; ‘Ankümürricse’ buyuruyor. Bazıları diyor ki; ‘bu Peygamber’in hanımları hakkındadır’. Yok; Peygamber (A.S.) ‘ın hanımları hakkında olsaydı; ”anküm” demezdi. Anküm olunca, müzekker’dir. Yani müzekker, erkekler anlamınadır. O da Âl-i Aba’dır.

Zaten, Ehl-i Beyt’in; ”Hz.Ali, Hz.Fatıma, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin olduğu hakkında”, Ehl-i Sünnet’in ittifakı var. İmam-ı Hanbel, Müsned’inde aynen bu Hadis’i zikreder. Ümmü Seleme Annemizden de rivayet var; Ayşe Annemizden de rivayet var:

“Resulullah buyurdu ki; Ehl-i Beyt; Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyn’dir. İşte bunlar benim Ehl-i Beytim’dir, Ya Rabbi!” (55)

Bu Hadis var, kesin! Ve hiçbir âlim bunu reddetmemiştir. Ama tabi, Peygamber (A.S.)‘ın hanımları da, Peygamberin ehlidir, ailesidir.

Âl-i Aba ki; ‘Hamse-i Âl-i Aba’ da diyoruz; Resulullah ile birlikte Beş’tir: Hz.Muhammed, Hz.Ali, Hz.Fatıme, Hz.Hasan, Hz.Hüseyn (Aleyhümüsselam). Bunlar; Ehl-i Beyt’tir, Âl-i Aba’dır.

         Allah bizi, Onlara bağışlasın!

Âdem’i Onlara bağışladı; bizi de Onlara bağışlaya, lutfu ile!…

 

 

(51)  M.Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi, S. 334

(52)  Said b.Cümhan’dan; Ebu Davud, Tirmizi, Nesei. Tac.Terc. C. 3. S. 79. Bekir Sadak, İst. 1973.

         Ayrıca Sahih-i Buhari ve Tecrid-i Sarih Terc. Diy. İşl. Başk. Yayın.

(53) Ahmed b. Hanbel, Müsned. C. 2, S. 288.

       İbn-i Mace, Sünen. C. 1, S. 51.

       Camiüssagir. C. 2, S. 58. Çev. Abdullah Aydın, İst., 1977.

(54)Hz.Hüseyn b. Ali’den; Ahmed b. Hanbel, Süyuti, Camiüssağir, C. 2. S. 56.

Ebu Hureyre’den aynı kaynak. S. 59.

Ayrıca Buhari ve diğerleri.

 

(54)Ayşe Annemizden; Müslim, Sahih. C. 7, S. 130.

Ümmü Seleme Annemizden; Tirmizi, Sünen. C. 5, S. 663.

← Önceki

Sonraki →