Tasavvuf Sohbetleri (2 )

Varlıktan Veriler 113

Allah, Hz. Resulullah, İmam-ı Ali ve evladından, Hz. Ebubekir ve evladından, onların sevgisinden, Tasavvufundan, Muhabbetinden, Aşkından, bendenizi, hepinizi ve bütün Müslümanları da mahrum etmesin. Cenab-ı Resulullah aşkına. Gaye Hz. Muhammed’dir. Hepsi zaten Resulullah efendimiz içindir.

            “Ena minallahi vel mü’minune minni – Ben Allah’danım, Mü’minler de bendendir”. (Sırrül Esrar, Seyyid Abdülkadir Geylani, S.20 ve 75 )

            Yani buyuruyor ki benim Ruhumun aslı Allah’tır. Mü’minlerin Ruhlarının aslı benim, buyuruyor. Ne mutlu Mü’min olanlara… Zaten Allah Kur’an’da Resulullah Efendimize Kur’an indi diyoruz. Ama izah edemiyorlar. Allah’tan Kitap geldi buyuruyor; Mü’minlere. Mü’minleri kastediyor.

            “Ve enzele sekinete fi kulubi’l mü’minin – Mü’minlerin kalbine de sekinemi inzal ediyorum”, (Fetih -4) buyuruyor.

          Gelen Nur’dur. Allah’tan gelen Nur’dur. Mü’minlik azımsanmamalı yalnız Peygamberlere değil, Mü’minlere de bir şeyler inzal ettiğini buyuruyor. Bu önemli bir özelliktir. Zaten iman da gökten geliyor. Orada da bir “inzal”  var. O da bir “inme”dir.  İman gökten gelir. Kimse akılla imanı kazanamaz.

          “Siz Allah’ın izni olmadan bir kimsenin iman etmeyeceğine akıl etmezseniz-anlamazsanız, sizin üzerinize rics yağar. Kir yağar” (Yunus-100)       

       Demek ki Ashab efendilerimiz o zaman herkesin mü’min olmasını istiyorlarmış. Kendisi iman tadını tattı ya, kardeşlerinin de akrabalarının da mü’min olmalarını arzulamışlar. Onların kendileriyle birlik olmalarını istiyorlarmış.

            “Siz onlar gibiydiniz, Ben sizi kurtardım” (Âl-i İmran-103)

            “Ben hidayet etmedikçe kimse iman edemez”.(İsra-97, Zümer-23) 

            “Eğer Ben isteseydim bütün insanlara hidayet ederdim” (Yunus-99)

    Bütün insanlar müslüman olurdu. Ama isteseydim, buyuruyor. Burada Şart sığasını kullanıyor. Şart koşuyor. İsteseydim. Demek ki istememiş. Eğer isteseydi yeryüzündeki tüm insanlar Müslüman olurdu. O zaman imtihana da gerek kalmazdı. Herkes melek olurdu. O zaman bu dünyaya da gerek kalmazdı. Herkesi göğe alırdı. Maddi âlem olmazdı. Bunlar bilmiyorlar. Hani buyurdu ya “Takvayı da fücuru da ilham ettim” (Şems-8) diye. İlham, üfürmek anlamınadır. O da vahiydir. Vahyin diyelim ki bir tabaka altıdır. Ama bu da Allah’tan gelmektedir. İlham, vahiy, nefh-üfürmek, ilka-atma; bunların hepsi atma anlamınadır. Bunların hepsi nakletme-atma anlamınadır. Vahiy âyet değildir. Vahiy Âyeti getiren bir güçtür. Örneği elektronik bilgisayar ve cep telefonlarında iletişim bir elektrik, bir ışıkla yapılmaktadır. Bir akım var. Vahiy, Âyetin kendi değildir. Âyeti getiren güçtür. İlahi bir Güç, İlâhi bir Nurdur. Âyet, Allah’ın Kelimeleridir, Sözleridir. Onun gelmesi Vahiyledir. Allah, istersem Ben vahyederim, istersem Resullerimi gönderirim vahye, istersem bir perdenin arkasından konuşurum buyuruyor. Musa a.s. ile de konuşmadı mı? Ben bir beşerle konuşmam. Bir perde arkasından Vahiy yoluyla

            “ev min verai hicab”

“Bir perde arkasından kulumla-beşerle konuşurum”(Şura-51), buyuruyor.     Resulullah, Allah’la bizzat mülakat yapmıştır, konuşmuştur. Hıra mağarasında ne yaptı? Cebrail maslahat icabıdır. Yani diyebilirlerdi ki Muhammed aklıyla yazmış. Diyor ki Allah bana ilham ediyor. Cebrail’i araya koydu ki, Cebrail’e inanmayanlar kafir olalar. Münkir, münafık belli ola. Cebrail teyiddir-pekiştirmedir. Önce Allah, kendine-kalbine gönderiyordu-yazıyordu, inzal ediyordu. Sonra Cebrail ile gönderiyordu. Pekiştiriyordu. Peygamber a.s.v. tam mütmain olsun. Şüpheleri gideriyordu.

         “Bu Kitabı Sana Ben gönderiyorum- inzal ediyorum” (Nisa-166, Enam-155)

            Kitabı Ruh da getirmiş, Ruhul Emin de getirmiş, Ruhunu da ilka etmiş, Ben Sana Ruhu da ilka ettim buyuruyor. Sana Ruhu vahyettim buyuruyor. Bunlar diyorlar ki Kur’an’ı vahyetti. Allah Ruh buyuruyor Mesih gibi. Sana ikinci bir Ruh gönderdim buyuruyor.

Bu işlere girmeyin diyorlar. Neden girmeyelim. İlgilenmeye ilgilenmeye ne olacak bu milletin hali? Bir odak, “bu böyle” diyecek; herkes onu öyle bilecek, ezberleyecek. Herkes Maturidi olacak. Eş’ari olacak.

            Bunun dışındakiler Tasavvuf, Tasavvuf Dini değil ki onların yanında. Allah Allah! Yani Hasan-el Basri’nin yolu din değil, Abdulkadir-i Geylani’nin yolu din değil, Mevlana’nın yolu din değil. Kimin yolu din? Ehl-i Medresenin. Kelamcıların yolu din. Mutezilenin yolu din.

            Kelam da ayrı bir konu. Mutezilede kelamcı.

            Maturidi ve Eş’ariyi kabul etmedi diye Gazali’yi kafir ilan ettiler. Gazali gibi bir insanı. Gazali hazretleri, “Onlar (Maturidi-Eşari) peygamber mi yani?

Yani peygamber a.s.v. ‘dan sonra bu dini, bunlardan önce gelen büyük zatlar, Ashablar, Hz. Ali, Ebubekir, Ebu Hanife, Şafii, hatta Hasan el Basri, Tabiin, bu kadar zatlar bilmedi; yalnızca bu iki zat bildi gerçeği!… Allah, Allah!

            Onlar yanılmıştır, onların birçoğu yanılmıştır. “Akılla olmaz” buyurur, Gazali. Neden akılla olmaz? Metafizik akılla olmaz diyor. Fiziki ilimler akılla olur. Bu konuyu “İslâm’da Mezhepler ve Yükseliş” te, “İtikatta Mezhep olur mu? İslâm’da Tasavvuf, Felsefe ve Kelam Ne Zaman Zuhur Etmiştir” başlığı altında yazdım.      

           Fıkıh ilmi “İctihad” akılla olur. Fiziki ilimler, teknoloji, fen, sanat bunlar akılla olur. Ama Melek ne, Cin ne, Şeytan ne, Cennet nasıl, Cehennem nasıl, Allah’ın Zatı, Sıfatı bunlar akılla olmaz. Allah Resulü ne demişse bu böyledir. Allahü Taala, Kur’anda Zatını da bildiriyor, Sıfatını da. Esma-i Hüsna ne? Her bir isimle müsemma olan Kendidir ve her bir ismi de aslında fiil-sıfattır. Buna ortaç da denir. Allah’ın binbir ismi. Peygamber s.a.v buyurdu ya bunların 99’unu Sayan Cennete girer. Dille sayan değil. Yani bunların hakikatine eren. Bu Esma-i Hüsnaların ilmine eren. Yani her ismin Ruhunu yaşayan. Yalnız zahiri dille de değil; kalben, Ruhen yaşayan.                      

           “Allahülâilâheilla hu lehül esma-ül  hüsna–O Allah’tan başka ilâh yoktur, bütün güzel isimler Onundur.”(Ta Ha-8)

             Ne yaptılar? Allah’ın 14 tane Sıfatı var. Oh ne güzel! 6’sı Zati Sıfatı, 8’i Subuti Sıfatı. Kim diyor? Maturidi diyor; Eş’ari diyor. Kimler bu Maturidi, Eş’ari? Evliya mı? Hayır, Peygamber mi? Hayır. Peygamber s.a.v’den 2-3 yüzyıl sonra gelmiş, hakikatı aramışlar. Biz onlara bir şey demeyiz. Evliyanın tasavvufçuların da Hakikati arayanları var. Ama kimse Allah’ın Zatı, Sıfatı hakkında fikir yürütemez. Peygamber s.a.v ne söylemişse O, Her birisi Allah’ın Sıfatıdır. Allah’ın bin bir Sıfatı vardır. Hadi Peygamberimizden gelen Hadis’e göre Allah’ın 99 Sıfatı vardır diyelim.

             Allah’ın 14 Sıfatı var diyorlar. Yani 14 Sıfatlı bir İlâh üretiyorlar. Bunun dışında öbür Esmaları yok mu sayılacak? Allah’ın “Rahmet Sıfatı” yok mu? Allah’ın “Rab Sıfatı” yok mu?

Allah’ın “Aziz Sıfatı” yok mu? Allah’ın “Mukaddes Sıfatı” yok mu? Allah’ın “İlim Sıfatı” yok mu? Bunlar hep Allah’ın Sıfatları değil mi? Allah’ın Sıfatlarıdır. Nitelikleridir Allah’ın. Kabul etmiyorlar, 14 tane diyorlar. Tahdit ediyorlar- sınırlıyorlar. Allah’ın Sıfatları sınırlanamaz, Sonsuzdur. Allah’ın Zatı da Sıfatları da sonsuzdur. Öyle bin bir de değil, binlerce Sıfatı vardır. 14 tane ile Sınırlamışlar.

Cin, Melek, Şeytan, Ruh nedir? Siz bunları akılla nasıl çözeceksiniz? Diyor Gazali. 

Ehl-i Medrese, Gazali’yi kafir ilan ettiler. Çoğunluğu Gazali’ye inanmaz. Bunu da bilelim. Mevlâna’ya da inanmazlar ama toplumda inananlar var ya! Onlar için.

             Bu Eş’arilik, Maturidiliği de Hanefilikmiş gibi gösterirler. Şafiilikmiş gibi gösterirler. Bakınız bu duruma. Ebu Hanife, Şafii ne Maturidi, ne de Eş’aridir. Onlar sapık mı Şimdi? Eş’ari Maturidi olmayan sapıktır-dalâlettedir diyorlar. 

Ve bu Eş’ari ve Maturidi’nin itikadına “Ehl-i Sünnet” itikadı adını verdiler.

İtikad, Kitap ve Sünnettir. Kitap ve Sünnette ne buyurulmuşsa, olduğu gibi kabul etmişiz. Allah’ın Sıfatları da tahdit edilmez-sınırlanmaz. 14-50-100. Hayır, hayır! Sonsuzdur. Bakınız bu önemli! Dört mezhep İmamı ne Eş’ari’dir, ne Maturidir. Bunlar sonraki Hanefi alimlerinin birçoğu Maturidi doğrultusun da demişler. Eş’ari doğrultusundadır demişler. Bu Ehl-i Sünnet itikadını da Osmanlı Şeyhülislâmları yaptı. Ve böyle bir itikat icat ettiler. Tahrifat da var.

              Ama ben Eş’ari ve Maturidiye katılmamakla birlikte tespit ettikleri doğruları kabul ederim. Ama bunlar tamamen tespit edemez, arifler tespit eder.

              Sizi bilmem ama benim itikadım Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Ehl-i Beyt, Ashab-ı Güzin, Hasan el Basri, 12 imam, Seyyid Abdulkadir Geylani, Seyyid Ahmed er Rufai, Seyyid Ahmed el Bedevi, Seyyid İbrahim el Dusiki, Muhyiddin-i Arabi, Hacı Bektaş, Mevlâna, Yunus; Ehl-i Tasavvufun itikadı ne ise benim itikadım odur. Bunların hiçbiri ne Maturidi’dir, ne de Eş’ari. Maturidi, Eş’ari Evliya da değildir. Silsile-i piran’da da yoklar.

              Bunlar sürekli kelam ilmiyle uğraşmışlardır. Kelam ilmi nedir? Kelamı felsefedir.

Kelam ilmi yani Kelimullah değildir. Yani Allah’ın Sıfatları, Kadim mi Mahluk mu davası çıktı. Bir kısmı Kadim dedi, bir kısmı mahluk dedi. Bu nedenle bu ilme Kelam ilmi dediler. Yani Kelam tartışmasından çıkan bir kelime. O tartışmadan çıkan bir kelime. Bunlar kendi kendilerine akılla Allah’ı, Hakk-ı Mutlak’ı bilecekler, Allah’ın Sıfatlarını bilecekler.

Bakın bu çok önemli Allah’ın Sıfatları sonsuzdur. 14 diyen kafir olur.Çünkü Sıfatı çoktur. Allah’ın kenarı yoktur. Allah Sonsuzdur. Allah’ın Sıfatları da Sonsuzdur. Yani Allah’ın başka Sıfatları yok mu? Ne hoş! Allah’ın “Faal Sıfatı” yok mu? Allah’ın “İzzet Sıfatı” yok mu? Allah’ın “Rahmet Sıfatı” yok mu? Allah’ın nice Sıfatları var. İşte Esma-i Hüsna’nın her biri bir Sıfat. Deseler ki Peygamber s.a.v buyurdu ki; Allah’ın 99 Sıfatı var. O zaman biraz yumuşarız. Hayır! 14’e indiriyorlar. 6’sı Sıfat-ı Zatiye 8’i “Sıfat-ı Subutiye olarak Kuran’dan akılla tespit ettiler” diyorlar. Kim etti? Aklen edildi. Yani akılla bulmuşlar bu 8 sıfatı. Başka? Başka tespit edememişler. Demek ki tespit edemiyorlar.

              Böyle bir şey yok .Allah’ın Sıfatları sonsuz. Bin bir demekteki maksat, bine bir eklene eklene sonsuzluğa gider anlamında. Allah’ın Sıfatı tahdit edilemez. Sınırlanamaz. Sayıya sığdırılamaz.

       O nedenle Gazali hazretleri böyle buyurur; Yani “Peygamber s.a.v dan sonra demek ki bu iki zat doğru yolu bulmuş; Onlardan evvelkiler doğru yolu bulmamış. Onlardan sonrakiler de doğru yolu bu ikisinden öğrenecekler”. Yani iki Peygamber ediniliyor bir nevi. İtikat Peygamberi oluyorlar. Çünkü sen, ben Maturidi değilim dersen, derler ki: “Sen Ehl-i Sünnetlik’ten çıktın, sen Ehl-i dalâletsin”.

              Ben neden dinden çıkayım? Kur’an Ayetlerine inanıyorum. Peygamber s.a.v’ın Söylediklerine, Hadis-i Kudsi’lere inanıyorum. Hz. Ali’ye, Hz. Ebubekir’e  inanıyorum. Bütün Evliya ve Enbiyaullaha da inanıyorum. Bu ikisi Evliyaullahın içinde de değiller. Hatta diyor ki Gazali hazretleri: “En ufak bir Nas-delil getirin bana. Zayıf Hadis de olsa. Haber-i Vahid de olsa bana bir tane okuyun ki Peygamber s.a.v buyurdu ki; “benden sonra beni 150-200 yıl sonra Maturidi gelecek onu kabullenin” diye kabul ederim” diyor. Maturidi, Horasanlıdır. Türk-Moğol- Tatar da olabilir. Yani Horasanlıdır.

Gazali der ki: “Bana bir zayıf Hadis okuyun ki benden sonra iki zat gelecek. Doğruyu en iyi Eş’ari ile Maturidi bilecek” diye bir Hadis okuyun ve bu da zayıf olsun. Ben yine kabul ederim, diyor. Gazali’ye kafir dediler. Neden? Eş’ari’yi kabul etmemiş. O İbn-i Sina’yı da kabul etmez, Farabi’yi de kabul etmez, İbn-i Rüşd’ü de kabul etmez. Bizim dinimizde, Kur’an’da felsefe yok. Var diyen buyursun ispatlasın. Felsefe nedir? Felsefe Aristo mantığına göre ya da Descartes (Dekart)’ın metodolojisi, rasyonalizmi. “Parçadan bütünü, bütünden parçayı ispatlamaya kalkışmaları” Bu beşeri bir olaydır, Peygamberi, manevi bir olay değildir ki inansın.

Bunlar Cebrail’e de inanmaz. Hasan Basri Çantay der ki bu Kelamcılar, Cebrail’e inanmazlar. Cebrail’e “akıl” derler. ibn-i Rüştün görüşüde bu, Farabi’nin görüşüde bu. Allah’tan bir şey gelmedi Peygambere. Bunlar akıllarıyla yazdılar bu kitapları derler. Böyle göstermek isterler. Peygamberi inkâr etmek isterler. Dolayısıyla Allah’ı inkâr etmek isterler. Konu budur. Bu kadar açık. Hatta Cebrail “mülktür” derler. Mülk, maddedir. Melekût kelimesi var Kur’an da. Bir de Melekût kelimesi var. Sure-i Yasin’de

“Melekûtu külli Şey’in” (Yasin–82) Yani Cebrail’i madde ediyor. Bunu da dini göstermeye çalışıyorlar. İbn-i Rüşt, Farabi buna teorik bir akıldır derler. Kant’ın teorik akıl. Pratik akıl tezleri var ya. Bunlar dönüp dolanıp Peygamberleri birer feylezof, felsefeci ediyorlar. Artık Din bitti. Ve bununla ikna olmuşlardır. Sizin-bizim yanımızda söylemezler ama Cebrail’i Mülk ediyorlar, akıl ediyorlar, felsefe ediyorlar, düşünce ediyorlar. Yani Cebrail’in manevi bir şahsiyeti yok.

Allah Cebrail’le konuşuyor, Meleklerle konuşuyor. Melekler, bizimle konuşuyor. Sure-i Fussilet’te Allah bizimle konuşmuyor; doğrudan Melekler bizimle konuşuyor. Bu konunun da içinden çıkamıyorlar. Melekler araya giriyor, ayetin içinde diyorlar ki;

        “Nahnü evliyaüküm-Ey Mü’minler biz sizin Evliyanızız; sizin Velileriniziz (Fussilet–31)  Biz Sizin dostlarınızız” (Fussilet–31) doğrudan Melekler konuşuyor. Yani melekler bize hitap ediyor. Bu söz Meleklerin sözü. Ama biz bunu Ayet kabul ediyoruz. Tabi Onu. “Biz sizin Evliyalarınızız”, Hani Allah’tan başka Evliya yoktu? Allah’tan başka “Veli” yok diyorlar. Biz sizin Velileriniziz. Melekler bizim Velimiz oluyor da, Enbiyalar, Evliyalar neden olmuyor?

“Mü’minlerde biri birlerinin velileri” (Tevbe–71)

       Bismillahirrahmanirrahim,

“İnnema veliyükümüllahü veresuluhu vellezine amenüllezine yükimünesselate veyutünezzekate vehüm rakiun-Muhakkak sizin Veliniz Allah’tır Ey Mü’minler ve Resulühü ve Resulü Muhammed’dir. Ve O Mü’minler ki Namaz kılarlar, Zekat verirler ve Rukü ederler-Eğilirler. Onlar sizin Velilerinizdir.” Yani Mü’minler, Ehl-i Selat, Ehl-i Rüku, Ehl-i Zekat Mü’minlerin Velileri (Maide-55). Tabi “refiüdderecat-yani dereceler var. (Al-i İmran-163, Mü’min-15) Sonra

 “Ela inne evliyaallahi la havfün aleyhim velahüm yahzenun-Ayık olun içinizdeki Evliyalar vardır, onlara korku hüzün yoktur”.(Yunus-62)

            Şimdi burada bir soru soracağım. Dilerim sizleri yormamışımdır. Bir soruyla tartışma açmak istiyorum. Ve bu medrese zihniyetini kökünden yıkar:

Bunlar diyorlar ki; “En büyük Evliya, Ashabın ayağının tozu olamaz”. Bunların anlayışı bu. Çünkü bunlar Ashabçılar. Ehl-i Beyt’i de pek kayırmazlar. Koyu Ashabçılık Nasibiliktir. Aşırı Ashabçı, Ehli Beyt alehtarlığına varır. Sürekli Ashabı konuş, Hz. Ali’yi, Hasan, Hüseyin’i konuşma, Fatma anayı, 12 Ehl-i Beyt İmamını, Evlad-ı Muhammed’i–Âl-i Muhammed’i, Selavat de geç. “Allahümme Salli ala seyidine Muhammedin ve ala Âli Muhammed-Allahım, Efendimiz Muhammed’e ve evlatlarına selam olsun”. Deyip geçiyorlar. Âl-i Muhammed’i biraz konuşalım denildiğinde, sonra diyorlar. Şimdi Ashabı konuşalım, diyorlar.

            Biraz önce “Ela inne evliyaallahi la havfün aleyhim velehüm yahzenun-Ayık olun Benim veli kullarım var. Evliyalarım var, dostlarım var. Ela-dikkat demektir. Âgah olun, iyi bilin içinizde Velilerim var. (Yunus-62) Dikkat ne demek? Bu ayet kime geliyor? Muhatab kim? İlk muhatab kim? Biziz ama öncelikle Ashab-ı Kiram! Ozaman ilk mü’minlere diyor mu ki Ey Ashablar! Siz hepiniz benim Evliyamsınız. Böyle bir söz var mı? Veli demek, dost demek. Kimin dostu? Yeri-göğü yaratanın dostu. Peygamber’den sonra velidir, Allah’ın dostu.

            Ashabın içinde Evliyalar varmış. Hepsi evliya değilmiş. Bu âyatte muhatab, ilk Mü’minler. İlk Mü’minler Ashab Efendilerimiz. Onların ayağının tozu olaydık.

Ama Veli diye Mekke’nin fethinden sonra Allah’ın “İman etmediler” dediği (Secde-29) kişiler de Ashab kabul edilip, Hasan el Basri gibi, Abdulkadir Geylani gibi, Cüneyd-i Bağdadi, Caferi Sadık, Muhammed Nakşibend, Rüfai Hazretleri bunların ayağının tozu oluruz.

            Onlara göre Vahşi de Ashabdır. Muaviyede Ashab dır. Amr b. As da Ashabdır. Ebu Süfyan da Ashabdır. Bunlar mel’unlar.

            “Köl yevmel fethi la yenfeullezine keferu imanühüm velâhüm yünzerun – De ki Ya Muhammed! Fetih günü iman edenlerin imanları kendilerine fayda vermeyecektir. Ve Allah Onlara nazar etmeyecek” (Secde-29) Yani onların tevbesi de yok. Onlardan Bana dönüş yok. Çünkü onlar mel’unlar. Onlar Mü’minlere, Peygambere çok hakaretler ettiler. Çok ezalar ettiler  “Velâhüm yünzerun” Ve arid ânhüm – Onlardan yüz çevir, uzak dur” fentezir innehüm müntezirün – Sen onları gözetle, onlarda seni gözetliyorlar”. (Secde-30) O fetih günü kim iman etti Ebu Süfyan ve ailesi. Amr İbnül As, Vahşi (neuzubillah) Hinde fahişesi, Fahişedir onun hakkında hadis de var. İma yollu onun fahişe olduğuna dair hadisde var. Mervan v.b.

            Sonra denildi ki Ya Resulallah, Allah bunları kabul etmiyor. Bunlara ne diyelim?

“Müllefetün fi’l kulub – Kalplerinde ihtilafa düşüyorlar, bir türlü benim Peygamber olduğuma – eviriyorlar, çeviriyorlar – kanaat getiremiyorlar. Yani inanmıyorlar. Şek-şüphe içindeler. Şek ile yakin olmaz. İnsan kesin olarak “Allah bir, kesin olarak Hz. Muhammed, Allah’ın Resulüdür, Kur’an. Allah’ın kitabıdır” diyecek. Bunu kalben diyecek. Dille demek izhar etmek yani açığa çıkarmak, dille söyler La ilahe illallah Muhammedün Resulullah. Ama Kalbi söylemeli. Kalben söylemediğinde dille Müslümanlık olmaz. İman kalptedir. Efendimiz buyurur “İman dildedir diyenler bizden değildir”(Benzer hadis: Hadislerle Müslümanlık C.4 S. 1364. Ayrıca “Ey Resulüm! Dilleriyle “İnandık” dedikleri halde kalpleri inanmamış olanlar (münafık) larla Yahudilerden o küfr içinde olanlar seni üzmesin”.(Maide-41)

Kalpte değil dildedir, diyenler münafıktır. Şimdi bu münafıkları da, Mekkenin fethi günü İman etmeyenleri, ki bunları Allah reddediyor:

“Vea’rid anhüm-Onlardan uzak dur” (Secde-30)

Efendimiz neden Mekke’de kalmadı? Memleketi. Fethetti. Ata yurdu. Bütün ataları orada. Allah buyurdu:

“Vea’rid anhüm- Onlardan uzak dur”(Secde-30) Tehlikeliler, seni gözetiyorlar, vurmak-öldürmek istiyorlar buyuruyor. Vurmadılar mı? Bedir’de karşısına çıkmadılar mı? Uhut’da karşısına çıkmadılar mı? Bütün harplerde karşısına çıkmadılar mı? Ondan sonra Hz. Ebubekir, Halife seçildiğinde, Ebu Süfyan gelip, Hz. Ali’ye “Ya Ali gel, beraber olalım Ebubekir’i öldürelim yerine Seni seçelim”. Bak, bak Şeytan!

            Hz. Ali Efendimiz ne buyuruyor? Senin yüzünden lanet akıyor dedi. Sen Peygambere etmediğini bırakmadın Şimdi de bizi birbirimize düşürüyorsun. Cehennem ol git. Bu bizim kardeşlik meselemiz. Bunu hallederiz” dedi. Orada belkide Hz. Ali’ye karşı yanlışları oldu, hataları oldu. Hilafet konusunda. Ama yanlış olur. Mü’minlerde yanlış işler. Ama bu yanlışla kafir olunmaz. Sonradan barıştılar. Sonradan bağışladı. Ebubekir, Ömer, Osman’la barıştılar.

Ama Emeviler ne yaptı? Evladını kestiler. Haşim ailesinin zürriyetini ortadan kaldırmaya kalktılar. Haşim ailesini yok etmek istediler. Bunlar faşist krallığa geçtiler. Hz. Ebubekir’in oğlu Abdurrahman, Muaviye soytarısının yüzüne karşı dedi ki: “Sen Kayser’in Bizans kırallığı sistemini mi getiriyorsun? Oğluna bırakıyorsun” Peygamber a.s.v.’a ne diyor? “Baban bırakmadı” diyor. Kim bu şarap içen, “ben İsa dini üzerine şarap içiyorum” diyen? kafir olduğunu açıklıyor. Daha da diyorlar ki keşke Hz. Hüseyin Efendimiz kabul etseydi. Kafiri nasıl kabul edecek? Kafiri nasıl Hz. Hüseyin kabul eder? Babası hiç değilse gizli içiyordu. Bu aleni içiyor. Sonrada ben Resulullahın halifesiyim diyor. İsa Dini üzerine içiyorum diyor. Yani aslında İsa’ya da inanmıyor. Muhammed a.s.v.’a da inanmıyor. Hz. Ali’ye de, Ebubekir’e de inanmıyor. İsa dini üzereyim demekle kendisine helal etmek istiyor. Sanki İsa Dininde Şarap helalmış gibi. Hz. İsa şarap içmiş mi? “Şarap benim kanım” buyurmuş. Şaraptan kastı aşk. Yani aşk benim kanımdır. Kanımı, canımı seven sarhoş olur. Hiristiyanlarda bunu böyle yorumluyorlar. Yani çarşıda satılan şarap. Bununla birlikte bu bizi ilgilendirmez. Bizi Hristiyanlık ilgilendirmez. Bir Müslüman yok ben İsa Dini üzerine, Musa Dini üzerine kendi kendine birşeyler uydurup şarap içerse; İsa Dini üzerine dedikten sonra, zina yap, yalan söyle, faiz ye, biride kalkıp desin ki Yahudi de faiz yok mu? Eh bende yiyebilirim; öyle olur mu bu kafirliktir. Bunları yapan kafirdir. Hepside kafirdir. Kendiler de diyorlar zaten: Krallık oldu. Ondan sonra Abbasiler de bu krallığı yürüttü. Selçuklular da devam etti. Osmanlılar da devam etti. Derken bu bir sistem oldu. O sisteme zarar gelmesin diye kalkarlar bunlar, Allah’ın Dinini bozan Muaviyeyi müdafaa ederler. O ayrıca Ehl-i Beyt düşmanlığıyla Allah’ın Dinini bozdu. Peygamberimizin sistemini değiştirdi. Devlet etti. İslam’da devlet yok. Emaret var. Emir. Emir el Mü’minin. Kim? Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, İmam-ı Hasan. Hz. Hasan da 6 ay yapmıştır. Otuz yıldır.

“El hilafetü ba’dihim selasune seneten sümme ceale melikün adud-Ebu Hureyre r.a.’dan de rivayettir. Daha başka ashablardan da var. (Said b. Cümhan’dan, Ebu Davud Tirmizi, Nesei, Tac terc. Bekir Sadak, 1973 İst. Ayrıca Sahih-i Buhari ve Terc. Diy. İşl. Bşk. Yay.)

Şimdi Hz. Ali Ehl-i beyt hakkındaki Hadisler çok Ashabtan gelir. Yani teselsül, mutasıldır, akar gelir. Buhari, Müslüm Hadis kitablarının çoğunda var. Diğerleri hakkında öyle o kadar değil. Ashabların Ehl-i Beyt hakkındaki Hadisleri çok.

Devamı  Tasavvuf Sohbetleri (3)dedir.

 

 Not: Bu konuşmalar Sayın Kazım YARDIMCI Beyefendiye, Abidin Çalış adlı kardeşimizin “Seyri süluk nedir? Seyr-i süluk nasıl yapılır? Sorusu üzerine yapılmıştır.  

Bu yazıyı sesli olarak sitemizdeki Sesli Tasavvuf Sohbetleri linkinden dinleyebilrsiniz.

 ADIYAMAN-TÜRKİYE-

ARALIK 2005      

← Önceki Veri

Sonraki Veri →