KAZIM YARDIMCI
BİLİM VE ÇEŞİTLERİ
1-Vahye dayanan semavi (göksel)
bilgiler:
Bu semavi olan bilginin iki
yanı vardır. Birisi ruhani alemle ilgili olan, diğeri hukuki olan, sosyal
hayatla ilgili olandır.
2- Maddi Bilgiler:
Bu maddi bilgiler, deneye ve
gözleme dayanan bilgilerdir. Somut, fiziki bilgilerdir. Bu bilgileri bilenlere
bilim adamı denir.
3-Felsefe:
Felsefe, tefekküre dayanan
düşünsel görüşlerdir. Felsefe, bilim değildir, soyuttur. Ancak, feylezofun
düşünceleri kendine ait buluşlarıdır. Düşünce hiçbir zaman ilim değildir.
Zaten onlara feylezof denir, âlim denmez. Deneye dayanan bilgileri bilenlere
bilim adamı denir.
Ancak bu bilginler zahiri
bilgileri bilen bilginlerdir. Maneviyatla, ruhaniyetle alakaları yoktur. Çünkü
bu ilimler bir nevi teknik ilimlerdir.
Birinci maddede zikrettiğimiz
hukuki bilgileri bilenlerin bilgisi kendilerine ait değildir. Bu bilgiler,
Peygamberlere ait bilgilerdir. Bu bilimleri bilenlere alim denilmez. Çünkü
kendilerinin bir katkısı bir buluşu yoktur. Bunlar bir nevi ezbercilerdir.
Ezbercilere alim denilemez. Yaptıkları iş, ezberlediklerini halka
aktarmaktır. Bu göksel hukuk ilminin âlimleri Allah ve Peygamberleridir.
Feylezoflara gelince, onlar
sadece düşünürlerdir(mütefekkirler); ne Peygamberdirler ne de bilim
adamlarıdır. Ruhani bilimleri ise hiç bilmezler. Çünkü ruhani bilimler, soyut
âlemle ilgilidir.
Aynı zamanda zahiri hukuk
bilginleri, yani ezbercileri olan “Biz Şeriat Alimiyiz” diyenler de soyut
alemle ilgili bilgileri bilemezler. Yani ruhani âlemi bilemezler.
“Benim ümmetimin âlimleri Ben-i
İsrail Peygamberleri gibidir” Hadisi Şerifine göre “âlim” olmak için mesela
Yahya ve Zekeriya ve Musa Davut gibi olmak lazımdır ki; bu zatlar şeriat
bilgilerini bildikleri gibi manevi, ruhani ilimleri de bilmektedirler. Bir
şeriat âliminin “Alim” olması için bu zatlar gibi manevi ruhani bilgileri de
bilmeleri lazımdır. İşte Peygamberimizin kastettiği bilginler bu manevi
bilgileri de bilenlerdir.
Deneye dayanan bilimleri bilen
bilginler de soyut âlemi (ruhani, manevi âlemi) bilemezler.
Manevi âlemi (yani ruhani Soyut
âlemi) ancak Peygamberler bilir. Bir de Allah’ın seçtiği bazı kulları bilir.
Hocayı Hızır ve Veysel Karani gibi…
Ki bunlar ümmi ve Peygamber
olmadıkları halde Ledünni-Manevi ilimlere mazhar olmuşlardır. Daha nice
Peygamberimizin(S.A.V) ümmetinden Ledünni ilimlere mazhar olmuş seçkin kişiler
vardır. Ki bunlar gerçek âlimler ve ariflerdir.
“HAMD
ALLAHINDIR. Allah’ın ıstıfa ettiği (seçtiği) seçkin
kullarına selam olsun.”(Neml 59)
Bu manevi ilmin adı, Ledün
ilmidir. Yani Allah, tarafından bildirilen bilgidir. Ledünni bilgi, gökten
kuluna geldiği için, O’nu akılla öğrenmenin yolu yoktur. Bunu bilen kul “ümmi”
veya az da okumuş olabilir, fazla okumuş da olabilir. Ancak bu ilim akılla
bilinmez. Doğrudan O kula haktan gelen bir ilimdir. BU LEDÜNNİ İLMİ BİLENLER,
gerçek “Alimler”dir. Ve ledünni ilmin bir adı da irfandır. Yani gerçek “Alim
ve Arifler” bunlardır. Tasavvuf âleminde bu ilmi bilmeyenlere ne âlim, ne de
arif diye bakılır.
Bir de ruhaniyet (maneviyat,
metafizik, mistisizm) alemi ile beraber ilahiyat ilmi ve konusu vardır. Kitabi
dinlerden (Musevilerin İsevilerin ve Muhammedilerin) ilahı, Hz.İbrahim’in
vahid-bir tek ilahıdır. Bu üç dinin ilahı da, Hz.İbrahim’in gökleri ve yeri
yaratan Rabbı ve Tek İlahıdır.
Hz.İbrahim’in
tek ilah düşüncesinde aklı selim için aklın yeri vardır. Çünkü Allah,
yarattığı kainatla zahir olmuştur. Aklı olan bir insanın Allah’ı inkar etme
gücü yoktur. Çünkü Hz.İbrahim, aklı selimle Allah’a inanmıştır. Ama O, (yüce
bir ruh gücüne ve yüksek bir akla sahiptir) aynı zamanda yüce bir Peygamberlik
gücüne sahiptir. O, Allah’ın seçtiği kullardandır. O’nun Peygamber olduğunu,
kendisi önce bilmese de Allah bilmektedir. Allah, O’nu yüce sıfatlarla
donatmıştır. Herkes İbrahim olamaz ve herkes yüce İbrahim’in yüce aklını
taşıyamaz. Hz.İbrahim’den evvelki Adem ve İbrahim arasındaki Peygamberlerin
de, alemlerin Rabbı olan tek ilaha inandığını; Hz.İbrahim, Hz.İsmail, Hz.İshak,
Hz.Yakup, Hz.Musa, Hz. Davut, Hz.İsa ve diğer Ben-i İsrail Peygamberlerinin
hepsi beyan etmektedir. Hz.Muhammed de(s.a.v) bu zatların beyan ettiği “Tek
İlahı” aynen kabul edip bütün içtenliği ile beyan etmektedir.
(Bakınız Bakara -136)
Ayrıca bundan 4300 yıl önce
yaşamış Hz.İbrahim’in elinde herhangi bir ilahi mesaj da yoktur. Kendisinin,
Hz.Adem, İdris, Nuh ve kendisinden evvelki Peygamberlerden haberi de yoktur.
Elindeki tek güç, Allah’ın kendisine verdiği yüksek ruh ve aklı selimdir.
O, aklı ile sadece alemlerin
Rabbı olan Allah olduğuna, kanaat getirmiştir. Bu yargıya varınca Allahu
Taala, O’na göklerin ve yerin melekutunu göstermiş, bu suretle ruhani alemi
öğrenmiştir. “Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerlerin melekutunu
gösteriyorduk ki kesin inananlardan olsun.” (En-am 75)Yani ruhani aleme
geçmiştir. O da büyük ruhanilerden olmuştur. Göklerin ve yerin melekutunu,
İbrahim’e açtığını, Kur’an-ı Kerim beyan etmektedir. Şu da var ki; aklı ile
Allah’ı bulup, melekut alemine (ruhani aleme) geçen ikinci bir İbrahim yoktur.
Museviler, İseviler ve Muhammedilerin hepsi İbrahim’idir. Ve Hz.İbrahim’in tek
ilahına inanmaktadırlar.
Allah’a insan aklı ile (eğer
aklı selim ise) az çok akıl erdirir ve inanır. Çünkü Allah aşikardır; bir
yerde Allah yarattığı kâinatla yarı yarıya somuttur. Çünkü Allah, hem zahir
(dış) hem de batındır(gizli, soyut). Ama ruhanilik ile ilgili gerçekler
tamamen soyuttur. Soyut gerçekler şunlardır: Ruhlar, melekler, cinler, şeytan,
cennet, cehennem. Bunları akıl asla çözemez. Bunlara, yukarıda zikri geçen
yüce peygamberlerin bildirmesi ile inanılır. İşte iman budur. Burada
Peygamberlere ve sözlerine inanmaktadır. Bu soyut varlıkları, aklın bilme
imkanı yoktur. İşte zaten bu da bu gerçeklere, Peygamberlere güven ve onların
yalan söylemeyeceğine inanmaktır. İşte iman da budur.
Ruhani alem akıl ile bilinmez.
Akıl soyut alemi çözemez. Bu saydığım ruhani gerçeklere doğrudan inanılır. Bu
konuda doğrudan Peygamberin haberine inanılır. Çünkü bu ruhani soyut
varlıklar, Tevrat ve Kur’an gibi İlahi mesajla bildirilmiştir.
İşte bunun için bu gerçekleri
bilenlere, manevi-batın-iç alemleri bilen “Arifler ve Alimler” denmiştir.
Bunlar büyük mistiklerdir. Bu ilimleri bilmek için okumaya da gerek yoktur.
Çünkü bu ilimler okumakla olmaz. İç alemin açılıp bizzat görülmesi ile olur.
Bu gerçekleri yukarıda
bahsettiğim konularla ilgilenenlere bir yardımda bulunmak için kaleme aldım.
Bu konuyu tartışmaya açık bırakıyorum. Ve bu konuda bildikleri var ise
açıklamalarını istiyorum. Biz de düşüncelerinden yararlanmak isteriz.
Gerçeği arayanlara Allah ve
Resulünden yardım diler, hepsine selam ve sevgilerimi arz ederim.
Not: Bu konuya ilgi duyanlar
Varlıktan Veriler (www.varliktanveriler.com)
isimli Internet sitemizde 99 Nolu “Ceddimiz İbrahim Aleyhisselam ve Akıl”
isimli verimizi okuyabilirler.
KAZIM
YARDIMCI/ADIYAMAN-TÜRKİYE
Bu yazı 5.11.2007 tarihinde
“Adıyamanda Olay” isimli gazetede yayınlanmıştır.
www.varliktanveriler.com
varliktanveriler@hotmail.com
bilgi@varliktanveriler.com