BiRAZ DA TEFSiR
KONUSU
Peygamber ve
Sahabeler devrinde tefsir var mıydı?
Hz. Peygamberin, “Hakkımda yalan söyleyen kimse cehennemde oturacak
yerini hazırlasın” haberi ve onun devamı niteliğindeki “Kur’an hakkındaki re’yi
(kişisel görüşü)nü Cüz’i akılla söyleyen de cehennemde oturacak yerini
hazırlasın” (Sünenu’t-Tirmizi, C-5, s. 109, Müsned, C-1, s. 269) sözleri, yüce
Allah’ın kelâmı, Kur’an hakkında bilip bilmeden gelişi güzel (re’y ile) cüz-i
akılla konuşanları tehdit eder, ve bu işten men etmek için söylenmiştir... Ruhul
kudüsle temas kuran Ârifler müstesna.
Hz. Peygamberin sohbetinde bulunup ondan ilim almış olan Sahabe;
tefsirde, “hata yaparız” korkusuyla Kur’an’ı tefsir etmekten çekinmişler ve bu
konuda konuşmak istememişlerdir. Ebubekr, Ömer ve Abdullah b. Ömer gibi seçkin
sahabeler tefsirden kaçınmışlardır. Bir gün Ebubekr’e Abese suresinin 31.
Âyetinin manası sorulduğunda “Allah’ın kitabına dair bir şeyi kendi fikrime göre
tefsir eder veya bilmediğim halde söylersem, hangi yer beni üzerinde taşır ve
hangi sema beni gölgelendirir” (125) demiştir.
Hz. Ömer de, “Şu ümmet üzerine, mü’min olup da imanını gizleyen ile
fasık olup da fıskını (karıştırıcılığını) açıklayandan korkmam; fakat bir adam
ki Kur’an’ı okur, diline uydurur, onu makbul olmayan bir te’viI ile te’vil eder,
işte ondan korkarım” demiştir. (126)
Sevgili Peygamberimiz, yakınlarına ve çevresinde bulunan seçkin
insanlara, Kur’an’ın gereken yerlerini gerektiği zaman ve ortamda
açıklıyorlardı.
Kur’an’da geçen tefsir lafzı Allah’a havale edildiğinden, Sahabe
tefsir hakkında söz söylemekten çekiniyordu. Kur’an tefsiri denilince, doğrudan
doğruya Allah’ın veya O’nun elçisinin izahı anlaşılıyordu. Yani tefsirde; hata
ihtimali olmamalı, tam bir isabet olmalıdır. Kısacası tefsir işlemi,
Allah’a ve Peygambere atfedilmiş oluyordu.
125) Tefsiru’t-Taberi. C-1
,s-78, Tefsir-ü İbn Kesir, C-1 s.99.
126) İtkan, C-2,s-4, Tetsir ül Kâsımi, C-1, s-99.
Abdullah b. Mes’ud ve
Abdullah b. Abbas gibi Sahabeler, sureleri okuyorlar ve tefsir ediyorlardı
(Yalnız bu tefsirler bazı Âyetler şekiindedir). Tefsirde meşhur olan bu iki
şahsın ve diğerlerinin “bildiklerini söyledikleri, bilmedikleri konularda da
bilmiyoruz” diyerek tefsirde ihtiyatlı hareket ettiklerini görüyoruz. (127)
“Sahabe, Peygamberden on Âyet öğrenir bu on Âyetin manasını ilim ve
uygulama bakımından öğrenmedikçe, başka Âyletlere geçmezlerdi”. (128)
“Hakikat şudur ki, Allah’ın elçisi, sahih Hadis mecmualarının şehadet
ettiği gibi Kur’anın manalarından pek çok şeyleri Ashabı için açıkladı. Ama
Kur’an’ın bütününü sıra ile Âyet Âyet açıklamadı. Zira Yüce Allah,
Kur’an’daki bazı Mânaları kendine tahsis etmiş, bazılarını Âlimler bilebilmiş,
bazılarını ise dile âşina olmaları nedeniyle Arablar anlayabilmişler. Bazıları
da herkes tarafından anlaşılacak şekilde açıktır. Bu konuda aşırı tutucu ya da
sınır tanımaz (ifratçı ve tefritçi) görüş sahiplerinin ortaya koydukları
delillerinde az veya çok hakikat payı bulunabilir. Ama onlar meseleleri biraz
büyütmüşler ve hadiseyi uygun olmayan bir hale getirmişlerdir. İşin gerçeğini
ele alacak olursak Hz. Peygamber, ne çok az tefsir etmiş ve ne de iddia
edildiği gibi Kur’an’ın tamamını veya büyük bir kısmını tefslr etmiştir.” (129)
“Başlangıçta tefsir, Hadis ilminin bir kolu olarak rivayete tabi
olmuştur. Peygamber ve Sahabe devrinde rivayetleri alma, manaya şamil bir
durumda iken, tabiiler devrinde rivayetleri alma ve nakletme, manaya
şâmil olmakla kalmamış, ihtisasa tabi olarak Peygamber ve Sahabenin
rivayetlerini de içine alan daha geniş bir anlayışla nakledilmeye çalışılmıştır.
Mesela her ilim merkezi olan şehir ve bölge, şehrin imamı olan kişiden
rivayetleri alacaktır. Mekkeliler İbn Abbas’dan, Medineliler Übeyy b. Ka’b’dan,
Iraklılar lbn Mes’ud’dan aldıkları gibi...
(130)
127) Tefsir-12, Prof.Dr.
İsmail Cerrahoğıu, Doç.Dr. Şevki Saka, MEB Kltapları, s-39, Eskişehir-1992.
128) Tefsiru’t-Taberı, C-1 , s-8O; Mukaddime fi usûli’t-Tefsir, s-5.
129) Tefsir-12, Prof.Dr. İsmail Cerrahoğlu, Doç.Dr. Şevki Saka, MEB Yayın.,
s-52, Eskişehir-1992.
130) Aynı eser, s-64
Abdullah b. Abbas, Peygamberimizin amcasının oğludur. Peygamberimizin
Vefatı sırasında 10-14 yaşlarındaydı. Yine Peygamberimizin zevcelerinden Meymune,
İbn Abbas’ın teyzesi idi. Yani gençliği Ehl-i Beyt’in ve Sahabenin içinde
geçmişti.
Ahmed b. Hanbel’den gelen bir habere göre İbn Abbas’ın ilmi “üç
otorite”den gelmekteydi. Bunlar Hz. Ali, Ömer ve Ubeyy’dir. (131) Ayrıca İbn
Abbas, Hz. Peygamberden, Sahabe’den ve kendi ictihadı ile olan bazı Âyetlerin
yorumlarını bir mecmua haline getirmemiştir. Kendilerinden sonra gelen
öğrencileri O’nun adına, kişisel bilgi ve becerilerini de katarak çeşitli
mecmualar meydana getirmişlerdir.
İmam Gazali, İhya-u Ulumi’ddin adlı eserinde Kur’an’ın birtakım sırları
olduğunu bu sırları ancak arapça ilimlerinde, fıkıhta, kainata ve insana dair
ilimlerde yüksek payeye erişenlerin kavrayabileceklerini söyler. Yine Gazali
insanların Kur’an’ı kavrama noktasında birbirleriyle aynı anlayış kabiliyetinde
olmadıklarını, ama Kur’an’ın ifadesinin dışına çıkmadıkça herkesin anlayışının
doğru olduğunu söyler, Kur’an’ın lafızlarının gerisinde gizli olan ilimleri ve
sırları çözebilmek için anahtar görevini yapan, daha işin başında
lafızların delalet ettiği manalardır.
Muhammed Gazali, tasavvufi eğilimleri ile birlikte Kur’an’ın bir
zahiri bir de Bâtını vardır. Bâtın Kur’an’ın sırlarının ilmidir” demektedir.
(132)
İmamiyye’nin bir bölümü Re’y ile tefsiri kabul etmez. Onlara göre;
Rasulullah (S.A.V.): “Kur’an kolaydır, çeşitli anlamlara gelebilir. Onu en güzel
biçime hamlediniz” buyurmuştur. Mü’minlerin emiri Hz. Ali ise: “Kur’an’ı
anlayan ve onu tefsir eden ilmi kendisinde bir araya getirmiş olur” demiş ve
bununla Kur’an’ın bütün ilimlerin özüne değindiğine ve bundan başka mucizelere
ve haberlere yer verdiğine işaret etmiştir. En doğrusu şöyledir: Her kim Yüce
Allah’a samimiyetle boyun eğerse O’nun peygamberine ve Rasulullah’ın Ehl-i
Beyt’ine içtenlikle itaat ederse ve ilmini onlardan alırsa.. Onların haberlerini
araştırır ve ilimde paye, marifette iç huzuru elde edebilecek şekilde onların
sırlarından bir kısmını öğrenirse.. Kalb gözü açılırsa.. Ve sahip
131) Tefsir-12, Prof.Dr.
İsmail Cerrahoğlu, Doç.Dr. Şevki Saka, MEB Yayın., s-52, Eskişehir, 1992.
132) İhyau Ulumi’ddin, Gazali, C-1, s-262.
olduğu bilgi ile işin gerçeğine dalarsa.. Kesin ilmin ruhu ile yüzyüze gelirse..
şımarık kimselerin korkuttukları şeyleri çok yumuşak bulursa.. cahillerin
korktukları şeylerle ünsiyet dostluk kurarsa.. dünyada bulunurken biryandan
kalbi, en yüce makamla birlikte olursa., evet işte böyle birisi Kur’an’ın bazı
muammalarından yararlanır, istifade eder. Kuran’ın harikalarından bir nebzecik
çıkarabilir. Bunun Yüce Allah’ın kereminden çıkması hiç de şaşılacak bir şey
değildir. Allah’tan umulması da acaib değildir. Bu durum bazıları yana sadece
bazılarına vergi değildir. Onların arkadaşlarından bir grup bu niteliklerle
nitelikli olanları kendilerinden saymışlardır. Nitekim onlar “Selman Ehl-i
Beyt’tendir. Bu nitelikte olan birisinin Kur’an’ın te’vilini bilen alimler
arasında yer alması hiç de uzak bir ihtimal değildir” (133)
Sonraları Taberi (225/839), Zamahşeri (467/1075), Fahruddin Razi
(543/1149), Kâdi Beydâvi (ölm. 691/1292), İbn Kesir (701/1301) Elmalılı Muhammed
HamdiYazır{1295/1879), Konyalı Mehmed Vehbi (1280/1864) gibi zatlar Kur’an’ı
yorumlamışlardır. Şimdi bu tefsir adıyla anılan “yorum” lamaların özelliklerini
araştıralım:
133) İmam Cafer, M. Ebu
Zehra, Şafak Yayın.’dan, “es-Sâfi”, s.9
www.varliktanveriler.com
yazar@varliktanveriler.com
KÂZİM YARDIMCI
|