VARLIKTAN VERİLER-53
KAZIM YARDIMCI
“İYYAKE NA’BÜDÜ VE İYYAKE
NESTEİN”
ÂYETİNİN GERÇEĞİ
Bu Âyetin gerçeği şudur:
“Biz sana taparız ve senin inayetini ve yardımını isteriz.” Mealciler
ise: ‘Ancak sana taparız ve ancak senden yardım isteriz.” diye
meallendirmektedirler. ‘Sanataparız-seni Mâbud ediniriz’ kısmının başındaki
“Ancak” kelimesi teyit içindir. Zira Allah’tan başka Ma’bud olmadığı, Kuran’da
yüzlerce Âyette bildirilmektedir. “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah’
(Muhammed: 19) -Iyi bil ki Allah’tan başka İlâh yoktur.-
Ama Allah’tan başkasından yardım alınmaz diye bir âyete de rastlanmaz.
Aksine “Mü’minlerin birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerini veli edinmeleri”
tavsiyesi vardır.
Müşrikler Allah’dan başka oyma cansız putları ma’bud edinirlerdi, ve
putlar diriymiş, işitiyormuş ve bir güçleri varmış gibi onlardan yardım
istederdi. Onun için Allah: “İlâh edindiğiniz oyma putlar, size ne fayda ne
de zarar verir, ne diye onları çağırıyorsunuz ey cahiller’ (İsra:
56). demektedir. Ama canlı varlıklar, hem zarar hem de fayda verebilir.
Ayrıca, “İyyake
nestein” Âyetinde Rabbimiz : “Ya Nesir” Esmasını değil, “Ya Müstean” istiane
-İnayet- Esmasını kullanmıştır.
Allah: “Kûnû ensarullah” -Allah’ın yardımcıları olunuz.- (Saff:
14) diyerek Mü’min kullarından kendisine yardım istemektedir. Allah’a yardım
eden kul, insanlara, hayvanlara bitkilere nasıl yardım etmez? Tabii Allah’a
yardım, Peygambere yardım anlamınadır. Peygambere yardım eden insan,
diğer insanlara da yardım eder. Eğer bu “Senden yardım isteriz” Âyetini, mutlak
mânada “Ancak senden yardım isteriz.” anlamında alırsak -ki böyle birşey
muhaldir, imkansızdır- 0 zaman Allah’dan başkasından yardım isteyen bütün
Müslümanlar müşrik olur. Bu defa: Hastaneleri kapatmak, sosyal yardım
müesseselerini yok etmek velhasıl Esbaba Tevessülü (sebeplerden faydalanmayı)
ortadan kaldırmak gerekir. Bu da pratik hayatı yok etmek olur. Canlı varlıklar
dara da düşer ve yine canlı varlıklar yardım da eder. “Ve emmes saile
fela tenhar.’ -İsteyeni boş çevirme- (Duha: 10). Bakınız bu âyette: lsteyen
de var, isteyene yardım etmek de var.
Ayrıca: “İçinizden fazilet ve mal sahipleri, olmayanlara versin’ (Nur
22). Demek ki fazilet sahipleri, faziletinden feyz olarak veriyor, mal sahipleri
de zekat, sadaka, vergi olarak yardım ediyor. Yardım varsa: yardım isteyen de
vardır, yardım eden de vardır. Bir de şu husus var, “ölülerden, kabir
taşlarından yardım isteniyor” gibi sözler aslında Müslümanlara bir sataşmadır.
Her Müslüman: “Allah’ı eşsiz bir bilir”. Herkes bilir ki, kabirde ceset
vardır, ancak diri olan Ruh’dur, 0 da Allah’ın emridir, O da ölmez. Cansız
varlıklardan yardım bekleme cehaleti göstermez. Mü’min, okuma-yazma bilmese de,
İman nuru ve feraseti ile dinini bilir, hem Mü’mine cahil denilmez. Allah:
Gafillere -imansızlara cahil demekte, onlar, 1 milyon cilt kitap okumuş olsalar
bile “Üstüne kitap yüklenmiş merkep gibidirler” (Cuma : 5)
buyurmaktadır. Peygamberimizin ashabının %90’ı okuma-yazma bilmezdi.
Peygamberimiz de Ümmi idi. Ama o, Hoca-i Âlemdi, ilm-i Ledün’ün sultanı idi,
Külli Âlimdi... Ummi de olsalar eshablar Hakkı bilirdi. Çok kuvvetli iman ve
takva sahibi idiler. Cahil değillerdi. Demek ki ilim, kulak, sohbet yoluyladır.
lIla ki okumakla değildir. Bunun ispatı Ashab-ı Kiram ve Ümmi Evliyalardır...
Başka şeye tapma suçlamasında delil gösterdikleri “Biz putlara
tapıyoruz ki Allah’a yakın olalım.” (Zümer: 3) âyeti ise aslında şu
incelikleri içerir. Müşriklere göre: Oyma putlar, semboller, bizatihi Allah gibi
mevcut, varlık sahibi, kadim-ezeli kendisine göre güç-kuvvet, istiklal sahibi,
bağımsız ve Allah’ın ortakları, Allah’ın yanında ve doğanın yönetiminde söz
sahibi, mülke ve tasarrufa ortak, ancak herbirinin işi ayrı bilirlerdi. Örneğin:
Yağmur, bereket, hayır-şer, yer, gök, gadap tanrısı gibi... Bu âliheler,
tasarruflarında hür, Allah’la da tartışabilirlerdi, ancak en büyük ilâh Allah
idi... Müşrikler Allah’ı inkâr etmezlerdi, ancak âhireti, mâneviyatı inkâr
ederlerdi. “Yeri ve gökleri kim yarattı desen, Allah’tır derler.”
(Mü’minun: 86) Madde ötesi yaşama inanmazlardı. Onlar Âhireti, fizikötesi yaşamı
inkâr eden maddeci, materyalistlerdir. Öyleyse bir kişiye müşrik diyebilmek için
onun âhireti inkâr etmiş olması lazımdır. Hem Allah’a göre müşrik “Zekat
vermek istemeyen, yani; âhireti inkâr edenlerdir.” (Fussilet: 6)
Bu yazdıklarımız celi (açık) şirktir. Bundan ötesi hafi (gizli) şirktir,
riya gibi... Riya, kisve (biçimsel) dindarlığıdır, namazı, orucu bilsinler
ve görsünler diye yapmaktır. Yani riya ikiyüzlülüktür.
Evet.. Önce şirkin ne olduğu bilinmeli ki sonra Tevhid
bilinsin. 0 uydurma ilâhları bizzat kendiliğinden Allah gibi ezeli ve ebedi
kadim var bilmek ve doğanın idaresi ve tasarrufunda onları Allah’a ortak kabul
etmek, işte şirk budur. Allah, “Böyle birşey olmadığını, bu gibi saçma sözlerin
ilmi bir değer taşımadığını, bunların müşriklerin zannı-tahmini varsayımı
olduğunu” Kur’an’da defalarca bildirmiştir. Ve “Zan, gerçek şey
değildir, zanna-tahmine uymayın” buyurur (Yunus: 36) Allah’tan başka ilâh
yoktur, o uydurma ilâhların Allah’la bir ilişkisi de yoktur
Müslümanlar, Enbiya ve Evliya’yı böyle nitelemezler, bilirler ki Enbiya
ve Evliya Allah’ın habercisi, elçisi, dostudur. Ve bu zatların Allah ile
konuşması ve ilişkisi vardır. Müşriklerin; ortak ve kadim bildikleri uydurma
ilâhların Allah’la ne ilişkisi vardır ki onlara ibadet, Allah’a yaklaştırsın.
Yine Müslümanlar: Enbiya ve Evliya’da, müstakil bir güç, ilim irfan olduğunu
kabul etmezler ki hepsini Allah’ın mahlûku ve kul bilirler. Onlarda olanın ve
her şeyin Allah’a ait olduğunu bilirler. Onlara sevgi, saygı ve hizmetleri,
Allah içindir. Onların da Allah’ın izni ile yardım ve şefaat edeceklerine,
herkesteki ve herşeydeki kuvvet, ilim, güzellik ve faziletin Allah’ın olduğuna
kesin inanır ve öyle ifade ederler. Öyle ise: Bi iznillah... Allah’ın izni ile,
şefaat ya Habibi Kibriya, meded ya Şâh-ı Velâyet Aliyyel Mürteza ve Külli
Enbiyaallah ve Evliyaallah... Aman, aman, biiznillah Huuuu Ya Dost... demekte ne
sakınca vardır.
“Refiudderecat -Derecelerin Yücesi Allah (Mümin: 15), “Ulül ilme
derecat - ilim derece derece verilmiştir.” (Yusuf: 76), Âyetlerinden
anlaşıldığı üzere Allah-ü Teâla’nın Zâti üst mekanizması olduğu ve alt
tabakalarda da bir hiyerarşik düzen kurduğudur. Allah’ın, Râfi, Ustün, Yüce,
Yüksek kıldığı Kutsi Ruhlar ve Melekleri vardır: (Mücadele: 11) Mülkte de Devlet
hiyerarşisi mevcuttur. İşte bunların hepsi, Allah’ın İrade ve lzni ile tasarruf
ederler. Hepsindeki ilim, kuvvet ve tasarruf Allah’ındır. Varlığın özü, Allahü
Teala’nın Pâk ve Nur olan, sınırsız, eşsiz bir vücududur. Herşeyin kaynağı
O’dur. Mülkte-Melekutta yönetim ve tasarruf kendisinindir. Ama bunları: Kutsi
Ruh sahibi Nebi, Veli ve başta Cebrail olmak üzere Meleklerle ve yeryüzündeki
devlet kadrosuyla yapar. Allah’ın kurduğu İlâhi düzen budur. Onun izni ile
Enbiya, Evliya ve Devlet Ricalinden yardım istenir. “Yok sen Enbiya, Evliya’nın
elini öptün, müşrik oldun, Ârife, Âlime saygı gösterdin Kâfir oldun” diye
Müslümanlara hakaret edilemez. Âdeme hürmet etmeyen İblis’tir.
Allah da onu kovmuş ve lânetlemiştir. Gerçek vücudu ve herşeyin kaynağını Allah
bilen Muvahhiddir. Gerçek vücut Nur’dur ve sonsuzdur, kenarsızdır, iki kenarsız
var ise olmaz. 0 nedenle Vücud-u Mutlak birdir.
Veli ve Valiler de O’nun izni ile yardım edebilirler. Allah’tan
başkasında bizatihi güç yoktur. “Lâ kuvvete illa billah” (Kehf: 39).
Gücün kaynağı Allah’tır. Allah amaç, diğerleri araçtır. Araçsız amaca
kavuşulamaz ve ondan birşey alınamaz. Allah: Rab, Efendi ve Mâbuddur. O’ndan
başka herşey kul, abd ve O’na mahkumdur. Allah herşeyi kaplamıştır. “Ela
innehü bi külli şey’in muhit” (Fussilet: 54) Allah herşeyi ihata
ettiğine göre maddi ve mânevi her nesne Allah’a mahkumdur. Mahkum ise esir,
köle ve kuldur. Denizler ve köpükleri gibi, köpüklerin aslı deniz olmakla
beraber, deniz onların hepsini hem kendinden ihdas etmiş, hem de onları ihata
ederek, hepsini kendine kul-köle etmiştir. Hem de o köpüklerin izafı olan
varlıklarını sonra kendi büyük varlığında yok edecektir. Vücudu Mutlak ezeli var
ve nur olan sonsuz kenarsız, eşsiz bir Allah da herşeyi kendi nurundan ihdas
etmiş ve onların hepsini kapsamış, kendine köle ve kul etmiştir. Ve sonra onları
ezeli ve ebedi nurunda yok edecektir. İlk ve son, dış ve iç O’dur. Işte Tevhid
budur. Zât-ı Mutlak Allah’dan başka ne bir müstakil, kadim var vardır, ne de
kimsede bizatihi bir güç ve bir ilim-bilgi vardır. Kenarsız, sonsuz var olan
Vücud-u Mutlak ve kenarsızlığı sonsuzluğu nedeniyle eşsiz bir tek bir Vahid-i
Mutlak olan Allah’tır.
Kuvvetin, gücün, ilmin, güzelliğin kaynağı Allah’tır. Lâ mevcude illallah
-Allah’tan başka var yoktur (Hakikatte) “La kuvvete illa billah”(Kehf-39),
“Ve hüve bi külli şeyin alim” (Ahzab: 54), “Allemel insane ma’lem ya’lem”
(Alak: 5), “Ve alleme ademel esmae külleha” (Bakara: 30). Var olan
Allah’tır, sonsuz-kenarsız Nurdur. Kenarsızlığı nedeniyle tek birdir. Zira iki
kenarsız var olmaz. Gücün, ilmin, sanatın, güzelliğin kaynağı Allah’tır. Allah,
Mülkünü, Ilim, Irfan, fen ve sanatını, yönetim ve tasarrufunu derece derece
hikmetle taksim etmiş ve izin vermiştir.
Hakikatta bunların hepsi Allah’a aittir, İşte Tevhid’de budur.
Müşriklerin o uydurma âlihelerini bizzat güçlü ve bilgili ve kadim,
daim, ezeli-ebedi bizatihi mevcut bilmek, aynen Allah gibi AIIah’ı büyük,
diğerlerini küçük ilâh diye nitelemek, ilâhlardan oluşan bir şirket
düşünmek... İşte şirk, ortaklık, ortak koşma budur...
Allah’ın iç Âlemi de, dış Âlemi de kendinden ve kendi nurundan ihdas
ettiğini, Ezeli, Ebedi, Âlim ve Kuvvet Sahibi, Gören, İşiten, Konuşan, Hakim,
Aziz ve Mutlak Yönetici olduğunu, üst ve alt dereceleri kurduğu ve bunlarda da
Ruh, Melek, Nebi, Veli sonra Melik, kral, devlet reisleri vasıtası ile tasarruf
ettiğini, herşeyin kendi izniyle olduğunu ve Mutlak Kaynak Kendisi olduğunu
Kur’an ve Hadis’te tekrar tekrar ifade edilmiştir.
Evet, “Külli şey’in sebeba-herşeyin bir sebebi, nedeni vardır.”
(Kehf: 84). Allah: işini, ceza ve mükafatını Ruh-Melek-Veli ve
kral-melik, vali eliyle verir ve yapar. Bize yaraşan, Nebi ve Velilere
sevgi, saygı ve hizmettir. (Mâide: 35). Çünkü: Nebi ve Veliler, Allah’ın
Rahmet, Hidayet, Adalet, Şefkat Sıfatının altında... Melikler ve krallar ise,
Kahr, Celal, Gadap Sıfatı altındadır. Allah’ın iki sistemi görülmektedir,
biri Nebevi, diğeri meliki... Kulların çoğu Nebevi sistemi istemediğinden ya da
haketmediği için başlarına ise: Kahri, Celali, Melki (Krallık) sistemi getirir.
Sosyal demokrasi her ne kadar İsIâmi, (Nebevi) değilse de sosyal adaleti ve
insan özgürlüğünü ve insan haklarını savunduğu için İslâmi sisteme en yakın olan
bir sistemdir. “Allah Adildir, ancak insanların çoğu inançşızdır.”
Âyetleri çok sayıda ve açık anlamdadır. (Rad: 1)
Adalet: Ata ot, kediye et vermektir. Bunun zıddı zulümdür. Allah da öyle
yapmaktadır. Çoğunluğun isteğine göre başlarına yöneticiler getirmektedir.
Toplum, gövde.. Yönetici ise baştır. Ya âdil -iyi, ya zalim -kötüdür baştaki...
Demokrasi ile idare edilmeyen ülkelere bakıldığı zaman, o ülkenin insanlarının
çoğunun aslında özgürlük, insan hakları, bireysel haklar diye bir istekleri
olmadığı görülecektir. O toplumların çoğunluğunun istekleri, krallarının ve
diktatörlerinin kendilerine ekmek vermesidir. 0 kral ve diktatörlere dalkavukluk
ederek onlara yakın olup, onlardan yararlanmak -zengin olmaktır gayeleri...
Onlar nefislerinin isteği olan bu dünyada lüks bir yaşam biçimine kavuşup,
zevk-ü sefa sürmek istemektedirler. Onların özgürlük, insan hakları diye bir
dertleri yoktur. İstedikleri sadece dünya yaşamı ve ziynetidir
(Süsüdür). 0 toplumların çoğunluğu; saydığımız bu insani değerlerin (özgürlük,
adâlet, insan hakları gibi) kavramların bilincine varmadıkları gürülür. Sadece
nefsani, hayvansal duygularını tatmin etmek isterler. Allahü Taâlanın: Kur’an’da
“Velem yürid illel hayated dünya -Onlar dünya yaşamından başka birşey
istemezler.” diye nitelediği insan topluluklarıdır. Onun için de özde ne
Peygamberin ve Dört Halifesinin aslında Cumhuri Sistemini (sosyal adaletçi ve
özgüılükçü olan) isterler ne sosyal demokrasiyi, ne de demokratik cumhuriyeti
isterler. 0 toplumların çoğu aslında baskıcı rejim olan krallık, sultanlık ve
diktatörlük isterler, eğer istemeseler başlarındaki o krallar, sultanlar,
diktatörler fazla sürmez hemen düşerler. Bunun en son örneği Romanya Diktatörü
Çavuşesko’nun durumudur. Halk istemeyince bütün zulmüne rağmen diktatörlüğünü
sürdürememiş ve devrilmiştir.
Allah’ın Nebi ve Velilerine sevgi-saygı, Onlardan yardım istemeyi şirk
sayan, sözde muvahhid Müslümanlar, meliklerden ve zenginlerden birşey
istemesinler öyleyse.. Hasta olduklarında şifa için doktora gitmesinler, her
türlü ihtiyaçlarını bizatihi Allah’tan istesinler, yoksa kendileri de müşrik
oluyorlar.. Normal hayatta, sebeplere yapışmayı şirk sayıp, “Ancak senden yardım
isteriz” diye de Âyeti yanlış tefsir etmek, insanlığın düzenini bozmak ve şaşkın
etmekten başka brşey değildir. Ruhu Allah’a vasıl olmuş, Allah’ın Dostu-Velisi
İbrahim Aleyhisselam gibi “Ve iza meridtü fehüve yeşfın” (Şuara: 80) -Hasta
olursam Allah bana şifa verir- demek lazım, ya da hasta olan herkesin
doktor, ihtiyacı olan herkesin de birer birer kral, zengin olması lazım... Çünkü
bu kişilerin artık, Allah’tan başkasına ihtiyaçları kalmamıştır. ikisi de doruk
noktaya, zirveye yükselmiştir. Biri Mânevi, biri maddi.. Buyrun: isteyen, Nebi
ve Veliye sevgi-saygı gösterip hizmet etsin, O’nların feyzinden, nurundan, İlâhi
Ilmi Ledününden feyz ve Mârifet istesin, faydalansın... Isteyen de, dünya
melikleri, zenginleri ve yani zâlim diktatörlere hizmet etsin ve onların dünya
nimetlerinden istesin.. Ve o zaman kim Mü’min kim müşrlk tam belli olsun..
Büyük Muvahhid Fuzuli bakınız ne buyuruyor:
“Hizmet ehline sim ü
zer vermek (altın-gümüş) meliki mülke aittir.
En kazançlısı ise Hizmet-i Nebi ve Veli’dir.
0 da Rütbe i Şehadettir (Allah’ı Görmektir).”
Müşrikler, önce heva ve heveslerini simgeleyip, cansız oyma putlar
yaptılar, sonra âlihelerinin önünde eğilip taptılar ve onlardan yardım
istediler. Tıpkı Hristiyanların, önce Allah’ı İsa ve Meryem’e dönüştürüp sonra
da onların taştan-demirden heykellerini yaparak, önünde eğilip taparak, sanki
duyuyorlarmış gibi onlara yalvararak yardım istedikleri gibi.. Öyle ki
Vatikan’da, mermerden Meryem Ana heykelinin ayakları, öpe öpe aşınmış, dümdüz
olmuştur. Ve nerede iki tane çöp, demir çubuk buldularsa çaprazlama bağlayıp
salip-haç yaptılar ve boyunlarına kadar heryere astılar. önce Ruh’u beden
ettiler, bedeni de iki çubukla küçülttüler ve Koca İsa’yı çer-çöp ettiler.
İşte buna karşılık biz, Sure-i Fatiha’da “Biz sana taparız, ve biz
senden yardım bekleriz.” diyerek uydurma ilâhlara tapmayı, varlıkları
olmayan ve cansız olanlardan yardım istemeyi reddederiz. Hak’kı bilen (Ârif) ve
Hakkı gören (Şehit)Ierden de Allah’ın izniyle şefaat bekleriz. Bu da Kur’an-ı
Kerim’de kesin olarak sabittir. “Nahnü Evliyaüküm- Biz sizin Velileriniziz”
(Fussilet: 31), (Zuhruf: 86) Bu Âyete göre “Melekler Mü’minlerin
Velileridir”.
Melekler, insanlara yardım eder. Ruh-u Âzam, Küll-i Ruh olan
Peygamberimiz ve Varisleri Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ebubekir ve
Veliler bizim şefaatçimiz ve yardımcılarımızdır. Peygamberimiz:
“Benim şefaatim
-yardımım ümmetimin kebair-büyük günah işleyenlerine-ehlinedir.” buyuruyor.
Arapça Gramerde: “İyya”, İlgi-aidiyet- mahsus kılma anlamınadır.
“İnnema-Ennema” kelimeleri ise -Ancak- anlamınadır. İyyake Sana, İyyaye-Bana,
Iyyahu-Ona anlamındadır. “lyyake na’büdü” Âyetinde, olmadığı halde “Ancak sana
taparız” meali vermek caiz olabilir. Zira Allah’tan başka Ma’bud -tapılacak
olmadığı Kuran’da yüzlerce Âyette ifade edilmektedir. Allah tekdir ve Mutlak’tır
(Nahl: 22)..”İyyake nestein” âyetine ise “Ancak” edatını koymak, yukarıda
anlattığımız gibi yanlıştır. “Bi iznillah, bi iznihi” âyetleri ise delilimizdir.
Enbiya, Evliya ve Şehitlerin ruhları diridir. Allah’ın emri olan, Ruh-u Kudsi’
Kutsal Ruhlar ölmez, Allah’ın yanındadır, istediklerine ve isteyenlere yardım
ederler.
“Günahkarların ruhu
berzahlarda, müttekilerin ruhu Allah’ın
indindedir.” (Kamer 55). Aksini düşünmek, söylemek:
ancak, Müslümanlara bir sataşmadır, demogojidir, ortalığa fesat
yaymaktır. Hem de Enbiya, Evliya, Şehit ve Melekleri küçümsemektir. Onları
küçütten Allah’ı küçültmeye kalkmış olur, sonunda iblis gibi zelil ve hakir
kalır. Bunlar aslında, Mâneviyat-Ruhaniyat Aleyhtarı, Materyalist, Maddeci
kişilerdir. “Yardım ancak Allah’tan istenir’ derler sonra zenginlere,
idarecilere dalkavukluk, yağcılık ederler. Kur’an’daki mecazi anlamı da
kaldırıp Cenneti dahi maddeleştirmeye çalışırlar.
Ruhani-Allah yolunun yolcuları ise: Üstadları, Hocaları,
Öğretmenlerine-dünyada iseler vicahi-.sevgi ve saygı gösterirler, O’nları
büyükler ve över, önünde eğilir, ellerini öper, hizmetlerini görürler. Çünkü:
O’nlarsız: Ne Allah bilinir, ne Hak Yolu Öğrenilir. “İnsan-ı Kâmil, Allah’ın
halifesi, aynası, varisidir.” (Bakara: 30). Şayet vefat etmişseler Nurani,
Kutsi, Yüce Ruhlarına yönelerek, cehalet ve nefs-i emmarenin karanlığından
kurtarmaları için himmet istenir, ilim-irfan, aşk ve feyz taleb edilir.
Bilindiği gibi ve dialektiğin gereği: Daima zayıf, güçlüye
mahkumdur. Onun için hürmet eder, önünde eğilir. Yapmazsa ezilir, bundan
ötesi mugalatadır...
Allah’ın: Maddi-Mânevi, Zahiri-Batıni, İç-Dış Âlemindeki hiyerarşisinde de
durum böyledir. Buna baş kaldıran, kibirlenen, böbürlenen ezilir, azap görür.
Dünyadaki huzuru bozmak isteyen fesatçılar olduğu gibi. Mânevi düzene (İnsan-ı
Kâmil ile Allah’a ulaşma) hiyerarşisine de başkaldıran dini görünen fesatçılar
vardır.” (Tevbe: 34)..” Hem bunlar en tehlikelisidir, molla kisvesinde görünen
maddeci ve çıkarcılardır.” (Meryem: 69).. “Özlemleri lüks yaşam içindir, bunun
için yapmayacakları dalkavukluk yoktur. Dini, dünyaya-menfaatleri
doğrultusunda-tahvil ve tevil etmeye dahi kalkışırlar.” (Bakara: 86). Bunlar
Haham, Papaz ve Mollaların çoğudur. Bunların Kur’an’daki adları “Ribbiyyun’dur.”
Allah bunların “Peygamber ve İnsan-ı Kâmil’Ie mücadele ettiklerini”
buyurur. (Âl-i imran: 146). Bunların malesef çok azı olan .İyilerini tenzih
ederim.
Allah, Müslümanları ve insanlığı böylelerinden ve tehlikelerinden muhafaza
buyursun. Enbiya, Evliya, Şüheda ve Ârif-Âlim Hak Dostlarının sevgisini
kalbimizden, Şefaat, Himmet ve yardımlarını üstümüzden eksik etmesin.. Âmin...
Konuyu özetlemek gerekirse: Emevi din yorumunu daha da
katılaştıran, İbn-i Hazm ve İbn-i Teymiye’nin bir uzantısı olan bazı Ehl-i
Sünnet dışı mezheplere göre: “Peygamberden, Peygamberlerden Velilerden
Şefaat-Yardım isteyenler, kabirleri ziyaret edenler, Peygamber ve Velileri dost
edinenler, kurban kesenler kafirdir, müşriktir, putçudur’ deniliyor. Bu durumda:
1,5 milyar Sünni, Alevi,Şii olan biz Müslümanlar ve 1400 yıllık atalarımız hep
kafir, müşrik ve de putçuyuz, yalnızca: şu anda sayıları 200-300 bini geçmeyen
onun da yarısı belli bir aşiret ve bürokrat olan kişiler müslüman ve muvahhid
öyle mi?.. Bu ancak insafsız birtefrikacılıktır. Sünni, Alevi, Şii olan halkın
çoğunluğu Müslümandır.
Bir de “Allah ile kul arasına kimse giremez” sözünü ikide bir tekralayan
bu Ehl-i Sünnet dışı mezhepdekiler Ayırsınlar bakalım din ile dünya işlerini,
kabul etsinler demokrasiyi, benimsesinler 4 Halife’nin seçimle işbaşına geçme
sistemini.. Hem, hiç dikkat etmiyorlar mı cenaze namazına... Cenaze
Namazı çok önemlidir. Doğrudan önümüze koyup, onu da kıblemize eşdeğer tutup
namaz kılıyoruz. Bu da tıpkı Meleklerin: Âdem’i kıble edinip, Âdem’e secde
ettikleri gibi bir olaydır. Burada Âdem ve vefat eden Müslüman insan kardeşimiz
kıbledir. Çünkü önümüzdedir ve yüzümüzü ona dönmüş durumdayız. “Yüzünü Mescid-i
Haram’a çevir” (Bakara: 144). İbadet, Allah’adır. Ama kıble olarak, Âdem ve
vefat eden kardeşimiz, cenaze namazıyla yüceltilmektedir, bu bir saygı, bir
tazimdir. Zira, Âdem ve evladı yücedir. “Âdem’e bütün isimleri
öğrettim.” (Bakara: 31). “Âdem ve Kâmil İnsan olan evlatları,
Allah’ın halifesidir.” (Bakara: 30). “insan yücedir.” (Tin: 3)
Bu durumda: Melekler, Âdem’e secde etmekle, Müslümanlar da vefat eden
insana yönelip salat, dua, namaz kılmakla müşrik mi olmaktadırlar. Yusuf’a secde
eden Ebeveyni ve kardeşleri müşrik midir?
Aslında onlar, İnsan-ı Kâmile de, 4 büyük Halife’ye de, 4 mezhep
imamına da, Maturudiye de, Eş’ariye de, Şiaya da tasavvufa da zaten karşılar.
Mâneviyatı inkar eden, veya fizik ötesi âlemi de yorumlarıyla maddi-cismani
kılan materyalistler bu Ribbiyyinler yani; (Rab’cı-Allah’cı geçinen dini
bilginlerin çoğu) bunlara göre Nurani-Rahmani Âlem, Nurani Cennet yoktur.
Cennet’te dünya gibi maddedir. Halbuki Ruh-Melek ve Cennet Âlemi, Emir’den yani
Nur’dandır. Emir ise Allah’ın Kelim sıfa
tıdır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın emridir, Allah’ın kelamıdır ve Nur’dur.
Allah’ın emri-kelimesi ve nefesi cisim, mahluk, madde değildir. Bunlar, bu
saydıklarımız Sıfat-ı Zât-i Bâri’dendir. Âlem-i Melekut ve Ceberut’tur.
Allah ile kul arasına giren kimse yok ki.. Aracı
ilimdir, irşat
ilimledir. Hakiki Mürşit ilimdir. Ancak ilim, kendiliğinden irşat
yapamaz. İlmi bilen, Ârif lazımdır. Aracı Âlim, Ârifdir. Bilindiği gibi
İslâm’da İlim: Zâhir-Bâtın, Fıkhi ve Itikadi ilimler diye ikiye ayrılır. Fıkıh
(İslâm Hukuk İlmi), zahiri ilimler kategorisindendir. İtikat-İman İlmi ise;
Felsefi, Kelami, Tasavvufi diye üç bölümdür. Bunların da bilge kişilerine Âlim
ve Âriflerine ihtiyaç vardır. İrşat ilim iledir, ilim de bu görevi bilge Âlim,
Ârif kişiler aracılığı ile yapar. Bunun da başka yolu yoktur.
İşte bu bilge kişilere: Medreselerde Fakih, Feylezof, Kelam Âlimi...
Tekkelerde ise Üstad, Ârif, Şeyh,Baba, Pir, Dede ünvanı verilmiştir.
Bilindiği gibi Tasavvuf medreselerden değil, Tekkelerden zuhur etmiştir. Hiçbir
Tasavvufçu gösterilemez ki 0, bir Tarikat Piri veya mensubu olmasın....
“Aracı yoktur, mürşit ilimdir” gibi sözler saptırılmasın. Âlim, Ârif
aracısı olmadan, ilim-irfan kendi başına irşat görevini yapamaz. Araçsız amaç
olmaz. Rehbersiz, maddi-Mânevi hiçbir yere, amaca erişilemez. Aracı
sadece rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve
Allah’a kavuşmakta rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak
yola ve Allah’a kavuşmakta rehberlik ve mürşitlik yapmaktadırlar. Ancak, gaye
her zaman amaçtır, ama araçsız amaca da kavuşulamaz. Ampülsüz elektrik ışığından
yararlanılamaz. Kur’an-ı Kerim’de “Errahmanü fes’eI bihi hablra -
Rahman’ı, Rahman’dan haberdar olandan sor” buyuruluyor. Demek ki; Rahman’ı;
Rahman’ı bilen-haberdar olan- Âlim, Âriflerden sorup öğrenmemiz emrediliyor.
İlim-fiil..
Âlim-fail.. İlim-Kur’an, Âlim, fail Muhammed (S.A.), Kâmil İnsan’dır.
Kur’an’ı bilmek için illa bir Kâmil İnsan, Muhammed (A.S.)a ihtiyaç vardır.
Bunun başka yolu da yoktur. Hal böyle olunca da, rehbere bir teşekkür etmek,
sevgi ve saygı göstermek lazımdır. Hocaya, öğreticiye, hak yola rehberlik
ediciye, babaya, büyüğe sevgisi, saygısı, teşekkürü olmayanın Allah’a hiç olmaz.
Böyle birisine değil Müslüman, insan bile denmez. Çünkü, sa-
dece Allah’ı yüceltiyor görünüp, şerefli ve mükerrem insanı küçültmek ve
sevmemek İblis’in işidir. İblis mel’unu da AlIah’ı Yüce kılıp, İnsanı-Âdem’i
küçük gördü ve sevmedi yani büyüklendi!... Ama sonra tel’in edilip, recm edildi
(kovuldu, taşlandı).
Hristiyanlarda Martin Luther de: Bu aracı kabul etmeme fikrini,
Emevi din yorurumcusu Emevi kökenli, Zahiriye Mezhebi’nin kurucusu İbn-i
Hazm’dan almış, ve Papa’ya karşı çıkıp protestanlığı kurmuştur. Ama 500 yılda
sayıları 50 milyonu geçememiştir. Bugün Hıristiyanlığın %90’ı Katolikler ve
Ortodokslar’dan oluşmaktadır. Bu aracı kabul etmeyen, velileri inkar eden
Luther’ciler hem Müslümanlar, hem Hıristiyanlar arasında hep ifrad ve tefritçi
olarak bulunur ve her zaman bir avuç azınlıktırlar. Çoğunluk, böyle sapık-aşırı
fikirlere itibar etmez. İşte pratik de meydandadır.
Büyük bilgin, Âlim, Ârif olan Enbiya ve Evliya’nın kabirlerini
korumak, simgelerle O’nların fikirlerini canlı tutmak: Bir hatıra, saygı, sevgi
ve vefa ifadesidir. Yoksa kimse mezara tapmaz, her Müslüman Allah’ı bir
bilir. Hiç bir Müslüman, cansızdan, cesetten, taştan, topraktan birşey istemez.
Ölmez olan, canlı olan Allah’ın emri ve ruhundan istekte, talepte bulunur.
Şefaat himmet ve feyz ister ve bunların Allah’ın izniyle olacağını bilir.
Müşrikler ise; cansız sanemlerden (putlardan ve uyduruk âlihelerinden) yardım
isterler ve uyduruk âlihelerini Allah’ın yaratmadığını ve onların da bizatihi
Allah gibi Kadim olduklarını, ve kuvvetlerinin de bizatihi kendinden olduğunu,
Allah’ın onları yok edemeyeceğini söylerler. Yani onları da Allah gibi Kadim,
Ezeli bilirler. Kuvvetlerini kendiliğinden var bilirler ve uyduruk ilâhlarını
Allah yaratmamış ve Allah yok edemez, onlardaki bilgiyi de Allah vermemiş. 0
âliheler kendi müstakil güçleriyle vardır diye bilir müşrikler ve müşriklere
göre “Allah büyük ilâhtır, diğerleri küçük...” (Enam:19), (Mü’minun:
117). Tevhidi bilmek için önce şirkin ve şirklerin ne olduğunu bilmek gerekir.
Kardeşlerim, hangi Müslüman; “Âdem’i, Evliya’yı Allah yaratmadı,
onlardaki ilim, kuvvet feyz Allah’tan değil” der. Böyle bir Müslüman var mı ki,
Enbiya ve Evliya’ya Allah için hürmet edene Allah’ın izniyle himmet isteyene
Müşrik deniliyor. Her Müslüman bilir ki, Enbiya ve Evliya’yı da herşey gibi
Allah yarattı ve Allah onları da, herkesi
de öldürür ve öldürecektir ve onlardaki ilim, kuvvet, feyz Allah’ındır.
Kuvvetin, ilmin, feyzin kaynağı Allah’tır. Herkes Allah’ın kuludur. Ma’bud, İlâh
Allah’tır.
Allah birdir Enbiya ve Evliya ise Haktır. Her himmet ve yardım
Allah’ın izniyledir. Ve Allah’ın şefaate ve irşada izin verdiği Enbiya ve
Evliya ve tek kelime ile pâk ruhları Allah’a yaklaşmış Mukarrebun’lar yani,
Kâmil İnsanlar vardır. Kimse cansız varlıklardan birşey istememektedir. Enbiya
ve Evliya’nın ruhu Hay’dır. Ölen cesettir. Ruh Allah’ın emridir, ölmez. Günahkar
ruhlar berzahlardadır. Pâk Ruhlar, Allah’ın indindedir.
“İnnel müttekine fi
cennatin ve neher. - Müttakilerin ruhları
Allah’ın indindedir.”(Kamer-54)
Âyeti apaçıktır.
Müşriklerin uyduruk ilâhları Allah’a yakın değildir. Hem onlar yoktur ki. Onlara
tapmakla Allah’a yakın olunsun. Ama Allah’ın huzurunda, yanında, yakınında olan
Enbiya, Evliya ve Mukarreb ruhların sahipleri Allah’ın dostudur ve insanlara
şefaatçidirler.
Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de
“Mü’minlerin,
mü’minleri dost-Veli edinmesi,”(Enfal-72,Tevbe-71)
tavsiye hatta emri varken,
Mü’minler, Allah’ın dostları-Velilerini Veli edinmekle Kur’an-ı Kerim’in
emrine uymuş olmuyorlar mı?..
KAZIM
YARDIMCI-ADIYAMAN-TÜRKİYE
Dip Not: “Göklerdeki ve yerlerdeki askerler Allah’ındır”(Fetih 4,7)
Bunların hepsi, Allah’ın kuludur. Allah, kullarını kulları ile korur ve Allah,
kullarına kulları ile yardım eder. Yani Allah, “Müsebbibül Esbab” dır. Yani
sebeplerin sebebidir. İlk sebep, ilk neden Allah’tır. Allah, sebepler
yaratmıştır. Sebepler inkâr edilemez. Allah, alemleri ve insanı sebeplerle
yönetir. Yani esbab, inkâr edilemez. Sebeplere uymak, Kur’an’ın emridir.
Sebeplere uymayan ve onlardan yararlanmayan helâk olur. Allah’ın yardımı;
kulları ile kullarına yardımıdır. Bu bir gerçektir. Pratik hayatta da apaçık
görülmektedir. İlahi hiyerarşiye uymak lazımdır. Uymayan helâk olur. Bir
kadın, çocuğunu doğurup, çocuğunu terk edip “O’nu Allah korusun, O’na Allah
yardım etsin” derse, böyle bir şey sapkınlık olur.
Enbiya-evliya, alim muallim kişilerdir. Alim olmadan ilim
öğrenilemez. Allah, ilmini bizzat Peygamberlere öğretir. Peygamberler de
insanlara öğretir. Alim bir araçtır, inkar edilemez. Alimsiz ilim olmaz.
Allah’ın enbiya ve evliyasına (dostlarına) selam olsun.
HAMD ALLAHINDIR. “Allah’ın ıstıfa (seçtiği) seçkin kullarına selam
olsun.”(Neml 59)
Enbiya ve evliyadan himmet istemek, onların duasını istemektir. Dua
istemek ise caizdir. Veli kelimesinin çoğulu evliyadır. Kur’an’a göre
“Müminlerin başta velisi-dostu Allah’tır. Sonra Hz.Muhammed(S.A.V), sonra da
müttaki müminlerdir.” (Maide 55) Ayrıca “Melekler de müminlerin velileridir.”(
Fussilet 31)
Müşrikler ise oyma putları, senemleri veli-dost edinmişlerdir.
Müşrikler, sanemleri, oyma put(uyduruk ilahlar) ilah edinirler.
O uyduruk
ilahlardan yardım beklerler. Ve o uyduruk ilahları veli-dost edinirler. Bu
koyu bir cehalettir. Müminler Allah’ı ve Allah’ın velileri olan
enbiyalarını-dostlarını veli-dost edinirler. Onlardan dualarını ve
himmetlerini isterler. Bu anlamda onlardan yardım istemiş olurlar. Yani enbiya
ve evliyadan, müttaki müminlerden dua-yardım istemek onların duasını istemek
anlamınadır. Onların duası müstecaptır. Veli sözcüğünün Arapça anlamı dosttur.
Çoğulu vardır. Çoğulu evliyadır (dostlardır) “Sizin veliniz, dostunuz
Allah’tır ve Allah’ın Resulü Muhammed’dir ve namaz kılan, zekat veren,
müminlerdir (müttaki müminlerdir) onlar Hak’kın önünde eğilenlerdir”. (Maide
55)
Bu ayette açıkça
“Allah velidir, Hz.Muhammed de velidir ve müttaki müminler de velilerdir”
buyurulmaktadır. Ayeti inkar etsek küfürdür. Ayrıca müşrikler “Biz bu putları
veli edindik” demiyorlar, mabud edindik ki Allah’a yaklaşalım” diyorlar.
Müminler, Allah’tan başkasını mabud ilah edinmez. Hiçbir mümin evliya ve
enbiyaya “Bunlar ilahtır, bunlar mabuddur” demez. Bütün Müslümanlar
“LAİLAHEİLLALLAH” deyip, Allah’ı bir bilirler. Allah’ı bir bilmeyen tek bir
Müslüman yoktur. Muğalata (demogoji) yapıp, Müslümanlara iftira edilmemeli,
sataşılmamalıdır.
Müminler,
Evliyaları Allah’ın dostu bilip, Allah’ın sevgili kulu bilip bundan ötürü
onlara sevgi ve saygı göstermekte, onlardan dua istemektedirler. Dua istemek
de yardım istemektir. Allah, Sure-i Muhammed de Peygamberimize hitaben
“Bil ki Allah birdir. Sen kendin için de müminler için de(mümin
erkekler ve mümin kadınlar) Allah’tan mağfiret iste” (Muhammed 19)
buyurmaktadır. Bu
ayette Peygamber Efendimize müminlerin mağfiretini, af olmalarını istemek
hususunda Peygamberimizi aracı kılmıştır. Müminlerin birbirlerine duası, dua
etmesi haktır.
İyyake
sözcüğündeki “KE” “SEN” zamiridir. “KE” zamirinin başına “İYYA” konularak
seni-senin anlamını alır. “İYYA” nın tek başına anlamı yoktur. Fatiha
suresindeki “İYYAKENESTAİNU-SENİ İNAYETÇİ EDİNDİK YA DA SENİN İNAYETİNİ
İSTERİZ” anlamınadır. Allah, doğrudan yardımcı anlamını ifade eden
Nesir(Yardım Eden) ismini kullanır. Müstean-Mümin-İstiane inayeti ifade eden
Müstean ismini kullanmıştır. Tabii ki inayet geniş anlamlıdır. Yardım anlamını
da kapsar. Ama daha başka anlamlar da taşır. Ve inayet geniş anlamlı olduğu
için Allah’a mahsustur. Kur’an’da “NASİRİN- yardım edenler” geçer. Ama inayet
ve istiane edenler geçmez, bu bir.
Ayrıca İyyake-sana-seni
zamirinin başından “İnnema, ennema(ancak yalnız edatları olmadığı gibi) An-min
(den dan) edatları da yoktur. Seni-senin anlamına olan ayetini, ancak ve
yalnız senden yardım isteriz tercümesi yanlıştır. Allah’ın kelimesinin başına
ancak- yalnız den-dan edatları mealciler tarafından eklenmektedir. Ve Allah’ın
Kelamını değiştirmektedirler. Doğrusu ancak senden-yalnız senden yardım
isteriz değildir. Doğrusu şudur: “Senin inayetini isteriz” dir. Bakın başında
ne ancak ve yalnız anlamına gelen “İnnema-ennema” edatı ve ne de “Den-dan”
anlamına gelen An-Min edatları vardır. Bunlar ayete beşer tarafından ilave
edilmekte, Allah’ın ayeti tahrif edilmektedir. Bu da iki.
Namaz ibadettir.
Huzuru İlahide, ayakta edeple durulup doğrudan, Allah’a niyaz, münacat
edilmektedir ki; ibadetin içinde, Huzuru İlahide tabii ki doğrudan Allah’tan
inayet yardım istenir. PADİŞAHLARIN PADİŞAHI ALLAH’IN HUZURUNDA. Ve ibadetin
içinde O’ndan başkasından yardım istemek zaten imkansızdır. Huzuru İlahi de
O’ndan başkasından yardım istemek mümkün değildir. ZİRA ALLAH'IN HUZURUNDA
İKEN ONDAN BAŞKASI ZATEN YOKTUR. Ama namazın dışında sailin, isteyenler
vardır. Nasirin yardım eden vardır. Sosyal yardımlaşma caizdir. Ve Allah
yardımlaşmayı emir ve teşvik etmiştir. “Huve Mevlaküm ve huve hayrin
nasirin –Allah sizin(müminlerin) efendisidir ve O yardım edenlerin
hayırlısıdır.” (Enfal 40)Tabii ki, her işte her konuda Allah, en hayırlı
olandır. Ayrıca yukarıdaki Ayette Allah yardımcıları olduğunu da beyan
buyurmaktadır.
Ayrıca
Kur’an’da şu ayetler de vardır:
“İstekte
bulunanları, isteyenleri boş çevirmeyin.” (Mearic 25)
“İçinizden mal sahipleri ile fazilet sahipleri,
olmayanlara-yoksullara versinler.”(Nur 22)
Dünya malı zaten
malüm, somuttur. Fazilet ise Allah’ın “fazıl” isminden gelmektedir. Soyut bir
gerçektir. Allah bazı kullarına, kendi faziletinden vermiş olduğunu bu ayetle
belirtmektedir. Fazilet maddi bir sıfat olmayıp, manevi bir sıfat-niteliktir.
İşte bu fazilet sahiplerinden feyiz istenebilir. Fazilet sahipleri de yoksul
olanlara verir ve bu fazilet ve feyzin olmayanlara verilmesini, yukarıdaki
ayetle Allah istemektedir. Fazilet sahipleri sabikundur-ileri geçenler-ileri
geçenler-mukarrebunlardır.-Allah’a yakın olanlardır(Evliyalar-Allah’ın
dostları)
“İleri geçenler, ileri geçenler-onlar mukarrebunlardır. Allah’a
yakın olanlardır.”(Vakıa 11)
“Muttakiler cennetlerde “müttakiler” muhakkak cennetlerde,
nehirlerde, doğruluk otağında ve muktedir meliklerinin Allah’ın
indindedirler(katında, yanındadırlar)”(Rahman 54, 55)
Ayrıca Allah
Medineli Müslümanlar için Ensar (yardımcılar) buyurmaktadır.(Haşr 9)
Demek ki başta
Allah ve Resulü ve Allah’ın insanlara yardım eden kulları da vardır. Hani
Allah’tan başka yardımcı yok idi ve Allah’tan başkasından yardım istenmezdi.
Bu yazdıklarımız hep Kur’an ile sabittir. Ayrıca bu yardımlaşma konusunda bir
çok Hadisi Şerifler vardır. Sizleri yormamak için ayetlerle yetiniyoruz. Tabii
ki en başta yardım Allah’tandır. En hayırlı yardımcı Allah’tır. Her işte her
konuda en hayırlısı Allah’tır. Sevgi ve saygılarımla müminlerin birbirine
maddi manevi yardım etmelerini diliyorum. Zaten bu müminlerin de görevidir.
Bilvesile hepinizin gözlerinden öperim.
* * *
“Allah’ın
izni olmadıkça bir kimsenin iman etmeyeceğini anlamazsanız üzerinize ricis
(kir, pislik) yağar.” (Yunus 100) Bu ayetin muhatapları müminlerdir.Bu
ayet, kesin olarak imanın Allah’ın bir hidayeti ve rahmeti olduğunu kimsenin
Allah’tan istemedikçe iman edemeyeceğinin kesin delilidir. Bu ayet, müminler
tarafından başkalarının imana zorlamaları üzerine yani illa ki “iman
etmeyenler de iman etsin” diye zorlamaları üzerine Allahuteala müminlerin bu
çabadan vazgeçmesini istemiştir.
İman vehbidir.
Kesbi değildir. Yani iman, Allah vergisidir. İnsanın kendi kazancı değildir.
“Allah dilediğine hidayet eder” Öyleyse iman sırdır ve mucizedir.
Peygamberlerin, Allah’ın sevdiği kullarının yüzündeki Nuranilik, fazilet ve
sevimlilik imanın dışa vuruşudur, dışa yansımasıdır. İmanı anlamak isteyen,
yüzü nurlu olan müminlerin simasına baksınlar. İman müminlerin nurani ve
sevimli yüzlerinde görünür. Kalptedir ama gerçek müminlerin yüzüne
yansır.Allah gerçeği arayanlara hidayet buyurur ve gerçek müminleri korur
İnşallah.
KÂZİM YARDIMCI
(ADIYAMANLI)
www.varliktanveriler.com
bilgi@varliktanveriler.com
varliktanveriler@hotmail.com