|
HAZRET-İ
ALİ YOLU
Hazret-i
Ali’nin Yolu, oğulları
Hasan, Hüseyin ve Hasan el Basri yolu ile Cüneyd-i Bağdadi, ondan Abdülkadir
Geylâni, Seyyid Ahmed er Rufâi, Seyyid Ahmed el Bedevi, Seyyid İbrahim-i
Dusuki, Şeyh Hasan-ı Şâzili , Mevlâna Celaleddin-i Rumi, Sümbüli Sinan, Hacı
Bayram-ı Veli, Şahabettin Suhreverdi, Necmeddin-i Kübreverdi, Muiniddin –i Çeşdi
ve benzeri ulu Tanrı bilginleri yoluyla, gerçeği arayanlara açıktır.Gerçeği
arayanlar,bu aziz Velilere ve Onların yolunda ilerlemiş Olgun İnsanlara
bağlanmak suretiyle gerçeğe kavuşabilirler. Bu Tanrı Yolu, dünya durdukça
duracak, Tanrının acıması ve adâleti bu yolları koruyacaktır. Tanrı, acıyıcı ve
âdildir. Kullarına kendi yolunu kapamaz. Tanrının düzeni devam ettiğine, Güneş
doğup, dünya yaşadığına göre, Tanrının yolu da arayanlara açık olacaktır.
Arayan bulur, aramayan
sorumludur.
Sonunda sorguya çekilir ve suçlu çıkar.
Çünkü Tanrı, insana düşünme, araştırma ve öğrenme niteliği taşıyan kendi kutsal
ruhunu vermiştir.
HAZRET-İ
EBUBEKİR YOLU
Hazret-i
Ebubekir’in yolu, Selman-ı
Farisi yolu ile İmam-ı Cafer-i Sadık, Beyazid-i Bestami Hazretlerine gelir.
Beyazid-i Bestami kanalı ile Abdülhalik-i Gücdüvani ve Ahmed –i Yesevi şeklinde
ikiye bölünür. Ahmed-i Yesevi’den, Hacı Bektaş-ı Veli Yolu açılır. Gücdüvani’den
Muhammed Baba Semasi yoluyla Muhammed Bahaeddin, İmam-ı Rabbani, Mevlâna Halid
Ziyaeddin ve benzeri ulu Tanrı bilginlerine kavuşur. Ebubekir yolu da gerçeği
arayanlara açıktır. Gerçektir. Onlara uyanlar da gerçeğe kavuşur. Bu iki yola,
Eski Tasavvufçular,
Turuk-u Aleviye ve Turuk-u Bekriye
demişlerdir.
İkisi
de haktır. İkisi de Tanrı Güneşi
Muhammed Mustafa’ya
kavuşur ve oradan
ulular ulusuna uzanır.
İki
cihanda tasarruf ehlidir ruh-u Veli,
Deme ki bu mürdedir,
nice bundan derman ola,
Ruh,
şimşiri Hüdadır,
ten gılaf olmuş ona,
Dahi âlâ kâr eder bir
tığ, iki müryan ola…
Ve “Âdemi ara, Âdemi bul, Âdem ol” demişlerdir.
Tanrı
yolu, ilk önce Olgun İnsan’ı bulup, Ona kalp ve elle biat – bağlanmak-la başlar.
Sonra, Onun Tanrıda yok olup, tekrar var olan kutsal ruhundan İlahi enerji
almak yoluyla ve Tanrının en büyük adı
“ALLAH”
adını ve güzel adlarını
zikretmekle-anmakla olgunlaşmanın yolu tutulmuş olur. Olgun İnsan’ın ampüle
benzer ışık saçan kalp ve ruhuna rabıta-irtibat- kurmak ki bu fişi pirize takmak
gibi bir olaydır. Fişin, prize takıldığı nevinden ruhani rabıtada da ilahi aşk
ve ışık, salikin-Tanrı Yolcusunun- kalbine dolmaya başlar. Bu yolla ve Tanrının
adını zikretmek suretiyle, kalbi büyük bir havuz gibi olur.
Salik, bu rabıta
ve Tanrıyı çok çok anma işine sürekli devam edince, sonunda kalbi nur denizi
haline gelir. Denizleşince, O da Olgun İnsan, Tanrı dostu olur. Büyük
Peygamberimiz,
“Deniz ol değişme”
buyurmuştur. Demek ki
gaye denizleşmektir. Çünkü havuz, dere, çay, dere,
ırmak
ve nehirler bulanabilir, değişebilirler. Fakat deniz değişmez. Tersine O içine
düşeni değiştirir, kendi rengine boyar. Öyleyse, Olgun İnsan deniz gibidir.O’na
dalan, O’nda yok olur, denizleşir.
Benliğinden soyunup,
Hak benliğine boyanır.
“Sıbget
Allah-Tanrı rengine boyanın”
(Bakara,138) Ayeti ve “Soyun kavuş”
Tanrı sözü bu
anlatılanları teyit eder.
|