130. “Müşriklerin (ortak koşanların) Allah yanında, Resulü yanında nasıl
andlaşmsı olabilir. Ancak Mescid-i Haram’da andlaştıklarınız hariç. Onlar size
dürüst davrandıkça, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, korunanları
sever.” (Tevbe, 7)
131. “Yoksa siz (kendi halinize) bırakılacağınızı, içinizden cihad edenleri
Allah’tan, Resulünden ve müminlerden başkasını sır dostu edinmeyenleri Allah’ın
bimediğini mi sandınız? Allah ne yaparsanız haberdardır.” (Tevbe, 16)
132. “De ki (Ya Muhammed): ‘Eğer babalarınız, kardeşleriniz, eşleriniz,
kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesintiye uğramasından korkageldiğiniz
bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan evler size Allah’tan Onun Peygamberinden
ve Onun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye
kadar bekleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe,
24)
133. “Sonra Allah, Resulü ile mü’minlerin üzerine Sekinesini (manevi bilgi ve
gücünü) indirdi. Görmediğiniz (melek) orduları(nı) indirdi. Ve kafirleri
azablandırdı. Bu, o kafirlerin cezası idi.” (Tevbe, 26)
134. “O, Resulünü hidayetle, hak din ile – o dini her dine galip kılmak için
gönderendir. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar.” (Tevbe, 33)
135. “Eğer siz Ona (Resulüme) yardım etmezseniz, kafirler Onu (Mekke’den)
çıkardıkları zaman bizzat Allah Ona yardım etmişti. İkinin ikincisinden
ibaretti. O zaman onlar (‘Sevr’) dağının tepesindeki mağaradaydılar. Peygamber,
o zaman arkadaşına (Hz Ebubekir’e): ‘Tasalanma Allah, hiç şüphe yok bizimle
beraberdir’ diyordu. Allah O (arkadaşı) nun üzerine (kalbine) Sekine’sini
indirmiş. O’nu (Habibini) görmediğiniz manevi ordularla teyid etmiş, kafirlerin
kelimesini alçaltmıştı…” (Tevbe, 40)
136. “Eğer sana bir iyilik dokunsa onların hoşuna gitmez. Şayet sana bir
musibet (kötülük) erişirse ‘Biz derler, daha önceden tedbirimizi almışızdır’ ve
onlar, böbürlene böbürlene dönüp giderler. “(Tevbe, 50)
137. “Artık (Habibim) onların ne malları, ne evlatları seni imrendirmesin.
Allah bunlar sebebiyle ancak kendilerini dünya hayatında azaba çarptırmayı ve
canlarının, kendileri kafir olarak, güçlükle çıkmasını ister.” (Tevbe, 55)
138. “Eğer Onlar, - Allah ve Resulü kendilerine ne verdiyse – buna razı
olsalardı da ‘Allah, bize yeter, yakında bize Allah da, Resulü de lütfundan
verecek. Biz ancak Allah’a rağbet edicileriz’ deselerdi (ne olurdu?)…” (Tevbe-59)
139. “(Yine o münafıkların) içlerinde öyle kimseler vardır ki Peygambere eza
ederler (incitirler) ve: ‘O, (her söyleyeni dinleyen) bir kulaktır’ derler. De
ki: ‘O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a inanır, mü’minlere inanır.
İçinizden iman edenler için de bir Rahmettir. O, Allah’ın Resulünü incitenler
(için) en acıklı azab onlarındır.” (Tevbe, 61)
140. “Halâ şu gerçeği anlamadılarmı ki: Kim Allah’a ve Resulüne yan çizerse
Ona, içinde ebedi kalıcı olmak üzere, cehennem ateşi vardır. Bu ise, en büyük
rezilliktir.” (Tevbe, 63)
141. “Mü’min erkekler de mü’min kadınlar da birbirinin velileri (dostları,
yardımcıları) dır. Bunlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye
çalışırlar. Namazı, dosdoğru kılarlar. Zekatı verirler, Allah’a ve Resulüne
itaat ederler. İşte bunlar. Allah onlara daima rahmet edecektir. Çünkü azizdir,
hakimdir.” (Tevbe, 71)
142. “Ey Peygamber! Kafirlerle ve münafıklarla savaş. Karşılarında çetin ol.
Onların yurdu cehennemdir…”(Tevbe, 73)
143. “(Habibim) Onlar için bağış dilesen de dilemesen de birdir. Eğer onlar
için yetmiş defa istiğfar (bağış) dahi etsen yine Allah kendilerini yargılayacak
değildir. Bu böyledir. Çünkü Allah ve Resulünü inkar ile kafir olmuşlardır.
Allah, fasıklar topluluğuna hidayet etmez.” (Tevbe, 80)
144. “Allah’ın Peygamberlerine muhalefet için geri kalanlar (memleketlerinden
çıkmayıp oturmalarıyla) sevindi(ler). Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla
cihat etmeyi çirkin gördüler…” (Tevbe, 81)
145. “Allah seni (Tebük’ten Medine’ye), onlardan bir zümrenin (münafıkların)
yanına döndürür de (başka bir savaşa) çıkmaya senden izin isterlerse de ki:
‘Bundan sonra benimle birlikte kesinlikle ebedi (sefere) çıkamazsınız. Benimle
beraber hiçbir düşmanla savaşamazsınız. Çünkü siz ilk defa oturmayı hoşgördünüz.
(Artık) siz geri kalan (kadın ve çocuk)larla beraber oturun!’ ” (Tevbe, 83)
146. “Onlardan ölen hiçbir kimseye ebedi dua etme. (Defni veya ziyaret için)
kabirinin başında da durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkar ile kafir
oldular. Onlar fasık (adam) lar olarak öldüler.” (Tevbe, 84)
147. “Onların ne malları, ne evlatları seni imrendirmesin. Allah bunlar
sebebiyle ancak kendilerini dünyada azaba çarptırmayı ve canlarının onlar kafir
oldukları halde, güçlükle çıkmasını diler…” (Tevbe, 85)
148. “ ‘Allah’a iman edin. Resülünün yanında Cihada gidin’ diye bir sure
indirildiği zaman içlerinden servet sahibi olanlar senden izin isteyip ‘Bırak
bizi, (savaşmayıp) oturanlarla beraber oturalım’ dediler.”(Tevbe, 86)
149. “Onlar oturanlarla beraber olmalarını hoş gördüler.Kalplerine mühür
vurulmuş onların. Bundan dolayı onlar iyice anlamazlar.” (Tevbe, 87)
150. “Fakat O Peygamber ve Onun yanında bulunan mü’minler mallarıyla,
canlarıyla savaştılar. İşte Onlar! Bütün hayırlar onlarındır. Onlar umduklarına
kavuşanların ta kendileridir.” (Tevbe, 88)
151. “Bedevilerden özür dileyen kendilerine izin verilsin diye geldiler.
Allah’a ve Resülüne yalan söyleyenler de oturup kaldı (lar). İçlerinden kafir
olanları pek azıklı bir azap çarpacaktır.” (Tevbe, 90)
152. “Allah’a ve Resülüne iyilik düşünmeleri şartıyla ne zayıflara, ne
hastalara, ne de (yoksulluktan dolayı) dağıtacaklarını bulamayanlara bir günah
yoktur…”(Tevbe, 91)
153. “Bir de şunlara günah (ve sorumluluk) yoktur ki: Kendilerini bindir (ip
göndermen için ne zaman sana geldilerse, ‘Size bir binek bulamıyorum’ dedin ve
(kendileri de) harcayacak (dağıtacak) bir şey bulamadılar da üzüntülerinden yaş
döke döke döndüler.” (Tevbe, 92)
154. “Bedeviler küfür ve nifak bakımından (şehirlilerden) daha beterdiler.
Allah’ın Resülü üzerine indirdiğinin sınırlarını bilmemeleri de daha çok onlara
layıktır.”(Tevbe, 97)
155. “Bedevilerden öyle adam da vardır ki Allah’a ve ahiret gününe inanır,
dağıtacağını Allah yanında yakınlıklara ve O peygamberin dualarına (vesile –
aracı) edinir. Haberiniz olsun ki bu onlar için gerçek bir yakınlıktır. Allah,
onları rahmetine koyacaktır. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve çok
esirgeyicidir.” (Tevbe, 99)
156. “(Ya Muhammed) Onların mallarından (ihtiyacı olanlara dağıtmak için)
sadaka al ki kendilerini (günahlarından) temizlemiş, bununla onları (n
iyiliklerini) bereketlendirmiş (kendilerini iyiler mertebesine yükseltmiş)
olasın. Onlara dua et çünkü senin duan Onlar için sükünettir- rahmettir. Allah
hakkıyla işiten, (pişmanlıklarını) çok iyi bilendir.” (Tevbe, 103)
157. “Onlar bilmedilermi ki şüphesiz Allah kullarından tevbeyi kabul edecek,
sadakaları alacak olan ancak kendisidir ve hakikatte tevbeleri kabul eden ve
rahim olan ancak odur. (Tevbe 104)
158. “De ki ‘(Dilediğinizi) yapın’ çünkü hareketinizi Allah da, Resulu da,
müminler de görecektir. Gizli ve açığı bilene döndürüleceksiniz de. O, size ne
yaptığınızı haber verecektir.” (Tevbe, 105)
159. “Bir de (Müslümanlara) zarar vermek için, küfr için, müminlerin arasına
ayrılık sokmak için ve daha evvel Allah ve Resulu ile savaşanı beklemek ve
gözetmek için bir mescid edinenler ve: ‘(Bununla) iyilikten başka bir şeye
kastedmedik’ diye muhakkak yemin edecek olanlar vardır. Allah, şahitlik eder ki
onlar şeksiz, şüphesiz yalancıdırlar.” (Tevbe, 107)
160. “(Habibim) Onun içerisinde hiçbir vakit namaza durma. (Bunun üzerine
mescid-i dirar denilen bu yer yıktırılıp yaktırılmıştır.) Ta ilk gününde temeli
takva üzerine yapılan mescid, senin için de kıyamına (ayakta durmana) daha
layıktır. Orada tertemiz olmalarını arzu etmekte olan adamlar vardır. Allah da
çok temizlenenleri sever.” (Tevbe, 108)
161. “Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi hayırlıdır
yoksa yapısını yıkılacak bir yerin kenarına kurup da, onunla beraber kendisini
de cehennem ateşine çöküp giden kimse mi? Allah zalimler topluluğuna hidayet
etmez.” (Teybe, 109)
162. “Onların kurdukları bina kalplerinde sürekli bir şüphe olacaktır. Meğer
ki kalpleri (ölümle) parçalanmış olsun. Allah çok iyi bilendir. Tam bir hüküm ve
hikmet sahibidir.” (Tevbe, 110)
163. “Andolsun ki Allah, Peygamberini içlerinden bir takımını gönülleri hemen
hemen eğilmek üzereyken güçlük zamanında ona tabii olan (biat eden)
Muhacirlerle, Ensarı da tevbe de başarılı kıldı ve sonra onların tevbelerini
kabul etti. Çünkü O çok esirgeyici , çok bağışlayıcıdır.” (Tevbe, 117)
164. “Gerek Medineliler için, gerekse çevrelerindeki Bedeviler için Allah’ın
Resulünden geri kalmaları ve bizzat kendisine (katlandığı zahmetlerde) onların
da canla başla rağbet etmemeleri yasaktır. Bunun sebebi de şudur: ‘(Çünkü
onların) Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık (çekmeleri),
kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir düşmana karşı başarıya
erişmeleri yoktur ki karşılığında kendileri için, bu sebeple iyi bir amel
yazılmış olmasın. Çünkü Allah iyi davrananların karşılığını verir.” (Tevbe, 120)
165. “Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin
sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güç gelir. Üstünüze çok düşkündür.
Mü’minleri cidden (Reuf) esirgeyicidir. (Rahim) bağışlayıcıdır O…” (Tevbe, 128)
166. “(Habibim, sana iman etmekten) yüz çevirirlerse de ki: ‘Bana Allah
yeter. Ondan başka ilah yok. Ben ancak O’na güvenip dayandım. O, büyük arşın
sahibidir.”(Tevbe, 129)
167. “‘İnsanları uyar, iman edenlere Rableri indinde kendileri için gerçekten
Rehber- Önder – Şefaatçi (kadem-i sıdk) olduğunu müjdele’ diye içlerinden bir
ere (Hz.Muhammed s.a.v.) ettiğiniz vahy insanlar için şaşılacak bir durum mu
oldu ki o kafirler: ‘Bu, şeksiz şüphesiz apaçık bir sihirbazdır.’” dediler.
(Yunus, 2)
168. “Ayetlerimiz onlara apaçık deliller olarak okunduğu zaman bize kavuşmayı
ummayanlar: ‘Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir, ya da O’nu değiştir!)
dediler. De ki: ‘Onu kendiliğinden değiştirmem benim için olmayacak şeydir. Ben
vahy olunandan başkasına uymam. Eğer Rabbime isyan edersem; şüphesiz büyük günün
azabından korkarım.’”(Yunus- 15)
169. “De ki (Ya Muhammed): Eğer Allah dileseydi, O’nu size okumazdım Onu size
bildirmezdi de. Ben O’ndan (OKur’an’dan) önce içinizde bir ömür durmuşum
(yaşamışım)dur…”(Yunus, 16)
170. “Yoksa Onu (Peygamber s.a.v.) kendiliğinden uydurdu mu diyorlar? De ki (Ya
Muhammed): ‘Eğer doğru söyleyiciler iseniz siz de onun benzeri bir sure getirin.
Allah’tan başka gücünüzün yettiği (güvendiğiniz) kim varsa onlarıda ( yardıma)
çağırın!”(Yunus, 38)
171. “Hayır, onlar ilmini kavrayamadıkları şeyi yalan saydılar. Kendilerine
yorumu gelmedi.Onlardan evvelkiler de (Peygamberini) böyle yalanladılar. Bak, o
zalimlerin sonu ne olmuştur!” (Yunus, 39)
172. “İçlerinden O’na inananlar vardır, O’na inanmayanlar vardır. Rabbin
fesatçıları çok iyi bilendir.” (Yunus, 40)
173. “Eğer onlar seni yalanlarsa de ki: ‘Benim işim bana, sizin işiniz de
size aittir. Benim yaptığımdan siz uzaksınız, sizin yapmakta olduğunuzdan da ben
uzağım.’” (Yunus, 41)
174. “Onlardan (Ya Muhammed) Sana kulak verenler vardır. Fakat sağırlara Sen
mi duyuracaksın? Hele akılları da olmazsa!” (Yunus, 42)
175. “İçlerinden (Ya Muhammed) Sana bakanlar da vardır. Fakat körlere Sen mi
doğru yolu göstereceksin? Hele (kalp gözlerinden de) görmez olurlarsa!”
(Yunus-43)
176. “Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Fakat insanlar
kendi kendilerine zulmederler. (Yunus-44)
177. “Her ümmetin bir Peygamberi vardır. Resulleri geldiği zaman aralarında
adaletle hükmedilir. Ve onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.”(Yunus-47)
178. “Eğer (iddianızda) doğrucu iseniz bu vaat (söyledikleriniz) ne zaman?
derler.”(Yunus, 48)
179. “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olanlara bir şifa,
mü’minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.” (Yunus, 57)
180. “De ki (Ya Muhammed): ‘Ancak Allah’ın fazlıyla, rahmetiyle… İşte yalnız
bunlara sevinsinler. Bu, onların toplayıp durdukları (dünyalıkları)ndan
hayırlıdır.” (Yunus, 58)
181. “Sen (Ya Muhammed) herhangi bir işte bulunmaya dur. Onun hakkında
Kur’an’da bir şey okumaya dur ve sizler de hiçbir iş işlemeye durunuz ki onun
içine daldığınız vakit başınızda şahidizdir. Ne yerden, ne gökten zerre
ağırlığınca birşey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve
büyüğü de ayrı olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitapta
yazılıdır.”(Yunus, 61)
182. “İyi bilin ki. Allah’ın Veli kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar
mahzun olacak da değillerdir.” (Yunus, 62)
183. “Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır.” (Yunus, 63)
184. “Dünya hayatında da ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın
sözlerinde asla değişme yoktur. Bu en büyük mutluluğun ta kendisidir.” (Yunus,
64)
185. “(Habibim Ya Muhammed) Onların söz ve tavırları seni tasaya düşürmesin.
Çünkü bütün izzet ve üstünlük Allah’ındır. O, hakkıyla işitici, kemalıyla
bilicidir.” (Yunus, 65)
186. “Eğer sana indirdiğimizden şüphede iseler, Senden önce kitap okuyanlara
sorsunlar. Andolsun ki hak (gerçek) Sana (Ya Muhammed) Rabbinden gelmiştir. O
halde sakın şüphecilerden olma (yın).” (Yunus, 94)
187. “Sakın Allah’ın ayetlerini yalan sayanlardan olma(yın). Sonra maddi ve
manevi zarara uğramışlardan olursun (uz).”(Yunus, 95)
188. “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündeki kimselerin hepsi, topluca elbette
iman ederdi. Böyle iken sen hepsi mü’min olsunlar diye insanları zorlayıp
duracak mısın?” (Yunus, 99)
189. “Nihayet biz Resüllerimizi ve iman edenleri selamete erdiririz. Böylece
mü’minleri de üstümüzde bir hak olarak kurtaracağız.” (Yunus, 103)
190. “De ki (Ya Muhammed): ‘Ey insanlar! Eğer benim dinimden bir şüphede
iseniz, ben Allah’ı bırakıp da sizin tapar olduklarınıza tapmam. Ancak sizin
canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederiz. Bana müminlerden olmaklığım
emredilmiştir.” (Yunus, 104)
191. “De ki (Ya Muhammed): Ey insanlar! Size Rabbinizden hak (gerçek)
gelmiştir. Artık kim hidayeti kabul ederse o, ancak kendi faidesi için hidayete
ermiş, kim de saparsa o da yalnız kendi zararına sapmış olur. Ben sizin
başınızda bir bekçi değilim!” (Yunus, 108)
192. “ (Habibim, Ya Muhammed) Sana ne vahyediliyorsa Ona tabi ol. Allah’ın
hükmü gelinceye kadar sabret. O hakimlerin en hayırlısıdır.” (Yunus, 109)
193.“Elif, Lam, Ra. (Bu) Öyle bir kitaptır ki ayetleri desteklenmiş, sonra da
apaçık indirilmiş, (her işi) hikmetle yapan, kemaliyle haberdar olan (Allah)
tarafından…”(Hud, 1)
194. “Ta ki Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz ben sizi Onun
tarafından uyaran, müjde veren (bir Peygamber) im.” (Hud, 2)
195. “Ve ta ki Rabbinizden mağfiret (bağışlama) isteyin. Sonra Ona dönün ki,
sizi adı konmuş bir müddete kadar güzel nimetleriyle faydalandırsın; her fazilet
sahibine kendi fazlını versin. (Habibim onlara de ki: ) ‘Eğer yüz çevririrseniz
ben sizin başınıza gelecek büyük günün azabından korkarım.” (Hud, 3)
196. “Şimdi sen Ona bir hazine indirilseydi, yahut maiyetinde bir de melek
gelseydi ya’ demelerinden (dolayı) Sana vahyolunandan bir kısmını, bu yüzden
yüreğin daralarak sanki terk mi edeceksin? Sen bir uyarıcısın. Allah her şeye
vekildir.” (Hud, 12)
197. “Yoksa Onu kendisi mi uydurdu diyorlar? De ki: O halde haydi siz de onun
gibi on sure getirin düzme ve uydurma olarak. Allah’tan başkasına
güveniyorsanız, Onları da çağırın, eğer (iddianızda) doğrucular iseniz.” (Hud,
13)
198. “…Artık siz Müslüman oluyor musunuz? “(Hud, 14)
199. “(Ya Muhammed) Belki “Onu (Kur’an’ı) kendiliğinden uydurdu” derler. De
ki: ‘ Eğer ben onu kendim uydurduysam günahı benim üstüme olsun. Halbuki ben
sizin yapageldiklerinizden tamamen uzağım.” (Hud, 35)
200. “O halde, sen (Habibim Ya Muhammed) maiyetindeki tevbe edenlerle
beraber, emrolunduğun şekilde dosdoğru hareket et. Aşırı gitmeyin. Çünkü O ne
yaparsanız hakkıyla görücüdür.” (Hud, 112)
201. “Peygamberlerin haberlerinden – Onunla kalbini sabit kılacağımız her
çeşidini Sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda da Sana hak ve mü’minlere bir öğüt
ve ve muhtıra gelmiştir.”(Hud, 120)
202. “İman etmeyeceklere de ki(Ya Muhammed): ‘Elinizden, gücünüzden geleni
yapın. Biz de şüphesiz çalışıcılarız.’ ” (Hud, 121)
203. “ (Ya Muhammed) Sen ne kadar hırs göstersen yine insanların çoğu iman
ediciler değildir.” (Yusuf, 103)
204. “De ki (Ya Muhammed): İşte bu benim yolumdur. Ben Allah’a bir basiret
üzere davet ediyorum. Bende bana biat edenler – tabi olanlar da (böyleyiz).
Allah’ı tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.” (Yusuf, 108)
205. “O küfredenler:‘Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?’ der(ler).
Sen (Ya Muhammed) gerçekten bir uyarıcısın; her kavmin de hidayet edicisi
(rehberi)sin.”(Rad, 7)
206. “Öyle ya, Rabbinden sana indirilenin ancak hak (gerçek) olduğunu bilir
kimse, o kör olan kişi gibi midir? Ancak selim akılların sahipleridir ki iyi
düşünürler.” (Ra’d, 19)
207. “Öylece seni de (Ya Muhammed) kendilerinden önce nice ümmetler gelip
geçmiş olan bir ümmete -Sana vahyettiğimizi onlara okuman için gönderdik. Onlar,
Rahmanı tanımazlar. Sen de ki: ‘O, benim Rabbimdir. Ondan başka hiçbir ilah
yoktur. Ben ancak Ona dayanıp güvendim. En son dönüşüm de yalnız O’nadır.’
”(Ra’d, 30)
208. “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler Sana (Ya Muhammed) indirilen (bu
Kur’an) ile sevinirler…”(Ra’d, 36)
209. “Bizim Onlara (başlarına geleceğini) söz verdiğimiz (azab)ın bir kısmını
sana göstersek de, veya Seni öldürsek de ancak sana düşen tebliğ etmektir.
Hesapları da yalnız bize aittir.” (Ra’d, 40)
210. “Elif, Lam, Ra. Bu Sana (Ya Muhammed) indirdiğimiz Kitap, (bütün)
insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, O Aziz, Hamid olan
(Allah) yoluna çıkarır.”(İbrahim, 1)
211. “Görmedin mi, Allah Sana (Ya Muhammed) nasıl bir mesel irad etmiştir.
Güzel bir kelime, kökü sabit (ve sağlam) ve dal(lar)ı semada olan bir ağaç
gibidir.” (İbrahim, 24)
212. “Ki: O Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir durur…” (İbrahim, 25)
213. “Hatırla o zamanı ki İbrahim: ‘Rabbim’, demişti; ‘Bu şehri güvenli kıl.
Beni de, oğullarımı da putlara tatmaktan uzak tut’.”(İbrahim, 35)
214. “Rabbim, çünkü onlar insanlardan bir çoğunu baştan çıkardılar. Bundan
sonra kim bana biat ederse, tabi olursa işte o, bendendir. Kim de bana
gelirse…Hakikat, Sen çok bağışlayıcı ve esirgeyicisin.” (İbrahim, 36)
215. “Bırak onları (kendi hallerine): Yesinler, faydalansınlar, emelleri
(hayalleri, istekleri) onları oyalayadursun. Sonra bilecekler onlar.”(Hicr, 3)
216. “Dediler ki: ‘Ey kendisine kitap indirilen (kişi), kesinlikle sen bir
mecnunsun (delisin)!” (hicr, 6)
217. “(Ya Muhammed) kullarıma haber ver ki: ‘gerçekten ben çok bağışlayıcı,
tam anlamıyla esirgeyiciyim.’ ” (Hicr, 49)
218. “(Bununla beraber) Benim azabım da elbette en acıklı azabın ta
kendisidir.”(Hicr, 50)
219. “(Ya Muhammed) Senin ömrüne (sonsuz kişiliğine) yemin ederim ki, onlar
sarhoşlukları (azgınlıkları) içinde mutlaka serseri bir haldeydiler.” (Hicr, 72)
220. “Gökleri, yeri ve aralarındakileri hak ile yarattık (bozgunculuk
yapılsın diye değil). O saat da mutlaka gelecektir. Onun için şimdi sen (Ya
Muhammed) güzel bir hoşgörü ile davran.” (Hicr, 85)
221. “Şüphesiz ki senin Rabbin hakkıyla yaratanın kemaliyle bilenin ta
kendisidir.” (Hicr, 86)
222. “Andolsun ki biz sana (Ya Muhammed) tekrarlanan yedi (ayeti) yi ve şu
büyük Kur’an’ı verdik.” (Hicr, 87)
223. Sakın o kafirlerden bir takımlarını faydalandırdığımız dünyalığa
gözlerini dikme. Onların karşısında tasalanma. Müminler için (şefkat)
kanatlarını indir.” (Hicr, 88)
224. “Ve de ki: ‘Ben, ancak ben apaçık bir uyarıcıyım.” (Hicr, 89)
225. “Şimdi sen (Ya Muhammed) ne ile emrolunuyorsan (kafalarını
çatlatırcasına apaçık bildir. Müşriklere (ortak koşanlara) aldırış etme.” (Hicr,
94)
226. “O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.” (Hicr, 95)
227. “O Allah ile beraber başka ilah tutanlar yakında bilecekler.” (Hicr, 96)
228. “Andolsun, biliyoruz ki onların söyleyip durduklarından göğsün gerçekten
daralıyor. (Ya Muhammed)” (Hicr, 97)
229. “Sen hemen Rabbini hamd ile (övgüyle) tesbih et (an) ve secde edenlerden
ol.” (Hicr, 98)
230. “Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr, 99)
231. “(Ya Muhammed) Sen, onların hidayet bulmalarına hırs göstersen de (ne
kadar istesen de); Allah saptırdğını yola getirmez ve onların yardımcıları da
olmaz.” (Nahl, 37)
232. “Onlar: ‘Ölecek kimseyi Allah diriltmez’ diye olanca yeminlerle Allah’a
and ettiler. Hayır, bu onun üzerinde hak bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bunu
bilmez.” (Nahl, 38)
233. “Senden önce kendilerine vahyeder olduğumuz erkeklerden başkasını biz
peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir erbabına sorun.” (Nahl, 43)
234. “Allah’a andolsun ki Senden önceki milletlere de peygamberler gönderdik.
Şeytan onlara yaptıkları işleri süsledi. O (şeytan), bugün de onların dostudur.
Onlar için acı bir azap vardır.” (Nahl, 63)
235. “Biz sana kitabı gönderdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara
açıklayasın ve inanan bir kavim için yol gösterici ve rahmet olasın.” (Nahl,
64)
236. “Eğer yine yüz çevirirlerse, artık sana düşen apaçık bir tebliğden
(duyurmadan) ibarettir.” (Nahl, 82)
237. “Onlar hem Allah’ın nimetini itiraf ederler, hem de O’nu inkar ederler.
Çoğu kafir kimselerdir.” (Nahl, 83)
238. “O gün her ümmetin içinden kendilerinin üzerine bir şahid göndereceğimiz
gibi seni de (Ya Muhammed) onlarınüzerine tam bir şahit olarak gönderdik. Sana
(bu) kitabı her şeyin apaçık bir beyanı, bir hidayet, bir rahmet ve Müslümanlar
için de bir müjde olmak üzere bölüm bölüm indirdik.” (Nahl, 89)
239. “Biz bir ayeti diğer bir ayetin yerine getirdiğimiz zaman- ki Allah neyi
indireceğini çok iyi bilendir- dediler ki: ‘Sen ancak bir iftiracısın’ hayır,
onların pek çoğu bilmezler.” (Nahl, 101)
240. “De ki (Ya Muhammed): Onu (Kur’an’ı iman edenlerin inancını
sağlamlaştırmak (sebat vermek), müsümanlara bir hidayet ve müjde olması için
Rabbinizden hak olarak Ruh-ul Kuds indirmiştir.” (Nahl, 102)
241. “Andolsun ki biz onların: ‘Bunu mutlaka bir beşer öğretiyor’
diyeceklerini biliyoruz. Hak’tan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili
acemi (yabancıdır, açık değildir), bu ise apaçık arapça bir dildir.” (Nahl, 103)
242. “Bu sana anlattığımız şeyleri Yahudilere daha önce haram kılmıştık.
(Bununla) biz onlara zulmetmemiştik. Fakat onlar kendilerine
zulmediyorlardı.” (Nahl, 118)
243. “Sonra senin Rabbin (Ya Muhammed) bir cehalet yüzünden kötülük yapıp da
sonra bunun ardından tevbe edenlerin ve dönenlerin, hiç şüphesiz lehinedir.
Gerçek senin Rabbin, (bu hallerin)arkasından elbette çok bağışlayıcı, çok
esirgeyicidir.” (Nahl, 119)
244. “Sonra (Habibim Ya Muhammed) Sana: ‘Muvahhid bir Müslüman olarak
İbrahim’in dinine uy. O, (hiçbir zaman) müşriklerden olmadı” diye vahyettik.” (Nahl,
123)
245. “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et. Onlarla mücadeleni en
güzel hangisi ise onunla yap. Şüphesiz ki Rabbin o yolundan sapan kimseyi en çok
bilendir.” (Nahl, 125)
246. “Sabret. Senin sabrın Allahtan başka değildir. Onlara karşı tasalanma.
Onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı sıkıntıya da düşme.” (Nahl, 127)
247. “Çünkü Allah, hiç şüphesiz sakınanlarla, bir de daima iyilik edenlerin
kendileriyle beraberdir.” (Nahl, 128)
248. “Kulunu (Muhammed Sallallahu aleyhi ve sselemi) bir gece Mescid-i
Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya kadar götüren (Yüce Allah) münezzehtir. Biz Onun
etrafına bereket verdik. O’na (Hz. Muhammed s.a.v.) ayetlerimizden bazısını
gösterelim diye. Şüphesiz O hakkıyla işiten, tüm olgunluğuyla görendir.” (Isra,
1)
249. “Sen (Ya Muhammed) Kur’an’ı okuduğun zaman seninle ahirete inanmazların
arasına kapalı-gizli bir perde çekeriz.” (Isra, 45)
250. “Onların kalpleri üzerine, Onu iyice anlamalarına (engel), perdeler
gerer, kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen Kur’an’da Rabbini bir tek olarak
zikrettiğin zaman onlar ürkek ürkek arkalarını çevirirler.” (Isra, 46)
251. “Biz onların, seni dinlerken ne sebeple dinlediklerini, kendi aralarında
gizli konuşurlarken de o zalimlerin: ‘Siz büyülenmiş bir kimseden başkasına tabi
(biat) olmuyorsuınuz’ dediklerini gayet iyi biliyoruz.” (Isra, 47)
252. “Bak, sana nasıl misaller getirip (Şaire, kahine…benzettiler de)
saptılar. Artık onlar bir yol bulamazlar.” (Isra, 48)
253. “Dediler ki “Biz bir sürü kemik kırıntı ve döküntü olduğumuz zaman mı,
gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?’ ” (Isra, 49)
254. “De ki: (Ya Muhammed): ‘İster bir taş, ister bir demir olun.’ ” (Isra,
50)
255. “İster gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık. ‘O halde bizi kim
(dirilterek) geri çevirecek?’ diyecekler. Sen de ki: ‘Sizi ilk defa yaratmış
olan.’ O zaman sana başlarını sallarlar da (alaylı) ‘ne vakit o’? diyecekler. De
ki: ‘ Yakın olması umulur’.” (Isra, 51)
|