|
ŞAN-I MUHAMMEDİ ALEYHİSSELAM VE ONUNLA İLGİLİ KUTSAL, YÜCE AYETLER
Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimiz'in üstün ve mukaddes vasıflarını açıklayan Kur'an'ı Kerimde'ki 1418 Şanlı Ayetleri dikkatlerinize arzediyorum.Bu ayetleri dikkatle okursanız Hz.Muhammed'in (A.S.V) Allah Katındaki Yüce Şanını görecek ve Şan-ı Muhammedi'nin önünde tazimle eğileceksiniz.
Şah-ı Risalet Efendimiz, öyle söylendiği gibi “sadece
bir tebliğci” değildir. Onun Yüce Şanını açıklayan ayetler apaçık ortadadır.
Fahri Alem Efendimiz hakkında Allahü Taâla: “üsvetün hasenetün” ,
“Vema erselnake illa rahmete’n li’l alemin – Seni Alemlere rahmet olarak
gönderdim” (Enbiya, 107) ayrıca bir Hadis-i Kutside de “Muhammedi
Vechimin- Yüzümün nurundan yarattım” buyurmaktadır. (Kaynak:Abdül Kadir
Geylani Hazretlerinin Sırrül Esrar kitabı) Vechi, kendisi demektir. Yani
“Zatımın nurundan yarattım” demektedir. Ayrıca en güzel ve ahlak-ı
hamidiyenin (öğülmüş ahlakların) sahibi olduğunu da "Ve inneke le' alâ hulukin
azim-Muhakkak ya Muhammed sen çok büyük bir ahlak üzeresin" ayeti
bildirmektedir. Bu ayetin "senin yaratılışın çok büyüktür"anlamıda vardır.
(Kalem, 4)
Şimdi bu üç kutsal, ilahi görüş Şan-ı Muhammedi’yi apaçık belirtmektedir. Şöyle
ki:
Allahu Taâla “üsvetün hasenetün” demekle ; “Hz. Muhammedde en güzel, en yüce
sıfatlar- nitelikler vardır” buyurmaktadır. “Seni âlemlere rahmet olarak
gönderdim” ayeti ise bize Hz. Muhammed’in “Allah’ın Rahmeti” olduğunu
açıklamaktadır. Allah’ın rahmetinden daha yüce bir şey yoktur, olamaz. Çünkü
Allah’ın rahmetine-acımasına bütün yaratıklar muhtaçtır. Yani O Rahman olan
Allah’ın “Rahmet” sıfatıdır. Peygamberimiz Allah’ın “rahmet- acıma” sıfatıdır.
Çünkü bu ayetle Allah apaçık “Sen Benim Rahmetimsin” buyuruyor ve “Sen
Benim Yüzümün Nurusun” diyor.
Peygamber Efendimiz: “Ben Allah’tanım ve Müminler de bendendir”demiştir.
(Sırrül Esrar, sayfa 70-75, Abdülkadir Geylani Hazretleri) Şimdi, bu hadis
Resulullahın Allah’ın ilk ruhu- ilk belirtisi olduğunun da gerçeğidir.
Hz. Ali Efendimiz ile ilgili Hadislerde ise Hz. Muhammed: “Ali
benden, ben de Ali’denim” buyurmaktadır. (Hz. Peygamberin Dilinden Dört
Halifesi, Sayfa 244, 247, 255) Öyleyse bu İlk Ruh’a “Hz. Ali” de
dahildir.
İşte ey kardeşlerim, bu ayetler ve sunduğumuz 1418 ayet Hz.
Resulullahın yüce sıfatlarını- vasıflarını-niteliklerini, Onun diğer insanlardan
bu sıfatlarıyla çok üstün olduğunu, bu sıfatlar karşısında hiçbir zaman
kendimizi Ona benzetemeyeceğimizi bildirmektedir. Bu ayetler Onun sadece insan
olarak beşeri yönüyle bize benzediğini, Onda çok kutsal sıfatlar bulunduğunu
vurgulamaktadır. Şanı Muhammedi’nin evrende Güneş gibi olduğunu, Ona hiç
kimsenin benzeyemeyeceğini, onun yanında diğerlerinin ancak yıldızlar gibi
olduğunu bilmenizi istedim.
Allahu Taâla Kur’an’da bir güneş için “sirac- çok keskin, göz
kamaştırıcı ışık”, bir de sadece Hz. Muhammed Aleyhisselam için “sirac”
kelimelerini kullanmaktadır.Yani, Kur’an da Güneşin bir adı da “sirac”, Hz.
Muhammed’in bir adı da “sirac”dır. Sure-i Ahzab 46. ayette aynen şöyle
yazılıdır: “Ya eyyühennebiy! inna erselnake şahiden ve mübeşşiren ve nezira,
ve da’iyen ilallahi, bi’iznihi ve siracen müniyra- Ya Nebi (Muhammed) Seni,
şahid, mübeşşir, ve nezir olarak Allah’ın izniyle Allah’a davet edici olarak ve
nur saçan sirac-keskin ışık olarak gönderdim.” Rabbimiz bu ayette
Peygamberimizin “sirac” olduğunu buyurmaktadır ki Allah güneşe de “sirac”
demektedir. Yani Hz. Muhammed evrende güneştir. Diğer Peygamberler, Veliler,
İyi insanlar da onun yanında yıldızlar gibidir. Yani O (Peygamber Efendimiz)
“nur saçan güneş”tir ve bu, Kur’an ile sabittir. Ayrıca “şahit” dir
buyurmakla “Sen Allah’ı gören ve gözetensin” buyurmaktadır. Çünkü şahit,
gören ve gözeten anlamındadır. Yani Oaynı zamanda bizi gözetmektedir,
gözeticimiz-koruyanımızdır, şefaatçımızdır. Zaten, Sure-i Tevbe de bir ayette:
“ Sellu Aleyhim inne salateke sekenün lehüm- Sen onlara (müminlere) dua et,
selat et, senin selatın duan onlar için sekinedir.” buyurmaktadır. Sekine,
onlara huzur verir, rahat verir. Onları huzura rahata kavuşturur. İmanlarını
arttırır- kuvvetlendirir anlamındadır.
Bu ayet de Peygamberimizin duasının Allah tarafından kabul
edildiğini gösterir. Sure-i Muhammed’de: “Falem ennehu; La ilahe illallah
vestağfir lizenbike ve lil Müminine vel müminat-Bil ki Ya Muhammed Hu-O- Allah’tan
başka ilah yoktur. Kendin için de, mümin erkekler ve mümin kadınlar için de
istiğfar et. (Allah’tan mağfiret-bağışlama dile)” (Muhammed, 19) buyurmakla
müminler için “dua etmesini ve bağış dilemesini” istemektedir. Bu ayetler de
Allahu Taâla’nın Peygamberimize şefaat etmesi için izin verdiğini apaçık
gösterir.Ona bütün insanlar ve bütün mahlukat minnettardır. Sevgimiz, selamımız,
şükranımız Onun üzerine olsun.
Bu konuda en son sözümüz o ki, Rabbımız Allah: “Vema
sahibikun bi mecnun – Ey Müminler sahibiniz Muhammed mecnun-deli değildir.”
(Tekvir, 22) Ayrıca sizin incinmeniz Peygambere ağır gelmektedir. Ve O size
(müminlere) çok düşkündür. Ve Müminlere rauf ve rahimdir. “Rauf”, insanın
içine ilham ederek onu esirgeyen; “Rahim”, çok acıyan demektir. Ve bu iki
isim Rauf ve rahim Allahu Taâla’nın sıfatlarıdır. Allah’a ait sıfatlardır. Ama
Allah, Hz. Muhammed’in “rauf ve rahim” olduğunu bize söylemektedir. (Sure-i
Tevbe, 128-129)
“Ayrıca O size Allah’ın kelamını (Kur’an’ı) okur, sizi tezkiye
eder (içinizdeki fücuru giderip sizi paklar), size Kitabı, hikmeti ve
Peygamberliğin ne demek olduğunu öğretir. Sizin bilmediklerinizi size öğretir”
ayetleri vardır.(Bakara 151-Cuma 2)
Öyleyse Hz. Muhammed Müminlerin sahibidir. Sahip; “ardında
duran onları maddi manevi koruyan, kol kanat gerip sahiplik eden” anlamınadır.
Bu durumda, bu ayetler doğrultusunda, Peygamberimiz, Efendimiz Hz. Muhammed
bizim sahibimizdir, O asla deli değildir. O diğer akıllar karşısında güneş
gibidir. Külli-bütüncül akıldır, külli-bütüncül ruhtur. Bütün akılların menbağı-kaynağıdır.
O beşerin Seyyidi-Efendisi Cenab-ı Muhammede’e (A.S) ancak kendini
bilmez, münkir, inkarcı Ebu Cehiller, münafık- gizli kafir Ebu Süfyanlar deli
derler. Kur’an’ı okuyupta bir zerre aklı ve izanı olanlar, insafı olanlar asla
Hz. Muhammed’e deli diyemezler. O Şanı yüce Muhammed bizim sahibimiz,
koruyucumuz, şefiimiz ve müzekkimiz- paklayıcımız, muallimimiz- öğretmenimiz,
bize bilmediklerimizi öğreten, irşad eden Mürşidimizdir. İlham yoluyla bizi
esirgeyen, bize acıyanımızdır.
Ayrıca Allah Peygamberimiz için “Ve inneke le tehdi ilâ sıratın
müstakim ilâ…(Şura 52)- Ya Muhammed muhakkak Sen (insanları ve müminleri) doğru yola ihda
edicisin. Yani “hidayet” edicisin. O doğru yol ki göklerin ve yerin mülkü
kendinin olan Allah’ın yoludur. İşte bu Allah’ın yoluna hidayet ederek
götürürsün”.(Şura, 52) Bu ayete göre Allah Peygambere hidayet yetkisi
vermiş oluyor. Yalnız bir farkla ki, Hz. Muhammed bir kimseyi sevse bile (Ebu
Leheb gibi) ki Hz. Muhammed Ebu Leheb’i de severdi hatta “Tebbet yeda ebi
Lehebin” suresini sık sık okuyanlara veya birine: “Kur’an’da başka sure kalmadı
mı da bunu okuyorsunuz” demiştir. Münafıklar, Emevi taraftarları, bunun yerine
Ebu Talib’i koymuşlardır. Ebu Talib’in Peygamberin hamisi olduğu, ölünceye
kadar onu koruduğu sabittir. Allah Peygamber’e yardım eden, Peygamberi
koruyan birine hidayet etmeyecekte, Peygambere ve müminlere Mekke’nin Fetih
Gününe kadar zulmeden, işkence yapan, küfreden, söven, hakaret eden, hatta
Mekke’den çıkaran zalim Ebu Süfyan ve zalim ailesine ve emsaline mi hidayet
edecek? İşte bunlar Hz. Ali aleyhtarıdırlar. Hz Ali’yi direkt
kötülemiyorlar, babası, Peygamberin amcası ve hamisi Ebu Talibi kötülemek
yoluyla Hz. Ali ve Haşimileri kötülemek istiyorlar. Nerdeki Haşim ailesinden bir
tane günahkar çıksa, onunla bütün o müttaki Haşim ailesini kötülemek isterler..
ve “inne ekremeküm indallahi etkaküm“ ayetini kullanırlar. Yani “Allah’ın
yanında müttakiler şereflidir- kerimdir.” Bir defa Hz. Ali müttakilerin
imamıdır. İlmin kapusudur. Muttaki olmak için haşyet sahibi olmak lâzımdır.
Haşyet ise ilimle olur. İlim ise zahir batın ilimlere vakıf olmaktır.Ledünni
ilme ermeyenler haşyet sahibi olamazlar. Onlara “zahiri Alimler” denir.
“Maneviyatı bilmeyen âlimler” yani “fıkıh bilginleri” denir.
Hz. Ali ulemanın reisidir, piridir, mürşididir, imamıdır. Bunu bütün
bilginler kabul etmişlerdir. Onun içiin de ona “keremellahu vechehu”
buyurulmuştur. Allah, onun yüzünü şerefli kıldı. Arapcada “veche” bir kimsenin
zatı için kullanılır.Yani Allah Hz. Ali’yi şerefli kılmıştır. Bu söz, hiçbir
Ashap ve Evliya için kullanılmamıştır. Bütün büyük Tasavvufcular ve
müttakiler genellikle zürriyet-i Muhammed ve zürriyet-i Ali’dendir.Allah’ın
selamı onların üzerine olsun.
Şimdi hidayet konusunda bir şey var; Hz. Muhammed, Enbiyalar,
Evliyalar kendileri istese de, o istedikleri sevdikleri de olsa, ki bu
sevdikleri akrabaları , arkadaşları olsa dahi, o insanlar iman etmek
istemedikçe, hak yolu istemedikçe onlara hidayet edemezler. Şefaat edemezler.
Çünkü Allah galip olur, engel olur. Allah galiptir. Yalnız bir insan, kendisi
gelip, Hz. Muhammed’den, Peygamberlerden ve Evliyalardan hak yolu talep ederse,
işte o zaman onlara hidayet ederler. Onlara ilham ederler, onları esirgerler,
onlara acırlar, onlara sahiplik ederler, onları irşad ederler. İşte
“Muhakkak ya Muhammed sen doğru yola hidayet edicisin” ayeti bunun
isbatıdır.Yani, Hakkı istemeyene Peygamber hidayet etmez.Ama hakkı isteyene,
sevene, yönelene Hz. Muhammed hidayet eder. Bu ayetle sabittir.
Peki hani Allah’tan başka hidayet edici yoktu? Bu ayet neyi
gösteriyor? Hani içlerine ilham edici, onları esirgeyici, insanlara acıyıcı,
insanlara dua edici yani şefaat edici, insanlar için Allah’tan mağfiret-
bağışlanmalarını dileyici, sahiplik edici, tezkiye edici, muallimlik edici,
öğretmenlik edici, kimse yok idi?
Bu yukarıdaki ayet ve hadislerle açıkladığımız gerçekleri nasıl
inkar edecekler? Ve “Allah ile kul arasına kimse giremez” diye Allah’ın
Peygamberlerini bertaraf edecekler… El insaf doğrusu.
İşte bu saydıklarımız Şanı Muhammedi’nin yüce ve mukaddes
vasıflarıdır.
Evren içinde Güneş ve Ay ne ise iç alemde Ruh-u Azam Muhammed Aleyhisselam
odur ve Şahi Velayet, İlmin Kapısı Hz. Ali Efendimiz Ay gibidir. Diğer
Peygamberler, Veliler ve Peygambere ilk inanan gerçek Ashaplar Yıldızlar
gibidirler.
ZAT-I RİSALET CENAB-I MUHAMMED, ŞAH-I VELAYET Hz. ALİ,
PEYGAMBERLER VE VELİLER YANİ İNSAN-I KÂMİL “İLAH” DEĞİLDİR ANCAK “İLAHİ
VASIFLAR” TAŞIRLAR. ONUN İÇİN İNSAN-I KÂMİLE “EY HAZRET-İ İNSAN” DİYORUZ VE
ÖNÜNDE MUHABBETLE EĞİLİYORUZ.
İlk ve son Peygamber “Hz. Muhammed”dir. O mukaddes Peygamber
ki O “Ruh-u Azam”dır, “Ruh-u Evvel”dir. Bizim sevgili Nebimizdir, şefiimizdir,
kurtarıcımızdır. Velimiz, Mürşidimiz (Pirimiz) ise şanı yüce Hz. Ali’dir.
Onun için diyoruz ki:
“Aman ya Nebimiz Muhammed, meded ya Velimiz, Mürşidimiz Ali”
Sallu alâ Muhammed Sallu alâ Ali….
Kâzım Yardımcı (Adıyaman'lı)
31 Ekim 2004
Hz. RESULULLAH’ LA (A.S.V) İLGİLİ YÜCE AYETLER
1.“(Ya Muhammed) Onlar sana indirilene de, senden evvel indirilenlere de
inanırlar. Ahirete kesin bir bilgi ve inan beslerler”. (Bakara-4)
2. “İşte onlar Rablerinden gelen hidayetin tam üzerindedirler ve muradlarına
kavuşanlar da onlardır.” (Bakara, 4)
3. “Kim Allah’a, Meleklerine, Peygamberlerine, Cebraile, Mikaile düşman
olursa, şüphesiz Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.” (Bakara, 98)
4. “ (Ya Muhammed) Gerçekten biz seni kâmil-olgun bir müjdeci ve gerçek
uyarıcı olarak Hak ile gönderdik. Sen, Cehennemin arkadaşlarından sorumlu
değilsin.” (Bakara, 119)
5. “Rabbimiz, Onların içinden onlara senin ayetlerini okuyacak, onlara
Kitabı, hikmeti öğretecek, onları iyice temizleyecek bir Peygamber gönder. Her
zaman üstün gelen, hikmet sahibi Sensin , Sen!” (Bakara, 129)
6. “‘Yahudi veya Hristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız!’ dediler. De ki (Habibim):
‘Hayır, biz dosdoğru İbrahim dinine uyarız. O Allah’a eş tutanlardan değildi.’ ”
(Bakara, 135)
7. “Deyin ki: ‘Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a,
Yakup’a ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya verilenlere ve (bütün)
Peygamberlere Rableri katından verilenlere iman ettik. Onların hiç birini
(inanmak ya da inkar etmek konusunda) diğerinden ayırt etmeyiz. Biz, teslim
olmuşlarız.’ ” (Bakara, 136)
8. “Artık, eğer onlar da sizin bu iman ettiğiniz gibi iman ederlerse,
muhakkak doğru yolu bulmuşlardır. Yüz çevirirlerse onlara ancak
muhalefettedirler. (Anlaşmazlık içine düşerler) Onlara karşı Allah sana (Ya
Muhammed) yeter. O işitendir, bilendir.” (Bakara, 137)
9. “Allah’ın boyası (ile boyanın). Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan
kimdir? Biz O’na kulluk ederiz.” (Bakara, 138)
10. “De ki (Ya Muhammed): ‘Siz (Arabtan bir peygamber geldi diye) bizimle
Allah katında çekişiyor musunuz? Halbuki, O bizim de Rabbimiz, sizin de
Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size… Biz O’na
gönülden bağlananlarız.’ ” (Bakara, 139)
11. “Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve oğulları Yahudi yahut
Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: ‘ Siz mi daha iyi bilirsiniz
yoksa Allah mı?’ Allah tarafından bildiği bir şahitliği gizleyenden daha zalim
kim olabilir. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara, 140)
12. “Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin
kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız.
(Bakara, 141)
13. “İnsanlardan bazı beyinsizler: ‘Onlar üzerinde bulundukları (eski)
kıbleden çeviren nedir?’ diyecekler. De ki: ‘Doğu da, batı da Allah’ındır. O
dilediğini doğru yola iletir. (Bakara, 142)
14. “Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki insanlara şahit olasınız,
Peygamber de size şahit olsun. Biz Peygambere uyanı, ökçesi üzerinde geriye
dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Kâbeyi kıble yaptık. Bu Allah’ın
doğru yola ilettiği kimselerden başkasına elbette güç gelir. Allah, sizin
imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli,
merhametlidir.” (Bakara, 143)
15. “Kendilerine kitap verdiklerimiz O’nu (Hz. Muhammed (a.s.v.)) öz oğulları
gibi tanırlar ama yine de, onlardan bir grup Hakkı bile bile gizlerler.”
(Bakara, 146)
16. “Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size
Kitap ve hikmeti öğreten, bilmediklerinizi bildiren bir Resul gönderdik.”
(Bakara, 151)
17. “Bunlar Allah’ın ayetleridir ki, onları (Habibim) sana Hak olarak
okuyoruz. Sen şüphesiz, muhakkak gönderilen Peygamberlerdensin.” (Bakara, 252)
18. “O Peygamberler, biz Onların kimine kiminden üstün meziyetler verdik.
Allah onlardan biri ile söyleşmiş, birini de (Hz. Muhammed (a.s.v)) bir çok
derecelerle yükseltmiştir. Meryem’in oğlu İsa’ya o beyyineleri (açık ayetleri,
mucizeleri) biz verdik ve onu Kudsi Ruh ile destekledik.” (Bakara, 253)
19. “(Habibim- Ya Muhammed) onları erdirmek senin üstüne borç değil. Ancak
Allah hidayeti kime dilerse ona verir. İnfak edeceğiniz hayır (mal) kendi
yararınızadır. Zaten siz (Ey Mü’minler) Allah’ın rızasını aramaktan başka bir
suretle infak da etmezsiniz. (Allah yolunda) harcayacağınız mallar (ın
karşılığı) size fazlasıyla ödenecektir. Siz haksızlığa uğratılmayacaksınız.”
(Bakara, 272)
20. “O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de…”
(Bakara, 285)
21. “(Ya Muhammed) O, sana kitabı hak ve kendinden öncekileri de doğrulayıcı
olarak indirdi. Bundan önce de Tevrat ve İncil’i indirmişti. İnsanlar için birer
hidayetti. Hak ile batılı ayırt edenleri de indirdi…” (Al-i İmran, 3-4)
22. “(Ya Muhammed) Seninle mücadele ederlerse de ki: ‘Ben bana tâbi olanlarla
birlikte, kendimi Allah’a teslim etmişimdir.’ Kendilerine kitap verilenlerle,
ümmilere de ki: ‘Siz de İslam’ı kabul ettiniz mi?’ Eğer İslama girerlerse
muhakkak doğru yolu bulurlar. Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen ancak
tebliğdir. Allah kulları layıkıyla görücüdür.” (Al-i İmran, 20)
23. “ (Ya Muhammed) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana biat edin
(bağlanın) ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. ( Yani Beni
'Muhammed'i' sevin, zira insan sevmediğine içtenlikle bağlanmaz.) Çünkü Allah çok
yargılayıcı ve çok esirgeyicidir. ” (Al-i İmran, 31)
24. “De ki: ‘Allah’a ve Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse
şüphesiz ki Allah da o kafirleri sevmez.” (Al-i İmran, 32)
25. “Gerçek, Allah Adem’i, Nuh’u, İbrahim Hanedanını, İmran Ailesini-hepsi de
biribirinden (gelme) tek bir zürriyet olarak alemlerin üstüne mümtaz (seçkin)
kıldı…” (Al-i İmran, 33-34)
26. “Artık sana (Ya Muhammed) ilim geldikten sonra, kim seninle onun hakkında
çekişirse de ki: ‘Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve
kadınlarınızı, kendimiz ve kendinizi çağıralım. Sonra (hepimiz bir arada olarak)
dua ve niyaz edelim de Allah’ın lanetini yalancıların üstünü okuyalım. (Al-i
İmran, 61)
27. “İbrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyandır. Fakat O, Allahı bir
tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi O. (Al-i İmran, 67)
28. “Gerçek, İbrahim’e insanların en yakını, (zamanında) Ona biat edenlerle,
bu Peygamber (Hz. Muhammed s.a.v.) ve (bu) iman edenlerdir. Allah, o iman
edenlerin yâri (yardımcısı) dır.” (Al-i İmran, 68)
29. “Allah , peygamberlerden şöyle söz almıştı. Andolsun ki size kitap ve
hikmet verdim. Sonradan yanınızda bulunan (Kitap ve hikmeti) doğrulayıcı bir
peygamber geldiğinde; ‘Ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul
ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?’ Demişti. ‘Kabul
ettik’ dediler. ‘O halde şahit olun, ben de sizlerle beraber şahit
olanlardanım.” dedi.” (Al-i İmran-81)
30. “De ki: ‘Allah’a iman ettik. Bize indirilen (Kur’an’ı Kerim’e),
İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve oğullarına indirilenlere, Musa’ya,
İsa’ya ve Peygamberlere Rablerinden verilenlere de (inandık). Onlardan hiç biri
arasında (Peygamber olmaları bakımından) fark gözetmeyiz. Biz, O’na (Allah’a)
teslim olmuşlarız.” (Al-i İmran, 84)
31. “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder,
kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız. (Çünkü) Allah’a inanıyorsunuz. Kitablılar
(Hristiyan ve Yahudiler) de inansaydı, kendileri için elbette hayırlı olurdu.
İçlerinden iman edenler vardır. (Fakat) Onların pek çoğu (Hak dinden çıkmış)
fasıklardır.” (Al-i İmran, 110)
32. “O vakit (Uhud muharabesinde) sen ( Ya Muhammed) müminlere indirilen
üçbin melekle Rabbinizin size imdad etmesi yetişmez mi diyordun.” (Al-i İmran,
124)
33. “Kullarımın işin den hiçbir şey Sana ait değildir. Allah ya onların
tevbesini kabul eder yahut onları, kendileri zalim oldukları için azablandırır.”
(Al-i İmran, 128)
34. “Allah’a ve Peygambere itaat edin. Ta ki rahmete kavuşturulasınız.” (Al-i
İmran, 132)
35. “Muhammed elbette peygamberdir. O’ndan evvel daha nice peygamberler gelip
geçmiştir. Şimdi ölür yahut öldürülürseniz ökçeleriniz üstünde (gerisin geri) mi
dönecek misiniz? Kim iki ökçesi üzerinde (ardına) dönerse elbette Allah’a
hiçbir şeyle zarar veremez. Allah, şükür edenlere mükafat verecektir. (Al-i
İmran, 144)
36. “(O vakit) Sen, Allah’tan bir esirgeme sayesindedir ki Onlara yumuşak
davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar etrafından herhalde dağılıp
gitmişlerdi bile. Artık onları bağışla, (Allah’tan) günahlarının bağışlanmasını
iste. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere azmettin mi artık Allah’a
güvenip dayan. Çünkü Allah, kendine güvenip dayananları sever.” (Al-i İmran,
159)
37. “Andolsun ki mü’minler daha önce apaçık bir sapıklık içinde
bulunuyorlardı. Allah içlerinden ve kendilerinden onlara âyetlerini okuyan,
onları temizleyen, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermiş
olduğu için, büyük bir lütufta bulunmuştur.” (Al-i İmran, 164)
38. “(Habibim) Eğer seni yalanladılarsa; Senden önceki o apaçık mucizeleri,
sahifeleri ve nur verici Kitabları getiren Peygamberleri de yalanladılar.” (Al-i
İmran, 184)
39. “İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygambere itaat
ederse, Allah onu altından ırmaklar akan Cennetlere sokar ki, onlar orda ebedi
kalıcıdırlar. Bu en büyük kurtuluştur.” (Nisa, 13)
40. “Kim de Allah’a ve Peygambere isyan eder, sınırlarını geçerse Allah, onu
ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa, 14)
41. “Her ümmetten birer şahid, (Habibim) seni de bunlara şahid getirdiğimiz
zaman (halleri)nice olur.Nisa 41
42. “İnkar edip, peygambere karşı gelenler, o gün yerin dibine geçmeyi arzu
ederler de, Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler.” (Nisa, 42)
43. “Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar.
‘İşittik ve isyan ettik.” “Dinle dinlemez olası.” Ve dillerini eğip bükerek
“raina” diyorlar, dini taşlıyorlar. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, Dinle
ve bize bak” deselerdi, elbette kendileri için daha doğru olurdu.” (Nisa, 46)
44. “Yoksa Onlar, Allah’ın fazlından, insanlara verdiği şeylere karşı hased
(kıskançlık) mı ediyorlar? Gerçek biz, İbrahim hanedanına da kitap ve hikmet
vermişizdir. Onlara büyük mülk vermişizdir.” (Nisa, 54)
45. “İşte onlardan kimi Ona (Hz. Muhammed s.a.v.) iman etti, kimi de O’ndan
yüz çevirdi.” (Nisa, 55)
46. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir
sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz, onu Allah’a ve
Peygambere götürün, döndürün.” (Nisa, 59)
47. “Sana indirilene (Kur’an-ı Kerime) de, senden evvel indirilmiş olanlara
da herhalde iman ettiklerini boş yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki –onu
inkâr etmeleriyle emrolundukları halde- yine sihirbazın huzurunda mahkeme
olunmalarını isterler. Şeytan da onları uzak bir sapkınlıkla büsbütün sapıtmak
ister.” ((Nisa, 60)
48. “Onlara: ‘Allah’ın indirdiği (hakeme, Kur’an-ı Kerim’e) ve o Peygambere
gelin’ denince, gördün ya, münafıklar senden çekindikçe çekiniyorlar.” (Nisa,
61)
49. “Önce elleriyle yaptıkları yüzünden onlara bela çattığı zaman (halleri)
nice olur? Sonra, ‘biz iyilikten ve ara bulmaktan başka bir şey arzu etmedik’
diye, Allah’a andederek sana geleceklerdir.” (Nisa, 62)
50. “İşte bunlar; Allah öyle kimselerin kalblerinde olanı bilir. Artık
onlardan yüz çevir. Onlara öğüt ver. Onlara kendileriyle ilgili etkili söz
söyle.” (Nisa, 63)
51. “Biz hiçbir Peygamberi, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden
başka bir hikmetle göndermedik. Onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana
gelseler de Allah’tan bağışlanma mağfiret dileselerdi, Peygamber de mağfiret
isteseydi ; elbette Allah’ı tevbeleri hakkıyla kabul edici, çok esirgeyici
bulurlardı.” (Nisa, 64)
52. “Öyle değil, rabbine andolsun ki Onlar aralarında kimi buraya çektikleri
şeylerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiçbir sıkıntı
duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)
53. “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine
nimetler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, iyi adamlarla
beraberdirler. Onlar, ne iyi arkadaştır!” (Nisa, 69)
54. “Seni (Habibim) insanlara bir peygamber olarak gönderdik.(buna) hakkıyla
şahid olarak Allah yeter.” (Nisa, 79)
55. “Kim o Peygambere itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmiştir. Kim de
yüz çevirirse… zaten biz seni onların başına bekçi olarak göndermedik ya!”
(Nisa, 80)
56. “(Sana) ‘Hayhay’ derler. Fakat yanından ayrıldıkları zamanda onlardan bir
güruh (kesimi) senin söylediğinden başkasını kurarlar. Allah, onların gizlice ne
planlar kurduklarını yazıyor. Onun için sen onlardan yüz çevir. (aldırış etme).
Allah’a güvenip dayan, Allah bir “Vekil” olarak yeter.” (Nisa, 81)
57. “Sen kendinden başkasıyla mükellef (sorumlu) tutulmayacaksın. İman
edenleri de teşvik et.” (Nisa, 84)
58. “Kim güzel bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir hisse
(sevap) vardır. Kim de kötü bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir
pay (günah) vardır.” (Nisa, 85)
59. “Üzerinde Allah’ın lûtfu, inayeti ve rahmeti olmasaydı onlardan bir grup
muhakkak seni bile (hükümde-kararında) şaşırtmayı kurmuştu. Onlar, kendilerinden
başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şeyden zarar da yapamazlar. (Nasıl
yapabilirler ki?) Allah sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve (evvelce)
bilmediklerini sana öğretti. Allah’ın senin üzerindeki lûtfu, inayeti çok
büyüktür.” (Nisa, 113)
|