Ana Sayfa
Kitaplarımız
Varlıktan Veriler
Type Link Name Here
 
Varlıktan Veriler 16 - 1

ŞAN-I MUHAMMEDİ ALEYHİSSELAM VE ONUNLA İLGİLİ  KUTSAL, YÜCE  AYETLER    

Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimiz'in üstün ve mukaddes vasıflarını açıklayan Kur'an'ı Kerimde'ki 1418 Şanlı Ayetleri dikkatlerinize arzediyorum.Bu ayetleri dikkatle okursanız Hz.Muhammed'in (A.S.V) Allah Katındaki Yüce Şanını görecek ve Şan-ı Muhammedi'nin önünde tazimle eğileceksiniz. Şah-ı Risalet Efendimiz, öyle söylendiği gibi “sadece bir tebliğci” değildir. Onun Yüce Şanını açıklayan ayetler apaçık ortadadır. Fahri Alem Efendimiz hakkında Allahü Taâla: “üsvetün hasenetün” , “Vema erselnake illa rahmete’n li’l alemin – Seni Alemlere rahmet olarak gönderdim” (Enbiya, 107) ayrıca  bir Hadis-i Kutside de “Muhammedi Vechimin- Yüzümün nurundan yarattım” buyurmaktadır. (Kaynak:Abdül Kadir Geylani Hazretlerinin Sırrül Esrar  kitabı) Vechi, kendisi demektir. Yani “Zatımın nurundan yarattım” demektedir. Ayrıca en güzel ve ahlak-ı hamidiyenin (öğülmüş ahlakların) sahibi olduğunu da "Ve inneke le' alâ hulukin azim-Muhakkak ya Muhammed sen çok büyük bir ahlak üzeresin" ayeti bildirmektedir. Bu ayetin "senin yaratılışın çok büyüktür"anlamıda vardır. (Kalem, 4)

Şimdi bu üç kutsal, ilahi görüş Şan-ı Muhammedi’yi apaçık belirtmektedir. Şöyle ki:

Allahu Taâla “üsvetün hasenetün” demekle ; “Hz. Muhammedde en güzel, en yüce sıfatlar- nitelikler vardır” buyurmaktadır. “Seni âlemlere rahmet olarak gönderdim” ayeti ise bize Hz. Muhammed’in “Allah’ın Rahmeti” olduğunu açıklamaktadır. Allah’ın rahmetinden daha yüce bir şey yoktur, olamaz. Çünkü Allah’ın rahmetine-acımasına bütün yaratıklar muhtaçtır. Yani O Rahman olan Allah’ın “Rahmet” sıfatıdır. Peygamberimiz Allah’ın “rahmet- acıma” sıfatıdır. Çünkü bu ayetle Allah apaçık “Sen Benim Rahmetimsin” buyuruyor ve “Sen Benim Yüzümün Nurusun” diyor.

            Peygamber Efendimiz: “Ben Allah’tanım ve Müminler de bendendir”demiştir. (Sırrül Esrar, sayfa 70-75, Abdülkadir Geylani Hazretleri) Şimdi, bu hadis Resulullahın Allah’ın ilk ruhu- ilk belirtisi olduğunun da gerçeğidir.

            Hz. Ali Efendimiz ile ilgili Hadislerde ise Hz. Muhammed: “Ali benden, ben de Ali’denim” buyurmaktadır. (Hz. Peygamberin Dilinden Dört Halifesi, Sayfa 244, 247, 255) Öyleyse bu İlk Ruh’a “Hz. Ali” de dahildir.

            İşte ey kardeşlerim, bu ayetler ve sunduğumuz 1418 ayet Hz. Resulullahın yüce sıfatlarını- vasıflarını-niteliklerini, Onun diğer insanlardan bu sıfatlarıyla çok üstün olduğunu, bu sıfatlar karşısında hiçbir zaman kendimizi Ona benzetemeyeceğimizi bildirmektedir. Bu ayetler Onun sadece insan olarak beşeri yönüyle bize benzediğini, Onda çok kutsal sıfatlar bulunduğunu vurgulamaktadır. Şanı Muhammedi’nin evrende Güneş gibi olduğunu, Ona hiç kimsenin benzeyemeyeceğini, onun yanında diğerlerinin ancak yıldızlar gibi olduğunu bilmenizi istedim.

            Allahu Taâla Kur’an’da bir güneş için “sirac- çok keskin, göz kamaştırıcı ışık”, bir de sadece Hz. Muhammed Aleyhisselam için “sirac” kelimelerini kullanmaktadır.Yani, Kur’an da Güneşin bir adı da “sirac”, Hz. Muhammed’in bir adı da “sirac”dır. Sure-i Ahzab 46. ayette  aynen şöyle yazılıdır: “Ya eyyühennebiy! inna erselnake şahiden ve mübeşşiren ve nezira, ve da’iyen ilallahi, bi’iznihi ve siracen müniyra- Ya Nebi (Muhammed) Seni, şahid, mübeşşir, ve nezir olarak Allah’ın izniyle Allah’a davet edici olarak ve nur saçan sirac-keskin ışık olarak gönderdim.”  Rabbimiz bu ayette Peygamberimizin “sirac” olduğunu buyurmaktadır ki Allah güneşe de “sirac” demektedir. Yani Hz. Muhammed  evrende güneştir. Diğer Peygamberler, Veliler, İyi insanlar da onun yanında yıldızlar gibidir. Yani O (Peygamber Efendimiz) “nur saçan güneş”tir ve bu, Kur’an ile sabittir. Ayrıca “şahit” dir buyurmakla “Sen Allah’ı gören ve gözetensin” buyurmaktadır. Çünkü şahit, gören ve gözeten anlamındadır. Yani Oaynı zamanda bizi gözetmektedir, gözeticimiz-koruyanımızdır, şefaatçımızdır. Zaten, Sure-i Tevbe de bir ayette: “ Sellu Aleyhim inne salateke sekenün lehüm- Sen onlara (müminlere) dua et, selat et, senin selatın duan onlar için sekinedir.” buyurmaktadır. Sekine, onlara huzur verir, rahat verir. Onları huzura rahata kavuşturur. İmanlarını arttırır- kuvvetlendirir anlamındadır.

            Bu ayet de Peygamberimizin  duasının Allah tarafından kabul edildiğini gösterir. Sure-i Muhammed’de: “Falem ennehu; La ilahe illallah vestağfir lizenbike ve lil Müminine vel müminat-Bil ki Ya Muhammed Hu-O- Allah’tan başka ilah yoktur. Kendin için de, mümin erkekler ve mümin kadınlar için de istiğfar et. (Allah’tan mağfiret-bağışlama dile)” (Muhammed, 19) buyurmakla müminler için “dua etmesini ve bağış dilemesini”  istemektedir. Bu ayetler de Allahu Taâla’nın Peygamberimize şefaat etmesi için izin verdiğini apaçık gösterir.Ona bütün insanlar ve bütün mahlukat minnettardır. Sevgimiz, selamımız, şükranımız Onun üzerine olsun.

             Bu konuda en son sözümüz o ki, Rabbımız Allah: “Vema sahibikun bi mecnun – Ey Müminler sahibiniz Muhammed mecnun-deli değildir.” (Tekvir, 22) Ayrıca sizin incinmeniz Peygambere ağır gelmektedir. Ve O size (müminlere) çok düşkündür. Ve Müminlere rauf ve rahimdir. “Rauf”, insanın içine ilham ederek onu esirgeyen; “Rahim”, çok acıyan demektir. Ve bu iki isim Rauf ve rahim Allahu Taâla’nın sıfatlarıdır. Allah’a ait sıfatlardır. Ama Allah, Hz. Muhammed’in “rauf ve rahim” olduğunu bize söylemektedir. (Sure-i Tevbe, 128-129)

            “Ayrıca O size Allah’ın kelamını (Kur’an’ı) okur, sizi tezkiye eder (içinizdeki fücuru giderip sizi paklar), size Kitabı, hikmeti ve Peygamberliğin ne demek olduğunu öğretir. Sizin bilmediklerinizi size öğretir” ayetleri  vardır.(Bakara 151-Cuma 2)

            Öyleyse Hz. Muhammed Müminlerin sahibidir. Sahip; “ardında duran onları maddi manevi koruyan, kol kanat gerip sahiplik eden” anlamınadır. Bu durumda, bu ayetler doğrultusunda, Peygamberimiz, Efendimiz Hz. Muhammed bizim sahibimizdir, O asla deli değildir. O diğer akıllar karşısında güneş gibidir. Külli-bütüncül akıldır, külli-bütüncül ruhtur. Bütün akılların menbağı-kaynağıdır.

            O beşerin Seyyidi-Efendisi Cenab-ı Muhammede’e (A.S) ancak kendini bilmez, münkir, inkarcı Ebu Cehiller, münafık- gizli kafir Ebu Süfyanlar deli derler. Kur’an’ı okuyupta bir zerre aklı ve izanı olanlar, insafı olanlar asla Hz. Muhammed’e deli diyemezler. O Şanı yüce Muhammed bizim sahibimiz, koruyucumuz, şefiimiz ve müzekkimiz- paklayıcımız, muallimimiz- öğretmenimiz, bize bilmediklerimizi öğreten, irşad eden Mürşidimizdir. İlham yoluyla bizi esirgeyen, bize acıyanımızdır.

            Ayrıca Allah Peygamberimiz için “Ve inneke le tehdi ilâ sıratın müstakim ilâ…(Şura 52)- Ya Muhammed muhakkak Sen (insanları ve müminleri) doğru yola ihda edicisin. Yani “hidayet” edicisin. O doğru yol ki göklerin ve yerin mülkü kendinin olan Allah’ın yoludur. İşte bu Allah’ın yoluna hidayet ederek götürürsün”.(Şura, 52)  Bu ayete göre Allah Peygambere hidayet yetkisi vermiş oluyor. Yalnız bir farkla ki, Hz. Muhammed bir kimseyi sevse bile (Ebu Leheb gibi) ki Hz. Muhammed Ebu Leheb’i de severdi hatta “Tebbet yeda  ebi Lehebin” suresini sık sık okuyanlara veya birine: “Kur’an’da başka sure kalmadı mı da bunu okuyorsunuz” demiştir. Münafıklar, Emevi taraftarları, bunun yerine Ebu Talib’i koymuşlardır. Ebu Talib’in Peygamberin hamisi olduğu, ölünceye kadar onu koruduğu sabittir. Allah Peygamber’e yardım eden, Peygamberi koruyan birine hidayet etmeyecekte, Peygambere ve müminlere Mekke’nin Fetih Gününe kadar zulmeden, işkence yapan, küfreden, söven, hakaret eden, hatta Mekke’den çıkaran zalim Ebu Süfyan ve zalim ailesine ve emsaline mi hidayet edecek? İşte bunlar Hz. Ali aleyhtarıdırlar. Hz Ali’yi direkt kötülemiyorlar, babası, Peygamberin amcası ve hamisi Ebu Talibi kötülemek yoluyla Hz. Ali ve Haşimileri kötülemek istiyorlar. Nerdeki Haşim ailesinden bir tane günahkar çıksa, onunla bütün o müttaki Haşim ailesini kötülemek isterler.. ve “inne ekremeküm indallahi etkaküm“ ayetini kullanırlar. Yani “Allah’ın yanında müttakiler şereflidir- kerimdir.” Bir defa Hz. Ali müttakilerin imamıdır. İlmin kapusudur. Muttaki olmak için haşyet sahibi olmak lâzımdır. Haşyet ise ilimle olur. İlim ise zahir batın ilimlere vakıf olmaktır.Ledünni ilme ermeyenler haşyet sahibi olamazlar. Onlara “zahiri Alimler” denir. “Maneviyatı bilmeyen âlimler” yani “fıkıh bilginleri” denir.

Hz. Ali ulemanın reisidir, piridir, mürşididir, imamıdır. Bunu bütün bilginler kabul etmişlerdir. Onun içiin de ona “keremellahu vechehu” buyurulmuştur. Allah, onun yüzünü şerefli kıldı. Arapcada “veche” bir kimsenin zatı için kullanılır.Yani Allah Hz. Ali’yi şerefli kılmıştır. Bu söz, hiçbir Ashap ve Evliya için kullanılmamıştır. Bütün büyük Tasavvufcular ve müttakiler genellikle zürriyet-i Muhammed ve zürriyet-i Ali’dendir.Allah’ın selamı onların üzerine olsun.

            Şimdi hidayet konusunda bir şey var; Hz. Muhammed, Enbiyalar, Evliyalar kendileri istese de, o istedikleri sevdikleri de olsa, ki bu sevdikleri akrabaları , arkadaşları olsa dahi, o insanlar iman etmek istemedikçe, hak yolu istemedikçe onlara hidayet edemezler. Şefaat edemezler. Çünkü Allah galip olur, engel olur. Allah galiptir. Yalnız bir insan, kendisi gelip, Hz. Muhammed’den, Peygamberlerden ve Evliyalardan hak yolu talep ederse, işte o zaman onlara hidayet ederler. Onlara ilham ederler, onları esirgerler, onlara acırlar, onlara sahiplik ederler, onları irşad ederler. İşte “Muhakkak  ya Muhammed sen doğru yola hidayet edicisin” ayeti bunun isbatıdır.Yani, Hakkı istemeyene Peygamber hidayet etmez.Ama hakkı isteyene, sevene, yönelene Hz. Muhammed hidayet eder. Bu ayetle sabittir.

            Peki hani Allah’tan başka hidayet edici yoktu? Bu ayet neyi gösteriyor? Hani içlerine ilham edici, onları esirgeyici, insanlara acıyıcı, insanlara dua edici yani şefaat edici, insanlar için Allah’tan mağfiret- bağışlanmalarını dileyici, sahiplik edici, tezkiye edici, muallimlik edici, öğretmenlik edici, kimse yok idi?

            Bu yukarıdaki ayet ve hadislerle açıkladığımız gerçekleri nasıl inkar edecekler? Ve “Allah ile kul arasına kimse giremez” diye Allah’ın Peygamberlerini bertaraf edecekler… El insaf doğrusu.

               İşte bu saydıklarımız Şanı Muhammedi’nin yüce ve mukaddes vasıflarıdır.

Evren içinde Güneş ve Ay ne ise iç alemde Ruh-u Azam Muhammed Aleyhisselam odur ve Şahi Velayet, İlmin Kapısı Hz. Ali Efendimiz Ay gibidir. Diğer Peygamberler, Veliler ve Peygambere  ilk inanan gerçek Ashaplar Yıldızlar gibidirler.

            ZAT-I RİSALET CENAB-I MUHAMMED, ŞAH-I VELAYET  Hz. ALİ, PEYGAMBERLER VE VELİLER YANİ İNSAN-I KÂMİL “İLAH” DEĞİLDİR ANCAK “İLAHİ VASIFLAR” TAŞIRLAR. ONUN İÇİN İNSAN-I KÂMİLE “EY HAZRET-İ İNSAN” DİYORUZ VE ÖNÜNDE MUHABBETLE EĞİLİYORUZ.

            İlk ve son Peygamber “Hz. Muhammed”dir. O mukaddes Peygamber ki  O “Ruh-u Azam”dır, “Ruh-u Evvel”dir. Bizim sevgili Nebimizdir, şefiimizdir, kurtarıcımızdır. Velimiz, Mürşidimiz (Pirimiz) ise şanı yüce Hz. Ali’dir. Onun için diyoruz ki:

“Aman ya Nebimiz Muhammed, meded ya  Velimiz, Mürşidimiz Ali”

Sallu alâ Muhammed Sallu alâ Ali….

                                                                                              Kâzım Yardımcı (Adıyaman'lı)

                                                                                                              31 Ekim 2004

 

 

                              

                        Hz. RESULULLAH’ LA (A.S.V) İLGİLİ YÜCE AYETLER  

1.“(Ya Muhammed) Onlar sana indirilene de, senden evvel indirilenlere de inanırlar. Ahirete kesin bir bilgi ve inan beslerler”. (Bakara-4)

2. “İşte onlar Rablerinden gelen hidayetin tam üzerindedirler ve muradlarına kavuşanlar da onlardır.” (Bakara, 4)

3. “Kim Allah’a, Meleklerine, Peygamberlerine, Cebraile, Mikaile düşman olursa, şüphesiz Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.” (Bakara, 98)

4. “ (Ya Muhammed) Gerçekten biz seni kâmil-olgun bir müjdeci ve gerçek uyarıcı olarak Hak ile gönderdik. Sen, Cehennemin arkadaşlarından sorumlu değilsin.” (Bakara, 119)

5. “Rabbimiz, Onların içinden onlara senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitabı, hikmeti öğretecek, onları iyice temizleyecek bir Peygamber gönder. Her zaman üstün gelen, hikmet sahibi Sensin , Sen!” (Bakara, 129)

6. “‘Yahudi veya Hristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız!’ dediler. De ki (Habibim): ‘Hayır, biz dosdoğru İbrahim dinine uyarız. O Allah’a eş tutanlardan değildi.’ ” (Bakara, 135)

7. “Deyin ki: ‘Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya verilenlere ve (bütün) Peygamberlere Rableri katından verilenlere iman ettik. Onların hiç birini (inanmak ya da inkar etmek konusunda)  diğerinden ayırt etmeyiz. Biz, teslim olmuşlarız.’ ” (Bakara, 136)

8. “Artık, eğer onlar da sizin bu iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, muhakkak doğru yolu bulmuşlardır. Yüz çevirirlerse onlara ancak muhalefettedirler. (Anlaşmazlık içine düşerler) Onlara karşı Allah sana (Ya Muhammed) yeter. O işitendir, bilendir.” (Bakara, 137)

9. “Allah’ın boyası (ile boyanın). Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz O’na kulluk ederiz.” (Bakara, 138)

10. “De ki (Ya Muhammed): ‘Siz (Arabtan bir peygamber geldi diye) bizimle  Allah katında çekişiyor musunuz? Halbuki, O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size… Biz O’na gönülden bağlananlarız.’ ” (Bakara, 139)

11. “Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve oğulları Yahudi yahut Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: ‘ Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?’ Allah tarafından bildiği bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara, 140)

12. “Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız. (Bakara, 141)

13. “İnsanlardan bazı beyinsizler: ‘Onlar üzerinde bulundukları (eski) kıbleden çeviren nedir?’ diyecekler. De ki: ‘Doğu da, batı da Allah’ındır. O dilediğini doğru yola iletir. (Bakara, 142)

14. “Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun. Biz Peygambere uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Kâbeyi kıble yaptık. Bu Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına elbette güç gelir. Allah, sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli, merhametlidir.” (Bakara, 143)

15. “Kendilerine kitap verdiklerimiz O’nu (Hz. Muhammed (a.s.v.)) öz oğulları gibi tanırlar ama yine de, onlardan bir grup Hakkı bile bile gizlerler.” (Bakara, 146)

16. “Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitap ve hikmeti öğreten, bilmediklerinizi bildiren bir Resul gönderdik.” (Bakara, 151)

17. “Bunlar Allah’ın ayetleridir ki, onları (Habibim) sana Hak olarak okuyoruz. Sen şüphesiz, muhakkak gönderilen Peygamberlerdensin.” (Bakara, 252)

18. “O Peygamberler, biz Onların kimine kiminden üstün meziyetler verdik. Allah onlardan biri ile söyleşmiş, birini de (Hz. Muhammed (a.s.v)) bir çok derecelerle yükseltmiştir. Meryem’in oğlu İsa’ya o beyyineleri (açık ayetleri, mucizeleri) biz verdik ve onu Kudsi Ruh ile destekledik.” (Bakara, 253)

19. “(Habibim- Ya Muhammed) onları erdirmek senin üstüne borç değil. Ancak Allah hidayeti kime dilerse ona verir. İnfak edeceğiniz hayır (mal) kendi yararınızadır. Zaten siz (Ey Mü’minler) Allah’ın rızasını aramaktan başka bir suretle infak da etmezsiniz. (Allah yolunda) harcayacağınız mallar (ın karşılığı) size fazlasıyla ödenecektir. Siz haksızlığa uğratılmayacaksınız.” (Bakara, 272)

20. “O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de…” (Bakara, 285)

21. “(Ya Muhammed) O, sana kitabı hak ve kendinden öncekileri de doğrulayıcı olarak indirdi. Bundan önce de Tevrat ve İncil’i indirmişti. İnsanlar için birer hidayetti. Hak ile batılı ayırt edenleri de indirdi…” (Al-i İmran, 3-4)

22. “(Ya Muhammed) Seninle mücadele ederlerse de ki: ‘Ben bana tâbi olanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim etmişimdir.’ Kendilerine kitap verilenlerle, ümmilere de ki: ‘Siz de İslam’ı kabul ettiniz mi?’ Eğer İslama girerlerse muhakkak doğru yolu bulurlar. Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen ancak tebliğdir. Allah kulları layıkıyla görücüdür.” (Al-i İmran, 20)

23. “ (Ya Muhammed) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana biat edin (bağlanın) ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. ( Yani Beni 'Muhammed'i' sevin, zira insan sevmediğine içtenlikle bağlanmaz.)    Çünkü Allah çok yargılayıcı ve çok esirgeyicidir. ” (Al-i İmran, 31)

24. “De ki: ‘Allah’a ve Peygambere itaat edin. Eğer yüz  çevirirlerse şüphesiz ki Allah da o kafirleri sevmez.” (Al-i İmran, 32)

25. “Gerçek, Allah Adem’i, Nuh’u, İbrahim Hanedanını, İmran Ailesini-hepsi de biribirinden (gelme) tek bir zürriyet olarak alemlerin üstüne mümtaz (seçkin) kıldı…” (Al-i İmran, 33-34)

26. “Artık sana (Ya Muhammed) ilim geldikten sonra, kim seninle onun hakkında çekişirse de ki: ‘Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimiz ve kendinizi çağıralım. Sonra (hepimiz bir arada olarak) dua ve niyaz edelim de Allah’ın lanetini yalancıların üstünü okuyalım. (Al-i İmran, 61)

27. “İbrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyandır. Fakat O, Allahı bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi O. (Al-i İmran, 67)

28. “Gerçek, İbrahim’e insanların en yakını, (zamanında) Ona biat edenlerle, bu Peygamber (Hz. Muhammed s.a.v.) ve (bu) iman edenlerdir. Allah, o iman edenlerin yâri (yardımcısı) dır.” (Al-i İmran, 68)

29. “Allah , peygamberlerden şöyle söz almıştı. Andolsun ki size kitap ve hikmet verdim. Sonradan yanınızda bulunan (Kitap ve hikmeti) doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde; ‘Ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?’ Demişti. ‘Kabul ettik’ dediler. ‘O halde şahit olun, ben de sizlerle beraber şahit olanlardanım.” dedi.” (Al-i İmran-81)

30. “De ki: ‘Allah’a iman ettik. Bize indirilen (Kur’an’ı Kerim’e), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve oğullarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya ve Peygamberlere Rablerinden verilenlere de (inandık). Onlardan hiç biri arasında (Peygamber olmaları bakımından) fark gözetmeyiz. Biz, O’na (Allah’a) teslim olmuşlarız.” (Al-i İmran, 84)

31. “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız. (Çünkü) Allah’a inanıyorsunuz. Kitablılar (Hristiyan ve Yahudiler) de inansaydı, kendileri için elbette hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır. (Fakat) Onların pek çoğu (Hak dinden çıkmış) fasıklardır.” (Al-i İmran, 110)

32. “O vakit (Uhud muharabesinde) sen ( Ya Muhammed) müminlere indirilen üçbin melekle Rabbinizin size imdad etmesi yetişmez mi diyordun.” (Al-i İmran, 124)

33. “Kullarımın işin den hiçbir şey Sana ait değildir. Allah ya onların tevbesini kabul eder yahut onları, kendileri zalim oldukları için azablandırır.” (Al-i İmran, 128)

34. “Allah’a ve Peygambere itaat edin. Ta ki rahmete kavuşturulasınız.” (Al-i İmran, 132)

35. “Muhammed elbette peygamberdir. O’ndan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi ölür yahut öldürülürseniz ökçeleriniz üstünde (gerisin geri) mi dönecek  misiniz? Kim iki ökçesi üzerinde (ardına) dönerse elbette Allah’a hiçbir şeyle zarar veremez. Allah, şükür edenlere mükafat verecektir. (Al-i İmran, 144)

36. “(O vakit) Sen, Allah’tan bir esirgeme sayesindedir ki Onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar etrafından herhalde dağılıp gitmişlerdi bile. Artık onları bağışla, (Allah’tan) günahlarının bağışlanmasını iste. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere azmettin mi artık Allah’a güvenip dayan. Çünkü Allah, kendine güvenip dayananları sever.” (Al-i İmran, 159)

37. “Andolsun ki mü’minler daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı. Allah içlerinden ve kendilerinden onlara âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermiş olduğu için, büyük bir lütufta bulunmuştur.” (Al-i İmran, 164)

38. “(Habibim) Eğer seni yalanladılarsa; Senden önceki o apaçık mucizeleri, sahifeleri ve nur verici Kitabları getiren Peygamberleri de yalanladılar.” (Al-i İmran, 184)

39. “İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan Cennetlere sokar ki, onlar orda ebedi kalıcıdırlar. Bu en büyük kurtuluştur.” (Nisa, 13)

40. “Kim de Allah’a ve Peygambere isyan eder, sınırlarını geçerse Allah, onu ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa, 14)

41. “Her ümmetten birer şahid, (Habibim) seni de bunlara şahid getirdiğimiz zaman (halleri)nice olur.Nisa 41

42. “İnkar edip, peygambere karşı gelenler, o gün yerin dibine geçmeyi arzu ederler de, Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler.” (Nisa, 42)

43. “Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. ‘İşittik ve isyan ettik.” “Dinle dinlemez olası.” Ve dillerini eğip bükerek “raina” diyorlar, dini taşlıyorlar. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, Dinle ve bize bak” deselerdi, elbette kendileri için daha doğru olurdu.” (Nisa, 46)

44. “Yoksa Onlar, Allah’ın fazlından, insanlara verdiği şeylere karşı hased (kıskançlık) mı ediyorlar? Gerçek biz, İbrahim hanedanına da kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük mülk vermişizdir.” (Nisa, 54)

45. “İşte onlardan kimi Ona (Hz. Muhammed s.a.v.) iman etti, kimi de O’ndan yüz çevirdi.” (Nisa, 55)

46. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz, onu Allah’a ve Peygambere götürün, döndürün.” (Nisa, 59)

47. “Sana indirilene (Kur’an-ı Kerime) de, senden evvel indirilmiş olanlara da herhalde iman ettiklerini boş yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki –onu inkâr etmeleriyle emrolundukları halde- yine sihirbazın huzurunda mahkeme olunmalarını isterler. Şeytan da onları uzak bir sapkınlıkla büsbütün sapıtmak ister.” ((Nisa, 60)

48. “Onlara: ‘Allah’ın indirdiği (hakeme, Kur’an-ı Kerim’e) ve o Peygambere gelin’ denince, gördün ya, münafıklar senden çekindikçe çekiniyorlar.” (Nisa, 61)

49. “Önce elleriyle yaptıkları yüzünden onlara bela çattığı zaman (halleri) nice olur? Sonra, ‘biz iyilikten ve ara bulmaktan başka bir şey arzu etmedik’ diye, Allah’a andederek sana geleceklerdir.” (Nisa, 62)

50. “İşte bunlar; Allah öyle kimselerin kalblerinde olanı bilir. Artık onlardan yüz çevir. Onlara öğüt ver. Onlara kendileriyle ilgili etkili söz söyle.” (Nisa, 63)

51. “Biz hiçbir Peygamberi, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik. Onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanma mağfiret dileselerdi, Peygamber de mağfiret isteseydi ; elbette Allah’ı tevbeleri hakkıyla kabul edici, çok esirgeyici bulurlardı.” (Nisa, 64)

52. “Öyle değil, rabbine andolsun ki Onlar aralarında kimi buraya çektikleri şeylerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)

53. “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, iyi adamlarla beraberdirler. Onlar, ne iyi arkadaştır!” (Nisa, 69)

54. “Seni (Habibim) insanlara bir peygamber olarak gönderdik.(buna) hakkıyla şahid olarak Allah yeter.” (Nisa, 79)

55. “Kim o Peygambere itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmiştir. Kim de yüz çevirirse… zaten biz seni onların başına bekçi olarak göndermedik ya!” (Nisa, 80)

56. “(Sana) ‘Hayhay’ derler. Fakat yanından ayrıldıkları zamanda onlardan bir güruh (kesimi) senin söylediğinden başkasını kurarlar. Allah, onların gizlice ne planlar kurduklarını yazıyor. Onun için sen onlardan yüz çevir. (aldırış etme). Allah’a güvenip dayan, Allah bir “Vekil” olarak yeter.” (Nisa, 81)

57. “Sen kendinden başkasıyla mükellef (sorumlu) tutulmayacaksın. İman edenleri de teşvik et.” (Nisa, 84)

58. “Kim güzel bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir hisse (sevap) vardır. Kim de kötü bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir pay (günah) vardır.” (Nisa, 85)

59. “Üzerinde Allah’ın lûtfu, inayeti ve rahmeti olmasaydı onlardan bir grup muhakkak seni bile (hükümde-kararında) şaşırtmayı kurmuştu. Onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şeyden zarar da yapamazlar. (Nasıl yapabilirler ki?) Allah sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve (evvelce) bilmediklerini sana öğretti. Allah’ın senin üzerindeki lûtfu, inayeti çok büyüktür.” (Nisa, 113)