KÂBE – TANRI EVİ

                                                    

    Tanrı, kendi yüzünün her yönde olduğunu ve Tanrının her şeyi kapladığını buyurduğu halde, yine de Müslümanların Tanrı huzurunda “elpençe divan” durup Rabbına dua etmesi için, Peygambere hitaben “Ve akim vecheke şetrel mescidil haram- Yüzünü Mescid-i Haram’a Mekke’deki Kâbeye çevir” (Bakara, 144) demekle, Müslümanların kıblesinin Kâbe olduğunu kesinlikle açıklamıştır. Onun kıble ve Tanrı evi olmasının nedeni: Kabe’nin yukarıdan bakıldığı zaman bir nokta ve her tarafının kıble oluşunda, ayrıca duvarlarının örtüsünün siyah renkte olmasında gizlidir.İnsanın Kalbi ile de ilişkilidir.Bedenin orta kısmında sayılan kalp gibi , Kâbe de aşağı yukarı, dünyanın ortası sayılır. Orası 12 ay , her zaman bol ışık alır ve aydınlıktır.İnsan-ı Kâmil’in kalbi gibi, O da kutsal bir nokta, bir dairedir. İnsan-ı Kamil’in kalbine tecelli ettiği gibi,Tanrı, bu daireye de Zatı ile tecelli etmiştir.Tanrının “Vech Nuru-Yüzünün Nuru” bu kutsal dairede Peygamberlere ve Velilere gösterilmiştir.

    Onun etrafı – duvarları- siyah bir örtü ile örtülüdür.İslamın kutsal saydığı renk yeşil olduğu halde, O yine de siyah örtü ile örtülüdür.Siyah, perde sırrındandır. İnsan gözünü yumduğu zaman, kalbinin ve iç alemin manevi siyah bir örtü ile perdelendiğini görür.Kabe de böyledir. Gecenin siyahı, aydınlığa perdedir. Demek ki ,bu perdenin ardında büyük bir aydınlık, büyük bir gerçek vardır.Bu nedenle siyah örtü ile örtülüdür.Gafillere perdelidir.O tıpkı İnsan-ı Kâmil’in kalbi gibidir.”Yere Göğe sığmam, gerçek Mü’minin kalbindeyim” sırrı ile kalp ve Kâbe’nin sırrı aynıdır.Tanrı nuru gafillere gizli, olduğu için, beden maddesinin kalbi gizlediği gibi (ki madde karanlığı temsil eder) Kabe de,Kabedeki Tanrı Nuru da, siyah bir örtü ile

gizlenmiş, sır edilmiştir.Yani örtünün anlamı budur. Anlayan anlar, Arif olanlar bilir. Onun etrafında dönülüp tavaf edilmesi, Tanrının her yerde olduğu, hiçbir suret ve şekle benzetilmemesi gerçeğine dayanır. Gafil insan, gözünü yumduğu zaman, kalbini ve kalbindeki nuru göremediği gibi zaten , “gafilin kalbinde nur olmaz”. Kabeye baktığı zaman da Onun üstündeki siyah sır perdesini görür. Kabedeki Tanrı tecellisini göremez, hatta bu siyah perdenin neyi ifade ettiğini ve Onun derin anlamını da anlayamaz.

      Gafillere Kabe sırrı meçhuldür.Onu ancak kalbi, “Beytül Mamur- İmar edilmiş ev “ olan İnsan_ı Kâmil bilir ve anlar. Kâbedeki kutsallığı o büyük insanlar bilirler. Ne mutlu Onu anlayana ve ondaki Tanrı tecellisini görerekten Onu ziyaret eden gerçek Hacılara, Gerçeği bilmeden ve desinler için , şöhret için, bir insan Kabeye yüz yıl baksa ve onu bin defa ziyaret etse ne Ondan bir şey anlar, ne de fayda görür. Kabeye Tanrı Evi denilmesinin nedenleri yukarıda yeterince açıklanmıştır. “Yere göğe sığmam, Mümin- gerçek müminin kalbindeyim” kutsal Tanrı sözü ile de ; “İnsan-ı Kâmil’in kalbi, Kabe ve hatta Beytül Mamur’dur. Kabeyi – Tanrı evini ziyaret eden, bizzat alemlerin Rabbı Allahü Azimi ziyeret etmiş olur. İşte bu nedenle Kabe’yi tavaf edenin tüm günahları af olur denmiştir.

   Allah hepimizi Ehl-i Kıble, Ehl-i İslam, Ehl-i Kur’an olarak Resulullah ve Ehl-i Beytinin muhabbetiyle yaşata ve öldüre……..

 

 

 

Kâzım Yardımcı

 

    Bu “VARLIK” isimli kitap, Allah ve Resulunun lûtfu keremi ve Şahi Velâyet, Âlim-i Kül  Aliyyül Mürteza Selamullahi Aleyh ve Keremallahü Vechehu Efendimizin pak ve Mukaddes Ruhunun bizzat izni ile;  Seyyid Abdulkadir-i Geylâni ve Seyyid Ahmed el Rufai Hazretlerinin yüksek ruhani denetimleri altında, insanlığa ve şaşkınlık içindeki kişilere faydalı olur gerek ve nedeni ile yazılmıştır. Ayrıca, gerçeği arayan Tanrı yolunun yolcularına fayda vereceği umulmuştur. Eğer bir fayda olursa, bunun mutluluğu bize yetecektir.Hidayet ve yardım, Rahman olan Allah’tandır. En iyi bilen âlemlerin Rabbı olan Allah’tır. Âlemlerin Rabbı olan Allah’a hamd-ü sena eder, Onun yüce Peygamberi, hakikat Güneşi Muhammed Aleyhisselâm Efendime selat ve selâm ederim. Onun pâk Ehl-i Beytine ve Güzin Ashabına da selâm ederim.

 

 

                                                                                             21 Kasım 1973

                                                                                                

                                                                                        Kâzım YARDIMCI