7- OLGUN İNSAN
İnni cailun fil ardi halifeten - Yeryüzüne insanı Tanrı adına iş gören başkan kıldım (Bakara,30)
Veallemel Âdeme esmae külleha - İnsana bütün adlarımı öğrettim (Bakara,31)
Lekadhalaknel insane fi ahseni takvim - İnsanı en güzel surette yarattım (Tin, 4)
Venefehtühü fihi min ruhi - İnsana kendi ruhumdan ilettim. (Sad, 72)
Ve izkülna lil melâiketiscudu li Âdeme fesecedu illa iblis-Meleklere, insana secde edin dedim. İblisten başkası secde etti (Bakara, 34)
İnnallahe halakel Âdeme ala suretihi- İnsanı, Tanrı kendi suretinde yarattı (Kudsi Hadis)
Bu Âyetler ve Kutsal Tanrı Sözü konumuza ışık tutar.
İnsanın bedeni her ne kadar diğer canlılardan daha mükemmel yaratılmış ise de, asıl insanın üstünlüğü yine de ondaki Kutsal Ruhtan gelmektedir.
Allahü lâ ilâhe illahu lehül esmaül Hüsna O Allah ki; Ondan başka Tanrı yoktur ve bütün güzel adlar (sıfatlar)Onundur. (Taha, 8) Âyeti bize varın, Huuu O Allah, bütün güzel niceliklerinde, Ona ait olduğunu açıklıyor. Evet varlık Odur, bütün güzel adlar ve nitelikler de O birtek varındır.
Ruh, Tanrının Emridir, Tanrının Zâti Nurundan peyda olmuştur. Melekler ise, Mutlak Varlık olan Tanrının Sıfat Nurlarından (güzel adlarının Nurlarından) peyda olmuşlardır. Tanrının Zâtı bir, eli ikidir. İnsanı iki eliyle yarattığını, Tanrı Kuranda açıklamıştır. Ruh Tanrının Zât Nurundan, milyonlarca Melek de her bir güzel adından peyda olmuştur. Ruh, aslında bir tanedir. Diğer Ruhlar, ilk büyük Muhammedi Ruhtan çoğaltılmışlardır. Güneş ve Yıldızlar gibi. Ruh Zâti Nur, Melekler Esmâi Nurlardır. Ancak; varlık kendisi olan Tanrı bir ve tek ve eli ikidir. Yani sıfatları iki kategoride toplanmıştır. Buna Celâli (kahri) ve Cemâli (Rahmani ) sıfatlar denir. Çünkü Tanrı hem çok şiddetli ve öfkelidir, hem de çok acıyıcı ve pek güzeldir. Bu nedenle Meleklerin bir kısmı Celâli, bir kısmı da Cemâlidir.
Süfli kuvvetin örneği olarak adlandırılan İblis, Tanrının Cebbar kuvvet- adından, Kahhar adiyle yaratıldığından, eğriliğin, kötülüğün, şer ve yalanın örneği kılınmıştır. İnsana secde -hürmet- etmemesinin
nedeni, Cebbar adının kendisine verdiği şiddet ve kuvvetten çıkamamasındandır. Tanrının Cebbar ve Kahhar adlarının şiddeti altında olduğundan, daima kendisini kuvvetli görür ve büyüklenir.
Kutsal Ruh, Tanrının Zât Nuru olduğundan, onda hem Zâti nitelikler, hem de Tanrı adlarının nitelikleri vardır.
Âdeme bütün adlarımı öğrettim (Bakara, 31)
âyeti ile bu gerçek teyit edilmiştir. Ayrıca
Allemel insane malem yalem İnsana bilmediğini Tanrı öğretir. (Alak, 5)
âyeti ile de, bilim sıfatının Tanrıya ait olduğu ve Ruhun bilgi kazanabilmek yeteneğinde bulunduğu, bu nedenle bizzat Tanrı ile ilişki kurabildiği anlaşılmaktadır.
Ruhta, Tanrının bütün Cemâli ve Celâli nitelikleri bulunduğundan ve de Tanrı Zâtının Nuru olduğundan, diğer nesnelerden çok kuvvetli olmakla beraber bütün zıt kuvvet ve nitelikleri de kendisinde toplamıştır. Bir Âyette Tanrı:
İnsanı karışık sudan yarattım, onu tecrübe ederim (İnsan, 2) demektedir. Yani hele onda hangi niteliğim üstün gelecektir. Rahmani niteliğim mi, Kahri niteliğim mi? Eğer Rahmani niteliği üstün gelse, insan imanlı, doğru ve Tanrısal bilgiye ermiş olur. Kahri niteliği üstün gelse inkârcı, inatçı, kötü, fesatçı ve zalim olur. Ruh, bütün ulvi nesneler olan Meleklerden ve sufli nesnelerden hem büyük, hem kuvvetli, hem de bilgindir. İşte bundan dolayı bu Ruhu taşıyan İnsana, Tanrı Melekleri secde ettirmiş ve tüm yaratıkları ona musahhar bağlı kılmıştır.
Yukarıda konu edilen Ruh ve Melekler aslında Tanrının Zâti ve Sıfatî kuvvetleri, taayyün - belirtileridir. Gerçekten Tanrıdan başka hiçbir nesne ve kimse yoktur. Var olan Odur. Maddi ve Mânevi tüm nesneler Onun taayyünü belirtileridir. Bunun böyle olduğu bu kitabın ilk faslında kesinlikle ispat edilmiştir. Varlığın Tanrı olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. (2)
(2) Varlık ağacı birdir. Kökü Ahadiyet, dalları mertebeler, meyvası İnsan-ı Kâmildir. Hepsi de O tek ve kenarsız ezeli ve ebedi olan Nur ışık- deryası Tanrıdır. Allah bir, Resul Hak deyimi gerçek anlamı bu mânayadır. Yani Vücud -Varlık- bir, İnsan-ı Kâmil Olgun İnsan gerçek demektir.Var bir, belirtisi yedidir gerçeğine bir tek deniz ve biribirine bağlı sahile doğru uzanan yedi dalgayı örnek verebiliriz. Bu yedi mertebenin sırrı, Tanrı Nurunun altı renkte belirmesindendir. Bu renkler: 1-Eflâtuni -açık mavi- ,2- Çimen rengi yeşil, 3- Açık sarı, 4- Kırmızı 5-Beyaz , 6- Siyah. Ahadiyet Makamı renkten münezzehtir. Renksizlik, belirsizlik âlemidir. Lâ taayyün esrar
Yedi makamın bir sırrı ise: İnsanın başında gizlenmiştir. İnsanın iki gözü, iki kulağı, iki burun deliği ve bir ağzı toplam olarak yedidir. Yine insanın başında: bir görme duyusu, bir işitme duyusu, bir koklama duyusu, toplam dört eder. 7 ile 4 çarpılınca 28 olur. Kuranı Kerim Arapça harfler ile 28 harften meydana gelmiştir. Bu durum da, Kuranın insanın başında gizlendiğini gösterir. Tasavvufta, Olgun İnsana Kuran denmesinin bir nedeni de budur.
İşte Tanrı,
Ruhumu insana üfürdüm (Sad, 72)
sözü ile insanın üstünlüğünü açıklamıştır. Tanrının Zâti Nuru olan ve Onun başta bilim olmak üzere, bütün güzel nitelikleri ile vasıflanmış olan Ruh, bu hakla maddi ve Mânevi bütün nesnelerden üstün olacaktır. Ayrıca Ruhta, düşünme ve icat etme -yaratma- niteliği de bulunduğundan, Tanrı ona Halifem, Elçim, Nebim, Velim ve Varisim demiştir. İnsan bedeni de diğer nesnelerden daha güzel ve mükemmel yaratılmıştır. Nesneler içinde dik durma hakkı insana tanınmıştır.
İnsanın dik duruşu, Ona âlemlerin ve içindeki maddi Mânevi nesnelerin başkanı ve tasarruf edicisi, yöneticisi olanaklarını vermiştir. Şekl-i insan ve insanın yüzünde bulunan Tanrının hikmetleri ve sırları, Onun üstün olduğunu gösterir. İnsan dik durduğu zaman Arap harfleri ile Elif (A), rüku ettiği (yatay) zaman dal (D), secde ettiği (ters dönüş) zaman Mim (M) harfi şekillerini alır. Bu harfler sırası ile yan yana geldiğinde ÂDEM kelimesi çıkar. İlk insana Âdem adının verilmesi bu hikmet ve nedendendir. Ayrıca insan secde ettiğinde Arapça harflerle MUHAMMED kelimesini yazar. Muhammed, Tanrı tarafından öğülmüş anlamınadır. Son Peygamberin bu adla adlanması da, Onun yüceliğini ve Peygamberliğini gösterir. Her Peygamber gibi son Peygamberin de adı özeldir. Ve kendilerinden önce hiçbir kişi o adlarla adlanmamıştır. Muhammed, İsa, Musa, İbrahim, Nuh, Âdem, Dâvud, Yahya, Zekeriya, İshak, Yakub, İsmail, Harun, Lut, Hud, İdris, Şit, Âdem ve benzeri bu kişilerden önce hiçbir kişi bu adları almamıştır. İnsanlık tarihi bunun tanığıdır. Bu gerçek, adı geçen kutsal kişilerin, Tanrı tarafından istıfa edilmiş -seçilmiş- olduğunu gösterir. Peygamberler ve Tanrı dostu Veliler, Tanrının kelimeleridir. Ruhun bir adı da Tanrı kelimi" dir. Hz. Muhammed, Güneş gibi Tanrının en büyük belirtisi, Ruhların babası Eb-i Mukaddes olması yönünden de Cevâmiül kelim - kelimelerin toplamı- adını almıştır. Tanrı dostları Veliler içinde ise, adı özel olan tek Veli, Hazret-i Muhammedin amcası oğlu Hazret-i Alinin adıdır. Kendisinden evvel hiçbir kişi Ali adını almamıştır. Bu nedenle O en büyük Tanrı Velisine, Şâh-i Velâyet, Veliyullah ve Keremallahü Vechehu Tanrı yüzünü tekrim etti - denilmiştir.
Çocuk -cenin-, anasının karnında secde şeklinde, elleri kulaklarında, dizleri karnına çekik bir halde durur. Başı aşağı, ayakları yumuk bir şekilde Arapça harflerle Muhammed kelimesi şeklini çizer. Bu ise, Tanrının insana, Muhammed öğülmüş- adını vermiş olduğunu gösterir. Secdede insan Muhammed kelimesini çizer. Şairin,
Yokluğumla aşikârım, Ehl-i Beyte âidim,
Secdemin şeklindeki ismi Muhammed şahidim
beyti bu gerçeği yansıtmaktadır.
Namazın şekillerinin en önemlisi secdedir. Namaz üç şekilden ibarettir. Buna kıyam ayakta duruş-, Rüku yatay durma-, sücut-ters dönme- denir. Bu ibadeti yapan insan bütün bitkilerin, bütün hayvanların ve bütün insanların tümünün birden ibadetini yapmış olur. Bu nedenle namaz, büyük ibadet olmuştur. Tanrı bu büyük kazancı sadece insana vermiştir. Ancak bu ibadet, Tanrıya tam inançla ve son Peygamber Muhammed A.Sın yaptığı gibi yapılacaktır. Tanrıya dua -yalvarma- anlamına olan namaz, insanı fuhuştan ve kötülükten uzaklaştırır.
İnnesselate tenha anil fehşâi vel münker - Namaz insanı fuhuş ve kötülüklerden alıkor (Ankebut, 45)
Âyeti ile bu durum açıklanmıştır. Namaz, iyice temizlenmeden kılınmaz. Tanrının huzuruna temiz bir beden ve tam inançla duran bir kul, Tanrının maddi Mânevi lütfuna uğrar. Namaz kılanın bedeni ve kalbi temiz olur. Temizlik, bedeni ve Ruhu sıhhata kavuşturur. Ayrıca namaz harekettir. Günde beş vakit namaz kılan hareketli ve canlı olur. O insanda tembellik, uyuşukluk olmaz.
İnançla tutulan oruç da Tanrıya ibadettir. Oruç nefsi kötü arzuları- kırar, insanı iradeli ve azimli yapar. Kalbi ve şuuru, sindirim organlarının yaptığı tazyikten bir zaman için uzak tutup dinlendirir. Ayrıca kan dolaşımı ve sinir sistemi üzerinde olumlu etki yapar. İnsanı kötü duyguları ile mücadeleye alıştırır. Açlığın çetinliğini duyurup, insanın ruhunda ve kalbindeki gizli bulunan insaf ve acıma duygularını tahrik eder. Yoksul insanlara acındırır, yoksulluğun zor olduğunu gösterir, yoksul insanlara yardım edilmesi gereğini duyurur. Herkesin insan bilinmesine ve onlara sempati duyulmasına sebep olur. Ancak, bütün güzel ibadetler gibi bu çok önemli iki ibadet de namaz ve oruç- gerçek bir inançla, sadece Tanrının rızası ve sevgisi kazanılmak için yapılmalıdır. İbadetler kulluk görevidir. İnsanın, Tanrısı ile arasında bir sırdır. İbadetleri desinler, görsünler diye yapmamak, elden geldiğince gizli yapmak lâzımdır. Tanrı gizli ibadeti sever. Onun için Hazret-i Muhammed farz ibadetleri dışında, insanları gizli ibadete fazlası ile teşvik etmiştir.
Yukarıda anlatıldığı gibi, insana Tanrı vermiş olduğu üstünlükten dolayı, serbesti ve tasarruf yönetim- olanağını da vermiştir. Ayrıca, maddi Mânevi bütün âlemleri başta melekler olmak üzere Gökleri, yeri ve aralarındaki bütün nesneleri onun emrine vermiştir.
Bu nitelikleri ile insan, Tanrı adına iş gören bir yüceliğe kavuşmuştur. Bu serbesti ve yüceliğinden dolayı da Tanrıya karşı sorumlu tutulmuştur. İnsanın yüzü, iki taraflı Arapça harflerle Ayn, burnu Lam, ağzı, üst dudakları ortadan ikiye bölünmüş şekilde Ya harfleri ile süslenmiş, hem en güzel sureti almış, hem de insan yüzünde bu harflerin birleştirilmesi ile Aliyyül âlâ pek yüce yazılmıştır. Bu da insanın üstünlüğünün Tanrı eli ile isbatıdır. İnsanda beş dış duyu ve beş iç duygu vardır. Dış duyular: görme, işitme, koklama, konuşma ve dokunma duyularıdır. İç duygular: hayal, vehim, hatıra, hafıza, tefekkür duygularıdır. Bunlar da ayrıca insanı bezeyip süslemiştir.