Sünnete gelince; Peygamberin zamanında (A.S), Sünnet de katidir. Sünnet, Efendimizin zamanında Kuran gibi kati delildir. Çünkü bizzat Ashablar-Müminler görüyorlardı ve Efendimiz nasıl yapıyorsa, öyle yapıyorlardı.
Ama (A.S) Efendimizden sonra Ashab da vefat edince; Sünnet üzerinde de bazı rivayetler oldu. Çünkü Peygamberin (A.S) Sünneti yazılmadı. Bize Peygamber (A.S)ın Sünneti, Kuran gibi yazılı olarak gelmedi. Ashabın kendi evlatlarına ve kendilerini gören Müslümanlara anlatmaları ve Onların görmeleri Nasıl Namaz kılıyorlar; Oruç tutuyorlar?.. gibi.
Sünnet, şifaen (anlatım) naklolmuştur bize.
Çoğunlukla İctihad, Mezhep, buradan hareketle oluşmuştur. Çünkü bir âlim, Ben, Ashabtan böyle işittim; Efendimiz böyle abdest alırdı, diyor. Öbürü böyle diyor. Yazılı belge de yok.
Sünnetin naklinde-intikalinde, aktarımında biraz zannilik (görelik) girdi. Kuran gibi yüzde yüz kesin değildir. Ama Peygamberin (A.S.) kendi zamanında yüzde yüz kesindir. Tevâtür olan Sünnette, zannilik yoktur. (8).
Hadis-i Şerifler meselesine gelince:
Hadisi Şerifler de Peygamberden (A.S.) yazılı olarak gelmedi. Ashabdan rivayeten geldi. Ashablar dan da yüz sene sonra; Müberek Hadisler toplanmaya başlandı. Usul-u Hadis İlmi kuruldu. Yalancı Hadisler, eksik Hadisler, noksan, zayıf Hadisler ortaya çıktı.
Hadis meselesi önemlidir. Biz buraya pek girmek istemeyiz. Yalnız şu kadarını söyleyelim: Mesela, Hz.Ömer, Hz.Ali Efendilerimiz iki Şahidin olmadığı, yani iki Ashabın söylemediği Hadisi kabul etmezlerdi. Hatta Hz.Ali Efendimiz Ebubekiri Sıddıkın dışında (Çünkü Ebubekiri Sıddık yalan söylemez), hangi Ashab ( Ashab olduğu halde) Hadis söylese; Kurana yemin ettirirdi. Hadisi Şerif meselesi bu kadar önemlidir! Çünkü Peygamber, böyle buyurdu!.. diyor. Peygamber buyurunca; Allahın sözü gibi olur. Allahın sözü değil ama; Peygamberin sözü, Allahın sözüne yakındır.
Hadisler Kurana muhalif olamaz. Öyle Hadisler söylendi ki; ancak Kurandaki Âyetler kalka!.. Bazı Hadisler söylendi, eksik. Bazıları ilaveli, bazıları akla, ilme aykırı.
Sonra bu konuda, Hazreti Ömer Efendimizin şöyle bir sözü var: Ben ne bileyim; Sen bu Hadisi ezberledin mi? Tamamen aklında kaldı mı?. Sen ihtiyarsın, belki eksik-noksan söylüyorsun!.. Kabul edemem!, derdi. Hatta bu hususta, Ebu Hureyreye kızmıştır. Bunu Fıkıh kitapları da yazar. Çok Hadis rivayet ediyorsun!, demiştir. Hz.Ömer vefat edinceye kadar; Ebu Hureyre hazretleri Hadis rivayet edememiştir.
Hadis, geniş bir konudur. Usul-u Hadis kitapları da vardır. Hadis konusunda detaylı değil de; kısaca söyleyeceğimiz şu:
Hadis, Sahih olacak. Kurana muhalif olmayacak. Akla muhalif olmayacak. Tabiata ve Kâinatın kanunlarına muhalif olmayacak. Çünkü Peygamber (A.S.), böyle söz söylemez.
Sahih ya da kuvvetli hadisleri şöyle kabul ederiz: Tevâtür ya da iki Ashab tarafından; bilhassa Ashabın mârufları, yani Fıkıh İlmi bilenleri tarafından söylenen Hadisler kuvvetlidir. Bunlarla hüküm edilir. Fetva verilir (eğer İtikatta, eğer amelde).
Bir de Zayıf Hadisler , vardır. Bunlarla hüküm verilmez. Zayıf Hadisler Haber-i Vahid olanlardır. (9)
Zayıf Hadisler inkâr edilmez. Onlardan yararlanılır. Ancak onlarla hüküm verilmez. Fetva verilmez.
Fetva, Kuran-ı Kerim, Âyeti Celile, Tevâtür veya iki Ashab-ı Kiram efendimizin rivayet ettiği Kuvvetli Hadislerle verilebilir. Bu hususta takılanlar, Usul-u Hadis ilmi var; kitabı var müracaat edebilirler.
(8) Tevatür:Yalan üzere ittifakları aklen mümkün olmayan bir cemaatin rivayeti.
(9) Haber-i Vahid: meşhur Hadislerin şartlarını haiz olmayan Hadis veya haber. Tevâtür derecesine ulaşmamış olan haber veya Hadis.
Sünnet, Delil-i Katiye çok yakındır. Fakat Kuran-ı Kerim gibi kati değildir. (10)
Zaten ihtilaf, İctihad, Mezhebler de; daha ziyade Sünnetin tesbitindeki rivayetlerden ortaya çıkmıştır. Aslında samimi olanlarına hürmet ederiz. İctihad da lâzım. Bir yorum getirmek de lazım. Ancak, Şairimiz Fuzulinin dediği gibi;
Cümlenin maksudu birdir, rivayet muhtelif
Maksat Tevhiddir: Lâ ilâhe ilallah Muhammedün Resûlullah .
Aslında Mezhep diye bir şey yoktur. Hiçbir müctehid , Ben Mezhep kurdum , dememiştir. Ben böyle ictihad ettim. Bu kadar anladım. İctihadda hata vardır. İsteyen bizimkine uysun, isteyen uymasın, denilmiştir. Hatta Ebu Hanife hazretleri, Ben bu kadarını buldum; bunlardan daha kuvvetli deliller getirilirse, kendi fikrimde ısrar etmem, bırakırım, demiştir.
Mezhepler sonradan, bilhassa Abbasilerden Cafer Mansur ve Harun Reşid zamanlarında yaygınlaşmıştır. İslamda Mezhep yoktur; yorum, İctihad vardır. Rey vardır. Tefsir vardır.
İctihad ve Mezhepler, Ashaptan sonra; Sünnetin rivayetinde ihtilaf, bazı Kıyas ve İcma-ı Ümmet meseleleri de girince, yorumlar getirildi. İctihadlar yapıldı.
(10) İtimatsızlık , Sünnetin kendisine değil, Ravileredir.
Ehl-i Sünnete göre herkes, ilmine güvenen Müctehid, Kitabı ve Sünneti iyi biliyor; Arapçayı da çok iyi biliyorsa; İctihad yapabilir. Bugünkü âlimlerimiz de İctihad kapısı kapalı değildir, diyorlar; devam eder diyorlar. Nitekim İranda devam ediyor. Ama Ehl-i sünnette nedense Yavuzdan sonra bu dörte bağlandı. Daha da Müctehid çıkmadı. Belki de böyle hayırlı. Belki iyi oldu; belki kötü Bunu biz bilemeyiz. Onu erbabına bırakıyoruz.
Ehl-i Sünnette Mezhep, dört değildir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi; 19 -20 Mezhep kurulmuştur. Yorum devam eder. Kitap ve Sünnete uygun yorum devam eder. Ehl-i Sünnet Mezhepi bunlardır. Bunların delilleri vardır.
Ehl-i Sünnet diyor ki; bizim delilimiz, Kitap ve Sünnettir. Kitap ve Sünnette olmayanı, İcma-ı Ümmet ederiz.
Aynı Ehl-i Sünnet âlimlerinin bazıları da İcma-ı Ümmeti kabul etmez. İcma-ı Ümmet, mümkün değildir. Diyorlar: Bütün dünyadaki Müctehid âlimler bir araya gelecek; bir meselede ittifak edecekler. Bu şimdiye kadar, dünyada görülmemiş diyorlar. Belki şimdi uçak çıktı; ulaşım kolaylaştığından, âlimler bir araya gelebilir. Zaten Ehl-i Sünnet İctihadı kapalı etmemiş; İctihad kapandı, diyorlar. Şimdi, Onlara istinaden şerh yapan, yorum getirenler var.
Ehl-i Sünnetin delilleri arasında bir de kıyas vardır.
Bilindiği gibi Kıyas meselesi, Yunanistandan geldi. Felsefeye de, Kelâma da Fıkıha da geldi. Yani Aristonun Mantığından çıkan Kıyas!. Ya külden cüzü, ya cüzden küllü; endüksiyon-dedüksiyon. Bunlar aynı Aristo mantığı metodudur. Kıyas budur. Fıkıhtaki kıyas da budur.
Ehl-i Sünnetin bir kısmı Kıyası kabul etti. Ama Hz. Ahmed bin Hanbel, Kıyas ı kabul etmez: Kitap var, Sünnet varken; Kıyası çok darda kalırsam yaparım diyor. Zaten O İcmayı da kabul etmiyor.
Şia, Kıyası kabul etmez. Kitap ve Sünneti kabul eder. Biz, Kıyası kabul etmeyiz, derler. Çünkü, Kıyas, akılla Şeriat kurmaktır derler. Şeriat, Fıkıh, Din gökten iner. Din ikmal olmuş, derler. Kitap ve Sünnette bulamadıklarımızı; Kitap ve Sünneti en iyi bilen Ehl-i Beytin sözlerini tercih ederiz, derler ama; Şii âlimleri İctihada da halen devam ederler.
Bu Kıyas meselesinde, Ebu Hanife hazretleri de ısrar etmemiş; İmam Muhammed Bâkır, İmam-ı Cafer-i Sadık Hazretlerine; Ben, Kıyas yapmadım, demiştir. Hatta, Kıyas yapsaydım; böyle derdim, şöyle derdim, demiştir. Fakat gel gör ki; Hanefiye, bunu bilmekle beraber, Kıyası gene delil almakta devam ediyor. Ebu Hanife ile Cafer-i Sâdık ve Muhammed Bakırın münakaşaları kitaplarda vardır.(11)
Mâlik Hazretleri ise; İctihad yaparken kaynak olarak 18 -20 tane delil almıştır. Yalnız Kitab, Sünnet, İcma, Kıyas değil; Seddi zerai, Mesail-i mürsele.. gibi, bir çok delili vardır. Medine halkının yaptığı hareketleri, delil kabul etmiştir. Bunlar, Ashabın oğulları der; Babaları, Peygamber (A.S)dan bu şekilde görmüş, der. Hz. Mâlike ne diyebiliriz?.. Kaynak, ille ki dört değildir, çoktur!
Ehl-i Sünnetin dışındaki İctihadlar ise; Şia Genellikle Şia diyoruz. Şia da kendi arasında beş-altı yorum getirmiştir. Yani beş-altı Mezhebe yer verir. Şia yalnızca Câferilik değildir; aslında İmamiyedir. İmamiye de ikiye ayrılır: İsna Aşeriye, yani 12 İmamcılar. Bir de İsmaililer.
Bir de Zeydilik vardır; Yemen tarafında. Bunlar da Şiadır. Onların da kaynağı Kitap ve Sünnettir. Kitap ve Sünneti esas almıştır. Zeydiye Fıkhı, Hanefiye Fıkhına çok yakındır.
Şia, Kitap ve Sünneti esas aldıkları için Muvahhiddir.
____________________________________________________________ (11) Özellikle Muhammed Ebu Zehranın, Ebu Hanife isimli kitabına müracaat edilebilir. (Ebû Hanife, M. Ebû Zehra. Türkçesi. Osman Keskioğlu, Üçdal neşriyat,İstanbul 1966).
Müslümandır. Mümindir.Hiç bir şey diyemeyiz. Din kardeşlerimizdir.
Kitap ve Sünnete inanan Mümindir. Ondan sonraki deliller o kadar önemli değildir.
Şianın delili üçtür. Onlar diyor ki; Biz, Allahın Kitabı Kuranı kaynak, delil kabul ederiz. Bir de Peygamberin Sünnetini. Bir de Hz.Alinin ve On iki Ehl-i Beyt İmamının; genellikle Cafer-i Sâdıkın sözlerini; Kıyasa, İcmaa, öbür delillere tercih ederiz. Genellikle de Cafer-i Sâdık Efendimizin sözlerini delil olarak kabul ediyorlar. Delil olarak kabul ederken; Onun, Kitap ve Sünnet yorumuna inanırız; Onun Reyini kabul ederiz, diyorlar.
Yalnız yukarda değindiğimiz gibi; 12 Ehl-i Beyt İmamının sözlerini tam tespit edip-etmedikleri hususu var. Yani tespit etseler biz de Ehl-i Beytin sözlerine riayet deriz. Ehl-i Beytin Kitap ve Sünnet yorumu ve Reyi muhakkak ki; hepsinden üstündür. Öbür Müctehidler, Onlardan daha zayıftır. Bu kesin! Biz ona itiraz etmiyoruz. Ancak, Ehl-i Beyt İmamları can tehlikesi ile gizlilerdi.
Zaten âlimler, neden yorum yaptılar ki? Ehl-i Beyt konuşmayınca; Onlar konuştu. Ehl-i Beyt de ölüm korkusu ile hem İmametlerini gizliyorlardı; hem de (belki de ) adlarını, yerlerini gizli tutuyorlardı. Onlar ölüm ile tehdit ediliyorlardı.
Fakat bu demek değildir ki ; On iki Ehl-i Beyt İmamının hiç sözü yoktur; vardır!.. İspatlısı da vardır. İspatlılarını biz de tercih ederiz.