Hz.Ebubekir hakkında da çok Hadis'i Şerifler var. Sonra, Sure-i Tevbe'de, çok övücü nitelikte hakkında Âyetler var (O'nun, Peygamber'in Sahabesi olduğu, beraber yola çıktığı, ölüm yolculuğuna çıktığı). . .

         Ama bakınız, Hicret gecesi Peygamberimizi (A.S.) öldürmeye geldiklerinde; Hz.Ali Efendimiz de ölüm döşeğine, Peygamberin yatağına yatmıştır! Ebu Süfyan geldiği zaman; Hz.Ali'yi görmüştür. Hatta Peygamberin (A.S.) abasını üzerine çekti. Efendimiz, "Abamı çek!" de demedi. Süfyaniler geldiği zaman; "İşte Muhammed yatıyor!" desinler diye, abaya büründü Hz.Ali (K.V.)...

        Yani biri ‘ölüm döşeğine yatmış’, Peygamberin yoluna canını kurban etmiş; öbürü 'ölüm yolculuğuna çıkmış!..' Bu Zatlar mühim; biz ayırdedemeyiz. İkisi be çok üstün.

         Ancak, isteyen Hz.Ali'yi büyük bilir, isteyen Hz.Ebubekir'i büyük bilir. Önemli olan ikisinin de büyük oluşudur. İkisi de büyük; ikisi de birdir aslında. Fakat, Hadis-i Şeriflere göre veya muhabbetten dolayı... Böyle bilmekle de kimsenin Dinine, imanına bir zarar gelmez. Bu yalnız Hz.Ali ile Hz: Ebubekir için! Şafii, Hz.Ebubekirden sonra, Hz. Ali'yi büyük görür.(51)

        Ama Hz. Ali muhakkak ki; Hz. ömer ve Osman’dan çok ileridir. Hz.Şah-i Velâyetin üstünlüğü hakkında tartışmasız çok Hadis'ler vardır. Ama Hz. Ömer'le, Hz. Osman da çok büyük Evliyalardır. Onlar da çok faziletlidir. Allah hepsinden razı olsun!..

        Hulefa-i Raşidin meselesi bu. O zaman bu mesele olmuş; Dördünün de aralarında bir harp olmamış ve dördü, otuz yıl Peygamberin (A.S.) Hilafetini devam ettirmiş. Zaten bu konuda Hadis de var; Ve bu Hadis'te ayrıca bir 'Hikmet' de var:

      "Benden sonra Hilafet, otuz senedir" buyuruyor Efendimiz. "Ondan sora Melik'lik başlar. Bir 'adud', bir canavar kral başınıza geçer", (52) Otuz sene sonra Muaviye gelmiştir.

 

        Demek ki; Efendimiz (S.A.) de bunun böyle olacağını biliyormuş! Peygamberimiz, Allah’ın Nebisi olduğundan; tabi ki bilir. Ayrıca başka Hadis’ler de var.

        Bu konuya son vermeden önce; bir duruma daha değinelim. On iki  Ehl-i Beyt İmamı’n altıncısı, Cafer’i Sadık Efendimizin durumu!..

        Hz.Cafer-i Sadık Efendimizin; ana tarafından, Hz.Ebubekir Efendimiz ceddi’dir. Yani babası İmam Hüseyin, İmam-ı Ali; ana tarafından da Hz.Ebubekir’in torunu, Kasım’ın kızı; Muhammed Bakır Efendimizin hanımıdır.Yani Hz.Ebubekir Efendimizin torunuyle evlenmiştir.Ve O’ndan Cafer-i Sadık Efendimiz doğmuştur. Cafer-i Sadık Efendimiz, Ana tarafından Hz.Ebubekir evladıdır.

         Şimdi onun için; ‘dikkatli olmak’ lazım gelir. Nitekim Cafer-i Sadık Efendimiz de; ’’Ceddim Ebubekir’e dil uzatmayın, Ceddime dil uzattırmam!’’ Buyurmuştur. Bunu da, bu gerçeği de söylemeden geçmeyi kalbimiz Kabul etmedi. Allah için söylemek mecburiyeti var, söylüyoruz. Bundan çoğu ders alsın!

         Hz.Cafer-i seviyorum diyenler, gerek ki; Hz.Ebubekir’in yüksekliğini kabul edeler. Hz.Ebubekir’i seveler. Nitekim, Hz.Cafer-i Sadık’ın ana tarafından ceddidir.

         Hz.Ebubekir Efendimiz ayrıca, ‘Haşimi’dir’ de. Haşimi’lerle de akrabalığı vardır. Tarihte ecdadları Peygamber (A.S.)’ın sülalesindendir ve Sıddık’tır.

        Allah, Dördünden de razı olsun! Biz Dördüne de inanırız. Dördünün de Hilafeti Hak’tır. Dördünü de severiz; ama Ehl-i Beyt’e tabi, sevgimiz çoktur.

          Çünkü  “Ehl-i Beyt’i sevmek, İmandandır’’. Ayrıca Hadis var;

           “Ehl-i Beyt’i seven, Peygamberi sevmiş olur. Ehl-i Beyt’e buğzeden, Peygambere buğz eder!’’ (53)

          Ehl-i Beyt’in yüceliği ve sevgisi hakkında Hadis’leri yazacak olursak; herhalde bu kitab kocaman bir Hadis Kitabı olurdu.

          Ehl-i Beyt’i sevmek, İman’ın şubelerindendir. Ehl-i Beyt’i sevmeyenin İmanı da yoktur!..

          Çünki Ehl-i Beyt, doğrudan doğruya Peygamber (A.S.)’ın kanını taşır. Her büyük Zatlar da öyledir; fakat Ehl-i Beyt’in istisnası vardır.

          Sonra, Ehl-i Beyt, mümtaz (seçkin-üstün)’dır. Ehl-i Beyt’e, “Zekat,sadaka verilmez!” Her Ashab alır; En büyük Ashab da alabilir (Fakirse eğer); Ehl-i Beyt alamaz.

          Ehl-i Beyt’e yalnız, “Humus’’ verilir. Allah’ın bu konuda emri var (Haşr Suresinin yedinci Âyeti). Onların, Beytülmal’dan hakları var.

         Zekat, sadaka verilmiyor?.. Çünkü Efendiye Zekat, Sadaka verilmez. Bir Hadis-i Şerif de var;

         “Ehl-i Beyt, Sadaka malı yiyemez’’. (54)

         Zekat da yiyemez; Çünkü bir yerde sadakaya girer. Burada bir ‘İmtiyazları var!’ Bu açık. Burayı âlimlerin tümü de bilir! Ehl-i Beyt’e Zekat verilmez; Ehl-i Beyt’e Sadaka verilmez. Verilse verilse, hediye verilir. Bu önemli! Mesela, Hz.Ömer Efendimiz fakir olsa; Zekat alır, Sadaka alır. Fakat Hz.Ali, Fatime, Hasan, Hüseyin’le, Haşimi’ler alamaz. Bu hakikat ya da gerçekleri söylemek vicdanımızın emri.

          Ehl-i Beyt’in yüceliği var. Ehl-i Beyt’in yüceliğini inkar edemeyiz. Zaten ‘Selavat-ı  Şerife’ de öyle değil mi?.. “Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala Âli’hi ve Ashab’ihi”. Allah, Muhammed, Ehl-i Beyt (Âl-i Muhammed) ve Ashab’ları. Derece de böyledir aslında.

           Ehl-i Beyt, Muttahardır. Ahzab Suresi 33. Âyet’te, Bismillah,

         “İnnema yüridullahu liyüzhibe ankümürricse Ehlel Beyti  veyütehhireküm tethira”. Ehl-i  Beyt, Mutahhar’dır; temizdir, Pâktır.

 

      Şimdi bu Âyet’te, Allah-u Taâla; ‘Ankümürricse’ buyuruyor. Bazıları diyor ki; ‘bu Peygamber’in hanımları hakkındadır’. Yok; Peygamber (A.S.) ‘ın hanımları hakkında olsaydı; ”anküm” demezdi. Anküm olunca, müzekker’dir. Yani müzekker, erkekler anlamınadır. O da Âl-i Aba’dır.

       Zaten, Ehl-i Beyt’in; ”Hz.Ali, Hz.Fatıma, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin olduğu hakkında”, Ehl-i Sünnet’in ittifakı var. İmam-ı Hanbel, Müsned’inde aynen bu Hadis’i zikreder. Ümmü Seleme Annemizden de rivayet var; Ayşe Annemizden de rivayet var:

       “Resulullah buyurdu ki; Ehl-i Beyt; Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyn’dir. İşte bunlar benim Ehl-i Beytim’dir, Ya Rabbi!” (55)

       Bu Hadis var, kesin! Ve hiçbir âlim bunu reddetmemiştir. Ama tabi, Peygamber (A.S.)‘ın hanımları da, Peygamberin ehlidir, ailesidir.

       Âl-i Aba ki; ‘Hamse-i Âl-i Aba’ da diyoruz; Resulullah ile birlikte Beş’tir: Hz.Muhammed, Hz.Ali, Hz.Fatıme, Hz.Hasan, Hz.Hüseyn (Aleyhümüsselam). Bunlar; Ehl-i Beyt’tir, Âl-i Aba’dır.

             Allah bizi, Onlara bağışlasın!

         Âdem’i Onlara bağışladı; bizi de Onlara bağışlaya, lutfu ile!...

 

 

(51)  M.Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi, S. 334

(52)  Said b.Cümhan'dan; Ebu Davud, Tirmizi, Nesei. Tac.Terc. C. 3. S. 79. Bekir Sadak, İst. 1973.

         Ayrıca Sahih-i Buhari ve Tecrid-i Sarih Terc. Diy. İşl. Başk. Yayın.

(53) Ahmed b. Hanbel, Müsned. C. 2, S. 288.

       İbn-i Mace, Sünen. C. 1, S. 51.

       Camiüssagir. C. 2, S. 58. Çev. Abdullah Aydın, İst., 1977.

(54)Hz.Hüseyn b. Ali’den; Ahmed b. Hanbel, Süyuti, Camiüssağir, C. 2. S. 56.

Ebu Hureyre’den aynı kaynak. S. 59.

Ayrıca Buhari ve diğerleri.

 

(54)Ayşe Annemizden; Müslim, Sahih. C. 7, S. 130.

Ümmü Seleme Annemizden; Tirmizi, Sünen. C. 5, S. 663.