Yani Mâneviyat (Tarikat, Velayet, Seyr-i Sülûk meseleleri) ile ilgilidir. Hz. Fahr-i Âlem (A.S.) Efendimiz, Şah-i Velâyet Efendimizi hem ilmin kapısı kıldı; hem ilim verdi. İmameti, Hilafeti verdi. Vasimsin, vekilimsin, dedi.
Fakat Hz. Ebubekir Efendimize de; Sevr Mağarasında Mânevi Hilafet verildi. Hz. Ebubekir Efendimiz; Hicret sırasında, Ebu Süfyan gelip mağaranın kapısına dayanınca; biraz hazin oldu (üzüldü). Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (A.S.) iltifatına mazhar olduğundan; irşad etti. Yani basiretini açtı. Kendine Allahın Âyetleri geldi; kalbine Allahın sekinesi indi. Orada irşad oldu ve orada bir Mânevi Hilafet aldı. Onun da Hilafeti Haktır. Biz böyle biliyor ve böyle kabul ediyoruz. Sonra zahiren de Halife oldu.
Bu konu Kuranda da var: Sûre-i Tevbede.
Ayrıca,
Allah, muhacirlerden razıyım, (Haşr-8),
buyuruyor.
Hz. Ebubekir Efendimiz de Muhacirdir. Hz. Ali Efendimiz de Muhacirdir. Hz. Ömer, Hz. Osman da Muhacirdir. Tekrarlayalım;
Muhacir ve Ensardan, Allah razıyım, buyuruyor. Bunlara dil uzatılmaz, kötü söz söylenmez!
Aralarında bazen beşeriyet (insanlık) icabı, İslâm gayretiyle, rey meselelerinde bazı ihtilaflar olmuş; onlar kendi aralarındadır. Biz oraya karışamayız. İhtilaf olmuş diye; küfre gitmiş değiller. Olsa içtihat hatasıdır; insandır nihayet Peygamber (A.S.)dan sonra bunlar, olsa olsa günah olur. Bu durumda Allah affeder, Peygamber Efendimiz affeder, birbirlerini affederler, oraya biz karışamayız
Öyle müfrit Şia var ki; Hz. Osman Efendimiz, Hz. Ali Efendimizin bu sözünü tutmamış, der. Sanki ona göre; Hz. Osman Efendimiz kafir olmuş! Öyle olmaz. Çünkü Hz. Ali Efendimiz, Peygamber değil. O Veliyullah, Mümin. Yukarıda da açıklandığı gibi; maslahat icabıdır. Tutsaydı daha iyi olurdu. Belki de tutsaydı; Mervan o oyunları oynamazdı ve o hadiseler de olmazdı.
Tasavvuf ve eski Tasavvufçuların durumunu burada biraz açıklayalım:
Peygamber (A.S.)ın açtığı Mâneviyat, Metafizik meseleleri; ki bunlar, Marifetullaha girer. Seyr-i Sülûk (Ruhun Allaha kavuşma meselesi); Peygamberimizin en mühim görevi, Ruhu irşad etmektir!
Ayrıca Men Araf (kendini bilen, Rabbini bilir)i tanıtmak; Allahı zikretmek, Allahı tesbih etmek, fazla ibadet edip; Allaha yaklaşmak Ruhun yükselmesi, yani Fenafillah, Bakabillah,Vasıl-ı billah olması
Bu yolu da Peygamber Efendimiz devam ettirmek istedi. Çünkü Peygamberden (A.S.) evvelki peygamberler zamanında yoktu. Yani Velâyet, Tarikat, Tasavvuf yoktu. Vardı; O Peygamberin zamanındaydı. O Peygamber vefat edince; başka bir peygamber gelirdi!..
Peygamber (A.S.)dan sonra peygamber gelmeyeceği için; Efendimiz, işi yalnızca fıkha bırakmadı. Mânevi ilimler de devam edecekti. Çünkü İtikat, İman meselesi daha önemlidir.
Hz. Aliye bağlananlara Turuk-u Aleviye, Hz. Ebubekire bağlananlara da Turuk-u Bekriye; yani Hz. Alinin ve Hz. Ebubekirin yolları, derlerdi. İkisi de Haktır.
Hz. Ali Efendimiz ve Hz. Ebubekirden sonra birçok şubeler oldu.
O yüksek İnsan-ı Kâmillerin adları üzerine şubeler açıldı: Kadiriye, Rufaiye, Bedeviye, Dusukiye, Mevleviye, Sümbüliye, Bayramiye, Halvetiye, Çeşdiye, Şaziliye, Kübreverdiye, Sühreverdiye,; bunlar hep Hz.Ali Efendimizden gelen Mânevi kollardır. Bunlar; büyük Tasavvufçu, Ârif, Âlim zâtlardır.
Hz.Ebubekirin kolu da: Câfer-i Sadıka geldikten sonra; Beyazıd-ı Bestami, Hasan el Hırkani, Yusuf-u Hemedani, kanalıyla, Ahmed Yeseviye bir kol gitmiş. Muhammed Baba Semasi, Muhammed Bahaeddine gitmiş. Bunlar da Kollara ayrılmıştır.
Mesela Hz.Mevlâna, Hz.Ebubekir Efendimizin torunlarından. Fakat Hz.Alinin kolundan. Onun Tasavvuf yolunda; Onun Velâyet yolunda.
Hz. Bektaş-ı Veli, Musa-i Kâzım evladından; Hz.Ali evladı fakat Hz. Ebubekirin kolundadır!.Bu kesindir. Buna da çoğu dikkat etmez. Bu da sünnilerle, Şiiler arasında bir çelişki! Halbuki Hz.Ebubekire bağlıdır. Çünkü Hz. Bektaş-ı Veli, Ahmet Yeseviye; O da Hz.Ebubekirin kolundadır.
Yani Tasavvuf, Tarikat üzerinedir. Tasavvuf; Şeriat, Fıkıh meselesi değildir.
Alevi kelimesi buradan kalmıştır. Birine eskiden Aleviler, Haydariler; bir diğerine de Bekriler, Sıddıkiler, derlerdi.
Sonrakiler; gelen Zatlar üzerine söylenmeye başlandı. Mesela Bektaşiler, Yeseviler, Nakşiler, vb. gibi. Ayrıca Horosan, Türkistan tarafında da bir çok kollar var; Hz.Ebubekirin de bir çok kolları var.
Burada vurgulamak istediğimiz; bunlar da Peygamber (A.S) dan sonra çıkan kelimelerdir.
Aslında; Ben Aleviyim, Haydariyim, Bekriyim, Sıddıkiyim, Kadiriyim, Rufaiyim, Bedeviyim, Mevleviyim, Nakşiyim, Bektaşiyim,Yeseviyim, Halvetiyim, demenin anlamı nedir?... Söz gelişi Aleviyim demenin anlamı, maksadı nedir? Yani Ben Muhammediyim!. Diğer kollardan maksat nedir?: Hz. Ebubekir de Hz.Ali de Muhammedi dir.
O halde, Ben Müslümanım, Ben Muhammediyim, demek daha doğrusudur. Ama bu kelimeleri de söylemekte; yani ikicilik yaratmak için değil de ; samimi olarak söylemekte bir zarar yoktur. İkicilik yaratıldığı zaman; fesad olur ki; daha beter, fayda vereceğine zararlı olur.
Aslında; Muhammediyim, Müslümanım, Müminim, Ehl-i Kuranım, Ehl-i Kitabım denilse; Şii, Sünni, Hanefi, Şafii yerine de; Ben Muhammediyim, Müslümanım; Kurana-Kitaba, Sünnete bağlıyım; Ehl-i Beyte Hulefa-Raşidine bağlıyım, Ashabın Büyüklerine bağlıyım, büyük Zâtlara bağlıyım, Onlara inanıyorum; denilse daha iyi olur.
Bunların hepsinden maksat; Muhammedi liktir. Muhammediyim, demek daha uygundur.
Bu çağda, hele bu çağda daha uygundur! Çünkü artık insanlar gerçekleri daha kolay anlıyor. Kitaplar çoğaldı; televizyon, radyo aracılığıyla artık her şeyin özü anlaşılıyor. Bunların hepsinin özü, Muhammediliktir. Müslümanlık, Müminliktir. Kuran-ı Kerime ve Sünnet-i Peygambere (A.S) tabi olmaktır. Fıkıhta da böyledir; Tasavvuf ta da böyledir.
Mezhep ve Tasavvuf konusunda; Kitap ve Sünnetten kaynaklanmayan; Allahtan ve Muhammed (A.S.V)dan kaynaklanmayan; yanlıştır!..
Allah ve Resulullah, Kitap ve Sünnetten kaynaklanan da; Haktır.
Alevi de Muhammedidir, Bekri de Muhammedidir. Hanefisi de, Şafiisi de, Şiisi de, Sünnisi de Muhammedidir.
Gerçek budur kardeşlerim. Aman ha aman! Böyle Mezhep, Tarikat kavgalarını yapmayınız!.. Hepsinden Maksat, MUHAMMEDİliktir.
Lâ ilâhe İllallah, Muhammeden Resûlullah. Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed ve Âla Âl-i Seyyidina Muhammed.