Yani Onların Ruhu, bedenlerinde ölmüştür. Ruh kulakları duymaz. Allah, onların kabirdekilerden farkının olmadığını bildirmektedir. Bu bir teşbihtir (benzetmedir).
Sûre-i Yâsinde cesetlerinden çıkıp, Rablerine yürüyeceklerini (Yâsin-51), Elestü Âyetinde de (Araf -172); Ruhların, Rablerinin huzurunda, daha bu bedenlere gelmeden topluca bulunup; Rableriyle konuştuklarını bildirmektedir.
Demek ki; Ruh, bedensiz de Rabbin huzurunda bulunabilmekte ve konuşabilmektedir.
Haşir cismani değil, Ruhanidir. Ancak her Ruh, hangi insana üfürüldüyse; o insanın cismani bedeninin aynı, tıpatıp benzeri şekil ve sûrette haşrolunacaktır.
Yiyecek ve içecektir; ama ulvi (yüce) taraftan, ama süfli (bayağı) taraftan.
Cennette ise; yiyip-için Ruhlar vardır. Yalnız içki alıp yemek yemeyenler de vardır. Allaha çok yakın olanlar, yemekten hoşlanmazlar. Aşk şarabını-Şarab-ı Tehûr; onu çok severler ve içerler. İçtikçe tutuşurlar.
Cennette tenasül âleti yok. Orada şehevi-seksi işler olmaz. Türeme de yok. Güzeller çok. Allah - Resulullah, Peygamberler, Evliyalar, Melekler, huriler, güzel insanlar (güzel kadın-erkek)
Orada sevgi güzelliğe, cemâledir.
Doyum; güzellik - Cemal ve Ona olan kutsal aşk iledir. Zikir ve Selavat iledir. Çünkü İç Âlemde; Tekbir, Secde, Zikir ve Şükür ile Peygamberimize ve büyüklere Selât ve Selâm vardır. Bunlar bâkidir
Kabir azabı ya da safâsı, bu bedendedir. Ruh, Mümin ve Salihse safâda; kâfir ve mücrim (ağır suçlu) ise; cefadadır. Bunu insan, kendi kalbinde de hisseder. Mümin bu dünyada her ne kadar hazinse de kalbi gülmektedir. Kâfir bu dünyada her ne kadar maddi zevk ve safâda ise de; kalbi sıkıntı ve büyük keder içindedir.
Kâfir ve ağır suçlu bir dakika kendine dönüp kalbini dinlerse; sıkıntı ve acıdan çıldırır. İnanmayan denesin!.. Bir dakika yalnız kalıp, gözünü yumup kontrol etsin. Kalbinin büyük bir ızdırap içinde olduğunu görecektir.
Onun için kâfir ve ağır suçlu kendinden, kendi özünden kaçar, eğlence ve meşgale arar. Yoksa sıkıntıdan patlar. Kendi egosunun-özbenliğinin çürümekte olduğunu duyar ve büyük üzüntüye kapılır. Üzüntüsü daha da artar.
Belki de tövbe eder, sızlanır; Allahın kendine azab ettiğini anlar. İnkârdan vazgeçip ettiklerine tövbe eder. Daha da Tanrıya karşı gelmez. Çünkü Allah Âdildir. İnanan ve kendine teşekkür edene azab etmez. (Sûre-i Nisada da) bu şekilde Rabbimiz açıklamıştır:
İnanır ve şükrederseniz; Allah size neden azab etsin?..(Nisa -147)
Mezarda ise; bedenden başka bir şey yoktur. Ruh bedenden çıkmıştır. Ya Cennette ya Cehennemde ya da berzahtadır. Cennet ile Cehennem arasındaki berzahlarda. Bir keşif ehli Peygamber veya Veli insan, bir kabre varsa; ona kalp gözüyle baksa; Ona o mezarda görünen; o insanın Cennet veya Cehennemdeki ya da berzahtaki Ruhudur. Ruhun durumudur. Yoksa mezarda Ruh diye bir şey yoktur. Mezar orada bir sembol, bir yansıtıcıdır; O keşif ehli zât için, kabir hakkındaki Hadis-i Şerifin de anlamı budur.
Sorguyu-suali Melekler yapmaz. Sorgu-sual, bizzat Allah-u Teâlaya aittir. Melekler; Müminlerle konuşur, müjde verirler, Selam, Selam derler. Müminlere dua ederler, Onlar bizim Evliyamız , dostlarımızdır.
Nahnü evliyâüküm Biz, sizin dostlarınızız. (Fussilet -31)
Zebaniler de cehennemdekilerle konuşurlar. Onlar sızlandıkça;
Sizi uyaran Resûller daha önce gelmedi mi?.., derler. Onlar, Evet, geldi.(Zümer -71) derler.
Bu mealde birçok Âyetler vardır. Kuranın Türkçesini okuyanlar. Bu Âyetlere çok rastlarlar.(39)
Sorgu-sual Melekleri yoktur. Sorgu-sual, Allaha aittir. Bu öyle bir haktır ki; Hâlık bu hakkı kimseye devretmez.
Kiram Kâtipleri var. İnsanın ölünceye kadar yanlarında durur. Hayır ve şerlerini yazarlar ya da zaptederler. Onlar, yaptıklarımızı bilir, görür-şahitler.
-Başın, Laht taşına değerse ayıkırsından maksat; yani insan ölünce her şey apaçık meydana çıkar anlamındadır. Gidelim ki görelim!.., sözü gibi.
Ölüye, telkin-i iman olmaz. Telkin-öğüt, diriyedir. İnsan ölünce defteri dürülür. Ölüye Tanrıdan rahmet, bağış dilenir. Hayırla yâd edilir. Büyük zâtların Kutsi Ruhlarından Şefaat ve Himmet, iltifat, feyz istemek caizdir. Ancak Allahın izniyle hayır göreceğine inanmış olarak. Biiznillah denilecek.
Ölünün veya dirinin günahını çıkarmak, devr-i iskat gibi şeyler; İslâm dışıdır. Ruhbanlar yapar böyle şeyleri Para sızdırmaktır ölü sahiplerinden. Mevlit okutmalı, para dağıtmalıdır. Hayrat yapılmalı. Belki fayda verir. Eğer ölen inançlı kişiyse
Cennet ve Cehennem, İç Âlemdedir.
Cenab-ı Hak Teâla,
Gökler ve yer, gayrine tebdil olacaktır, buyurmaktadır.(İbrahim -48).
Yani Gökler gök olmaktan; Yer de (dünya) yer olmaktan çıkacak; o zaman artık gökler gök değil; yer de yer değil.
Allah yoluna katli - öldürülenleri, ölü saymayın! Onlar, Rablerinin önündedirler ve rızıklandırılmakta, yiyip-içmekteler. (Âl-i İmran -169)
Bu Âyet için Şehitler diyoruz. Allahın şüheda ve şehitler olarak nitelediği kişilerin hepsinin Ruhu diridir. Gerçek Müminler, Hakka Şehid ve Şahiddir. Peygamberler, Veliler ve gerçek Sâdık ve Sâlih Müminler; hepsi de öyledir.
Şehid ve Şahid; Hakkı müşahede eden (gören) demektir. Mümin Ruh, Hakkı görmektedir.
Kuran, kalp sahiplerine ve Ona kulak tutanlara (anlamak için) öğüttür. O kulak tutanlar ise şehiddir. (Kaf -37).
Demek ki; inanmayanların kalbi yoktur. Kalbi marazdır (çürümüştür ve özünü yitirmiştir) ; işitme duygusu (Ruh kulağı) sağır olmuştur.
Fehüm lâ yübsirun - O, Onlar görmezler (Yâ-sin 9). Âyeti de var.
Kâfirler için ise;
Lâ yemutu fiha velâ yehya - Onlar orada- Cehennemde ne diriler, ne ölüler, (Âla -13), buyurmaktadır.
Demek ki; onların da Cehennemdeki durumları yarı ölü, yarı diri şekildedir.
(39)Enam -130, Mülk -8,9 ve diğer Âyetler.