BÜYÜK GÜNAH KONUSU

 

Bu konuda Mu’tezile; ”Büyük günah işleyen ne kâfir, ne Mü’mindir”, diyor.

Mezheb-i Mürcie ise; ”Mü’min ne günah işlerse işlesin, imanına zarar gelmez”, diyor. Günahkarın işini Allah’a havale-rücu ettiriyor. Bundan da ‘Zalim hükümdara itaat edilir!’, kuralını çıkarıyorlar. İbahiye yolunu açıyorlar.

Mezheb-i Mürcie; iyi amel kâfire yarar vermez, kötü amel de imana hiçbir zarar vermez (Yani Mü’min ne kadar kötülük yaparsa yapsın; imanına hiçbir zarar vermez) diyorlar. Böylece her günahı işlemek, bir nevi mübah olur ve çok kötü bir durum doğar. Âsileri, Fâsıkları sevindirir,daha da azıtır.

İmam Hasan el Basri Hazretleri ise; ”Kebair-büyük günah işleyen, Münafıktır”, der.

İmam Gazali Hazretleri, Hasan el Basri’nin görüşüne açıklık getirmiş görünmektedir: ”Kebairde-büyük günahlarda ısrar (süreklilik), küfürdür (inkârdır)”, buyurmaktadır.

Bizim kabul ettiğimiz, Hasan el Basri Efendimizin ve bir nevi O’na açıklık getiren Gazali Hazretlerinin görüşüdür. Onlara katılıyoruz.

Çünkü biz, Selef-i Salihin ve onların yolunu savunan Tasavvufçuların ve Gazali’nin itikatlarını itikat edinmişizdir.

 

 

HAŞİR VE KABİR

 

      Haşir iki türlüdür:

a)    Küçük haşir,

b)    Büyük haşir.

 

      Küçük haşir:

     

     İnsanın, sekerâtı mevt-ölüm sarhoşluğuyla başlar. Ölümü ve sonrasıyla devam eder. Sûre-i Kâf’da apaçık bildirilmektedir (37). ”İnsan ölünce şahit ve sürücü onun Ruhunu Hakkın huzuruna götürür. Allah sorguya çeker; hükmünü verir. (Kâfir hakkında) Götürün Cehenneme atın!, der”. Mü’minler içinse; zaten Onların Ruhlarının Cennette olduklarını Kur’an bildirmektedir. Sûre-i Mü’minun’un baş Âyetleri ve daha birçok Sûrelerde bildirilmektedir.(38)

      Bir de “Büyük Haşir olacak ki; o da kıyamet”tir.

      Bu âlem yok olduktan sonra umumi bir hesap; ”mahkeme-i kübra” dediğimiz… Orada herkesin ne olduğunu Cenab-ı Hak herkese gösterecek; Adâletini ve affını, bağışlamasını açıklayacak. Mü’minlerin Ruhu, tekrar parlak olarak Cennete, kâfirlerinki karanlık olarak Cehenneme konulacak.

      İrade Rabbimizindir. İstediğini bağışlar, istediğine azap eder. Allah-u Teâla bizi-Mü’minleri fazlı rahmetiyle Peygamber Efendimize bağışlaya… Affede, rahmet buyura. Efendimizin şefaatine mazhar ede…

       Haşir Ruhadır.

       Ancak Ruhun mücerret-soyut durumu var. Bir de şekil-suret durumu var. Ruh, soyut olarak şekilsiz, suretsiz bir İlâhi ışıktır (pâk Ruh).

        “De ki! Ruh, Rabbimin emrinden”.(Esra -85)

        Yani Mahlûk değil, Emir! Emir ise Nur’dur.

         Bir de; O İlâhi ışığın Allah’ın izni ve takdiriyle suret ve şekil alması vardır ki; hüviyeti, kişiliği olsun, yani herkesin Ruhu bilinsin.

         İşte bu Ruh, her insanın bedeninin şekil ve suretinde belirir. Tıpkı insanın bedeni gibi aynen parmaklarının ucu dahi; ağzı, gözü, yüzü, başı, ayakları, elleri, saçı, sakalı… Yani bu dünyada kimin bedenine girdiyse; o bedenin şekil ve suretinde görünür. Onu kendisinden katiyen ayıramazsın. Yalnız; Mü’min kalmışsa, pâk, parlak Nur ve elbiseleri ipektendir; Cennetliktir.

        Küfre gitmiş, mücrim ise; kesif siyah, hatta şekli insandan çıkmış; çarpılmış şekilde hayvana benzer. Kirli siyah ve korkunç bir surette belirir. Cehennemliktir. Fakat bu dünyada hangi insanın bedeninde ise; o insan olduğu anlaşılır.

        “Sen o kabirlerdekine mi işittireceksin!..” (Fatir -22).

        Âyeti ise; Mekke kâfirleri ve tüm kâfirler hakkındadır.

        Demek ki; burada “kabirden maksat, insanın bedeni oluyor.”

 

 

(37) Bak. Kâf Suresi 19’dan 35. Âyete kadar.

(38) Bakara -25,Nisa 57,122, Tevbe -72, 100, İbrahim -23, Hac -23,56, Talak -11, Kalem -34.