Fiil Bahsi

Bir de şu var: Allah, kuluna cüz’i bir Ruh, Akıl ve irâde verdiği gibi; küçük bir kuvvet de vermiştir. Kul bu kuvvetle iş işler. Kuvvet olmazsa, fiil- iş olmaz.

Mesela, kulun bir taşı alıp; bir insana vurması işini gerçekleştirebilmesi için kuvvete ihtiyacı vardır. Kuvvet olmazsa eylem olmaz. Öyleyse kul, Allah’ın kendisine verdiği kuvvet (enerji) ile iş-eylem yapar.

Fiili- eylemi, kul yapmaktadır. Yani o taşı Allah aldı, o insana vurdu denilemez.

‘Kul, fiilinin Halıkı-yaratıcısı değildir’, sözü şu anlamdadır: Kul, Mahlûktur. Kulun sıfatları-nitelikleri; o arada kulun fiil sıfatı da mahlûktur.

Nasıl ki; Allah Kadim’dir (Ezelidir, yaratılmamıştır), sıfatları da Kadim’dir. Allah’ın fiil sıfatı da Kadimdir. Hâlık olan Allah, Kadim olduğu gibi; fiil sıfatı ile bütün Sıfatları da Kadim’dir. Çünkü Kadim olanın sıfatı da kadim olur. Mahlûk olanın sıfatları da mahlûk olur.

Ayrıca, kulun kendisine verilen bir kuvvetle fiil-iş yapması olayında; aslında bir Halk olayı da görülmemektedir. Çünkü bir taşı alıp bir insana vurmak olayında, Halk olayı yoktur. Bir hareket vardır. Bu da bir enerji ile olur. Halk-Yaratma olayı, yoktan var etmedir. Halbuki görülen şudur: Bir taş alınıp bir insana atılmıştır… İnsanın yaptığı şeyler, Halk değildir.

‘Halk’,  olanlardan bir şey yapmaktır.

Ama şu da var: Hakikatta insandaki her şey gibi Fiil de Allah’ındır. Gerçek Fail, O’dur. O ayrı konu. Nasıl ki; Hakikat’ta hepsi O’dur (Heme O’st)...

Mesela, Allahü Taâla, kendi İzzet Sıfatı’ndan Peygamber’e ve Mü’minlere vermiş ve

“İzzet, Allah’ın Resûlünün ve Mü’minlerindir.”.(Münafikun -8) buyurmuştur.

Diğer bir Âyette de;

“Felillahi’l izzetü cemia- bütün İzzet’in tamamı Allah’ındır”.(Fatir-10)

buyurarak; İzzet-i Zât-ı Pâki’nde toplamıştır.

Bunun gibi, Allah insana Ruh, Akıl, İrâde, Kuvvet ve Fiil de vermiştir. Ama aslında hakikatta bunların hepside Allah’ındır. Bunların tamamı Zâtınındır. Ama cüz’i de olsa; kullarına da bunlardan vermiş ve insanı yüceltmiştir.

 

 

‘İMAMET’E GELİNCE’:

 

Selef olan Tasavvufçuların İtikadı şöyle:

Önce bu konuya, Eş’ari’nin görüşünü aktararak, girelim:

Hasan el Eş’ariye göre; “ Ashab, Beni Saad avlusunda toplanarak; Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali Efendilerimizi halife olarak seçmişlerdir. Dördünün de Hilafeti haktır. Dereceleri de sıralarına göredir.

Hz.Zübeyr, Hz.Talha, Hz.Ayşe, İmam-ı Aliye karşı haksızlardır. Ancak hatalarından dönmüşlerdir deriz”, diyor.

“Muaviye ve Amr İbni As ise  Hak İmam’a isyan etmişlerdir. O Hak İmam ki (Hz. İmam-ı Ali); Hak O’ndan ayrılmaz!”, diyor. (32)

Şafii hazretlerinin de görüşü budur.(33)

Şia ise; “İmamet seçimle olmaz. İmamın vasıflarını Peygamber (A.S) bildirmiştir. O sıfatlar kemâli ile Hz.Ali’de vardır”, diyorlar. “Ve İsna Aşere - On iki imamı kabul ediyorlar”.

Hz. Hüseyin’in torunu Zeynelâbidin efendimizin oğlu Hz. Zeyd ise; “Ceddim Ali Efdal’dir. Diğer üç Halife de fazil’dir. Ancak maslahat icabı efdal dururken; fazil olanın da Halifeliği caizdir. Önceki üç Halife’nin de Halifeliği haktır.”,buyurur. (34)

Ebu Hanife’nin görüşü de: “Halifeliğin, Evlad-ı Ali’ye ait olduğudur”. Yani Ehl-i Beyt’e. Şafii, “Muaviye baği (âsi) buyurur. (35)

 

Tasavvufçular; Eş’ari’nin görüşünün Cemel ve Sıffeyn ile ilgili olanının; bu konuda son iki görüşünü aynen kabul ederler. Zaten Onların görüşü de odur. Cemel, ictihad harbidir. Sıffeyn harbinde Muaviye ve Amr asi’dir. Yani bu ikisinin Hz. Ali’ye kılıç çekmeleri, doğrudan doğruya Hak İmam olan Emir el Mü’minin Aliyyel Murtaza Efendimize, dolayısıyle Din-i İslâm’a, Hakka isyandır. Hakka İsyanda İctihad olmaz!..

Dört Halife hakkında ise Tasavvufçular, Dört Halifenin dördünü de Hak bilirler. Dördünü de gayet çok sever sayar; Mukarrebun – büyük Evliya bilirler.

Ancak Şah-i Velâyet, İmam-ı Ali hazretleridir. (K.V. ve R.A.)

Ayrıca Mehdi Hazretlerine kadar olan On iki İmam’ı kabul ederler, Hak bilirler. On iki Ehl-i Beyt İmamı’nı kabul etmeyen hiç bir Tasavvufçu gösterilemez.(36)

Eş’arilik’te  ve Maturidilikte ise; On iki Ehl-i Beyt İmamı konusu yoktur. Onlar, ‘Hz.Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin Efendilerimizi Ehl-i Beyt‘ bilirler.

Tüm Tasavvufçular, Hz.Resulullah Efendimize ait olan İmamet Sıfatı’nın (Nur’unun) Hz.Ali ve On bir mukaddes evlâdına geçtiğini kabul ve tasdik (doğrulama) ederler. Bu İmamet, daha ziyade hidayet yolunun İmamlığıdır; ilim, irşad, imamlığıdır. Severler, sayarlar, yüceltirler. Allah onlardan razı olsun! Sevenlerden, sayanlardan,  kabul ve tasdik edenlerden; Onların yolunda yürüyen cümle Müslüman ve Mü’min kardeşlerimizde razı olsun!..

On iki İmam Efendilerimiz:

İmam-ı Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmamı-ı Zeynel Âbidin Ali, İmam Muhammed Bâkır, İmam Cafer-i Sâdık, İmam Musa-i Kâzım, İmam Ali Rıza, İmam Muhammed Taki, İmam Ali Naki, İmam Hasan el Askeri, İmam Muhammed el Mehdi (A.S., R.A., R.A., K.S.).

 

 

(32) Kelâm ilminin belli başlı meseleleri, Prof. Dr. Ebu’l Vefa el Taftazani, Mürtecim: Doç.   Şerafettin Gölcük, S.87, Kayıhan Yayın. İstanbul.

Şehristani, El Milel, C.1, S.103.

(33) M. Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi, S. 334.

(34) Şehristani : El Milel, C.1.

(35) Bak. M. Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi, S. 334.