Ancak Allah kötülüğü, şerri, Kelâmı ile emretmez. İyiliği ve Hayr’ı emreder. Hikmeti icabı kötüyü, iradesiyle Zât-ı Pâki yaratmış. Ancak kendisi, onları sevmediği, razı olmadığı gibi; Peygamberleri ve Mü’minleri de onları sevmemeye, onlarla şiddetli mücadeleye çağırmıştır. Kötü olan şeytan, nefis ve vahşi mahluklar, Haktaâla’nın  Kahri Sıfatlarının mazharlarıdır.

Zira Allah bir, eli ikidir. İki elden maksat; Kahri ve Rahmani (Celali ve Cemali) Sıfatlarıdır. Hakikatta hepsi O’nun katındandır. Ama tenezzülât ve taayyünâtta (belirmede) Mertebeler ve Mazharlar oluşur.(30)

Pâk Ruh, Aklıselim, Melek bir yana; iblis, nefs-i Emare ve vahşi hayvanlar biryana… Gece-gündüz, pozitif-negatif ve tüm çelişkiler; İşte bu Celâl ve Cemal çelişkisinden meydana gelir. O zaman Zât-ı Akdes’in birliği ve tüm Sıfatları tam bilinir. Tek taraflı bilinmez.

“Biliniz! Allah muhakkak şedidil ikabdır ve muhakkak Allah, Gafururrahimdir”. (Maide -98)

Ruh ve akıl Mahlûk olmayıp; Allah’ın emrindendir. Beden süfli sıfatları ise Mahlûk’tur. İnsanda bu iki çelişki vardır:

Kudsi, yani Ruh ve aklıselim; süfli, yani beden ve ondaki kötülüğü emreden (meyleden) nefis!

 

Beden Mahlûk olduğundan; bedenin fiili işlediği ameli de Mahlûktur.

“ Allahü hâlıkü külli şey - Allah, her şeyin Hâlıkı’dır.(Zümer-62)

Âyeti bunu bildirir.

 İnsan, Ruh ve Akıl; onun yardımcısı iyiliği emreden Allah ile; Beden ve Süfli arzuları, kötülüğü emreden nefis ve onun teşvikçisi iblisin etkisi altındadır!..

İşi-ameli ise; insanın bedeni işler. Yukarıda söylenen ulvi ve sufli tesirlerle Allah’ın kendine ayrıca verdiği kuvvet ile işler. Ya Ruha ve Akla uyar; ya bedeni heveslerine ve şeytana uyar. İkisinden birinin etkisinde kalır. Ya da bazen bir tarafın etkisinde kalarak; iş işler, amel eder.

Ruh, Akıl, Kuvvet ve İrade (dilemek), Âlem’i Emir’dendir. Mahlûk değildir. Bunları cüz’i de olsa; insana Allahutaâla vermiştir, Ulvidir. Beden ve arzuları ise; Mahlûktur, Süflidir.

Hayır, Ulvi taraftan, Şer de süfli taraftandır.

Ancak beden mahlûk olduğu gibi; bedenin sıfatları da Mahlûktur. Kulun Fiili ise bedenin sıfatıdır. Bedeni de sıfatlarını da Allah yaratmıştır.  Mahlûk olan bedenin, fiili de Mahlûk olur.

O nedenle; kul, fiilinin hâlıkı değildir. Allah da:

 “ Sizi de, fiillerinizi de ben yarattım”. (Saffat -96)

 buyuruyor.

Kulun fiili, Mahlûktur. Neden? Mahlûk olanın sıfatı da Mahlûk olduğundan... Ancak fail işleyen kuldur.

İşin yaratılması ayrı şeydir; o fiilin kimin işlediği ayrı şeydir.

Fiilin Mahlûk olması, kulun kendisinin Mahlûk olmasındandır. Bu nedenle Mahlûkun (bedenin) sıfatı da orada işlemek, iş yapmaktır. Fiil sıfatı da tabiatıyla Mahlûk olur.

Ama her şeyin Hâlıkı olan Allah’ın Zâtı Fiili, Mahlûk değil; Allah’ın Sıfatı’dır. Hâlıkın Sıfatı mahlûk olmaz. Mahlûkun sıfatı, mahlûk olur.

Öyleyse Allah’ın fiili Mahlûk olmayıp; kulun işlediği fiil Mahlûktur. Hâlık ise tekdir. O da kendinden başka ilâh olmayan Allah’tır.

Ama İnsan; Mahlûk olan bedeni ve heva’sı (yani kötü arzuları ki bunlar; Mahlûk olan bedenin sıfatları, nitelikleridir) ile Ruhu ve Aklı’nın (bunlar da Allah’ın emrindendir.) etkisindedir.

Emir, Mahlûk değildir.

“ Elâ lehül halkü ve’l emr - Ayık olun! Emir de Halk da Allah’ındır”. (Âraf -54)

İnsan, Emir ve Halk’ın etkilerinde kalarak; onların istediklerinden birini işler. Fiil ise beden vasıtası ile olur.

Kul, fiilinin hâlıkı değil ama; kul, fiilinin failidir. O nedenle kisbi-kazancı kendine ait olur. Bu kazanç, ya iyi-hayırlı bir kazançtır; ya da kötü şer bir kazançtır. Çünkü her kul, elinin yaptığının karşılığını görecektir. Allahu Taâla da bunu açıklamıştır:

“Kul, yaptığından sorumludur”. ( Nahl -93, Enbiya -23).

Ya ceza, ya mükâfat görecektir.

Yukarda geçen, “Ayık olun! Halk da Emir de Allah’ındır”, Âyeti ile Ârifler; Kur’an-ı Kerim’in, ‘Kadim’ olduğuna hükmetmiştir. Ahmed bin Hanbel’in üstünde durduğu bu Âyettir. Çünkü bu Âyette, halk ile emir arasında bir fark var. Kur’an Allah’ın emridir. O nedenle Mu’tezile’nin ’Kur’an Mahlûktur’ demesi yanlıştır. Emir, Halk olmadığı için Mahlûk denilmez. Mahlûk olmadığı için de Kadim’dir.

Ruh da Emir’dendir.

“Küllirruhu min emri Rabbi – De ki! Ruh, Rabbımın Emrinden”. (Esra -85)

 O nedenle Ruh da Mahlûk değildir; Emir’dir. Bundan dolayı da Kur’an, Kadim’dir denilmiştir. Asıl Kadim olan ise; Mütekellim - konuşan, Âmir- emredendir. Emir, Kelâm, Ruh ve Kur’an, Allah’dan sadir olmuştur. Ama asla Mahlûk değildir. Allah’ın pâk nefesidir. Rahman’ın nefesi de Nur’dur.

Allah’tan bir taayyün (belirme), bir hudus olmuştur ama her muhdes (sonradan olma) Mahlûk değildir. Şafak gibi, Şafak Güneştendir. Güneş’in bir belirmesidir. Muhdesdir, sonradan olmuştur ama; Güneşten ayrılmaz. Fakat bizzat Güneş’in kendisi değildir.

Kur’an ve Ruh;

Allah’ın Kelâm ve Emir Sıfatıdır.

Allah Nur’dur, Allah’ın Sıfatı da Nur’dur. Nur ise hakikatte bir tanedir. Ama hakikat’ül  hakikatta, gerçeklerin gerçeğinde…

 

(30) Daha geniş bilgi için bak. VARLIK, Kâzım Yardımcı, Bilmen Bas. İstanbul, 1974.