Fânifillahın ardı da Bakâbillahdır. Bu da Tasavvuf meselelerindendir. Bir buz denizde yok olursa ne olur?.. Artık buz kalmadı!.. Zaten Tevhidde ikilik yoktur. Burada ne demek istediğimizi anlayan anlasın!. Bir kalıp buzu (diyelim Mersinde ) sıcak denize attık; beş dakika sonra bulamazsınız! Bu öyle bir Fenâdır ki; artık denizde bekâ bulmuştur. Yani Hûlaşmıştır. Burası sır!..
İşte Gerçek Vuslat da budur!
Vuslatta iki şey yoktur; Vuslatta bir şey vardır: Allah!..
Kul yok olur. Sanki yaratılmamış gibi olur.. Oradan ötesini ancak Peygamberimiz bilir. Bu sırrı bilen Ârifler olmakla birlikte; tam hakikatini Efendimize (A.S) vermiştir. Çünkü bütün Ruhların babasıdır. O güçlüdür; yani Güneştir. O kadar Nuru ancak Güneş kavrar. Yıldız, Ay, diğerleri kavrayamaz.
Bundan sonra en çok bilen; Hz.Ali, Evlatları, Hz.Ebubekir, Hz.Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Aşere-i Mübeşşerre, On iki Ehl-i Beyt İmamı, Piranlar, cümle Evliyâlar ve Evliyâlar da derece derece
Ûtul ilme derecât - Derece derece ilim verilmiştir. (Mücadele-11)
Yine bu Âyette;
Yerfeillahullezine âmenu minkum - Siz Müminlerden bazısını yücelttim, buyurur.
Mesela Hz.Aliye ilim verdi, yüceltti, Hz.Ebubekiri mağarada irşâd etti, yüceltti. Sizin içinizde, Râfi (Yüksek) olanlar var buyurdu:
Verefâna leke zikrek - Senin zikrini râfi kıldım: Seni yücelttim (İnşirah -4)
Tasavvufun hakikatte (gerçekte) kelime anlamı yoktur. Ashab-ı Suffadan, suf giydikleri için ki Peygamberin Ashab-ı Suffası Mâneviyatçıdır. Daima işleri Zikir, Tesbih, az yemek, az içmek, az uyumak, az konuşmak gibi Kendilerini Allaha vermişlerdir. Ve Onlar biraz da Rical-i Gaybidir (Metafizikçi insanlardır).
Ashabdan, Hulefa-i Raşidin ve ileri gelenler de; açıktan açığa Mâneviyatçılardır!.
Tasavvufun kelime anlamı yok dedik.. Evliyalar, Ârifler, (Allaha tam ârif; ârif-i billah olanlar) böyle bir şifre kullanmışlardır. Tasavvuf: tevbe yolu, zikredip, ibadet edip; Sâf olma yolu. Ondan sonra da; Fâni olmak. Benlikten kurtulup, ikilikten kurtulup; Tevhidin sırrına ermek (buna Sırr-ı Vahdet de denir)(27)
Allah hepimize nasip eyleye!.. Bu vahdet şarabını hepimize içire. Bezm-i Ezelde (başlangıçta) içirdi; bir daha içirip kurtara bizi!
İşte kardeşlerim! Tasavvuf bir denizdir; ardı-arkası gelmez Tasavvuf sonradan çıkmış değil! Kuran-ı Hakimde mevcuttur! Çünkü Tevbe, Sâfiyet, Velâyet, Fâniyet, Mârifet, Aşk, Zikir konuları, Kuran-ı Kerimde hepsi yazılıdır; mevcuttur. Sünnette de bunların hepsi vardır.
Tasavvuf aşırı bir Allah sevgisine dayanır.
Kuran-ı Kerimde hepsi yazılıdır; mevcuttur. Sünnette de bunların hepsi mevcuttur.
Kuran-ı Kerim bunu açıkladı:
Kül inküntüm tühibbunallahe fettebiûni - De! Allahı seviyorsanız bana biat edin. Hatta, Yuhbibkumullah Allah da sizi sevsin, sizi seve Bakınız, Veyeğfirleküm zünûbeküm - (Bana bağlanın ki) günahınızı bağışlaya. (Âl-i İmran -31).
Demek ki muhabbet şart !.. Kul Allahı sevecek ki; Allah da kulu seve.
Zaten Allah,
Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbebtü li yüraf - Ben gizli bir Hazineydim, bilinmekliğe muhabbet ettim (sevdim),(Hadis-i Kutsi) buyurur.
Demek ki; sebebi halk da (Varoluşun nedeni); Rabbül Âleminin Zâtında mevcut olan; Muhabbet, Mevedded Sıfatı, Muhib, Vedud Esmalarıdır. Muhib, seven demek. Habib - Mahbub, Sevilen. Vedud da seven, sevilen, sevgi, sevgi veren anlamınadır. Bütün bunlar, Esma-i Hüsnanın anlamında vardır. Bu sevgi; Resulullah ve Ehl-i Beytini sevmekten ve biatdan geçer.
Allah bizi, Alim, Hâkim, Vedud , Muhib, Hâdi, Rahman, Müstekim isimlerine mahzar ede!..
Hakiki Tasavvufçuların; Ehl-i Sünnet olsun, Şia olsun hakikatte İtikatlları işte budur ve bu birdir, değişmez. Bazı Evliyaallah arasında bazı şeyler var; onlar nüans farklarıdır. Cümle Tasavvufçuların söylediğinin içeriği birdir!
Allah bu Evliyaallahın, Ehl-i Beytin, Ashabın, On iki Ehl-i Beyt İmâmı Efendilerimizin, Dört büyük Gavsullahın Ârifler ve Evliyaların yolundan bizi ayırmaya!..
Biz Onlara inanmışız, biat etmişiz; Müslümanız, Mâneviyata inanıyoruz, Metafiziğe, Ruha, Meleğe, Allahın Hakikatine inanıyoruz. Eğer bu saydıklarımız olmasaydı; o zaman peygamberler sadece bir Fıkıhçı, bir hukukçu olurlardı.
Halbuki öyle değil; Din metafiziktir, Gayba İmandır.
Metafizik gerçekleri bilmeyen, Metafizik gerçeklere inanmayan Mümin değil, Müslümandır. Yani İslâmın zahiri kuvvetine teslim olmuştur. Biz burada Müslümanı teslim olmuş mânada kullanıyoruz.
Son söz; İtikadda (ki buna Tasavvuf diyoruz), Fıkıh da Kuran-ı Hakimde ve Sünnet-i Nebevide mevcuttur. Peygamber (a.s.v.) bunun en büyük izahçısıdır (açıklayıcı). En büyük Ârifdir. Ondan sonra Ehl-i Beyt, Hulefa-ı Raşidin, Ashabın büyükleri ve On iki Ehl-i Beyt İmamı, Evliya, Ârifler bilir. Bunların yolunda gidenler de bunu öğrenir. En azından biz, bunların inandıkları gibi inanmaya mecburuz. İşte gerçek Selefilik budur! Selef-i Salihin (r.a.) yolu.
Sallu ala Resûlina Muhammed, Sallu ala Habibina Muhammed, Sallu ala Şefiina Muhammed, Sad Salli Mürşidina Şâh-ı Velâyet. Allahümme Salli ala Seyidina Muhammedin ve ala Âlihi ve Ashabihi ve sellim
Lâ feta illa Ali, La seyfe illa Zülfikar Ali gibi er, Zülfikar gibi kılıç yoktur!.. (28) Sadake Resûlullah.
Yüce Rabbımız Allah; bizi, Dinimizi, Şah-i Merdan ve Zülfikarı ile esirgeye! Şarktan garbe cümle Müslümanlara hakiki imanı, İslâm kardeşlerinin birbirlerine sevgiyi vere!..
İkilikten, tefrikadan, fesaddan, anarşiden, cehâletten, gafletten, birbirimizi yemekten bizi koru Ya Rabbi!..
Bize nusret (yardım ) eyle ya Rabbi, kâfirler üzerine!(Bakara -286)
Allahu maana - Allah bizimledir; Müminler iledir.(Tevbe -40)
Allah bizim Velimizdir. Resulullah Efendimiz de bizim Velimizdir. Hazret-i Ali de bizim Velimizdir. Hazret-i Ebubekir de, Ashablar da, Evliyâlar da gerçek Müminler de bizim Velilerimiz, dostlarımızdır. Allah, Onların hepsinden râzı olsun!..
(28) İslâm Tarihi, Hz.Muhammed ve İslâmiyet, M. Asım Köksal, C. 3, S. 117.
Kaynaklar: İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire, C. 3-4, S.100.
Taberi-Tarih, C.3, S.17.
İbn-i Esir, El Kâmil, C.2, S.74.