2) ŞERİATTA ve TARİKATTA ZEKÂT
Şerlatın ve Tarikatın zekatı vardır; ayrı ayrıdır.
Şeriat hükümlerine göre verilen zekât, dünya kazancından, malum had dünyalığa sahip olduktan sonra, muayyen bir şeyi, her yıl
ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktır.
Tarikattaki zekâta gelince; o da âhirete ait kazançtan verilir. 0,
âhiret fakirlerine ve ona muhtaç olanlara dağıtılır.
Zekât aynı zamanda sadaka demektir. Bunu Allah-ü Teala:
- “Sadaka fakirlerin hakkıdır” (Tevbe - 60)
Mealine gelen âyeti ile bildirdi.
Verilen sadaka fakir’e ulaşmadan Allah-ü Teala’nın eline değer. Bundan murad
ise, Allah-ü Teala’nın o sadakayı kabulüdür.
İşte büyük zatlar, yaptıkları iyiliğin sevabını asi kullara bağışlarlar.
Allah-ü Teala ise, onların Haccı, orucu, namazı, sadakası, tesbihi, tehlili
kadar Gufran sıfatını tecelli ettirir, benliklerini örter.
Onların bu cömertliği o kadar ileri gider ki, hiçbiri için kendine has varlık
kalmaz. Ne bir sevabı ne de bir iyilikleri kalır.
Bu yola giren zatın varlığı kalmaz; iflas halini yaşar. Çünkü cömerttir. Allah-ü
Teala cömert kişiyi, iflas edeni sever. Peygamber (S.A.) efendimiz bunu şöyle
anlattı:
- “Müflis, iki cihanda Allah’ın emanetindedir.”
Burada Rabia-ı Adaviye r.a.
tarafından okunan bir duayı zikredelim... 0 şöyle yalvarırdı:
- “Allahım, benim dünyalık nasibimi, kafirlere ver. Âhiretten nasibim varsa, onu
da senin mümin kullarına dağıt. Dünyada yalnız seni anmayı dilerim. Öbür âlemde
ise, seni görmeyi arzularım; çünkü kul ve muvakkat bir zaman için, elinde
tuttuğu şey, sahibimindir.”
Kıyamet günü her iyilik on misli sevap getirir. Bunu Allah-ü Teala haber
verir:
- “Bir iyilik getiren, on misli ecrini alır.” (En’am, 160).
Zekâtın bir başka manası da, nefsin temizliğidir. Nefis; nefsanî sıfatlardan
pâk olursa, zekât manevi değerini bulur.
Bu Âlemde verilen bir parça dünyalık, öbür âlemde kat kat ecir getirir;şu
Âyet-i Kerime bu manayı ifade eder:
- “Allah-ü Taâladan kat kat ecir alması için onunla güzel bir borç işine
girecek kim var?.” (Hadid, 11)
Yine buyurur:
- “Nefsini tezkiye eden iflâh oldu.” (Şems, 9)
Yukarıda zikri geçen Âyet-i Kerimede bahsedilen borç; iyilik cinsinden bir
parça da olsa, malını, Allah yolunda Allah’ın kullarına dağıtmaktır. Bu
dağıtmaktan yalnız Allah-ü Teâla’nın vech-i kerimi düşünülmeli; maddi şeyler
akla gelmemeli... Yapılan her iyilik Allahın kullarına şefkat yolu ile
verilmeli. Onları minnet altında bırakmak için değil... Allah-ü Teâla bunu da
bize şöyle bildirdi:
- “Verdiğiniz sadakayı, minnet ve eza ile iptal etmeylnlz.” (Bakara,
264)
Sonra, insan yaptığı iyikle dünyalık bir şey talebinde bulunmamalı.. İşte
bunun bir adı infaktır. Bunun da neden ve nasıl verileceğini şu Âyet-i Kerime
bize anlatır:
-“Sevdiğiniz şeyi Allah yolunda vermedikçe, Iyiliğe nail olamazsınız.”
(Al-i İmran, 92)