Müşrikler, önce heva ve heveslerini simgeleyip, cansız oyma putlar yaptılar, sonra âlihelerinin önünde eğilip taptılar ve onlardan yardım istediler. Tıpkı Hristiyanların, önce Allah’ı İsa ve Meryem’e dönüştürüp sonra da onların taştan-demirden heykellerini yaparak, önünde eğilip taparak, sanki duyuyorlarmış gibi onlara yalvararak yardım istedikleri gibi.. Öyle ki Vatikan’da, mermerden Meryem Ana heykelinin ayakları, öpe öpe aşınmış, dümdüz olmuştur. Ve nerede iki tane çöp, demir çubuk buldularsa çaprazlama bağlayıp salip-haç yaptılar ve boyunlarına kadar heryere astılar. önce Ruh’u beden ettiler, bedeni de iki çubukla küçülttüler ve Koca İsa’yı çer-çöp ettiler.
       İşte buna karşılık biz, Sure-i Fatiha’da “Biz sana taparız, ve biz senden yardım bekleriz.” diyerek uydurma ilâhlara tapmayı, varlıkları olmayan ve cansız olanlardan yardım istemeyi reddederiz. Hak’kı bilen (Ârif) ve Hakkı gören (Şehit)Ierden de Allah’ın izniyle şefaat bekleriz. Bu da Kur’an-ı Kerim’de kesin olarak sabittir. “Nahnü Evliyaüküm- Biz sizin Velileriniziz” (Fussilet: 31), (Zuhruf: 86) Bu Âyete göre “Melekler Mü’minlerin Velileridir”.
        Melekler, insanlara yardım eder. Ruh-u Âzam, Küll-i Ruh olan Peygamberimiz ve Varisleri Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ebubekir ve Veliler bizim şefaatçimiz ve yardımcılarımızdır. Peygamberimiz:

           “Benim şefaatim -yardımım ümmetimin kebair-büyük günah işleyenlerine-ehlinedir.” buyuruyor.
        Arapça Gramerde: “İyya”, İlgi-aidiyet- mahsus kılma anlamınadır. “İnnema-Ennema” kelimeleri ise -Ancak- anlamınadır. İyyake Sana, İyyaye-Bana, Iyyahu-Ona anlamındadır. “lyyake na’büdü” Âyetinde, olmadığı halde “Ancak sana taparız” meali vermek caiz olabilir. Zira Allah’tan başka Ma’bud -tapılacak olmadığı Kuran’da yüzlerce Âyette ifade edilmektedir. Allah tekdir ve Mutlak’tır (Nahl: 22)..”İyyake nestein” âyetine ise “Ancak” edatını koymak, yukarıda anlattığımız gibi yanlıştır. “Bi iznillah, bi iznihi” âyetleri ise delilimizdir. Enbiya, Evliya ve Şehitlerin ruhları diridir. Allah’ın emri olan, Ruh-u Kudsi’ Kutsal Ruhlar ölmez, Allah’ın yanındadır, istediklerine ve isteyenlere yardım ederler.

     “Günahkarların ruhu berzahlarda, müttekilerin ruhu Allah’ın indindedir.” (Kamer 55). Aksini düşünmek, söylemek:
ancak, Müslümanlara bir sataşmadır, demogojidir, ortalığa fesat

yaymaktır. Hem de Enbiya, Evliya, Şehit ve Melekleri küçümsemektir. Onları küçülten Allah’ı küçültmeye kalkmış olur, sonunda iblis gibi zelil ve hakir kalır. Bunlar aslında, Mâneviyat-Ruhaniyat Aleyhtarı, Materyalist, Maddeci kişilerdir. “Yardım ancak Allah’tan istenir’ derler sonra zenginlere, idarecilere dalkavukluk, yağcılık ederler. Kur’an’daki mecazi anlamı da kaldırıp Cenneti dahi maddeleştirmeye çalışırlar.
     
Ruhani-Allah yolunun yolcuları ise: Üstadları, Hocaları, Öğretmenlerine-dünyada iseler vicahi-.sevgi ve saygı gösterirler, O’nları büyükler ve över, önünde eğilir, ellerini öper, hizmetlerini görürler. Çünkü: O’nlarsız: Ne Allah bilinir, ne Hak Yolu Öğrenilir. “İnsan-ı Kâmil, Allah’ın halifesi, aynası, varisidir.” (Bakara: 30). Şayet vefat etmişseler Nurani, Kutsi, Yüce Ruhlarına yönelerek, cehalet ve nefs-i emmarenin karanlığından kurtarmaları için himmet istenir, ilim-irfan, aşk ve feyz taleb edilir.
     Bilindiği gibi ve dialektiğin gereği: Daima zayıf, güçlüye mahkumdur. Onun için hürmet eder, önünde eğilir. Yapmazsa ezilir, bundan ötesi mugalatadır...
      Allah’ın: Maddi-Mânevi, Zahiri-Batıni, İç-Dış Âlemindeki hiyerarşisinde de durum böyledir. Buna baş kaldıran, kibirlenen, böbürlenen ezilir, azap görür. Dünyadaki huzuru bozmak isteyen fesatçılar olduğu gibi. Mânevi düzene (İnsan-ı Kâmil ile Allah’a ulaşma) hiyerarşisine de başkaldıran dini görünen fesatçılar vardır.” (Tevbe: 34)..” Hem bunlar en tehlikelisidir, molla kisvesinde görünen maddeci ve çıkarcılardır.” (Meryem: 69).. “Özlemleri lüks yaşam içindir, bunun için yapmayacakları dalkavukluk yoktur. Dini, dünyaya-menfaatleri doğrultusunda-tahvil ve tevil etmeye dahi kalkışırlar.” (Bakara: 86). Bunlar Haham, Papaz ve Mollaların çoğudur. Bunların Kur’an’daki  adları “Ribbiyyun’dur.” Allah bunların “Peygamber ve İnsan-ı Kâmil’Ie mücadele ettiklerini” buyurur. (Âl-i imran: 146). Bunların malesef çok azı olan .İyilerini tenzih ederim.
      Allah, Müslümanları ve insanlığı böylelerinden ve tehlikelerinden muhafaza buyursun. Enbiya, Evliya, Şüheda ve Ârif-Âlim Hak Dostlarının sevgisini kalbimizden, Şefaat, Himmet ve yardımlarını üstümüzden eksik etmesin.. Âmin...
     Konuyu özetlemek gerekirse: Emevi din yorumunu daha da
katılaştıran, İbn-i Hazm ve İbn-i Teymiye’nin bir uzantısı olan bazı Ehl-i Sünnet dışı mezheplere göre: “Peygamberden, Peygamberlerden Velilerden Şefaat-Yardım isteyenler, kabirleri ziyaret edenler, Peygamber ve Velileri dost edinenler, kurban kesenler kafirdir, müşriktir, putçudur’ deniliyor. Bu durumda: 1,5 milyar Sünni, Alevi,Şii olan biz Müslümanlar ve 1400 yıllık atalarımız hep kafir, müşrik ve de putçuyuz, yalnızca: şu anda sayıları 200-300 bini geçmeyen onun da yarısı belli bir aşiret ve bürokrat olan kişiler müslüman ve muvahhid öyle mi?.. Bu ancak insafsız birtefrikacılıktır. Sünni, Alevi, Şii olan halkın çoğunluğu Müslümandır.
       Bir de “Allah ile kul arasına kimse giremez” sözünü ikide bir tekrarlayan bu Ehl-i Sünnet dışı mezhepdekiler Ayırsınlar bakalım din ile dünya işlerini, kabul etsinler demokrasiyi, benimsesinler 4 Halife’nin seçimle işbaşına geçme sistemini.. Hem, hiç dikkat etmiyorlar mı cenaze namazına... Cenaze Namazı çok önemlidir. Doğrudan önümüze koyup, onu da kıblemize eşdeğer tutup namaz kılıyoruz. Bu da tıpkı Meleklerin: Âdem’i kıble edinip, Âdem’e secde ettikleri gibi bir olaydır. Burada Âdem ve vefat eden Müslüman insan kardeşimiz kıbledir. Çünkü önümüzdedir ve yüzümüzü ona dönmüş durumdayız. “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” (Bakara: 144). İbadet, Allah’adır. Ama kıble olarak, Âdem ve vefat eden kardeşimiz, cenaze namazıyla yüceltilmektedir, bu bir saygı, bir tazimdir. Zira, Âdem ve evladı yücedir. “Âdem’e bütün isimleri öğrettim.” (Bakara: 31). “Âdem ve Kâmil İnsan olan evlatları, Allah’ın halifesidir.” (Bakara: 30). “insan yücedir.” (Tin: 4)
       Bu durumda: Melekler, Âdem’e secde etmekle, Müslümanlar da vefat eden insana yönelip salat, dua, namaz kılmakla müşrik mi olmaktadırlar. Yusuf’a secde eden Ebeveyni ve kardeşleri müşrik midir?
        Aslında onlar, İnsan-ı Kamile de, 4 büyük Halife’ye de, 4 mezhep imamına da, Maturudiye de, Eş’ariye de, Şiaya da tasavvufa da zaten karşılar. Mâneviyatı inkar eden, veya fizik ötesi âlemi de yorumlarıyla maddi-cismani kılan materyalistler bu Ribbiyyinler yani; (Rab’cı-Allah’cı geçinen dini bilginlerin çoğu) bunlara göre Nurani-Rahmani Âlem, Nurani Cennet yoktur. Cennet’te dünya gibi maddedir. Halbuki Ruh-Melek ve Cennet Âlemi, Emir’den yani Nur’dandır. Emir ise Allah’ın Kelim sıfatıdır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın emridir, Allah’ın kelamıdır ve Nur’dur. Allah’ın emri-kelimesi ve nefesi cisim, mahluk, madde değildir. Bunlar, bu saydıklarımız Sıfat-ı Zât-i Bâri’dendir. Âlem-i Melekut ve Ceberut’tur.
      Allah ile kul arasına giren kimse yok ki.. Aracı Ilimdir, irşat ilimledir. Hakiki Mürşit ilimdir. Ancak ilim, kendiliğinden irşat yapamaz. İlmi bilen, Ârif lazımdır. Aracı Âlim,Ârifdir. Bilindiği gibi İslâm’da İlim: Zâhir-Bâtın, Fıkhi ve Itikadi ilimler diye ikiye ayrılır. Fıkıh (İslâm Hukuk İlmi), zahiri ilimler kategorisindendir. İtikat-İman İlmi ise; Felsefi, Kelami, Tasavvufi diye üç bölümdür. Bunların da bilge kişilerine Âlim ve Âriflerine ihtiyaç vardır. İrşat ilim iledir, ilim de bu görevi bilge Âlim, Ârif kişiler aracılığı ile yapar. Bunun da başka yolu yoktur.
        İşte bu bilge kişilere: Medreselerde Fakih, Feylezof, Kelam Âlimi... Tekkelerde ise Üstad, Ârif, Şeyh,Baba, Pir, Dede ünvanı verilmiştir. Bilindiği gibi Tasavvuf medreselerden değil, Tekkelerden zuhur etmiştir. Hiçbir Tasavvufçu gösterilemez ki O, bir Tarikat Piri veya mensubu olmasın....
        “Aracı yoktur, mürşit ilimdir” gibi sözler saptırılmasın. Âlim, Ârif aracısı olmadan, ilim-irfan kendi başına irşat görevini yapamaz. Araçsız amaç olmaz. Rehbersiz, maddi-Mânevi hiçbir yere, amaca erişilemez. Aracı sadece rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve Allah’a kavuşmakta rehberdir. Peygamberler ve Veliler Âlim, Ârif kişilerdir. Hak yola ve Allah’a kavuşmakta rehberlik ve mürşitlik yapmaktadırlar. Ancak, gaye her zaman amaçtır, ama araçsız amaca da kavuşulamaz. Ampülsüz elektrik ışığından yararlanılamaz. Kur’an-ı Kerim’de “Errahmanü fes’eI bihi habira - Rahman’ı, Rahman’dan haberdar olandan sor” (Furkan 59)buyuruluyor. Demek ki; Rahman’ı; Rahman’ı bilen-haberdar olan- Âlim, Âriflerden sorup öğrenmemiz emrediliyor.

        İlim-fiil.. Âlim-fail.. İlim-Kur’an, Âlim, fail Muhammed (S.A.), Kâmil İnsan’dır. Kur’an’ı bilmek için illa bir Kâmil İnsan, Muhammed (A.S.)a ihtiyaç vardır. Bunun başka yolu da yoktur. Hal böyle olunca da, rehbere bir teşekkür etmek, sevgi ve saygı göstermek lazımdır. Hocaya, öğreticiye, hak yola rehberlik ediciye, babaya, büyüğe sevgisi, saygısı, teşekkürü olmayanın Allah’a hiç olmaz. Böyle birisine değil Müslüman, insan bile denmez. Çünkü, sadece Allah’ı yüceltiyor görünüp, şerefli ve mükerrem insanı küçültmek ve sevmemek İblis’in işidir. İblis mel’unu da AlIah’ı Yüce kılıp, İnsanı-Âdem’i küçük gördü ve sevmedi yani büyüklendi!... Ama sonra tel’in edilip, recm edildi (kovuldu, taşlandı).
       Hristiyanlarda Martin Luther de: Bu aracı kabul etmeme fikrini, Emevi din yorumcusu Emevi kökenli, Zahiriye Mezhebi’nin kurucusu İbn-i Hazm’dan almış, ve Papa’ya karşı çıkıp protestanlığı kurmuştur. Ama 500 yılda sayıları 50 milyonu geçememiştir. Bugün Hıristiyanlığın %90’ı Katolikler ve Ortodokslar’dan oluşmaktadır. Bu aracı kabul etmeyen, velileri inkar eden Luther’ciler hem Müslümanlar, hem Hıristiyanlar arasında hep ifrad ve tefritçi olarak bulunur ve her zaman bir avuç azınlıktırlar. Çoğunluk, böyle sapık-aşırı fikirlere itibar etmez. İşte pratik de meydandadır.
        Büyük bilgin, Âlim, Ârif olan Enbiya ve Evliya’nın kabirlerini korumak, simgelerle O’nların fiklrlerini canlı tutmak: Bir hatıra, saygı, sevgi ve vefa ifadesidir. Yoksa kimse mezara tapmaz, her Müslüman Allah’ı bir bilir. Hiç bir Müslüman, cansızdan, cesetten, taştan, topraktan birşey istemez. Ölmez olan, canlı olan Allah’ın emri ve ruhundan istekte, talepte bulunur. Şefaat himmet ve feyz ister ve bunların Allah’ın izniyle olacağını bilir. Müşrikler ise; cansız sanemlerden (putlardan ve uyduruk âlihelerinden) yardım isterler ve uyduruk âlihelerini Allah’ın yaratmadığını ve onların da bizatihi Allah gibi Kadim olduklarını, ve kuvvetlerinin de bizatihi kendinden olduğunu, Allah’ın onları yok edemeyeceğini söylerler. Yani onları da Allah gibi Kadim, Ezeli bilirler. Kuvvetlerini kendiliğinden var bilirler ve uyduruk ilâhlarını Allah yaratmamış ve Allah yok edemez, onlardaki bilgiyi de Allah vermemiş. O âliheler kendi müstakil güçleriyle vardır diye bilir müşrikler ve müşriklere göre “Allah büyük ilâhtır, diğerleri küçük...” (Enam:19), (Mü’minun: 117). Tevhidi bilmek için önce şirkin ve şirketin ne olduğunu bilmek gerekir.
        Kardeşlerim, hangi Müslüman; “Âdem’i, Evliya’yı Allah yaratmadı, onlardaki ilim, kuvvet feyz Allah’tan değil” der. Böyle bir Müslüman var mı ki, Enbiya ve Evliya’ya Allah için hürmet edene Allah’ın izniyle himmet isteyene Müşrik deniliyor. Her Müslüman bilir ki, Enbiya ve Evliya’yı da herşey gibi Allah yarattı ve Allah onları da, herkesi de öldürür ve öldürecektir ve onlardaki ilim, kuvvet, feyz Allah’ındır. Kuvvetin, ilmin, feyzin kaynağı Allah’tır. Herkes Allah’ın kuludur. Ma’bud, İlâh Allah’tır.
       Allah birdir Enbiya ve Evliya ise Haktır. Her himmet ve yardım Allah’ın izniyledir. Ve Allah’ın şefaate ve irşada izin verdiği Enbiya ve Evliya ve tek kelime ile pâk ruhları Allah’a yaklaşmış Mukarrebun’lar yani, Kâmil İnsanlar vardır. Kimse cansız varlıklardan birşey istememektedir. Enbiya ve Evliya’nın ruhu Hay’dır. Ölen cesettir. Ruh Allah’ın emridir, ölmez. Günahkar ruhlar berzahlardadır. Pâk Ruhlar, Allah’ın indindedir.                           

       “İnnel müttekine fi cennatin ve neher. - Müttakilerin ruhları Allah’ın indindedir.”(Kamer-55)

 Âyeti apaçıktır. Müşriklerin uyduruk ilâhları Allah’a yakın değildir. Hem onlar yoktur ki. Onlara tapmakla Allah’a yakın olunsun. Ama Allah’ın huzurunda, yanında, yakınında olan Enbiya, Evliya ve Mukarreb ruhların sahipleri Allah’ın dostudur ve insanlara şefaatçidirler.
       Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de

       “Mü’minlerin, mü’minleri dost-Veli edinmesi,”(Enfal-72,Tevbe-71)

 tavsiye hatta emri varken, Mü’minler, Allah’ın dostları-Velilerini Veli edinmekle Kur’an-ı Kerim’in emıine uymuş olmuyorlar mı?..