“İYYAKE NA’BÜDÜ VE İYYAKE NESTEİN”
           ÂYETİNİN GERÇEĞİ

 

 

       Bu Âyetin gerçeği şudur: “Biz sana taparız ve senin inayetini ve yardımını isteriz.” Mealciler ise: ‘Ancak sana taparız ve ancak senden yardım isteriz.” diye meallendirmektedirler. ‘Sanataparız-seni Mâbud ediniriz’ kısmının başındaki “Ancak” kelimesi teyit içindir. Zira Allah’tan başka Ma’bud olmadığı, Kuran’da yüzlerce Âyette bildirilmektedir. “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah’ (Muhammed: 19) -Iyi bil ki Allah’tan başka İlâh yoktur.-
       Ama Allah’tan başkasından yardım alınmaz diye bir âyete de rastlanmaz. Aksine “Mü’minlerin birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerini veli edinmeleri” tavsiyesi vardır.
       Müşrikler Allah’dan başka oyma cansız putları ma’bud edinirlerdi, ve putlar diriymiş, işitiyormuş ve bir güçleri varmış gibi onlardan yardım iste derdi. Onun için Allah: “İlâh edindiğiniz oyma putlar, size ne fayda ne de zarar verir, ne diye onları çağırıyorsunuz ey cahiller’ (İsra: 56). demektedir. Ama canlı varlıklar, hem zarar hem de fayda verebilir.

       Ayrıca, “İyyake nestein” Âyetinde Rabbimiz : “Ya Nesir” Esmasını değil, “Ya Müstean” istiane -İnayet- Esmasını kullanmıştır.
       Allah: “Kûnû ensarullah” -Allah’ın yardımcıları olunuz.- (Saff: 14) diyerek Mü’min kullarından kendisine yardım istemektedir. Allah’a yardım eden kul, insanlara, hayvanlara bitkilere nasıl yardım etmez? Tabii Allah’a yardım, Peygambere yardım anlamınadır. Peygambere yardım eden insan, diğer insanlara da yardım eder. Eğer bu “Senden yardım isteriz” Âyetini, mutlak mânada “Ancak senden yardım isteriz.” anlamında alırsak -ki böyle birşey muhaldir, imkansızdır- 0 zaman Allah’dan başkasından yardım isteyen bütün Müslümanlar müşrik olur. Bu defa: Hastaneleri kapatmak, sosyal yardım müesseselerini yok etmek velhasıl Esbaba Tevessülü (sebeplerden faydalanmayı) ortadan kaldırmak gerekir. Bu da pratik hayatı yok etmek olur. Canlı varlıklar dara da düşer ve yine canlı varlıklar yardım da eder. “Ve emmes saile fela tenhar.’ -İsteyeni boş çevirme- (Duha: 10). Bakınız bu âyette: lsteyen de var, isteyene yardım etmek de var.

Ayrıca: “İçinizden fazilet ve mal sahipleri, olmayanlara versin’ (Nur 22). Demek ki fazilet sahipleri, faziletinden feyz olarak veriyor, mal sahipleri de zekat, sadaka, vergi olarak yardım ediyor. Yardım varsa: yardım isteyen de vardır, yardım eden de vardır. Bir de şu husus var, “ölülerden, kabir taşlarından yardım isteniyor” gibi sözler aslında Müslümanlara bir sataşmadır. Her Müslüman: “Allah’ı eşsiz bir bilir”. Herkes bilir ki, kabirde ceset vardır, ancak diri olan Ruh’dur, 0 da Allah’ın emridir, O da ölmez. Cansız varlıklardan yardım bekleme cehaleti göstermez. Mü’min, okuma-yazma bilmese de, İman nuru ve feraseti ile dinini bilir, hem Mü’mine cahil denilmez. Allah: Gafillere -imansızlara cahil demekte, onlar, 1 milyon cilt kitap okumuş olsalar bile “Üstüne kitap yüklenmiş merkep gibidirler” (Cuma : 5) buyurmaktadır.  Peygamberimizin ashabının %90’ı okuma-yazma bilmezdi. Peygamberimiz de Ümmi idi. Ama o, Hoca-i Âlemdi, ilm-i Ledün’ün sultanı idi, Külli Âlimdi... Ummi de olsalar eshablar Hakkı bilirdi. Çok kuvvetli iman ve takva sahibi idiler. Cahil değillerdi. Demek ki ilim, kulak, sohbet yoluyladır. lIla ki okumakla değildir. Bunun ispatı Ashab-ı Kiram ve Ümmi Evliyalardır...
      Başka şeye tapma suçlamasında delil gösterdikleri “Biz putlara tapıyoruz ki Allah’a yakın olalım.” (Zümer: 3) âyeti ise aslında şu incelikleri içerir. Müşriklere göre: Oyma putlar, semboller, bizatihi Allah gibi mevcut, varlık sahibi, kadim-ezeli kendisine göre güç-kuvvet, istiklal sahibi, bağımsız ve Allah’ın ortakları, Allah’ın yanında ve doğanın yönetiminde söz sahibi, mülke ve tasarrufa ortak, ancak her birinin işi ayrı bilirlerdi. Örneğin: Yağmur, bereket, hayır-şer, yer, gök, gadap tanrısı gibi... Bu âliheler, tasarruflarında hür, Allah’la da tartışabilirlerdi, ancak en büyük ilâh Allah idi... Müşrikler Allah’ı inkâr etmezlerdi, ancak âhireti, mâneviyatı inkâr ederlerdi. “Yeri ve gökleri kim yarattı desen, Allah’tır derler.” (Mü’minun: 86) Madde ötesi yaşama inanmazlardı. Onlar Âhireti, fizikötesi yaşamı inkâr eden maddeci, materyalistlerdir. Öyleyse bir kişiye müşrik diyebilmek için onun âhireti inkâr etmiş olması lazımdır. Hem Allah’a göre müşrik “Zekat vermek istemeyen, yani; âhireti inkâr edenlerdir.” (Fussilet: 6-7)
     Bu yazdıklarımız celi (açık) şirktir. Bundan ötesi hafi (gizli) şirktir, riya gibi... Riya, kisve (biçimsel) dindarlığıdır, namazı, orucu bilsinler
ve görsünler diye yapmaktır. Yani riya ikiyüzlülüktür.
       Evet.. Önce şirkin ne olduğu bilinmeli ki sonra Tevhid bilinsin. 0 uydurma ilâhları bizzat kendiliğinden Allah gibi ezeli ve ebedi kadim var bilmek ve doğanın idaresi ve tasarrufunda onları Allah’a ortak kabul etmek, işte şirk budur. Allah, “Böyle bir şey olmadığını, bu gibi saçma sözlerin ilmi bir değer taşımadığını, bunların müşriklerin zannı-tahmini varsayımı olduğunu” Kur’an’da defalarca bildirmiştir. Ve “Zan, gerçek şey değildir, zanna-tahmine uymayın” buyurur (Yunus: 36) Allah’tan başka ilâh yoktur, o uydurma ilâhların Allah’la bir ilişkisi de yoktur
       Müslümanlar, Enbiya ve Evliya’yı böyle nitelemezler, bilirler ki Enbiya ve Evliya Allah’ın habercisi, elçisi, dostudur. Ve bu zatların Allah ile konuşması ve ilişkisi vardır. Müşriklerin; ortak ve kadim bildikleri uydurma ilâhların Allah’la ne ilişkisi vardır ki onlara ibadet, Allah’a yaklaştırsın. Yine Müslümanlar: Enbiya ve Evliya’da, müstakil bir güç, ilim irfan olduğunu kabul etmezler ki hepsini Allah’ın mahlûku ve kul bilirler. Onlarda olanın ve her şeyin Allah’a ait olduğunu bilirler. Onlara sevgi, saygı ve hizmetleri, Allah içindir. Onların da Allah’ın izni ile yardım ve şefaat edeceklerine, herkesteki ve her şeydeki kuvvet, ilim, güzellik ve faziletin Allah’ın olduğuna kesin inanır ve öyle ifade ederler. Öyle ise: Bi iznillah... Allah’ın izni ile, şefaat ya Habibi Kibriya, meded ya Şâh-ı Velâyet Aliyyel Mürteza ve Külli Enbiyaallah ve Evliyaallah... Aman, aman, biiznillah Huuuu Ya Dost... demekte ne sakınca vardır.
     “Refiudderecat -Derecelerin Yücesi Allah (Mümin: 15), “Utü ilme derecat - ilim derece derece verilmiştir.” (Mücadele 11), Âyetlerinden anlaşıldığı üzere Allah-ü Teâla’nın Zâti üst mekanizması olduğu ve alt tabakalarda da bir hiyerarşik düzen kurduğudur. Allah’ın, Râfi, Ustün, Yüce, Yüksek kıldığı Kutsi Ruhlar ve Melekleri vardır: (Mücadele: 11) Mülkte de Devlet hiyerarşisi mevcuttur. İşte bunların hepsi, Allah’ın İrade ve lzni ile tasarruf ederler. Hepsindeki ilim, kuvvet ve tasarruf Allah’ındır. Varlığın özü, Allahu Teala’nın Pâk ve Nur olan, sınırsız, eşsiz bir vücududur. Herşeyin kaynağı O’dur. Mülkte-Melekutta yönetim ve tasarruf kendisinindir. Ama bunları: Kutsi Ruh sahibi Nebi, Veli ve başta Cebrail olmak üzere Meleklerle ve yeryüzündeki devlet kadrosuyla yapar. Allah’ın kurduğu İlâhi düzen budur. Onun izni ile Enbiya, Evliya ve Devlet Ricalinden yardım istenir. “Yok sen Enbiya, Evliya’nın elini öptün, müşrik oldun, Ârife, Âlime saygı gösterdin Kâfir oldun” diye Müslümanlara hakaret edilemez. Âdeme hürmet etmeyen İblis’tir. Allah da onu kovmuş ve lânetlemiştir. Gerçek vücudu ve herşeyin kaynağını Allah bilen Muvahhiddir. Gerçek vücut Nur’dur ve sonsuzdur, kenarsızdır, iki kenarsız var ise olmaz. 0 nedenle Vücud-u Mutlak birdir.
       Veli ve Valiler de O’nun izni ile yardım edebilirler. Allah’tan başkasında bizatihi güç yoktur. “Lâ kuvvete illa billah” (Kehf: 39). Gücün kaynağı Allah’tır. Allah amaç, diğerleri araçtır. Araçsız amaca kavuşulamaz ve ondan birşey alınamaz. Allah: Rab, Efendi ve Mâbuddur. O’ndan başka herşey kul, abd ve O’na mahkumdur. Allah herşeyi kaplamıştır. “Ela innehü bi külli şey’in muhit” (Fussilet: 54) Allah her şeyi ihata ettiğine göre maddi ve mânevi her nesne Allah’a mahkumdur. Mahkum ise esir, köle ve kuldur. Denizler ve köpükleri gibi, köpüklerin aslı deniz olmakla beraber, deniz onların hepsini hem kendinden ihdas etmiş, hem de onları ihata ederek, hepsini kendine kul-köle etmiştir. Hem de o köpüklerin izafı olan varlıklarını sonra kendi büyük varlığında yok edecektir. Vücudu Mutlak ezeli var ve nur olan sonsuz kenarsız, eşsiz bir Allah da herşeyi kendi nurundan ihdas etmiş ve onların hepsini kapsamış, kendine köle ve kul etmiştir. Ve sonra onları ezeli ve ebedi nurunda yok edecektir. İlk ve son, dış ve iç O’dur. Işte Tevhid budur. Zât-ı Mutlak Allah’dan başka ne bir müstakil, kadim var vardır, ne de kimsede bizatihi bir güç ve bir ilim-bilgi vardır. Kenarsız, sonsuz var olan Vücud-u Mutlak ve kenarsızlığı sonsuzluğu nedeniyle eşsiz bir tek bir Vahid-i Mutlak olan Allah’tır.
      Kuvvetin, gücün, ilmin, güzelliğin kaynağı Allah’tır. Lâ mevcude illallah -Allah’tan başka var yoktur (Hakikatte) “La kuvvete illa billah”(Kehf-39), “Ve hüve bi külli şeyin alim” (Ahzab: 54), “Allemel insane ma’lem ya’lem” (Alak: 5), “Ve alleme ademel esmae külleha” (Bakara: 31). Var olan Allah’tır, sonsuz-kenarsız Nurdur. Kenarsızlığı nedeniyle tek birdir. Zira iki kenarsız var olmaz. Gücün, ilmin, sanatın, güzelliğin kaynağı Allah’tır. Allah, Mülkünü, Ilim, Irfan, fen ve sanatını, yönetim ve tasarrufunu derece derece hikmetle taksim etmiş ve izin vermiştir.
       Hakikatta bunların hepsi Allah’a aittir, İşte Tevhid’de budur.
       Müşriklerin o uydurma âlihelerini bizzat güçlü ve bilgili ve kadim,
daim, ezeli-ebedi bizatihi mevcut bilmek, aynen Allah gibi AIIah’ı büyük, diğerlerini küçük ilâh diye nitelemek, ilâhlardan oluşan bir şirket düşünmek... İşte şirk, ortaklık, ortak koşma budur...
     
Allah’ın iç Âlemi de, dış Âlemi de kendinden ve kendi nurundan ihdas ettiğini, Ezeli, Ebedi, Âlim ve Kuvvet Sahibi, Gören, İşiten, Konuşan, Hakim, Aziz ve Mutlak Yönetici olduğunu, üst ve alt dereceleri kurduğu ve bunlarda da Ruh, Melek, Nebi, Veli sonra Melik, kral, devlet reisleri vasıtası ile tasarruf ettiğini, herşeyin kendi izniyle olduğunu ve Mutlak Kaynak Kendisi olduğunu Kur’an ve Hadis’te tekrar tekrar ifade edilmiştir.
      Evet, “Külli şey’in sebeba-herşeyin bir sebebi, nedeni vardır.” (Kehf: 84). Allah: işini, ceza ve mükafatını Ruh-Melek-Veli ve kral-melik, vali eliyle verir ve yapar. Bize yaraşan, Nebi ve Velilere sevgi, saygı ve hizmettir. (Mâide: 35). Çünkü: Nebi ve Veliler, Allah’ın Rahmet, Hidayet, Adalet, Şefkat Sıfatının altında... Melikler ve krallar ise, Kahr, Celal, Gadap Sıfatı altındadır. Allah’ın iki sistemi görülmektedir, biri Nebevi, diğeri meliki... Kulların çoğu Nebevi sistemi istemediğinden ya da haketmediği için başlarına ise: Kahri, Celali, Melki (Krallık) sistemi getirir. Sosyal demokrasi her ne kadar İsIâmi, (Nebevi) değilse de sosyal adaleti ve insan özgürlüğünü ve insan haklarını savunduğu için İslâmi sisteme en yakın olan bir sistemdir. “Allah Adildir, ancak insanların çoğu inançsızdır.” Âyetleri çok sayıda ve açık anlamdadır. (Rad: 1)
       Adalet: Ata ot, kediye et vermektir. Bunun zıddı zulümdür. Allah da öyle yapmaktadır. Çoğunluğun isteğine göre başlarına yöneticiler getirmektedir. Toplum, gövde.. Yönetici ise baştır. Ya âdil -iyi, ya zalim -kötüdür baştaki... Demokrasi ile idare edilmeyen ülkelere bakıldığı zaman, o ülkenin insanlarının çoğunun aslında özgürlük, insan hakları, bireysel haklar diye bir istekleri olmadığı görülecektir. O toplumların çoğunluğunun istekleri, krallarının ve diktatörlerinin kendilerine ekmek vermesidir. 0 kral ve diktatörlere dalkavukluk ederek onlara yakın olup, onlardan yararlanmak -zengin olmaktır gayeleri... Onlar nefislerinin isteği olan bu dünyada lüks bir yaşam biçimine kavuşup, zevk-ü sefa sürmek istemektedirler. Onların özgürlük, insan hakları diye bir dertleri yoktur. İstedikleri sadece dünya yaşamı ve ziynetidir
(Süsüdür). 0 toplumların çoğunluğu; saydığımız bu insani değerlerin (özgürlük, adâlet, insan hakları gibi) kavramların bilincine varmadıkları görülür. Sadece nefsani, hayvansal duygularını tatmin etmek isterler. Allahü Taâlanın: Kur’an’da “Velem yürid illel hayated dünya -Onlar dünya yaşamından başka bir şey istemezler.” diye nitelediği insan topluluklarıdır. Onun için de özde ne Peygamberin ve Dört Halifesinin aslında Cumhuri Sistemini (sosyal adaletçi ve özgürlükçü olan) isterler ne sosyal demokrasiyi, ne de demokratik cumhuriyeti isterler. 0 toplumların çoğu aslında baskıcı rejim olan krallık, sultanlık ve diktatörlük isterler, eğer istemeseler başlarındaki o krallar, sultanlar, diktatörler fazla sürmez hemen düşerler. Bunun en son örneği Romanya Diktatörü Çavuşesko’nun durumudur. Halk istemeyince bütün zulmüne rağmen diktatörlüğünü sürdürememiş ve devrilmiştir.
       Allah’ın Nebi ve Velilerine sevgi-saygı, Onlardan yardım istemeyi şirk sayan, sözde muvahhid Müslümanlar, meliklerden ve zenginlerden birşey istemesinler öyleyse.. Hasta olduklarında şifa için doktora gitmesinler, her türlü ihtiyaçlarını bizatihi Allah’tan istesinler, yoksa kendileri de müşrik oluyorlar.. Normal hayatta, sebeplere yapışmayı şirk sayıp, “Ancak senden yardım isteriz” diye de Âyeti yanlış tefsir etmek, insanlığın düzenini bozmak ve şaşkın etmekten başka brşey değildir. Ruhu Allah’a vasıl olmuş, Allah’ın Dostu-Velisi İbrahim Aleyhisselam gibi “Ve iza meridtü fehüve yeşfın” (Şuara: 80) -Hasta olursam Allah bana şifa verir- demek lazım, ya da hasta olan herkesin doktor, ihtiyacı olan herkesin de birer birer kral, zengin olması lazım... Çünkü bu kişilerin artık, Allah’tan başkasına ihtiyaçları kalmamıştır. ikisi de doruk noktaya, zirveye yükselmiştir. Biri Mânevi, biri maddi.. Buyrun: isteyen, Nebi ve Veliye sevgi-saygı gösterip hizmet etsin, O’nların feyzinden, nurundan, İlâhi Ilmi Ledününden feyz ve Mârifet istesin, faydalansın... Isteyen de, dünya melikleri, zenginleri ve yani zâlim diktatörlere hizmet etsin ve onların dünya nimetlerinden istesin.. Ve o zaman kim Mü’min kim müşrik tam belli olsun..
       Büyük Muvahhid Fuzuli bakınız ne buyuruyor:

       “Hizmet ehline sim ü zer vermek (altın-gümüş) meliki mülke aittir.
       En kazançlısı ise Hizmet-i Nebi ve Veli’dir.
       0 da Rütbe i Şehadettir (Allah’ı Görmektir).”