İMAN ve İBADET
Kısacası Tarikat- Tasavvuf, İslâm dininin “İman ve ibadet” yanıdır.
Şeriat ise İslâm’ın, Fıkıh-Hukuk yanıdır.
Fıkıh (İsIâm
Hukuku):
a) Ukubat (Ceza Hukuku),
b) Muamelat Hukuku (Bugünkü Medeni Kanun nevi gibi)’ndan ibarettir.
İslâmın Muamelat ve Ceza Hukuku:
a) Kur’an-ı Kerim,
b) Sünnet-i Peygamber,
e) İctihad’a dayanır.
Şeriat da, Tarikat da Semâvi’dir. Göksel’dir. Allah ve Resulü tarafından
kurulmuştur.
Durum, Peygamber ve Ashab zamanında böyle olduğu halde gelin görün ki,
Ashab devrinden sonra Dine-İslâma ne şekil verildi?.. Daha doğrusu sevgili
Peygamberimizin (S.A.V.) ve seçkin Ashabından sonra bakınız bu iman,
İtikat ve İbadetlere ne gibi teviller getiriliyor?.. Ne gibi tasnifler
yapılıyor?..
a) Önce fıkhi-ameli mezhepler oluştu. Buna itiraz edilmedi. Çünkü
İslâm’da ictihad vardı. Ve ictihad’a ihtiyaç da vardı. Öyleyse ictihad devam
edecekti ve etmektedir de (Fıkıh çalışmaları ve çabaları devam etmektedir).
Ancak Müctehid hata edebilirdi. 0 nedenle hiçbir mezhep, yüzde yüz
doğru olamazdı. Çünkü ictihad; beşer olan (Nebi olmayan) Müctehid’in, ‘Kitap ve
Sünnete uygundur’ diye delillerini ortaya koyarak yaptığı beşeri ictihadı idi.
Beşer (Nebi olmayan) Fakih-Müctehid, hata edebilirdi. Delilleri kuvvetli
olmayabilirdi. Ancak bu durum, halktan gizlendi ya da halk bunu bilmeyebilirdi.
Bir de her mezhebin Salikleri-taraftarları; kendi mezhebi- ni Hak,
diğerlerini bâtıl kabul etti. Ya da diğer mezheplere sempati göstermedi,
hoşgörülü bakmadı. Derken gruplaşmalara, ayrılıklara sebep oldu.
Tabii bu durum halkın ictihadın, müctehidin ve mezheplerin ne olduğunu
bilmediğinden kaynaklandı.
Öyle zamanlar oldu ki; mezhepler, dinin yerine konuldu.
Halbuki İslâm’da mezhep yok idi. İctihad ve müctehid (büyük Fıkıh, yani
İslâm Hukuku bilginleri) var idi.
b) Ashab’dan sonra bir de ‘İtikadi Mezhepler’ oluştu. İşte asıl tehlike
burada başladı. Bu konuyu, “İslâm’da Mezhepler ve Yükseliş” adlı kitabımızda
geniş şekilde açıkladık. (41)
Yalnız şu kadarını vurgulayalım, Felsefe ve bir nevi felsefe olan kelam,
Aristo mantığına dayandığı için İlâhi Mesajla bildirilen metafizik-fizikötesi
gerçekler cüz’i akılla ve Aristo mantığı kuralı içinde ele alındı. Bu
nedenle de çeşitli itikat mezhepleri oluştu. Emeviler ve Abbasiler zamanı hep
itikat mezhepleri tartışması ile geçti. İlâhi mesajcılık bir tarafa
bırakıldı. Mantıkçılık ve Akılcılık dinin yerini aldı. Dinin diyorum, çünkü
dinin aslı, İtikad’dır. İman’dır. Şeriat değildir. Şeriat, dinin hukukudur.
Bakın ne yapıldı?.. Bir ilginç yanını açıklayalım:
Dinin, Tarikat-ı Muhammediye (İman gerçekleri ve Allah’a kavuşturacak olan
ibadet) yani, İtikad kurucuları ve Onların sonraki taraftarlarınca şöyle tasnif
edildi:
İmandan ayrılmayacak olan ibadet Tarikat-ı Muhammediye kısmından alınarak;
amel ya da ameller adı altında Şeriat kısmına konuldu. Yani ibadet, Dinin
hukuku olan Fıkıh tarafına çekildi.
Halbuki Şeriatın-Fıkhın (İslâm Hukuku’nun) konusu İman ve lbadet konuları
değildir. Şeriatın, yani İslâm Hukuku’nun sahası ki buna Şeriat denir. Dinin
füruu (dalları) olan ukubat, İslâm’ın ceza hukuku ve yasaları, ayrıca dinin
muamelat hukuku ve yasalarıdır.
İşte medrese; Tarikat-ı Ruhaniye-i Muhammediye’den (Hz. Muhammed
S.A.V.’ın Ruhsal Tarikatından, yolundan) başkası olmayan: Allah’a ibadet (çünkü
kul, Allah’a ibadetle Ruhen yaklaşır. Bu olguya daTarikat-ı Muhammediye denir)
kısmını da, Şeriat-ı Ahmediye kısmına kattılar, halkımıza öyle öğrettiler.
Tarikatı böldüler. Halbuki Tarikat, başta zikir ve her türlü namaz, oruç vb.
ibadetlerdir. Ruh, ibadetle Allah’a yaklaşır (42)
Tarikat-ı Muhammediye’nin iman gerçeklerini de (bu gerçekler mârifet
ilminden olup adı: Tasavvuftur.) Sonradan İlâhi Mesajı, Vahyi bir yana
bırakarak Aristo Mantığı’yla, Cüz’i akılla kurulan İtikatları Tasavvuf’un yerine
koyarak (Mutezile ve Ehl-i Sünnet, kelam âlimleri gibi Eş’ari, Maturidi vb.)
onu da medresenin içine aldılar.
Bu suretle İlâhi Mesaja dayanan İslâm itikadı’nı, felsefe ve kelam ilmiyle
tebdil ettiler, yani değiştirdiler. İlâhi Mesaj’ı terk ettiler. Mantıkçı
oldular.
Akla ve felsefeye dayalı mantıkçı-akılcı kelam âlimlerini On iki İmam (43),
Hasan el Basri (44), Câfer-i Sâdık ve onlardan gelen Tarikatı Muhammediye’nin
büyük âlim ve Ârifleri olan Cüneyd-i Bağdadi (45), Sırri Sakati (46), Maruf-u
Kerhi (47), Beyazid-i Bestami (48), Abdülkadir-i Geylâni (49), Seyyid Ahmet er
Rufai (50), Seyyid Ahmed el Bedevi (51)Seyyid İbrahim el Dusuki (52), Seyyid
Muiniddin-i Çeşdi (53), Şeyh Hasan-ı Şazili (54), Abdülhalik-ı Gücdüvani (55),
Seyyid Ahmed Yesevi (56), Muhammed Baba Semmasi (57), Hacı Bektaş-ı Veli (58),
Muhammed Bahaeddin (59), Ahmed Faruk-u Serhindi (60), Celaleddin-i Rumi, Şeyh
CemaI-i Halveti ve daha nice benzeri hem Fâkih hem Âlim ve hem de Ârif olan bu
büyük Tasavvufçu din büyüklerine tercih ettiler.
Yukarıda
adlarını sıraladığımız yüce kişiler, İslâmın İtikat, İman ve metatizik
gerçeklerinin saygın öğreticisidirler. Bunlar, İlâhi Mesaj’a (Kitap ve Sünnete)
dayanmayan bir itikadı asla kabul etmezler. Kelami ve Felsefi Itikatları ve
metodlarını reddederler. Tasavvufçular ve Gazali, Aristo Mantığı kuralı ile
oluşturulan İtikad mezheplerini kabul etmemişlerdir. İtikadı, Allah ve Resulü
oluşturmuştur. Kur’an ve Sünnetle bildirilmiştir. Cüz’i akılla, Mantıkla
Dinin usulü, İtikat kurulamaz. 0 zaman din, Semavi olmaktan çıkar. Akli,
Mantıki olur ki; Nebiler “ümmi”dir. Bilgileri, akıllarından değil, Allah’tan,
Semâ’dandır.
Peygamberler, kitapları akılları ile yazmış değillerdir. Peygamber (İnsan-ı
Kâmil) ilmi, doğrudan Allah’tan öğrenmiştir. Vasıtasız. Okuma-yazma ile kendi
akıllarıyla Dört Kitap yazılmamıştır. İşte “İlâhi Mesajcılık” budur.
Dinin temelde iki ilgi alanı vardır:
a) İman (Itikat)
b) İbadet: Allah’a götüren amel-i salih-Allah’ın yolu: Yüce Peygamberin
mukaddes ruhuna sevgi ve rabıta yoluyla irtibata (61) geçmek, Zikir (62),
tefekkür (63), tesbih (64), Selat (65), Oruç (66), Hac (67), Zekat (68), Intak
(69), Şükür (70) gibi...
İşte bunlar hep İslâm’ın
ibadet kısmına dahildir. Gerçeği söylemek gerekirse; bunların hepsi, medresenin
tekeline alındı.
Zamanın iktidarlarının desteğini de yanlarına alıp, ya da o egemen güçlerle
işbirliği yaparak melikler, sultanlar, şahlar, padişahlar, sahte halifeler (71)
ve onların paşa ya da valilerinin desteğini de çoğu zaman sağlayıp; İman
gerçeklerini, ilâhi Mesaj’a”, “Vahye” göre izahtan başka bir özellik taşımayan
Tarikat-ı Muhammediye’nin tasavvuf’unu, yani İrfan yönünü de dışladılar. Bunun
yerine akılcı, kelami, felsefi itikadları kabul ettiler. Bu suretle Tarikat-ı
Muhammediye-i Ruhaniyeyi (Sevgili Peygamberimiz S.A.V. Ruhsal yolu) dışlayarak,
Dinin Hukuku olan Şeriatı: (Şeriat-Fıkıh; İslam Hukuku konusundan başkası da
değildir),
“Sonra Seni Şeriat üzere kıldık”. (Casiye-18)
asıl saydılar.
Şeriat, teşri organ, yasama-yasa koymak anlamınadır. Dünya işleri ile
ilgilidir. İslâm fıkhı, yani İslâm hukuku’dur. Beşeri münasebetleri tanzim eder.
islâmın idare, yargı, icra sistemleri ile beraber; ekonomi, ticaret, borçlanma,
nikah, boşanma, ukubat-ceza, muamelat (bugünkü Medeni Kanun yerine) hukukunu
tanzim eder. Ayrıca haram-helal ve konularını içine alır.
Şeriat, Kitap (Kuran-ı Kerim) Sünnet ve İctihad’la oluşmuştur. Kuralları,
emirleri Semâvi’dir. Beşeri değil, İlâhi Sistem’dir. Şarii, yani yasa
koyucusu, Rabbülâlemin olan Allah’u Taâlâ ve Resulü Ekremi’dir.
İctihadlar, Sünnete dahiIdir. Zira İslâm’da ictihad vardır. İctihada
Peygamber izin vermiştir. İctihad, Dinin hukukunu geliştirir bağnazlığı önler.
İşte bu şekilde Şeriati, İslâm’ın-Allah’ın Dininin tamamı olarak gösterip;
Yüceler yücesi Allah’ın ve Resulü’nün “Ruhani Tarikatını” ve onların yolunu izah
eden (Yukarıda adı geçen) büyük zatların yollarını metodlarını, marifet ilmini
inkar ederek Din’den “Dışlamış” oldular. Dini sadece şeriattan ibaret
gösterdiler.
İyi ki Allah, kendilerinin (medresenin) en büyükleri olan, zamanın çok ünlü
felsefe-kelam ve fıkıh âlimi Gazali’yi, böyle seçkin bir medreseciyi onlardan
ayırıp karşılarına koydu. Onu da Tasavvuf büyüklerinin Tekke’sine dahil etti. Ve
Tasavvuf’un (Tarikat-i Muhammediye-i Ruhaniyye - Yüce Muhammed’in S.A.V. Ruhsal
Yolu’nun) büyük savunucusu yaptı.
Bereket versin ki Eş’ari (72), “Velâyet-i Muhammediye devam ediyor’ dedi.
Yani “Resulullah’ın Ruh-u Paki Hay’dır. Allah’ın emri olan Ruh ölmez.’ buyurdu
(73). Yoksa Allah’ın Ruh’unu tam inkar edip yüzde yüz materyalist olabilirlerdi.
Halen de bu konuda şüphedeler. Ayrıca “Keramet-i Evliya ve Himmet-i Evliya
Hak’dır” demiştir. Eş’ari... Allah, Hasan el Eş’ari’den razı olsun. İyi ki
bunları söylemiş.
Yoksa medrese, “Maneviyat Yolunu yüzde yüz kapatıp Müslümanları tamamen
materyalist edebilirlerdi. Medrese ulemasının çoğunun bir nevi materyalist
olduğu gibi... Çünkü onlar ruhu, cisim göstermeye çalıştılar ki, bu materyalizm
dir.
Ama halkımız, hiçbir zaman Tasavvuf büyükleri olan Evliyasından vazgeçmedi.
Çünkü Onlar, bu felsefe ve kelam safsatalarından habersiz yaşadılar. Ve “Saf
İman”ları ile kaldılar. Evliyaya olan inanç ve bağlılıkları, sevgileri;
Onları İman konusunda dalâlete gitmekten korudu.
Gazali Hazretleri de halktan yana tavır koymuş, medresenin yarattığı bu
Aristo Mantığı’na dayanan “kelami itikadları” reddederek, iman gerçeklerini
ancak Tasavvuf bilginleri bilir, (74) deyip; kendisi de 0 Manevi-Ruhani iman ve
İtikadı seçmiştir.
Aynca Gazali Hazretleri, Tasavvufçuların Hak yoluna Süluk etmiştir (yollarına
girmiştir). (75)
Kısaca Kitap ve Sünnet-i
Nebi ile kurulan Allah’ın Din-i İslâm’ı:
Tarikat-ı Muhammediye ve Şeriat-ı Ahmediye’den ibarettir.
(76)
Tarikat-ı Muhammediye şudur: (77)
Önce iman, sonra Kitap ve Sünnet’ten kaynaklanan
a) Başta zikrullah (AIIah’ı zikretmek, çok çok zikretmek),
b) Fikrullah (AIIah’ı tefekkür etmek, İlahi Düşünce),
c) Kulu, Rabbına yaklaştıran her türlü ibadet ve amel-i Sâlihtir. Namaz,
Oruç, Hac, Zekat vb. gibi.
d) Kişinin, nefsi ile Cihad yapıp, kendini ıslahıdır. (78)
Allah’ın asıl gayesi budur.
Çünkü Tarikat, “ebedi hayat - sonsuz yaşam”la ilgilidir. Uhrevî’dir...
Şeriat –i Ahmediye (a.s.v.) ise;
Kitap, Sünnet ve ictihatdan kaynaklanan İslamın Devlet sistemi ve her türlü
Hukuku dur. Ki buna Ukubat: Ceza Hukuku ve Muamelat Hukuku denir. Muamelat
Hukukuna; Kişi hukuku, aile hukuku, nikah-boşanma hukuku, akitler; her türlü
ticaret, borçlanma hukuku, İslam ekonomisi, Devlet Hukuku vb. dahildir.
Bunlar, dinimizin dünya işleri ile ilgili konularıdır. Dünya yaşamına aittir.
Ve “sonlu”dur. Şeriat, dünya işleri ile ilgilidir ve sonludur.
Zira Âhiret’te (Metafizik Âlemde) Mâneviyat vardır. Şeriat yoktur. Şeriat,
dünya yaşamı için geçerlidir.
Tarikat-ı Muhammediye (Tasavvuf) (79) ve Şeriat-ı Ahmediye (İslâm
Fıkhı-Hukuku) Kur’an’la, Sünnet’le, lctihadla ve İcma-i ümmetle sabittir. İkisi
de Haktır. lkisi de Kur’an ve Sünnet’ten kaynaklanır.
İnkar edenler, Kur’an’a göre
dalâettedir (şaşkındır). Şeriat- Tarikat, Allah’ın ve Resulü’nün, Kur’an’ın
emridir. Bunu her okuyan bilir.
İtaat edenler, muttakilerdir. Hürmete şayandırlar.
Her türlü ibadet, Tarikatın emridir. Şeriatın emri değildir aslında.
Şeriat, İslam hukukundan ibarettir. Çünkü ibadet, kul ile Allah arasındaki bir
olaydır. Ruhu, Allah’a kavuşturan her zikir, fikir, rabıta, namaz, oruç vesaire
hepsi Allah’ın Tarikatına dahildir.
Tarikat, Allah yolu demektir. Tarik: Yol demektir. O da İman ve
lbadettir.
“Yehdi ile’l hakki ve ila Tarikin müstakim - Doğru yola hidâyetle
ilettik.” (Ahkaf: 30)
“Sonra seni Şeriat üzere kıldık.” (Casiye: 18)
“Cinleri ve insanları Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat:56)
41) Bkz. İslâm’da Mezhepler ve Yükseliş, Kâzım Yardımcı
42) “Cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım’ (Zâriyat:
56)
43) İmam-ı Aliyyül Mürteza (a.s.): Kâbe’de doğan tek
İnsan. (598-661) Mübarek türbeleri Necef ül
eşret’tedir (Irak).
-İmam Hasan ül Mücteba (a.s.): Medine’de dünyayı şereflendirdi. (625-669)
Mübarek türbesi Medinede, Cennetül Baki”de...
-İmam Hüseyin-i Şahı Şüheda (a.s.): Medine’de dünyayı şereflendirdi. (626- 680)
Mübarek türbeleri Kerbelâ (Irakdadır.)
-İmam Ali Zeynel Âbidin (a.s.): Medine’de dünyayı şereflendirdi. (656-713) -
Mübarek türbeleri İmam Hasan’ın yanındadır.
-İmam Muhammed Bâkır (a.s.): Medine’de dünyayı şereflendirdi. (680-735) Mübarek
türbeleri, İmam Zeynel Âbidin’in yanında. Medine’dedir.
-İmam Câfer-i Sâdık (a.s.) : Medine’de dünyayı şereflendirdi. (704-765) Mübarek
türbeleri Medine’de babalarının atalarının yanında. 12 İmam
içerisinde en - uzun süre yaşamıştır.
-İmam Musa Kâzım (a.s.): Mekke ile Medine arasında Ebva denilen
yerde doğdu. (745-779) Mübarek türbeleri Bağdad’dadır. Önceleri ‘Kureyş
Makberesi’, sonraları Kâzımeyn’ denen yerde.
-İmam Ali Rıza (a.s): Medine’de dünyayı şereflendirdiler. (765-818) Mübarek
türbeleri Meşhed’de (Tus şehri).
-İmam Muhammed Tâki-Cevad (a.s.): Medine’de dünyayı şereflendirdiler. (811- 835)
Mübarek türbeleri Bağdad’da “Kâzımeyn’dedir.
-İmam Ali Nâki-Hâdi (a.s): Medine yakınlarında Musâ-i Kâzım tarafından kurulan
‘Surıya’ köyünde doğmuşlardır. (830-870) Mübarek türbeleri, Samerra’dadır (ırak)
-İmam Hasan el Askeri (as.): Medine’de dünyayı şereflendirdiler. (853-880)
Mübarek türbeleri, İmam Ali Nâki’nin yanındadır.
-İmam Muhammed Mehdi (a.s.): Irak’ta, Samerra’da dünyayı şereflendirdiler.
(870-878) Samerra’da gaybolmuşlardır.
(44) Hasan el Basri : Şâh-i Velâyet İmam-ı Ali (kv.)’nin en büyük
talebesi ve vârisi (Medine 642-728).
45) Cüneyd-i Bağdadi: Sûfilerin başkanı anlamında “Seyyidüttaife’ ünvanıyla
anılır. (Vefatı: Bağdad: 910)
46) Sırri-i Sekati : Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerinin dayısı.Tevhid ilminde güçlü
bir Ârif Vefatı: 865. Mübarek türbeleri Bağdad’da.
47) Mâruf-u Karhi: Vefatı: Bağdad-815. Davud-u Tâi’nin müridi, Sırri-i Sakati’
nin üstadı. Mübarek türbesi Dicle ırmağı kıyısında.
48) Beyazıd-ı Bestami: Horasanlı ünlü mutasavvıf. İlk Melamilerdendir. Asıl adı:
Tayfur. (Vefat: 874).
49) Seyyid Abdülkadir Geylâni : Gavs ül Âzam. (1077-1165) Bağdad’ın ‘Geylan’
yöresinde dünyayı şereflendirdi. Mübarek türbesi Bağdad’dadır.
50) Seyyid Ahmed er Rufai: Sultan ül Ârifin. (1118-19,1182-83) Dört büyük
Gavsullah’tandır. Gavs-i Geylâni ile çağdaştır. Arzul Betayih’ten, ‘Ümmü
Ubeyde’de dünyayı şereflendirdi. Mübarek türbesi Vasıt(lrak)’tadır.
51) Seyyid Ahmed el Bedevi: Dört büyük Ğavsullah’tandır. Fas’ta dünyayı
şereflendirdi (1179). Mübarek türbesi Tanta (Mısır)’dadır.
52) Seyyid ibrahim-i Dusuki: Dört büyük Ğavsullah’tandır. (1238,1277-1299)
Mısırın, Dusuk kentinde dünyayı şereflendirdi. Mübarek mezarı Dusuk’tadır.
53) Muiniddin-i Çeşdi: (Muineddin Hasan) Vefatı: 1235 (icmir-Hindistan).
Abdullah-i Ensari’den, Hint Çeşdiler çığırını açan zat.
54) Şeyh Hasan-ı Şazili : Şaziliyye Tarikatının kurucusu. (1196 Septe-1260
Mısır).
55) Abdülhalık-ı Gücdüvani : (Vefatı: 1179 veya 89). Malatya’lı Abdülcelil (veya
Cemil)’in oğludur. Buhara’ya gitti. Yusuf el Hemedani’ye intisap etti.
Nakşibendiliğin bütün prensiplerini biraraya topladı.
56) Ahmed Yesevi : Yesevilik Tarikatının kurucusu. Buhara yakınında ‘Yesi’
kentinde dünyaya geldi. 1166’da vefat etti.
57) Muhammed Baba Semasi : Muhammed Nakşibend’e, üçgünlük iken mânevi baba oldu.
Terbiyesini Seyyld Emir Külal’e havale etti.
56) HacI Bektaş-ı Veli: Türk Mutasavvıfı (Horasan 1210-Hacıbektaş 1271). Anadolu
Selçuklularına karşı ayaklanan Baba İshak’ın halifelerinden. 7. İmam, Musa-i
Kâzım (a.s.) soyundandır.
59) Muhammed Bahaeddln (Nakşibend): Nakşibendi Tarikatının ilk şeyhi. Ünlü Türk
Sofisi. (Kasr-ı Ârifan 1318-Buhara 1389). Muhammed Baba Semasl’ni mânevi
evladı.
60) Ahmed Faruk Serhindi: Nakşiliğin müceddidiye kolunun kurucusu (1563-1626)
61) Bkz. Âl-i İmran-200
62) Bkz. Ahzab-41 ve diğer şanlı Âyetler.
63) Bkz. Âl-i İmran -191 ve diğer şanlı Âyetler.
64) Bkz. Âl-imran-41 ve diğer şanlı Âyetler.
65) Bkz. Bakara-3 ve diğer şanlı Âyetler.
66) Bkz. Bakara-183 ve diğer şanlı Âyetler.
67) Bkz. Bakara-196 ve diğer şanlı Âyetler.
68) Bkz. Tevbe-60 ve diğer şanlı Âyetler.
69) Bkz. Âl-i İmran-17
70) Bkz. NemI -40 ve diğer şanlı Âyetler.
71) Sevgili Peygamberimiz buyurdu: “Benden sonra hilafet, otuz senedir. Ondan
sonra meliklik başlar. Bir adud canavar kral başınıza.geçer”.
Said B. Cümhan’dan: Ebu Davud, Tirmizi Nesei, Tac Terc. C.3 S.79
72) Eş’ari (Ebu’l
Hasan Ali b. İsmail): Ünlü kelam bilgini ve Eş’arilik mezhebinin kurucusu
(Basra-813-Bağdad-736)
73) Bkz. Eş’ari’nin eserleri (Makaletü’l İslâmiyyin, El İbane usul üd diyane,
v.d.)
74) El Munkizu min ad dalal, Gazali, Cağaloğıu Yay. İst. 1970
75) Mezhepler Tarihi, Muhammed Ebu zehra, Gazali bahsi, S.210-212.
76) a-”Sümmecaalnake ala ŞERİAT’in -Sonra Seni Şeriat üzere kıldık” (Casiye:
18)
77) b- ‘Yehdi ile’I hakkı ve ila TARİK’ın müstakim -Dosdoğru Tarike hidayetle
ilettik” (Ahkaf: 30)
Bu iki ayet, Şeriat veTarikat’ın, Kur’an-ı Kerim’le Hak olduğunun kesin
delilidir.
78) Daha geniş bilgi için Bkz. İnsanda Yükselme, Kâzım YARDIMCI
79) Tasavvuf, medreseden tezahür etmemiştir. Tasavvuf, tekke’den tezahür
etmiştir (ortaya çıkmıştır) ve hiçbir Tasavvufçu gösterllemezkl; O birTarikat
piri ya da bir Tarikat pirine mensup oımasın.