43- Sabreden yoksul, Tanrı katında; şükreden zengin­den daha kıymetlidir. Şu kadarıyla ki yoksul, Tanrı'ya isyan ederse fenadır.

 

      Türlü nedenlerle; Örneğin işgücünden yoksun olmak, iş bulamamak, ya da işinden çıkarılmak, iflas etmek gibi... Yok­sul düşen bir kişinin, sabır ve tahammül edip kötü yollara başvurmaması ve Tanrı'ya âsi (başkaldıran) olmaması, daral-maması; gerçekten çok üstün bir durum arz eder. (87)

Böyle bir insanı Tanrı, çok sever. Bu kişiye, kendisine şükreden zengin kulundan daha büyük derece verir.

Sabreden fakir, ne durumda olursa olsun; kalbi hazindir (acıklı, dokunaklıdır). Karısına çoluk çocuğuna karşı, eziklik duyar. Yoksulluk nedeniyle, çevresinden çoğu zaman saygı görmez. Çok ızdırap çeker. Bu durumuyla birlikte yine de sabreder! Tanrı'sına âsi olmaz! Bu durumlarda bile kişi Rabbı-na şükrederse; muhakkak her şeyi görüp gözeten Allah, böyle bir kulunu çok sever!.. Tanrı'nın sevgi ve rızası (hoşnutluğu) da, bu kula kâfidir. Bu zevki ancak, Tanrı'ya inanan, sabırlı kul tadar!..

        Ayrıca fakir istediğini, canının çektiğini alamaz. Şükre­den zengin için bu durum düşünülemez. O, istediğini alabilir.

        Şükreden zengin, yanlış anlatılmıştır. O da bir sırdır!.. O büyük zât, diğer bildiğimiz zenginlere benzemez. O'na zengin­lik, Tanrı tarafından verilmiştir. Malının hesabı, yapılmaz. Ga­fil ve gaddar, mağrur zenginlere bir örnektir!..

Allahu taala buyurdu ki: "Ben kullarımdan herhangi birine; bedeninde, malında veya evladında bir musibet verdiğimde, onu 'güzel bir sabırla' karşılarsa, kıyamet günü onun için mizan ve hesab kurmaktan haya ederim." (Kudsi Hadis)  .

           Şükreden zengin, destelerle paraları yoksullara dağıtır. Zekât verir. Sadaka (yardım) yapar. İnfak eder. Yoksullara, borçlulara, yolculara, darda kalanlara, devlete, millete, ko­nu komşusuna, yoksul akrabasına, yetimlere, dullara "su gibi' para dağıtır!..

       Kendi evinde, çoluk çocuğuna "orta halli" bir yaşantı yaşatır. Kendi nefsine gelince; çoğu zaman kuru ekmek yer. Çoluk çocuğu karyolada ve yataklarda yatar; O'nun yeri ayrı­dır. Bir kuru hasır veya kilim üstünde bir çula sarınıp yatar. Çok ibadet eder. Ağlar! "Yarabbi!.. Bu malı elimden al! Daha âdil kullarına ver! Onun, adaletle kullanılması lazım. Bu da çok zor! Ben âcizim. Bunların, beni yoldan çıkarmasın­dan korkuyorum! Seninle, aramızda perde oluyor! Beni, meşgul ediyor! Tedirgin ediyor! Senin zikrinden uzaklaştırı­yor! Halbuki Seni, her an zikretmek; Güzel ismini kalbim­den ve dudaklarımdan eksiltmek istemiyorum! Bu dünya ge­çici, onun nimetleri de geçici... Ben Seni, Senin güzel Cemâlini; Baki (daimi) olan Âhiret Yurdu'nu ve nimetlerini istiyorum!.." diye durmadan Tanrı'sına yalvarır durur!..

        İşte İslâmiyet, bu kişiye "şükreden zengin" demiştir. Yoksa dille şükretmek değildir!

         Bu kadar üstün sıfatlan olduğu halde; gene de sabreden fakir, bu zattan üstündür, Tanrı katında!..

         Yukarıda da dedik ya; daima kalbi hazin. Çoluk çocuğu­nun isteğini yapamıyor. Elem, ızdırap çekiyor! Hani demişler ya:

       "Yoksulluk, ateşten gömlektir. O gömleği giyip de, onun içinde sabretmek; er kişiye mahsustur, her kişiye de­ğil!-"

Gafil, gaddar ve Tanrı'ya âsi zengin ne durumda?..

      "Bu malı, ben kazandım!" diyor. Ben deyince; kâfir (gerçeği örten), gafil oluyor. Sonra, servetini "hazine" bili­yor. Halbuki Tanrı, "Hazine Benim" diyor.

        Her şeyin kaynağı, asli cevheri Tanrı'dır. Güzel, güzelliği­nin; zengin, zenginliğinin kaynağı, Aziz ve Daimi

 Var olan,Tanrı'ya gafil olunca; gaddarlaşıyor! Otururken, ter­biyesiz oturuyor. Yürürken, konuşurken, terbiyesiz davranı­yor! Çevresini küçük görüyor. Onları horluyor. Azarlıyor. İn­citiyor. Emrediyor...

       Derken; büyüklenip, böbürlenip Firavunlaşıyor!.. Elinde­ki maddi imkânla, çevresine zulmediyor. Kadınlara hayasız ve pervasız davranıyor. Zalimleşiyor!..

       Tanrı'da; "Zalimlere lanet olsun!" buyuruyor.(88)

       Âsi yoksul da; Tanrı,niçin bana böyle yapıyor?., diye, âsi oluyor! Âsileşince, türlü kötü yollardan para kazanmaya çaba gösteriyor. Her çirkâp işe girişiyor...

Bu suretle Tanrı'sını unutup; kötü yollarda ısrar ede ede -Tanrı korusun- o da, kâfirleşiyor!..

       Tanrı, "kâfirlere (gerçeği örtenlere) de lanet olsun!" buyuruyor. (89)

       Tanrı, çok az olan sabırlı yoksul kulu ile; yine çok çok az olan zengin kulunu, âsi fakirlerle, gaddar ve nankör zenginlere "örnek"olsun!.. diye yaratmıştır.

        Onları birbirleriyle karşılaştırıp, yargılayacaktır:

        "Bakın! Bu kulum, sizden çok çok zengindi. Yine de ne beni unuttu, ne de nankörlük etti!.."

        "Bu kulum da, sizden çok fakirdi. Yine de sabretti, Ba­na âsi olmadı!.."

        Mağrur, nankör zenginlerle, âsi fakirlerin mazeretlerim reddedip; Onları cezalandıracaktır.

         En iyisi, "orta halli" olmaktır. Tanrı'yı unutturacak zen­ginlikten ve Tanrı'ya âsi edecek yoksulluktan Tanrı'ya sığınırız

        Rabbımız bizi, lütfü ile esirgeye!..

 

(87) -"Sıkıntıda, hastalıkta ve muharebenin kızıştığı zamanlarda da­yanıp sabırlı olanlar! Onlar, 'sadık' olanların ve 'takva'ya erenle­rin tâ kendileridir." (Bakara-177)

(88) Bkz. Âraf-44

(89) Bkz. Bakara-89.