40- Allah'ın menettiği (yasakladığı) şeyleri işitmemek,  görmemek; emrettiği şeyleri öğrenmek.

       

      

           Tanrı'ya inanan kişi, Tanrı'nın menettiği şeyleri işitme-meye ve görmemeye çalışacak. Çünkü Tanrı’nın menettiği şeyler, muhakkak kötü olanlardır. Kişiye ve topluma zararlı durumlardır.

           Kötü şeyleri işitmek ve görmek, hem onlara insanı şahit eder; hem de inançlı kişiyi rahatsız eder. Asabını bozup (sinir­lendirip), huzurunu kaçınır. Ayrıca bunlar, insanlık dışı çirkaplardır (iğrenç ve bulaşkan şeyler).

           İnsanda kötülüğe karşı, yani men edilene karşı temayül (eğilim) ve tecessüs (anlama merakı) vardır. Bu duygular ha­rekete geçebilir. İşittiği ve gördüğü bu şeyleri, kendisinin de yapmasına sebep olur. Bunları yapmak alışkanlığına düşebilir.

           Kötülükler alışkanlık haline gelince, artık onları terk etmek çok zorlaşır. İyiyle gezen, iyi olur; kötüyle gezen kötü olur. Herkes, arkadaşıyla tanınır. Her kuş, kendi cinsiyle ge­zer. Kurtlarla, güvercinlerin arkadaşlık ettiklerini hiç kimse görmemiştir. İnsanlar da böyledir!

            Bu nedenle Yüce Peygamberimiz (a.s.v.),

            "Her kişi, kendi dostunun Dinince ölür."

Buyurmuşlardır. (77)

            Öyleyse inançlı kişi, dostunu seçmekte çok dikkat ede­cektir. Daima kendinden daha iyisiyle, daha faziletli, inancı daha kuvvetli, daha bilgin, daha ahlâklı, temiz insanlarla dü­şüp kalkacak ve Onların dostu olmaya çalışacaktır.

       İnançlı kişi, Tanrı'nın emrettiği şeyleri öğrenmek mecbu­riyetindedir. Tanrı'nın emri, Kur'an-ı Kerim'dedir. Öyleyse

 

      Kur'an'a inanan, muhakkak Kur'an'daki Tanrı emirlerini öğrenmek zorunluğundadır. Tanrı'nnın emrini bilmeyen, onları yerine getiremez. Kişi Öncelikle Tanrı'nın neleri emrettiğini öğrenmelidir ki; ondan sonra o emirleri yerine getirebilsin.

       Tanrırnın emrini tutmayan, Tanrı'ya âsidir (başkaldırandır). Emri tutmak ise, önce, bilmekle olur!

        Bu nedenle Yüce Peygamberimiz (a.s.v.),

       "İlim öğrenmek, kadın erkek, her Müslümana farz­dır!" Buyurmuşlardır. (78)

        Çok büyük Üstad, Şeyh Abdulkadir-i Geylâni (k.s.), "Sırr'ül Esrar" isimli kitabında ilim öğrenmenin farz oluşunu, şu şekilde açıklığa kavuşturmuşlardır:

       "Farz olan, başta Tanrı'yı bilmektir. Bu da, bir Arif Mürşid-i Kâmil'den telkin almak ve Tanrı'yı çok çok zikret­mek (anmakla), Kutsal Ruhlarla buluşup konuşma ve "Men araf (Kendini bilme dersi)" ile ilgilidir. Çünkü Peygamberi­miz (a.s.v.) buyurdu: "Kendini bilen, Tanrı'yı bilir!" (Tan­rıya ye O'nun var olduğuna inanmak başka şey; Tanrı'nın varlığını, yani Zâtını ve nasıllığını bilmek daha başka şeydir. işte farz olan bu Ledünnî-Tasavvufi bilgidir.)"

 

       "Bundan öte farz olan; kişinin ibadetleri yapacak ka­dar, Tanrı'nın emirlerini bilmesidir. Bu bilgi de, İlmihal Ki­taplarından; eğer okuma yazma bilmiyorsa, İlmihal okuyan­lardan kulak ve görmek yoluyla Öğrenebilir." (79)

 

(77) Ebu Hureyre (r.a.) den; Riyazü'ssalihin, Nevevi, S.281. Ayrıca Ebu Davud, Tirmizi'de rivayet edilmiştir.

(78) Hz. Enes'den, İbn-i Mâce. Ayrıca İhyâ-i Ulûm, Gazali, C.1, Bedir  Yayın. İst.

 

(79) Bak Sırrü'l Esrar, Abdulkâdir Geylâni (k.s.), Çev. Abdulkadir Akçiçek. Bahar Yayın. -İstanbul,