38- Allah'a şükür, hamd ve sena etmek.

 

 

       İnsan, kendini bir damla sudan yaratan; hem O'na en gü­zel sureti, hem de başta bilgi olmak üzere; bütün güzel nicelik­leri taşıyan, kendi Ruhundan veren Tanrı'sına gerçekten şük­ran borçludur. Her an Tanrısına şükredecek, O'nu övecek, yüce bilecek, büyükleyecektir.

İnsan, nankör olmayacak. Tanrı'sına sadık olacak. Tanrı'sından razı olacaktır. Tanrı'ya şükür, Tanrı'dan memnun ol­mak; O'ndan razı olup, O'na iman ile teslim olmaktır.

       İnsan, yüzünü asmayacak. Tanrı'sına baş kaldırmayacak. O'na ve emirlerine baş kaldırmayacaktır, Tanrı'sına ve verdiği nimetlere - şükredecektir. Tanrı'sına kızmayacaktır.

       Tanrı'ya şükretmek, Tanrı'dan razı olmak, demektir. Tanrı, kendisinden razı olmayandan, razı olmaz! (72)

      Tanrı'dan razı olmak ise, laf ile olmaz!..

      Şükür de, söz ile değildir.Gerçek şükür, kalbin gülmesi­dir. Kalbi gülen bir insan, Tanrı'sından razıdır. Böyle bir kul­dan da, Tanrı'sı razıdır. Çünkü rıza karşılıklıdır. En büyük şü­kür ise, İnsanın kalbi gülerekten Namaz kılmasıdır. Yani Tanrı'ya itaat etmektir. Babasına sevgiyle hizmet eden bir ço­cuğun, babası nasıl severse; Tanrı da kalbi gülerken, yani Tan­rı sevgisiyle kendine hizmet eden, emrini tutan kulunu sever. Ondan razı olur.

      Güler yüz, tatlı söz de kulun, kalbinin güldüğünü ve ne­şeli olduğunu ifade eder. Daima suratı asık, canı sıkkın ada­mın, kalbi gülmüyor demektir. Kalbi gülmeyen insan, Tanrı'sından memnun değil, demektir. Tanrı'ya ve Tanrı'nın verdi­ğine teşekkür etmemek de, razı olmamaktır.

       İnsan iç ve dış Âlemde Tanrı'ya şükredecek, kanaatkar olacak, verdiğine vereceğine teşekkür edecektir. Azı-çoğu bir­dir. Dünyanın acısı, tatlısı, sıkıntısı geçicidir. Baki olan Tan­rıdır ve O'nun güzel cemali, Mübarek Yüzü'nün Nurudur!..

 

     Tanrı'nın Cemâli, inançlı kişiye kâfidir.

     " Allahu bes, ve der heme an zü'l Cemâlü bes - Tanrı ye­ter ve O'nun sonsuz Cemâli yeter!.."

     Ayrıca insan, Tanrı'sını övecektir. Zaten en başta, övül­meye lâyık olan O'dur! Gerçi insan, Tanrı'yı övmekten âcizdir. Fakat yine de elinden geldiğince O'nu övecektir. Bütün nesne­leri kendi Nurundan yaratan, Kâinatı yaratan, Yıldızlarla Gö­ğümüzü süsleyen, akla durgunluk veren Kudret ve Kemâliyle apaçık meydanda olan bu güzel Tanrı nasıl övülmez!..

      O noksansız ve güzel Tanrı, gerçi bizim övmemize de muhtaç değildir. O'nun yüceliği, aşikârdır (apaçıktır). Bununla beraber; Tanrı, kendisini öven kulundan hoşlanır. Çünkü çok, gayet çok çok övülmeye layık olandır!..

      Tanrı'yı övmek ise, insanın kendisini, O'nun karşısında bir hiç, bir âciz ve âdi görmekle olur.

      Büyüklenen insanın, dille Tanrı'yı övmesini, Tanrı kabul etmez! Çünkü Tanrı'yı büyük ve güzel bilen, kendini noksanlı bilir. Nebilerin (a.s.) bile;

      -"Lâ ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin -Ya güzelsin), Rabbi, Senden başka Tanrı yoktur. Sen noksanlardan uzaksın (iyisin, ben kötülerdenim (kötüyüm, çir­kinim)". (Enbiya-87), demişlerdir.

      Yani Tanrı'm Sen iyisin, ben kötüyüm, demektir.

       -"Elhamdülillahi Rabbi'l Âlemin - Âlemlerin yöneticisi Tanrı'yı överim (Sena ederim). O'nun sânı yücedir", (Fati­ha-1).

       Elhamdülillah: Hamd, medh (övgü), Allah'a mahsustur.

(72) -"Onlar Allahtan,Allah da onlardan razı." (Maide-119)