36- Ağaçlara dikkat etmek.

       İslâmiyet, ağaçlara dikkat edilmesi ve korunması konusu­na çok önem vermiştir. Ağaçların dikimi, bakımı, korunmasını önemle belirtmiş ve insanlara öğütlemiştir.

      Ağaçlar, yeryüzünün süsü ve neşesidir. Bulunduğu mıntı­kanın iklimine etki ederler. Birçok tabii âfetleri Önler. Yağmur çeker, serinlik verirler. Hele meyveli ağaçlar, insanoğullarına Tanrı'nın lütfudur. Çeşit çeşit meyveler ve onlardan elde edilen  şuruplar, insanlara şifa verir. Sayılamayacak kadar fayda­ları vardır. Diğer orman ağaçları, bir ülkenin tabii zenginliği­dir. Yeryüzünü güzelleştirir. Milli gelire katkıda bulunur. Ül­kenin kereste ihtiyacını temin ederler.

     Ayrıca bu ormanlarda, birçok av hayvanları yaşar. Bunla­rın etinden ve derisinden, insanlar faydalanır. Ormanın, sayıla­mayacak kadar,ülkeye ve insana çeşitli faydaları vardır.

     Ağaç dikmek, onu yetiştirmek, yetişmiş ağaçlan koru­mak, İslâmiyetin emridir. Bir ağaç yetiştirmek, bir evlat yetiş­tirmeğe benzer ve onun kadar bakım ister. Yine, evlat kadar faydalıdır.

     Ağaçlara da Tanrı, can vermiştir. Organik bir maddedir. Ağaçlar, daima yere doğru kıvrılıp, Tanrı'ya secde ederler. Ayrıca her yaprağı ve hücresi, Tanrı'yı Tesbih ve Tenzih eder.Ağaç ekmek ve onu yetiştirmek; onları korumak, İslâm Dini'ne göre bir nevi ibâdet sayılır.(6O)

     Müslümanlar, ölülerinin mezar başlarına ağaç dikerler. Nedeni, ağaçların, Tanrı'yı tesbih etmeleridir (anmalarıdır).

     Tanrı'yı zikreden (anan) binlerce kuşlar, bu ağaçların üzerine konar, yuva yapar, tatlı sesleriyle cıvıldar, dünyanın neşesini artırırlar.

 

    Büyük Tasavvuf bilgini, Hz. Hüseyin Evlatlarından Basra'lı Seyyid Ahmed er Rufai hazretleri hastalanmıştı... Vefa­tından birkaç gün Önce talebeleri, yerinin boş kalmaması için, oğlunu başlarına İmam (Mânevi Önder) bırakmasını istemiş­lerdi... Rufai Hazretleri: "Düşünelim!.." buyurmuştu. Bir-iki gün sonra tekrar rica etmişlerdi!

Bunun üzerine oğlunu çağırmış,

     -"Oğlum! Ben hastayım. Şu torbayı al! filan filan çiçekle­ri topla getir, ilaç yapacağım!” buyurmuş.

     Muhterem oğlu, babasının emrine uyarak; tarlalara gidip, söylediği bitki ve çiçekleri toplayıp getirmiş. Mübarek babası­na vermiş.

Bu arada Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri (k.s,), kızkardeşinin oğlu ve Mânevi talebesi, Seyyid Hasan-ı Rufai Hazret­lerini çağırmış:

      -"Yeğenim Hasan! Ben hastayım. Şu torbayı al, tarlalara git. filan filan çiçekleri topla, getir! İlaç yapacağım", demiş.

     Seyyid Hasan Hazretleri,

     -Başüstüne Dayıcığım! demiş.

     Torbaları alıp, tarlalara gitmiş. Uzunca bir süre dolaştık­tan sonra; torbası boş olarak Üstadı ve Dayısı Seyyid Ahmed er Rufai Hazretlerinin yanına gelmiş!..

      O sırada diğer talebeler de Mübarek Dayısının yanında bulunuyorlarmış.

      Seyyid Rufai Hazretleri, torbayı boş görünce;

      -Hani Hasan?.. Ben sana, filan filan bitkileri getir! dedim. "Niçin emrimi yerine getirmedin?.."buyurmuş.

      Bunun üzerine, Sevgili Üstadı ve Dayısı Rufai Hazretle­rine hitaben;

      -"Aziz ve Sevgili Dayıcığım! Emirlerine ve Zât-ı Pâkinize canım kurban olsun! Emirleriniz üzerine tarlalara git­tim. Adlarını verdiğiniz bitki ve çiçekleri koparmak için eğilip elimi uzattığımda;

o çiçeklerin, "Sübhanallah!" diyerek, Âlemlerin Rabbı'nı tesbih ve tenzih ettiklerini işittim. Elim varmadı. Bir türlü ko­parmağa cesaret edemedim. Tanrı'dan korktum!.." demiş.

        Bunun üzerine; O Allah Hu'ya tam Arif, Hz. Muhammed'in (a.s.v.) büyük torunu, Mânevi İlmin ve güzel Ahlakının Vârisi, Aziz Veli Ğavsülâzam-ı mübarek Seyyid Ahmed er Rufai Hazretleri (r.a.), oğlunun kendisinin yerine vekâlet etmesini isteyen talebelerine dönerek;

        -"İşte benden sonra, size Üstadlık edecek, sizi yetiştire­cek. Vekilim ve Mânevi Vârisim; bu yetişmiş, Olgun İnsan

Yeğenim Hasan'dır!..1' buyurmuşlardır.

        Bu hikaye çok önemlidir. İbret vericidir. Bunda hem Ol­gun İnsan'ın, nelere mahrem olduğu; hem de bütün bitkilerin, ağaçların Tanrı'yı Tesbih , Tenzih ve Zikrettiği (Andığı) anla­şılmaktadır. Zaten Tanrı,

         -"Yüsebbihu lehu mâfissemavati ve'l ard - Göktekiler de ve yerdekilerin hepsi, Tanrı'yı Tesbih ve Tenzih etmektedir. (Yani herşey.Tanrıyı her kusur ve noksanlıklarından uzak bil­mektedir. Tanrı'yı büyüklemekte ve övmektedirler)!" (Haşr-24)

         -"Sübhânehu- Sübhan'dırO İlâh!.." (Enam 100)'

 

(60) Yüce Peygamberimiz (a.s.v.) buyurur: "Kim bir ağaç dikerse, Al­lah'ın yarattıklarından bir canlı yediğinde, Ona 'sadaka'yazılır." (Feyzü'I Kadir, C.6, S.184)