29- Babaya ve anneye fenalık etmemek.

 

     Tanrı Kur’an'da, insanın yaratılmasına vasıta olan baba ve annesine fenalık etmemesini, Onlara tatlı sözle hitab edilmesi­ni, hatta Onlara "öf”bile denilmemesini emretmektedir. Ayrı­ca, ihtiyarlık çağlarında Onları terketmemelerini, yanlarına al­malarını, Onlara bakmalarını, gözetmelerini emretmiştir. (40)

    Onlardan ikisine de bakmayı emrettiği gibi, "eğer ikisine de bakacak gücü yoksa, annesini tercih etmeyi"emret­miştir. (41) Bu Ayetle, Tanrının anneye ve kadına ne kadar önem verdiği açıkça ortadadır.

    Çünkü kadın, bir bakıma zayıf ve âcizdir. Onun sokakla­ra düşüp, ona-buna avuç açmasına, çocuğu engel olmalıdır. Çünkü O, evladını dokuz ay karnında taşımış, çocukken Onun pisliğini yıkayıp temizlemiş, geceleri uykusundan olmuş,emzirmiş, binbir türlü zahmetini çekip, şefkatle bağrına basıp, en az iki üç yıl vücudu ile beslemiştir.

      Ayrıca Onu, babasının şiddet ve öfkesinden, araya gir­mek suretiyle korumuştur. Bu itibarla ananın hakkı hiç öden­mez!

      Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.), "Cennet, anaların ayaklan altındadır" (42), buyurmuştur.

     Temiz insan, kendi annesine olduğu gibi, hiçbir kadına kötü gözle bakamaz! Kadındaki "Annelik Sıfatını" düşünür ve her kadının bu nicelikle, kutsallığını görür. Ondaki bu kut­sal niceliğe saygı duyar.

Baba ise ; çocuğunu yedi yaşından sonra yönetimi altına alır. Onu, toplum İçinde türlü tehlikelere karşı korur. Onu bes­ler, büyütür.

Her baba (eğer babalık sıfatını kaybetmemiş ise), çocu­ğuna düşkündür. Muhakkak Onun iyi olmasını, iyi yetişmesi­ni, edepli, terbiyeli, iş-güç sahibi olmasını ister. Onun tahsil-terbiyesine veya bir sanat sahibi olmasına, yani adam olması­na çalışır.

       Ayrıca Tanrı, kişinin anne-babasına Tanrı'dan rahmet is­temesi ve Hz. İbrahim'in (a.s.) diliyle, "Onları bağışlamasını dilemesini emretmiştir" .(43)

       Büyük Peygamberimiz (a.s.v.),

     "El veledü sırrı ebi - Çocuk, babanın sırrıdır." (44) bu­yurmuşlardır.

      Bu kutsal Peygamber Sözü'nün çok derin Mânevi anlamı vardır. Bu kutsal sözün anlamını ancak, Tanrı'nın,

      "Kulum Benim sırrımdır, Ben de Onun sırrıyım" .(45)

Kutsal Sözündeki anlamı idrâk edenler, çözümleyebilirler 46).

 

 Zira Tanrı Kur'an'da,

      "Bana şirk koşmayın! Bana ve anne-babanıza şükür (teşekkür) edin! "(Nisa-36, En'am-151)buyurmaktadır.

      Bu Ayet'te Tanrının, kendisine şirk koşulmamasını, (Çünkü Tanrı, sınırı olmayan, eşsiz, birtek Tanrı'dır. O'nun or­tağı yoktur. Bu büyük bir gerçektir!) istedikten sonra, teşekkü­re gelince; "ana-babaya teşekkürü, kendisine teşekkürden son­ra zikretmektedir!" Ne demek istediğimizi, anlayan anlar!..

       Demek ki Tanrı; kulunun, kendisinden sonra, annesine-babasına çok saygılı ve minnettar olmasını istemektedir. Çün­kü baba ve anne, insanın sebebi hayatıdır. Yani varoluş neden­leridir.

      Babada, Tanrı'ya mahsus (özge) olan, eğitme ve yönet­me niceliği vardır. "Eb (baba)", Arapça terbiye eden (mürebbi) anlamına gelir. Yöneten ve eğiten demektir.

     Yukarıda sözü edilen, "Evlat, babanın sırrıdır" ve "Kulum, Benim sırrımdır, Ben de kulumun sırrıyım".(47) Kutsal Peygamber ve Tanrı sözlerinin anlamı; umarız birazcık olsun açıklığa kavuşmuştur. Çünkü bu konu, "Rububiyet Sırrı"ile ilgilidir. Tam açıklanmasına izin yoktur.

      Bu iki kutsal sözün, çok derin anlamı vardır. Ancak, Tasavvufi, Mistik bir konu olduğundan, bu eserin kapsamına ay­kırı düşmesi nedeniyle burada derinliğine ve genişliğine açık­lamak istemiyoruz. Bu konu daha önce yazdığımız, "VARLIK" isimli eserde işlenmiştir. Daha sonra yazacağımız Tasavvufi yazılarımızda, tam açıklıkla işlenecektir.

      Netice olarak İslâmiyetin,anne-babaya ve kadına çok ehemmiyet verdiğini, bunlara çok saygılı davranılmasını, görüp-gözetmesini; Tanrı ile Peygamberinin (a.s.v.), bu konuya çok önem verdiğini belirtmekle yetiniriz.

(40) Bkz. Kur'an-a Kerim: Isra Sûresi, 23-24. Âyeter.

(41) Resûl-i Ekrem (s.a.v.), anne ve babadan hangisine daha çok ikramda bulunayım? diyene cevap olarak: "Annene, annene, annene, son ra babana", buyurmuştur.

Zeyd b.Hâkim ve Ebu Hureyre r.a.'den,Tirmizi ve Hâkim.

(42)  Enes ve Numan b. -Beşir r.a.'den; Nesei, Ibn Mâce, Müslim. Aynca, Suyuti, Camiussağir, C.2, S.309. 

(43)Bkz. îbrahim(a.s.) Sûresi, Ayet:41.

(44) Mevlâna, Mesnevi, C.6, S.415.

(45) Sırrül esrar, Seyyid Abdûlkadir Geylânİ, Çev.A.Akçiçek, Rahmet yayın. 1968-İst

(46) Çocuk babasının nefsini temsil .eder. Hz. İbrahim'in (a,s.), oğlu İshak veya İsmail'i(a.s.) Tanrı'ya kurban etmesinin gerçek anlamı, Hz. ibrahim'in kendi nefsini, Rahman olan Rabbına kurban etmesidir. Babanın çocuğunu sevmesi. Onun kendi parçası, yani kendisi oluşundandır. Çünkü her nefis, kendini çok sever.  

(47)Sırrül Esrar, Seyyid Abduütadir Geylâni,Rahmet yayınlan, S32 İstanbul •

Ayrıca,Gavsnâme-i Seyyid Abdulkadir Geylâni.