28- Ah almamak.

 

     Ah etmek, ızdırap, keder dert ve elemin izharıdır (dışa vurulmasıdır). Ah, sızlanmak; yanmak iç çekmektir. Ah eden, yani ah çeken, yanmaktadır. Izdırap içindedir. Çünkü ah, ateş­tir. Dertli, kederli, muzdarip insan; cefa çeken, kötülük gören, kötülük içinde olan, zulüm gören âh-ı enin (inleme) içindedir.

     Ahı bu kadar açıkladıktan sonra şimdi, kimsenin ahını almamak, yani kimseye ah çektirmemek için bu konuyu mad­de madde elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım:

     a) İnsan karısını, çoluk-çocuğunu bırakıp uzak yerlere gitmemelidir. Ailesinin yoksul ve türlü mahrumiyetler içinde kalmasına sebep olmuş olur. Bu arada çocuklarına yeterli tah­sil ve sanat eğitimi yaptıramıyacaktır. Neticede o çocuklar, ze­lil (horgörülen, aşağılanan) ve perişan olacaklardır. Bu duru­ma düşen bir aile, topluma yük olmaktan başka bir sonuç ver­mez. Çoluk-çocuğunu terkedip, Onları bırakan bir kimse, ken­di "ailesinin ahına" girer. Bu durum, İslâm Dinine yakış­maz! Ayrıca çok büyük günahtır!..

     b) Masum kimseleri içkiye, esrara ve kumara teşvik et­mek de, O şahısların hayatları; namus ve şerefleri ile oyna­maktır.

Kumar, içki, uyuşturucu,keyif verici maddelerin; ne ka­dar kötü ve büyük bir düşman olduğu herkesçe bilinmektedir. Bunlara alışan kişiler, hor, perişan ve rezil olurlar. Bunlara se­bep olanlar, toplumdışı edilen bu zavallı "insanların ahına" girmiş olurlar.

      c) Namuslu insanları, Özellikle kız ve iffetli kadınları,çeşitli hile ile fuhuşa sevk etmek (götürmek) de, Onların ahına girmektir. Bu kişilerin hayatlarını söndürmek olur ki; o kötü yola düşen bir kız veya kadın, zamanla hergün yüz defa ah eder! Buna sebep olan, en büyük günahı işlemiş olur!..

     d) Bir kimsenin sözünü, aralarında azçok düşmanlık olan diğer kişiye, ilaveli olarak iletmek. Böylelikle onların

 düşmanlıklarını artırmak... Bunun sonunda, büyük kanlı olay­lara sebep olup, iki ailenin huzurunu kaçırıp, yaralamalara, ölümlere neden olur. Bu iki aile, bu suretle büyük bir ızdırap ve huzursuzluğa düşerler. Ve ah ederler. Bu da "iki ailenin ahını almak" olur!

     e) Terbiyeli kimseleri hırsızlığa, dolandırıcılığa, sahtekârlığa teşvik edip, cezaevlerine kadar sürüklemek...

     Ayrıca bu kötü işlere alışanlar, bir daha kolay kolay terkedemezler. Çünkü hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekârlık, bir çeşit hastalıktır. İnsanları bu yollara sürükleyenler, O insanla­rın ahına girmektedirler.

     İnsan, başta kendi çoluk-çocuğunun hayatını köreltmemeli. Onların önce tahsil-terbiyesi ile alakadar olmalıdır. On­ların, güzel ve terbiyeli yetişmesine çalışmalı. Sonra, hiçbir kimsenin kötü yola düşmesine, kötü olmasına sebep olmama­lıdır! Bilhassa gücünün yettiğine; cahil ve saf insanları kandır­mak suretiyle Onlara kötü şekilde zulüm (kötülük) etmemeli­dir.

Kimsenin çocuğunu baştan çıkarmamalı, ocağını söndürmemeli... Hiçbir kimsenin, bilhassa kurulu bir ailenin yuvasını yıkmamalıdır... "Yuva yıkanın, yuvası olmaz!." Şairin dediği gibi,

       "Alma mazlumun ahını, Çıkar aheste, aheste!.."

Beyitindeki korkutucu ve ikaz edici sözünü değerlendirmek gerekir!.. Hiçbir kimsenin ahı yerde kalmaz. Her ah, özellikle mazlumun ve yetimin, dul kadının, kimsesizlerin, yani zayıf ve âcizlerin ahı, Arş'a yani Tanrı katına ulaşır! O yüce Padişa­hın (Tanrı'nın) katına kavuşunca; aha girenlerin işi bitmiştir! Onların, O güçlü, sonsuz kuvvet sahibi Tanrı, belasını verir! Ocağını söndürür! Sürüm sürüm süründürür! Daha bu dünya­da iken Onu, darmadağın (tarumar) eder!...(38)

 

       Ayrıca Ahirette, çetin ve elim (acıklı) azaba sokar. Çün­kü Tanrı,

     -"Aziz'ün züntikam -Tanrı Aziz ve intikam alıcıdır!" (Âl-i İmran-4)

     Çünkü Allah, Âdil'dir! Kimsenin ahını, kimseye bırak­maz. Sonuçta , Onun-bunun ahına girenlerin cezasını verir!..

      İntikam, Tanrı'ya mahsustur. Çünkü Tanrı, Âdil'dir. Kimsenin ettiğini, yanına bırakmaz.

      Özellikle âciz, zayıf ve saf kişileri yoldan çıkaranları, ne suretle olursa olsun; ezenleri, Onların mallarını dolaylı ve do­laysız sömürenleri, yani tek kelime ile zalimleri ezer! Ezilenin intikamını, ezenden alır. Kesinlikle ezenin cezasını verir! Af­fetmez!.. Çünkü ah alan, zalim ve mücrimdir (Ağır suçlu). Tanrı, zalimleri mücrimleri affetmez!.. Onlara lanet ve gazab eder! Kesinlikle cezasını çektirir!.. Bu arada şunu da belirte­lim: Mücrim ayrı; müznib ayrıdır. Allah, zâlimi ve mücrimi affetmez. (39)

      Bu nedenlerle İslâm Dini, kimseye zulmetmemeyi, kim­senin ahını almamayı; aha girmenin çok büyük günah ve cü­rüm (kişi ve toplumun temel yararlarını tehlikeye koyan suç.) olduğunu bildirmiştir. Ve bunlara Tanrı, lanet etmiştir!.

     "Lânetullahi alazzalimin -Allah'ın laneti, zalimlerin üzerinedir!" (Hûd-18)

Âyeti kesin delildir!.

 

 

  Cenab-ı Allah bizi, bu fena huylardan koruyup; kimsenin ahını almayan, kimseye zulüm ve hakaret etmeyen, hiçbir kimseyi, hatta hiçbir canlıyı incitmeyen kullarından eyleye!..

 

(38) Yüce Peygamberimiz (a.s.v.) buyurur: "Mazlumun bedduasından sa­kınınız. Çünkü o dua, bir ateş kıvılcımı gibi semaya yükselir."

(Hakim, Camiussağir,500 Hadis'ten.)

 

 

39) Müznib: Günah işler işleyen.

      Mücrim: Ağır suçla: (Şirk koşan. Haksız yere Allah'ın haram       kıldığı insanı öldüren, katil, sürekli zina suçu ve benzeri ağır suçlar işleyen). Bunlardan " şirk hariç", tevbe edip, bir daha katil, zina ve kötülük yapmayan, çok ibadet edip kendini ıslah eden.» Allah'a ve Resulüne büyük hizmetler edip canını Allahın Dini İslama adayan malı ve canı ile Dine hizmet edenleri Rahman ve Rahim olan Allahu Taala'nm af edip, bağış­lama vadi, Kur'an-ı Kerim'de vardır. (Bkz. Furkan:70-71)