KAZIM HOCAMIZ’A

“Bir turna geldi on iki Mayıs gecesi
 Adıyaman ilinden,
Turna yorgun, turna üzgün, turna ağır,
Konuşamıyordu, suskundu derinden,
Gelen haber hepimizi sarstı yürekten.

Bu göçüş: bir kervan değil, bir katar değil,
Yükü: “insanlık” dolu, “marifet” dolu
Kaybedilen ulu bir çınar,
Suyu: “İrfan” dolu bir pınar,

“Ehli Beyt”in sesi, vurgunu, aşıkı
Göçüp gitmiş….

Elini çekmiş beşeriyetten….”

 

12 Mayıs 2008 saat On Bir:
Kazım Hoca’mızın vuslat demidir.
Özlem bitti, “Sevgili” ye kavuştu,
“Ruh” ölmez ki, ölen bedenidir.

 

Sevenlerini perişan etti acısı,

Yaşar gönüllerde her bir anısı,

Biz hiç ayrılmadık ki O’ndan

Yalan dünyaya idi O’nun vedası.

 

Birlik beraberlik içindi tüm çabası,

Yoktu kendinde benlik Davası,

Kitaplarını, yazılarını okurdu hep,

Müslümanı, Yahudisi, Nasarası….

 

Ayırmazdı Peygamberimizden Ehli Beytini,

“Onları sevmek ibadettir” derdi,

“İmanın şartı Ehl-i Beyti sevmek”

“Yunus’u Mevlana”yı örneklerdi…

 

Karşılaşmamız ayrı bir heyecandı,

Bakışları derin, sözleri candı.

Kucak açtı bize ailesiyle,

Vefatını duyunca bağrımız yandı…

 

Yorulmak, uyumak, dinlenmek bilmezdi,

Sabahlara kadar sohbet ederdi,

Bizi bile kendisine muhatap alır,

Öyle derin konulara inerdi…

 

“Varlıktan Veriler” süzüldü geldi,

Yazıları hep internete yüklendi,

Gizlemedi gerçeği bizlerden,

Tüm cömertliğiyle seriverdi…

 

Yürekleri delerdi Kerbela ağıtları,

Akardı çeşminden masum gözyaşları,

Saz eşliğinde ilahiler, gazeller okurken,

Duygusuyla dokurdu yanık tınıları…

 

Öğretti insanlığa “yok” un “yok” olduğunu,

Ispatladı sonra “Varlık” ta “Var”lığını,

Bu alem meğer bir hayal imiş,

Bilince ahiret sonsuzluğunu…

 

“Günahsızlar” da Ehl-i Beyt’in masumiyetini,

“İnsanda Yükselme” de adab ve edebi,

Vurguladı her zaman, her Kitabında:

“İnsan-ı Kamil”in kutsiyetini…

 

Hristiyan Dünyası sarsıldı derinden,

Çürüttü Üçleme Teorisini temelinden,

“Muhammed – İsa – Adem” kitabında,

Açıkladı gerçeği her yönünden…

 

Her bir sözü mana hazinesiydi,

İlim, irfan mektebinde yetişmişti,

“İslamda Mezhebler ve Yükseliş”te,

Mezhebüstü olduğunu gösterdi…

 

Yobazlara, fanatiklere inatla,

Cumhuriyetten ayrılmazdı asla,

Nice önemli konulara değindi,

“İslam’da Şeriat ve Tarikat” da…

 

Her bir ilmi barındırdı bünyesinde,

“Rufai” mührü basılı künyesinde,

Alın terinin, emeğin kutsallığını,

Anlattı bize “İslam Ekonomisi”nde…

 

“Rufai Külliyatı” üç ciltten oluştu,

Okuyanların aklı, fikri karıştı,

İnsanlık alemi en sonunda

“Sosyalist bir Müslüman”la tanıştı…

 

Ötelerden müjdeler verirdi,

Tam bir sükutla herkes O’nu dinlerdi,

“Allah-Muhammed-Ali” dedikçe,

Müminler O’na secde ederdi…

 

Garibanların, çaresizlerin babasıydı,

Gelmiş geçmiş Dostların en hasıydı,

Sevmezdi ukalaları, kibirlileri,

Münafıkların korkulu rüyasıydı…

 

Hiç ayrılmazdı Kur’an’dan, Hadis’ten,

Hep kaçınırdı yalancı benlikten…

“Ben bir avuç toprağım” derdi.

Kimle konuşursa mütevazilikten…

 

Herkesin hizmeti farklıydı O’na,

Seni hiç unutur muyuz Kazım Baba?

Emanetindir bizlere, siz rahat olun,

Aileniz ve hususen Zeynep Ana…

 

Hatamızı, kusurumuzu affeyleyin,

Rüyamıza teşrifinizle mesteyleyin,

Ölüm ansızın kapımızı çaldığında,

Dualarınızla bizlere lutfeyleyin…

 

O’nu layıkıyla anlatamayız,

Sadece sevgi ve saygıyla anarız,

“Adıyaman’da açan nadide çiçeğe”

Sonsuz şükranlarımızı sunarız…

 

                                                              Nalan Şehirlioğlu

Emekli İngilizce Öğretmeni

                     31 Mayıs 2008

    Alanya

← Önceki

Sonraki →