Hz. Resulullah’la (A.S.V) İlgili Yüce ayetler

Varlıktan Veriler 16

1.“(Ya Muhammed) Onlar sana indirilene de, senden evvel indirilenlere de inanırlar. Ahirete kesin bir bilgi ve inan beslerler”. (Bakara-4)

2. “İşte onlar Rablerinden gelen hidayetin tam üzerindedirler ve muradlarına kavuşanlar da onlardır.” (Bakara, 4)

3. “Kim Allah’a, Meleklerine, Peygamberlerine, Cebraile, Mikaile düşman olursa, şüphesiz Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.” (Bakara, 98)

4. “ (Ya Muhammed) Gerçekten biz seni kâmil-olgun bir müjdeci ve gerçek uyarıcı olarak Hak ile gönderdik. Sen, Cehennemin arkadaşlarından sorumlu değilsin.” (Bakara, 119)

5. “Rabbimiz, Onların içinden onlara senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitabı, hikmeti öğretecek, onları iyice temizleyecek bir Peygamber gönder. Her zaman üstün gelen, hikmet sahibi Sensin , Sen!” (Bakara, 129)

6. “‘Yahudi veya Hristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız!’ dediler. De ki (Habibim): ‘Hayır, biz dosdoğru İbrahim dinine uyarız. O Allah’a eş tutanlardan değildi.’ ” (Bakara, 135)

7. “Deyin ki: ‘Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya verilenlere ve (bütün) Peygamberlere Rableri katından verilenlere iman ettik. Onların hiç birini (inanmak ya da inkar etmek konusunda)  diğerinden ayırt etmeyiz. Biz, teslim olmuşlarız.’ ” (Bakara, 136)

8. “Artık, eğer onlar da sizin bu iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, muhakkak doğru yolu bulmuşlardır. Yüz çevirirlerse onlara ancak muhalefettedirler. (Anlaşmazlık içine düşerler) Onlara karşı Allah sana (Ya Muhammed) yeter. O işitendir, bilendir.” (Bakara, 137)

9. “Allah’ın boyası (ile boyanın). Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz O’na kulluk ederiz.” (Bakara, 138)

10. “De ki (Ya Muhammed): ‘Siz (Arabtan bir peygamber geldi diye) bizimle  Allah katında çekişiyor musunuz? Halbuki, O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size… Biz O’na gönülden bağlananlarız.’ ” (Bakara, 139)

11. “Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve oğulları Yahudi yahut Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: ‘ Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?’ Allah tarafından bildiği bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara, 140)

12. “Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız. (Bakara, 141)

13. “İnsanlardan bazı beyinsizler: ‘Onlar üzerinde bulundukları (eski) kıbleden çeviren nedir?’ diyecekler. De ki: ‘Doğu da, batı da Allah’ındır. O dilediğini doğru yola iletir. (Bakara, 142)

14. “Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun. Biz Peygambere uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Kâbeyi kıble yaptık. Bu Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına elbette güç gelir. Allah, sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli, merhametlidir.” (Bakara, 143)

15. “Kendilerine kitap verdiklerimiz O’nu (Hz. Muhammed (a.s.v.)) öz oğulları gibi tanırlar ama yine de, onlardan bir grup Hakkı bile bile gizlerler.” (Bakara, 146)

16. “Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitap ve hikmeti öğreten, bilmediklerinizi bildiren bir Resul gönderdik.” (Bakara, 151)

17. “Bunlar Allah’ın ayetleridir ki, onları (Habibim) sana Hak olarak okuyoruz. Sen şüphesiz, muhakkak gönderilen Peygamberlerdensin.” (Bakara, 252)

18. “O Peygamberler, biz Onların kimine kiminden üstün meziyetler verdik. Allah onlardan biri ile söyleşmiş, birini de (Hz. Muhammed (a.s.v)) bir çok derecelerle yükseltmiştir. Meryem’in oğlu İsa’ya o beyyineleri (açık ayetleri, mucizeleri) biz verdik ve onu Kudsi Ruh ile destekledik.” (Bakara, 253)

19. “(Habibim- Ya Muhammed) onları erdirmek senin üstüne borç değil. Ancak Allah hidayeti kime dilerse ona verir. İnfak edeceğiniz hayır (mal) kendi yararınızadır. Zaten siz (Ey Mü’minler) Allah’ın rızasını aramaktan başka bir suretle infak da etmezsiniz. (Allah yolunda) harcayacağınız mallar (ın karşılığı) size fazlasıyla ödenecektir. Siz haksızlığa uğratılmayacaksınız.” (Bakara, 272)

20. “O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de…” (Bakara, 285)

21. “(Ya Muhammed) O, sana kitabı hak ve kendinden öncekileri de doğrulayıcı olarak indirdi. Bundan önce de Tevrat ve İncil’i indirmişti. İnsanlar için birer hidayetti. Hak ile batılı ayırt edenleri de indirdi…” (Al-i İmran, 3-4)

22. “(Ya Muhammed) Seninle mücadele ederlerse de ki: ‘Ben bana tâbi olanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim etmişimdir.’ Kendilerine kitap verilenlerle, ümmilere de ki: ‘Siz de İslam’ı kabul ettiniz mi?’ Eğer İslama girerlerse muhakkak doğru yolu bulurlar. Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen ancak tebliğdir. Allah kulları layıkıyla görücüdür.” (Al-i İmran, 20)

23. “ (Ya Muhammed) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana biat edin (bağlanın) ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. ( Yani Beni ‘Muhammed’i’ sevin, zira insan sevmediğine içtenlikle bağlanmaz.)    Çünkü Allah çok yargılayıcı ve çok esirgeyicidir. ” (Al-i İmran, 31)

24. “De ki: ‘Allah’a ve Peygambere itaat edin. Eğer yüz  çevirirlerse şüphesiz ki Allah da o kafirleri sevmez.” (Al-i İmran, 32)

25. “Gerçek, Allah Adem’i, Nuh’u, İbrahim Hanedanını, İmran Ailesini-hepsi de biribirinden (gelme) tek bir zürriyet olarak alemlerin üstüne mümtaz (seçkin) kıldı…” (Al-i İmran, 33-34)

26. “Artık sana (Ya Muhammed) ilim geldikten sonra, kim seninle onun hakkında çekişirse de ki: ‘Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimiz ve kendinizi çağıralım. Sonra (hepimiz bir arada olarak) dua ve niyaz edelim de Allah’ın lanetini yalancıların üstünü okuyalım. (Al-i İmran, 61)

27. “İbrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyandır. Fakat O, Allahı bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi O. (Al-i İmran, 67)

28. “Gerçek, İbrahim’e insanların en yakını, (zamanında) Ona biat edenlerle, bu Peygamber (Hz. Muhammed s.a.v.) ve (bu) iman edenlerdir. Allah, o iman edenlerin yâri (yardımcısı) dır.” (Al-i İmran, 68)

29. “Allah , peygamberlerden şöyle söz almıştı. Andolsun ki size kitap ve hikmet verdim. Sonradan yanınızda bulunan (Kitap ve hikmeti) doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde; ‘Ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?’ Demişti. ‘Kabul ettik’ dediler. ‘O halde şahit olun, ben de sizlerle beraber şahit olanlardanım.” dedi.” (Al-i İmran-81)

30. “De ki: ‘Allah’a iman ettik. Bize indirilen (Kur’an’ı Kerim’e), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve oğullarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya ve Peygamberlere Rablerinden verilenlere de (inandık). Onlardan hiç biri arasında (Peygamber olmaları bakımından) fark gözetmeyiz. Biz, O’na (Allah’a) teslim olmuşlarız.” (Al-i İmran, 84)

31. “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız. (Çünkü) Allah’a inanıyorsunuz. Kitablılar (Hristiyan ve Yahudiler) de inansaydı, kendileri için elbette hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır. (Fakat) Onların pek çoğu (Hak dinden çıkmış) fasıklardır.” (Al-i İmran, 110)

32. “O vakit (Uhud muharabesinde) sen ( Ya Muhammed) müminlere indirilen üçbin melekle Rabbinizin size imdad etmesi yetişmez mi diyordun.” (Al-i İmran, 124)

33. “Kullarımın işin den hiçbir şey Sana ait değildir. Allah ya onların tevbesini kabul eder yahut onları, kendileri zalim oldukları için azablandırır.” (Al-i İmran, 128)

34. “Allah’a ve Peygambere itaat edin. Ta ki rahmete kavuşturulasınız.” (Al-i İmran, 132)

35. “Muhammed elbette peygamberdir. O’ndan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi ölür yahut öldürülürseniz ökçeleriniz üstünde (gerisin geri) mi dönecek  misiniz? Kim iki ökçesi üzerinde (ardına) dönerse elbette Allah’a hiçbir şeyle zarar veremez. Allah, şükür edenlere mükafat verecektir. (Al-i İmran, 144)

36. “(O vakit) Sen, Allah’tan bir esirgeme sayesindedir ki Onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar etrafından herhalde dağılıp gitmişlerdi bile. Artık onları bağışla, (Allah’tan) günahlarının bağışlanmasını iste. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere azmettin mi artık Allah’a güvenip dayan. Çünkü Allah, kendine güvenip dayananları sever.” (Al-i İmran, 159)

37. “Andolsun ki mü’minler daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı. Allah içlerinden ve kendilerinden onlara âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermiş olduğu için, büyük bir lütufta bulunmuştur.” (Al-i İmran, 164)

38. “(Habibim) Eğer seni yalanladılarsa; Senden önceki o apaçık mucizeleri, sahifeleri ve nur verici Kitabları getiren Peygamberleri de yalanladılar.” (Al-i İmran, 184)

39. “İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan Cennetlere sokar ki, onlar orda ebedi kalıcıdırlar. Bu en büyük kurtuluştur.” (Nisa, 13)

40. “Kim de Allah’a ve Peygambere isyan eder, sınırlarını geçerse Allah, onu ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa, 14)

41. “Her ümmetten birer şahid, (Habibim) seni de bunlara şahid getirdiğimiz zaman (halleri)nice olur.Nisa 41

42. “İnkar edip, peygambere karşı gelenler, o gün yerin dibine geçmeyi arzu ederler de, Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler.” (Nisa, 42)

43. “Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. ‘İşittik ve isyan ettik.” “Dinle dinlemez olası.” Ve dillerini eğip bükerek “raina” diyorlar, dini taşlıyorlar. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, Dinle ve bize bak” deselerdi, elbette kendileri için daha doğru olurdu.” (Nisa, 46)

44. “Yoksa Onlar, Allah’ın fazlından, insanlara verdiği şeylere karşı hased (kıskançlık) mı ediyorlar? Gerçek biz, İbrahim hanedanına da kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük mülk vermişizdir.” (Nisa, 54)

45. “İşte onlardan kimi Ona (Hz. Muhammed s.a.v.) iman etti, kimi de O’ndan yüz çevirdi.” (Nisa, 55)

46. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz, onu Allah’a ve Peygambere götürün, döndürün.” (Nisa, 59)

47. “Sana indirilene (Kur’an-ı Kerime) de, senden evvel indirilmiş olanlara da herhalde iman ettiklerini boş yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki –onu inkâr etmeleriyle emrolundukları halde- yine sihirbazın huzurunda mahkeme olunmalarını isterler. Şeytan da onları uzak bir sapkınlıkla büsbütün sapıtmak ister.” ((Nisa, 60)

48. “Onlara: ‘Allah’ın indirdiği (hakeme, Kur’an-ı Kerim’e) ve o Peygambere gelin’ denince, gördün ya, münafıklar senden çekindikçe çekiniyorlar.” (Nisa, 61)

49. “Önce elleriyle yaptıkları yüzünden onlara bela çattığı zaman (halleri) nice olur? Sonra, ‘biz iyilikten ve ara bulmaktan başka bir şey arzu etmedik’ diye, Allah’a andederek sana geleceklerdir.” (Nisa, 62)

50. “İşte bunlar; Allah öyle kimselerin kalblerinde olanı bilir. Artık onlardan yüz çevir. Onlara öğüt ver. Onlara kendileriyle ilgili etkili söz söyle.” (Nisa, 63)

51. “Biz hiçbir Peygamberi, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik. Onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanma mağfiret dileselerdi, Peygamber de mağfiret isteseydi ; elbette Allah’ı tevbeleri hakkıyla kabul edici, çok esirgeyici bulurlardı.” (Nisa, 64)

52. “Öyle değil, rabbine andolsun ki Onlar aralarında kimi buraya çektikleri şeylerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)

53. “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, iyi adamlarla beraberdirler. Onlar, ne iyi arkadaştır!” (Nisa, 69)

54. “Seni (Habibim) insanlara bir peygamber olarak gönderdik.(buna) hakkıyla şahid olarak Allah yeter.” (Nisa, 79)

55. “Kim o Peygambere itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmiştir. Kim de yüz çevirirse… zaten biz seni onların başına bekçi olarak göndermedik ya!” (Nisa, 80)

56. “(Sana) ‘Hayhay’ derler. Fakat yanından ayrıldıkları zamanda onlardan bir güruh (kesimi) senin söylediğinden başkasını kurarlar. Allah, onların gizlice ne planlar kurduklarını yazıyor. Onun için sen onlardan yüz çevir. (aldırış etme). Allah’a güvenip dayan, Allah bir “Vekil” olarak yeter.” (Nisa, 81)

57. “Sen kendinden başkasıyla mükellef (sorumlu) tutulmayacaksın. İman edenleri de teşvik et.” (Nisa, 84)

58. “Kim güzel bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir hisse (sevap) vardır. Kim de kötü bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir pay (günah) vardır.” (Nisa, 85)

59. “Üzerinde Allah’ın lûtfu, inayeti ve rahmeti olmasaydı onlardan bir grup muhakkak seni bile (hükümde-kararında) şaşırtmayı kurmuştu. Onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şeyden zarar da yapamazlar. (Nasıl yapabilirler ki?) Allah sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve (evvelce) bilmediklerini sana öğretti. Allah’ın senin üzerindeki lûtfu, inayeti çok büyüktür.” (Nisa, 113)

60. “Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra, Peygambere muhalefet eder, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse ona döndüğü o yolda bırakırız… Kendisini Cehenneme koyarız.” (Nisa, 115)

61. “Ey iman edenler! Allah’a, O’nun Peygamberine ve gerek o Peygambere ayet ayet indirdiği kitaba, gerek daha evvel indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini , kitaplarını, peygamberlerini, ahiret gününü inkar ederek kafir olursa; O, muhakkak  uzak bir sapıklıkla sapıp girmiştir.” (Nisa, 136)

62. “ Allah’ı ve peygamberlerini inkar ederek kafir olan, bir de Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen; “Bunların” kimine inanırız, kimini inkar ederiz” diyen ve böylece (küfür ile iman) arasında bir yol tutmaya yeltenen kimseler (yok mu?) işte onlar gerçek kafirlerin ta kendileridir…” (Nisa -150-151)

63. “Allah’a ve Peygamberlerine  iman edip onlardan birini diğerlerinden  ayırmayanlara (gelince) : Onlar da mükafatları kendilerine verilecek  olanlardır.”(Nisa,152)

64. “Ehl-i Kitap, senin üzerlerine gökten bir kitap indirmeyi isterler. Gerçek onlar Musa’dan daha büyüğünü istemişlerde “Allah’ı açıktan bize göster”demişlerdir…(Nisa, 153)

65. “Andolsun kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki , ölümünden önce Ona inanacak olmasın. Kıyamet günü de O (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır.” (Nisa,159)

66. “Ey insanlar! hiç şüphesiz Rabbinizden size hak bir peygamber gelmiştir. O halde kendi yararınıza olarak  O’na iman edin. Eğer inkar edip kafir olursanız; göklerde ve yerde  ne varsa (hepsi) Allah’ındır…” (Nisa-170)

67. “Ey insanlar! Size Rabbinizden gerçek bir bürhan (Hz.Muhammed s.a.v.) gelmiştir. Size apaçık bir nur göndermişizdir.” (Nisa, 174)

68. “Ey Ehl-i Kitap, size kitabtan  gizlemekte olduğunuz şeylerin bir çoğunu  meydana çıkaran, bir çoğundan da vazgeçiren – Peygamberimiz (Hz. Muhammed s.a.v.) gelmiştir. Size Allah’tan gerçek bir nur, apaçık bir kitab gelmiştir.” (Maide, 15)

69. “Ey Ehl-i Kitap, Peygamberlerinin arası kesildiği zamanda size (gerçekleri) apaçık söyleyip duran elçimiz (Muhammed) gelmiştir. Ta ki “Bize ne bir rahmet müjdecisi, ne de bir azap  habercisi gelmedi  demenize (meydan kalmasın ). İşte size rahmet müjdecisi de, azap habercisi de, geldi artık. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.” (Maide, 19)

70. “ Allah’a ve Resulüne savaş açanların, yeryüzünde fesatçılığa koşanların cezası, ancak öldürmeleri, ya asılmaları, yahut elleriyle ayaklarının çaprazvari kesilmesi, ya da (bulundukları) yerden sürülmeleridir…” (Maide, 33)

71. “Ey Peygamber, kalbleri ile inanmadıkları halde ağızlarıyla  ‘inandık’ diyen (münafık)larla Yahudilerin o küfr içinde (alabildiğine) koşuşanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalan dinleyen, senin huzuruna gelmeyen diğer bir topluluk hesabına casusluk  edenlerdir… Onlar, öyle kimselerdir ki Allah, kalblerini  temizlemek                  dilememiştir…” (Maide,  41)

72. “Onlar, alabildiğine yalanı dinleyenler, haram yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer kendilerinden yüz çevirirsen sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Eğer hükmedersen (karar verirsen) aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adalet sahiplerini sever.” (Maide, 42)

73. “Hem içinde Allah’ın hükmü (yazılı) olan Tevrat yanlarında bulunup dururken nasıl oluyor da senin hükmüne, hakemliğine baş vuruyorlar ve sonra da (bu hükmün – kararının) arkasından yine yüz çevirip gidiyorlar. Onlar inanan kimseler değildir.”(Maide, 43)

74. “Sizin yariniz ancak Allah’tır. O’nun Peygamberidir. Allah’ın emirlerine boyun eğici olarak namazı dosdoğru kılan zekatı veren o mü’minlerdir.” (Maide, 55)

75. “Kim Allahı’ve elçisini ve müminleri, dost tutarsa(veli edinirse), (bilsin ki)galip gelecek olanlar, yalnız Allah’ın Taraftarlarıdır.” (Maide, 56)

76. “Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan (Allah’ın) elçiliğini tebliğ etmiş olmazsın. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz ki Allah , kafirler grubunu başarılı kılmaz.”(Maide-67)

77. “ Andolsun ki biz İsrail oğullarından sapasağlam söz almış, onlara peygamberler  göndermişizdir. Ne zaman bir peygamber, kendilerine canlarını hoşlanmayacağı bir şeyi getirdiyse bir takımını yalana çıkardılar, bir takımını da öldürdüler.” (Maide, 70)

78. “Allah’a ve resulüne itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimizin üstüne düşen, yalnız apaçık tebliğden ibarettir.” (Maide, 92)

79. “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine ve o peygambere  gelin’ denildiği zaman ‘Atalarımızı üstünde bulduğumuz şeyler bize yeter’ dediler. Ya Ataları hiçbirşey  ve doğru yola gitmiyorlar idiyse?…” (Maide, 104)

80.  “Hani havarilere: “Bana ve Resulüme iman edin” diye vahyetmiştim. ‘İman ettik. Gerçek müslümanlar  olduğumuza sen de şahit ol.’ demişlerdi.” (Maide, 111)

81. “O zaman Havariler: ‘Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bizim üstümüze gökten bir sofra indirebilir mi?’ demiş. O (da): ‘Eğer inanmışlarsanız, Allah’tan sakının’ demişti.” (Maide, 112)

82. “Dediler ki: ‘Diliyoruz ki biz de ondan yiyelim. Kalplerimiz yatışsın, seni bize gerçekten doğru soylediğini bilelim ve biz de bunun üzerine şahitler olalım.’ ” (Maide, 113)

83. “(Habibim Ya Muhammed) Eğer sana kağıt içinde bir kitap göndermiş olsaydık  da kendileri de elleriyle tutmuş bulunsalardı. O küfredenler yine hemen: ‘ Bu apaçık bir büyüden başkası değildir.’ derlerdi.” (En’am , 7)

84. “O’na (Hz Muhammed’e) bir melek gönderilmeli değil miydi? dediler.Eğer biz bir melek gönderseydik elbette iş bitirilmiş olur, sonra kendilerine göz bile açtırılmazdı.” (En’am, 8)

85. “Eğer O’na (Hz Muhammed’i) bir melek yapsaydık Onu da herhalde bir adam (suretinde) gösterir  ve herhalde onları yine düşmekte oldukları şüpheye düşürürdük.”(En’am, 9)

86. “(Habibim)Andolsun, Senden evvelki  Peygamberlerle alay edildi de. Eğlenmekte oldukları şey, içlerinden o maskaralık edenleri çepeçevre kuşatıverdi.” (En’am, 10)

87. “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, O’nu (Hz Muhammed’i) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama kendilerini ziyana sokanlar inanmazlar.” (En’am, 20)

88. “İçlerinden Sana kulak verip de dinleyenler vardır. Halbuki biz Onu iyice anlayabilmelerine engel olabilmek için yüreklerinin üstüne perdeler. Kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar her mucizeyi görseler ona inanmazlar. Hatta o küfredenler Sana geldikleri zaman Seninle çekişmeye kalkışarak: ‘Bu (Kur’an) eskilerin masallarından başka (bir şey)değildir.” (En’am, 25)

89. “Onlar, hem (insanları) bundan (Peygambere yaklaşmaktan) vazgeçirmeye çalışırlar hem kendileri ondan uzaklaşırlar. Onlar bilmeyerek kendilerinden başkasını helaka sürüklemiş olmuyorlar.” (En’am, 26)

90. “Onlar ateşin karşısında durdurulup da: ‘ah bize ne olurdu, (dünyaya) bir geri döndürülseydik, Rabbimizin ayetlerini, yalan saymasaydık’ dedikleri zaman (onları) bir görsen!” (En’am, 27)

91. “(Habibim) şu gerçeği çok iyi biliyoruz ki; onların söyleye geldikleri Seni herhalde tasaya düşürüyor. Onlar hakikatte Seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler bile bile Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar.” (En’am, 33)

92. “Andolsun senden önceki Peygamberler yalanlanmıştı da tekzib edildikleri (yalanlandıkları)  ve ezaya uğratıldıkları şeylere karşı sabretmişlerdi. Nihayet, Onlara yardımımız gelip yetişti…”(En’am, 34)

93. “ Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır gelmiş olup da kendilerine bir ayet (bir mucize) getirmen için yerde bir baca  veya gökte bir merdiven araman ( gibi basit ne gereksiz  tekliflere) uymak istersen (şunu bil ki) eğer Allah dileseydi  onların hepsini muhakkak hidayet üzerinde toplardı. O halde sakın bilmeyenlerden olma.” (En’am, 35)

94.  “Ancak seni can kulağıyla dinleyenlerdir ki çağrına uyar. Ölüler (e gelince)onları da Allah diriltir. Sonra yine ancak O’na döndürür.”(En’am, 36)

95. “Sabah, akşam Rablerine, yalnızca onun cemalini dileyerek, dua edenleri (huzurundan) kovma. Onların (kafirlerin) hesabından hiçbirşey Sana, senin hesabından hiçbirşeyde onlara ait değildir. Onları kovarsın (ama) zalimlerden olursun.” (En’am, 52)

96. “Biz onlardan kimini kimi ile ‘Allah (bula bula) aramızdan bunlara, bunların üzerine mi lütfuna layık gördü’ desinler diye – işte böyle imtahan ettik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil mi?”(En’am, 53)

97.  “Ayetlerimize iman edenler sana geldiği zaman de ki: ‘Selam Sizlere.’ Rabbiniz kendi üzerine (Şu) rahmeti yazdı:İçinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapıp da sonra arkasından tevbe etmiş ve düzelmiş ise şüphesiz ki O, çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (En’am, 54)

98. “Günah işleyenlerin yolu seçilip sana belli olsun diye böylece ayetleri açıklıyoruz.” (En’am, 55)

99. “(Ya Muhammed) de ki: Şüphesiz ben Rabbimden apaçık bir hüccetin(delilin, gerçeğin) üstündeyim. Siz ise Onu yalan saydınız…”(En’am, 57)

100. “ …De ki: (Ya Muhammed) ‘Ben buna karşı (Peygamberlik görevine karşılık) sizden hiçbir ücret istemiyorum. O, alemler için öğütten başka bir şey değildir.” (En’am, 90)

101. “Allahın kadrini, Ona layık olacak bir surette hakkıyla takdir etmediler. Çünkü ‘Allah hiçbir insana hiçbirşey indirmedi’ dediler. Söyle ki: Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olmak üzere getirdiği ve sizinde parça parça kağıtlar haline koyup (işinize geleni gözterip) açıkladığınız, (fakat) çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi. Sizin de atalarınızda  bilmediğiniz şeyler, size öğretilmiştir. (Habibim) Sen ‘Allah’ de (geç) ve onlara bırak ki daldıkları batakda oynaya dursunlar.”(En’am, 91)

102. “Elif, Lam, Mim, Sad – Onunla(halkı) uyarman, mü’minlere de bir öğüt olması için –sana indirilen bir kitabdır. Artık bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.” (A’raf, 1-2)

103. “Onlar yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları ümmi nebi olan O peygambere tabi olanlardır. O kendilerine iyiliği emrediyor. Onları kötülükten alıkoyuyor, temiz şeyleri helal, çirkin şeyleri de haram kılıyor. İşte O’na iman edenler O’na saygı duyanlar,O’na yardım edenler ve Onunla birlikte indirilen nura tabi olanlar! Onlar selamete erenlerin ta kendileridir.”(A’raf- 157)

104. “(Habibim) De ki: ‘Ey insanlar! Şüphesiz ben göklerin ve yerin sahibi olan, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan, hem dirilten, hem öldüren Allah’ın size hepinize gönderdiği Peygamberim. O halde Allah’a ve O Ümmi Nebi olan Resulüne – ki kendisi de O Allah’a ve Onun sözlerine iman etmektedir. İman edin. Ona tabi olun. Taki doğru yolu bulasınız.’ ” (A’raf, 158)

105. “Onlar düşünmediler mi ki kendilerinin sahibi (Hz Muhammed s.a.v.) nde hiçbir delilik yoktur. O, ilerideki tehlikeyi apaçık haber verenden başkası değildir.” (A’raf, 184)

106.”Onların (putların) yürüyecekleri ayakları mı, yoksa tutacakları elleri mi: yahut görecekleri gözleri mi, yoksa işitecekleri kulakları mı var? (Habibim) de ki: ‘Çağırın ortaklarınızı, sonra bana (istediğiniz) tuzağı kurun da şöyle bir göz bile açtırmayın bana’.” (A’raf, 195)

107. “Çünkü benim velim, o kitabı indiren Allah’tır. Ve bütün salihlere (iyilere) iyilik ediyor.” (A’raf, 196)

108. “ (Habibim) Sen kolaylığı al, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir (aldırış etme).” (A’raf, 200)

109. “Onlara (istedikleri) bir ayet gelmediği zaman derler ki: ‘Onları toplasaydın ya!. De ki: ‘Rabbimden bana ne vahyolunursa  ben ancak ona uyarım. Bu (Kur’an ayetleri, Kalblerinize) Rabbinize (açılan) gözlerdir. İman edecek bir toplum için yol gösterici ve rahmettir.” (A’raf, 203)

110. “(Habibim) Sana harp ganimetlerini sorarlar. De ki: (Bu) ganimetler Allah’ın ve Resulünündür. O halde mü’minlerseniz Allah’dan korkun, (ayrılığa düşmeyip ) aranızı düzeltin, Allah’a ve Peygambere itaat edin.” (Enfal, 1)

111. “Bunun sebebi şudur. Çünkü onlar Allah’a ve Resulune karşı geldiler. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse Allah’ın cezası cidden çetindir.” (Enfal, 13)

112. “(Ya Muhammed) Sen atmadın, ancak Allah attı.” (Enfal, 17)

113. “Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne itaat edin. Kendiniz dinleyip dururken, ondan yüz çevirmeyin.” (Enfal, 20)

114. “Ey iman edenler! Size hayat verecek bilgilere davet ettiği zaman Allah ve Resulüne uyun. Bilin ki şüphesiz Allah kişi ile kalbi arasına girer ve siz hakikaten yalnız Ona dönüp toplanacaksınız.” (Enfal, 24)

115. “Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamberine hainlik etmeyin. Siz kendiniz bilip dururken, kendi emanetlerinize (ihanet) hainlik eder misiniz?” (Enfal, 27)

116. “Halbuki Sen içlerinde iken (Habibim), Allah Onları azaplandırıcı değildi. Onlar bağışlanma dilerken de Allah yine onları azaplandırıcı değildir.” (Enfal, 33)

117. “Eğer Allah’a (iman etmiş), hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun biribirine kavuştuğu (Bedir) gün(ü) kulumuz (Muhammed’e) indirdiğimiz (âyetler)e inanmışsanız, bilin ki, ganimet (düşmandan savaş sonucu alınan mal) olarak aldığınız herhangi bir şeyin mutlaka beşte biri Allah’ın, Resulünun, hısımların, yetimlerin, yoksulların, yolcunundur.” (Enfal, 41)

118. “Hani Allah onları sana az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi elbette çekinecekdiniz. Ve iş hakkında elbette çekişirdiniz. Fakat Allah (bundan sizi) kurtardı. Çünkü O hiç şüphesiz göğüslerin içini ve özünü bilendir.” (Enfal, 43)

119. “Allah’a ve Resulune itaat edin. Biribirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa (zayıflığa) düşersiniz. Direnciniz azalır. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46)

120. “Eğer (antlaşma yaptığın) bir toplumun ihanetini anlarsan, hak ve adaleti kendilerine anlat (bildir). Çünkü Allah hainleri sevmez.” (Enfal, 58)

121. “Eğer(düşmanlar) barışa meylederlerse sen de ona yanaş ve Allah’a güvenip dayan” (Enfal, 61)

122. “Eğer sana hile yapmak isterlerse muhakkak ki Allah sana yetişir. O seni yardımıyla  ve müminlerle destekleyendir” (Enfal, 62)

123. “Ve onların gönüllerine sevgi verip, birleştirendir. Sen yer yüzünde olan her şeyi toptan versen, yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O daima üstündür. Tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfal, 63)

124. “Ey Peygamber! Sana da, müminlerden senin izince gidenlere de Allah yeter.” (Enfal, 64)

125. “Ey Peygamber! Müminleri harbe teşvik et. Eğer içinizden sabırla yirmi kişi bulunursa onlar iki yüz kişiye üstün gelirler. Eğer sizden yüz (kişi) olursa kafirlerden binini yenerler. Çünkü onlar anlamazlar topluluğudur.” (Enfal, 65)

126. “Eğer sana hainlik (ihanet) etmek isterlerse… onlar daha evvel Allah’a da hainlik etmişlerdi de. O, sana kendilerine karşı mahvolmaları için imkan ve kudret vermişti…” (Enfal, 71)

127. “Allah ve Resulünden antlaşma yaptığınız müşriklere ültimatomdur (uyarıdır).” (Tevbe, 1)

128. “ Büyük Hac günü Allah’tan ve Resulünden insanlara bir bildiridir. Allah ve Resulü müşriklerden tamamen uzaktır. Tevbe eder dönerlerse, bu sizin için hayırlıdır. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. O küfredenlere acıklı bir azabı müjdeler.” (Tevbe, 3)

129. “Eğer müşriklerden biri senden aman dilerse onu yanına al. Ta ki Allah’ın kelamını (sözünü) dinlesin. Sonra Onu güvenlik içinde yerine ulaştır. Çünkü onlar gerçeği bilmeyen bir topluluktur.” (Tevbe, 6)

130. “Müşriklerin (ortak koşanların) Allah yanında, Resulü yanında nasıl
andlaşmsı olabilir. Ancak Mescid-i Haram’da andlaştıklarınız hariç. Onlar size
dürüst davrandıkça, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, korunanları
sever.” (Tevbe, 7)
131. “Yoksa siz (kendi halinize) bırakılacağınızı, içinizden cihad edenleri
Allah’tan, Resulünden ve müminlerden başkasını sır dostu edinmeyenleri Allah’ın
bimediğini mi sandınız? Allah ne yaparsanız haberdardır.” (Tevbe, 16)
132. “De ki (Ya Muhammed): ‘Eğer babalarınız, kardeşleriniz, eşleriniz,
kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesintiye uğramasından korkageldiğiniz
bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan evler size Allah’tan Onun Peygamberinden
ve Onun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye
kadar bekleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe,
24)
133. “Sonra Allah, Resulü ile mü’minlerin üzerine Sekinesini (manevi bilgi ve
gücünü) indirdi. Görmediğiniz (melek) orduları(nı) indirdi. Ve kafirleri
azablandırdı. Bu, o  kafirlerin cezası idi.” (Tevbe, 26)
134. “O, Resulünü hidayetle, hak din ile – o dini her dine galip kılmak için
gönderendir. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar.” (Tevbe, 33)
135. “Eğer siz Ona (Resulüme) yardım etmezseniz, kafirler Onu (Mekke’den)
çıkardıkları zaman bizzat Allah Ona yardım etmişti. İkinin ikincisinden
ibaretti. O zaman onlar (‘Sevr’) dağının tepesindeki mağaradaydılar. Peygamber,
o zaman arkadaşına (Hz Ebubekir’e): ‘Tasalanma Allah, hiç şüphe yok bizimle
beraberdir’ diyordu. Allah O (arkadaşı) nun üzerine (kalbine) Sekine’sini
indirmiş. O’nu (Habibini) görmediğiniz manevi ordularla teyid etmiş, kafirlerin
kelimesini alçaltmıştı…” (Tevbe, 40)
136. “Eğer sana bir iyilik dokunsa onların hoşuna gitmez. Şayet sana bir
musibet (kötülük) erişirse ‘Biz derler, daha önceden tedbirimizi almışızdır’ ve
onlar, böbürlene böbürlene dönüp giderler. “(Tevbe, 50)
137. “Artık (Habibim) onların ne malları, ne evlatları seni imrendirmesin.
Allah bunlar sebebiyle ancak kendilerini dünya hayatında azaba çarptırmayı ve
canlarının, kendileri kafir olarak, güçlükle çıkmasını ister.” (Tevbe, 55)
138. “Eğer Onlar, – Allah ve Resulü kendilerine ne verdiyse – buna razı
olsalardı da ‘Allah, bize yeter, yakında bize Allah da, Resulü de lütfundan
verecek. Biz ancak Allah’a rağbet edicileriz’ deselerdi (ne olurdu?)…” (Tevbe-59)
139. “(Yine o münafıkların) içlerinde öyle kimseler vardır ki Peygambere eza
ederler (incitirler) ve: ‘O, (her söyleyeni dinleyen) bir kulaktır’ derler. De
ki: ‘O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a inanır, mü’minlere inanır.
İçinizden iman edenler için de bir Rahmettir. O, Allah’ın Resulünü incitenler
(için) en acıklı azab onlarındır.” (Tevbe, 61)
140.  “Halâ şu gerçeği anlamadılarmı ki: Kim Allah’a ve Resulüne yan çizerse
Ona, içinde ebedi kalıcı olmak üzere, cehennem ateşi vardır. Bu ise, en büyük
rezilliktir.” (Tevbe, 63)
141. “Mü’min erkekler de mü’min kadınlar da birbirinin velileri (dostları,
yardımcıları) dır. Bunlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye
çalışırlar. Namazı, dosdoğru kılarlar. Zekatı verirler, Allah’a ve Resulüne
itaat ederler. İşte bunlar. Allah onlara daima rahmet edecektir. Çünkü azizdir,
hakimdir.” (Tevbe, 71)
142. “Ey Peygamber! Kafirlerle ve münafıklarla savaş. Karşılarında çetin ol.
Onların yurdu cehennemdir…”(Tevbe, 73)
143. “(Habibim) Onlar için bağış dilesen de dilemesen de birdir. Eğer onlar
için yetmiş defa istiğfar (bağış) dahi etsen yine Allah kendilerini yargılayacak
değildir. Bu böyledir. Çünkü Allah ve Resulünü inkar ile kafir olmuşlardır.
Allah, fasıklar topluluğuna hidayet etmez.” (Tevbe, 80)
144. “Allah’ın Peygamberlerine muhalefet için geri kalanlar (memleketlerinden
çıkmayıp oturmalarıyla) sevindi(ler). Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla
cihat etmeyi çirkin gördüler…” (Tevbe, 81)
145. “Allah seni (Tebük’ten Medine’ye), onlardan bir zümrenin (münafıkların)
yanına döndürür de (başka bir savaşa) çıkmaya senden izin isterlerse de ki:
‘Bundan sonra benimle birlikte kesinlikle ebedi (sefere) çıkamazsınız. Benimle
beraber hiçbir düşmanla savaşamazsınız. Çünkü siz ilk defa oturmayı hoşgördünüz.
(Artık) siz geri kalan (kadın ve çocuk)larla beraber oturun!’ ” (Tevbe,  83)
146. “Onlardan ölen hiçbir kimseye ebedi dua etme. (Defni veya ziyaret için)
kabirinin başında da durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkar ile kafir
oldular. Onlar fasık (adam) lar olarak öldüler.” (Tevbe, 84)
147. “Onların ne malları, ne evlatları seni imrendirmesin. Allah bunlar
sebebiyle ancak kendilerini dünyada azaba çarptırmayı ve canlarının onlar kafir
oldukları halde, güçlükle çıkmasını diler…” (Tevbe, 85)
148. “ ‘Allah’a iman edin. Resülünün yanında Cihada gidin’ diye bir sure
indirildiği zaman içlerinden servet sahibi olanlar senden izin isteyip ‘Bırak
bizi, (savaşmayıp) oturanlarla beraber oturalım’ dediler.”(Tevbe, 86)
149. “Onlar oturanlarla beraber olmalarını hoş gördüler.Kalplerine mühür
vurulmuş onların. Bundan dolayı onlar iyice anlamazlar.” (Tevbe, 87)
150. “Fakat O Peygamber ve Onun yanında bulunan mü’minler mallarıyla,
canlarıyla savaştılar. İşte Onlar! Bütün hayırlar onlarındır. Onlar umduklarına
kavuşanların ta kendileridir.” (Tevbe, 88)
151. “Bedevilerden özür dileyen kendilerine izin verilsin diye geldiler.
Allah’a ve Resülüne yalan söyleyenler de oturup kaldı (lar). İçlerinden kafir
olanları pek azıklı bir azap çarpacaktır.” (Tevbe, 90)
152. “Allah’a ve Resülüne iyilik düşünmeleri şartıyla ne zayıflara, ne
hastalara, ne de (yoksulluktan dolayı) dağıtacaklarını bulamayanlara bir günah
yoktur…”(Tevbe, 91)
153. “Bir de şunlara günah (ve sorumluluk) yoktur ki: Kendilerini bindir (ip
göndermen için ne zaman sana geldilerse, ‘Size bir binek bulamıyorum’ dedin ve
(kendileri de) harcayacak (dağıtacak) bir şey bulamadılar da üzüntülerinden yaş
döke döke döndüler.” (Tevbe, 92)
154. “Bedeviler küfür ve nifak bakımından (şehirlilerden) daha beterdiler.
Allah’ın Resülü üzerine indirdiğinin sınırlarını bilmemeleri de daha çok onlara
layıktır.”(Tevbe, 97)
155. “Bedevilerden öyle adam da vardır ki Allah’a ve ahiret gününe inanır,
dağıtacağını Allah yanında yakınlıklara ve O peygamberin dualarına (vesile –
aracı) edinir. Haberiniz olsun ki bu onlar için gerçek bir yakınlıktır. Allah,
onları rahmetine koyacaktır. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı ve çok
esirgeyicidir.” (Tevbe,  99)
156. “(Ya Muhammed) Onların mallarından (ihtiyacı olanlara dağıtmak için)
sadaka al ki kendilerini (günahlarından) temizlemiş, bununla onları (n
iyiliklerini) bereketlendirmiş (kendilerini iyiler mertebesine yükseltmiş)
olasın. Onlara dua et çünkü  senin duan Onlar için sükünettir- rahmettir. Allah
hakkıyla işiten, (pişmanlıklarını) çok iyi bilendir.” (Tevbe, 103)
157. “Onlar bilmedilermi ki şüphesiz Allah kullarından tevbeyi kabul edecek,
sadakaları alacak olan ancak kendisidir ve hakikatte tevbeleri kabul eden ve
rahim olan ancak odur. (Tevbe 104)
158. “De ki ‘(Dilediğinizi) yapın’ çünkü hareketinizi Allah da, Resulu da,
müminler de görecektir. Gizli ve açığı bilene döndürüleceksiniz de. O, size ne
yaptığınızı haber verecektir.” (Tevbe, 105)
159. “Bir de (Müslümanlara) zarar vermek için, küfr için, müminlerin arasına
ayrılık sokmak için ve daha evvel Allah ve Resulu ile savaşanı beklemek ve
gözetmek için bir mescid edinenler ve: ‘(Bununla) iyilikten başka bir şeye
kastedmedik’ diye muhakkak yemin edecek olanlar vardır. Allah, şahitlik eder ki
onlar şeksiz, şüphesiz yalancıdırlar.” (Tevbe, 107)
160. “(Habibim) Onun içerisinde hiçbir vakit namaza durma. (Bunun üzerine
mescid-i dirar denilen bu yer yıktırılıp yaktırılmıştır.) Ta ilk gününde temeli
takva üzerine yapılan mescid, senin için de kıyamına (ayakta durmana) daha
layıktır. Orada tertemiz olmalarını arzu etmekte olan adamlar vardır. Allah da
çok temizlenenleri sever.” (Tevbe, 108)
161. “Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi hayırlıdır
yoksa yapısını yıkılacak bir yerin kenarına kurup da, onunla beraber kendisini
de cehennem ateşine çöküp giden kimse mi? Allah zalimler topluluğuna hidayet
etmez.” (Teybe, 109)
162. “Onların kurdukları bina kalplerinde sürekli bir şüphe olacaktır. Meğer
ki kalpleri (ölümle) parçalanmış olsun. Allah çok iyi bilendir. Tam bir hüküm ve
hikmet sahibidir.” (Tevbe, 110)
163. “Andolsun ki Allah, Peygamberini içlerinden bir takımını gönülleri hemen
hemen eğilmek üzereyken güçlük zamanında ona tabii olan (biat eden)
Muhacirlerle, Ensarı da tevbe de başarılı kıldı ve sonra onların tevbelerini
kabul etti. Çünkü O çok esirgeyici , çok bağışlayıcıdır.” (Tevbe, 117)
164. “Gerek Medineliler için, gerekse çevrelerindeki Bedeviler için Allah’ın
Resulünden geri kalmaları ve bizzat kendisine (katlandığı zahmetlerde) onların
da canla başla rağbet etmemeleri yasaktır. Bunun sebebi de şudur: ‘(Çünkü
onların) Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık (çekmeleri),
kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir düşmana karşı başarıya
erişmeleri yoktur ki karşılığında kendileri için, bu sebeple iyi bir amel
yazılmış olmasın. Çünkü Allah iyi davrananların karşılığını verir.” (Tevbe, 120)
165. “Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin
sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güç gelir. Üstünüze çok düşkündür.
Mü’minleri cidden (Reuf) esirgeyicidir. (Rahim) bağışlayıcıdır O…” (Tevbe, 128)
166. “(Habibim, sana iman etmekten) yüz çevirirlerse de ki: ‘Bana Allah
yeter. Ondan başka ilah yok. Ben ancak O’na güvenip dayandım. O, büyük arşın
sahibidir.”(Tevbe, 129)
167. “‘İnsanları uyar, iman edenlere Rableri indinde kendileri için gerçekten
Rehber- Önder – Şefaatçi (kadem-i sıdk) olduğunu müjdele’ diye içlerinden bir
ere (Hz.Muhammed s.a.v.) ettiğiniz vahy insanlar için şaşılacak bir durum mu
oldu ki o kafirler: ‘Bu, şeksiz şüphesiz apaçık bir sihirbazdır.’” dediler.
(Yunus, 2)
168. “Ayetlerimiz onlara apaçık deliller olarak okunduğu zaman bize kavuşmayı
ummayanlar: ‘Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir, ya da O’nu değiştir!)
dediler. De ki: ‘Onu kendiliğinden değiştirmem benim için olmayacak şeydir. Ben
vahy olunandan başkasına uymam. Eğer Rabbime isyan edersem; şüphesiz büyük günün
azabından korkarım.’”(Yunus- 15)
169. “De ki (Ya Muhammed): Eğer Allah dileseydi, O’nu size okumazdım Onu size
bildirmezdi de. Ben O’ndan (OKur’an’dan) önce içinizde bir ömür durmuşum
(yaşamışım)dur…”(Yunus, 16)
170. “Yoksa Onu (Peygamber s.a.v.) kendiliğinden uydurdu mu diyorlar? De ki (Ya
Muhammed): ‘Eğer doğru söyleyiciler iseniz siz de onun benzeri bir sure getirin.
Allah’tan başka gücünüzün yettiği (güvendiğiniz) kim varsa onlarıda ( yardıma)
çağırın!”(Yunus, 38)
171. “Hayır, onlar ilmini kavrayamadıkları şeyi yalan saydılar. Kendilerine
yorumu gelmedi.Onlardan evvelkiler de (Peygamberini) böyle yalanladılar. Bak, o
zalimlerin sonu ne olmuştur!” (Yunus, 39)
172. “İçlerinden O’na inananlar vardır, O’na inanmayanlar vardır. Rabbin
fesatçıları çok iyi bilendir.” (Yunus, 40)
173. “Eğer onlar seni yalanlarsa de ki: ‘Benim işim bana, sizin işiniz de
size aittir. Benim yaptığımdan siz uzaksınız, sizin yapmakta olduğunuzdan da ben
uzağım.’” (Yunus, 41)
174. “Onlardan (Ya Muhammed) Sana kulak verenler vardır. Fakat sağırlara Sen
mi duyuracaksın? Hele akılları da olmazsa!” (Yunus, 42)
175. “İçlerinden (Ya Muhammed) Sana bakanlar da vardır. Fakat körlere Sen mi
doğru yolu göstereceksin? Hele (kalp gözlerinden de) görmez olurlarsa!”
(Yunus-43)
176. “Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Fakat insanlar
kendi kendilerine zulmederler. (Yunus-44)
177. “Her ümmetin bir Peygamberi vardır. Resulleri geldiği zaman aralarında
adaletle hükmedilir. Ve onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.”(Yunus-47)
178. “Eğer (iddianızda) doğrucu iseniz bu vaat (söyledikleriniz) ne zaman?
derler.”(Yunus, 48)
179. “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olanlara bir şifa,
mü’minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.” (Yunus, 57)
180. “De ki (Ya Muhammed): ‘Ancak Allah’ın fazlıyla, rahmetiyle… İşte yalnız
bunlara sevinsinler. Bu, onların toplayıp durdukları (dünyalıkları)ndan
hayırlıdır.” (Yunus, 58)
181. “Sen (Ya Muhammed) herhangi bir işte bulunmaya dur. Onun hakkında
Kur’an’da bir şey okumaya dur ve sizler de hiçbir iş işlemeye  durunuz ki  onun
içine daldığınız vakit başınızda şahidizdir. Ne yerden, ne gökten zerre
ağırlığınca birşey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve
büyüğü de ayrı olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitapta
yazılıdır.”(Yunus, 61)
182. “İyi bilin ki. Allah’ın Veli kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar
mahzun olacak da değillerdir.” (Yunus, 62)
183. “Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır.” (Yunus, 63)
184. “Dünya hayatında da ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın
sözlerinde asla değişme yoktur. Bu en büyük mutluluğun ta kendisidir.” (Yunus,
64)
185. “(Habibim Ya Muhammed) Onların söz ve tavırları seni tasaya düşürmesin.
Çünkü bütün izzet ve üstünlük Allah’ındır. O, hakkıyla işitici, kemalıyla
bilicidir.” (Yunus, 65)
186. “Eğer sana indirdiğimizden şüphede iseler, Senden önce kitap okuyanlara
sorsunlar. Andolsun ki hak (gerçek)  Sana (Ya Muhammed) Rabbinden gelmiştir. O
halde sakın şüphecilerden olma (yın).” (Yunus, 94)
187. “Sakın Allah’ın ayetlerini yalan  sayanlardan olma(yın). Sonra maddi ve
manevi zarara uğramışlardan olursun (uz).”(Yunus, 95)
188. “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündeki kimselerin hepsi, topluca elbette
iman ederdi. Böyle iken sen hepsi mü’min olsunlar diye insanları zorlayıp
duracak mısın?” (Yunus, 99)
189. “Nihayet biz Resüllerimizi ve iman edenleri selamete erdiririz. Böylece
mü’minleri de üstümüzde bir hak olarak kurtaracağız.” (Yunus, 103)
190. “De ki (Ya Muhammed): ‘Ey insanlar! Eğer benim dinimden bir şüphede
iseniz, ben Allah’ı bırakıp da sizin tapar olduklarınıza tapmam. Ancak sizin
canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederiz. Bana müminlerden olmaklığım
emredilmiştir.” (Yunus, 104)
191. “De ki (Ya Muhammed): Ey insanlar! Size Rabbinizden hak (gerçek)
gelmiştir. Artık kim hidayeti kabul ederse o, ancak kendi faidesi için hidayete
ermiş, kim de saparsa o da yalnız kendi zararına sapmış olur. Ben sizin
başınızda bir bekçi değilim!” (Yunus, 108)
192. “ (Habibim, Ya Muhammed) Sana ne vahyediliyorsa Ona tabi ol. Allah’ın
hükmü gelinceye kadar sabret. O hakimlerin en hayırlısıdır.” (Yunus, 109)
193.“Elif, Lam, Ra. (Bu) Öyle bir kitaptır ki ayetleri desteklenmiş, sonra da
apaçık indirilmiş, (her işi) hikmetle yapan, kemaliyle haberdar olan (Allah)
tarafından…”(Hud, 1)
194. “Ta ki Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz ben sizi Onun
tarafından uyaran, müjde veren (bir Peygamber) im.” (Hud, 2)
195. “Ve ta ki Rabbinizden mağfiret (bağışlama) isteyin. Sonra Ona dönün ki,
sizi adı konmuş bir müddete kadar güzel nimetleriyle faydalandırsın; her fazilet
sahibine kendi fazlını versin. (Habibim onlara de ki: ) ‘Eğer yüz çevririrseniz
ben sizin başınıza gelecek büyük günün azabından korkarım.” (Hud, 3)
196. “Şimdi sen Ona bir hazine indirilseydi, yahut maiyetinde bir de melek
gelseydi ya’ demelerinden (dolayı) Sana vahyolunandan bir kısmını, bu yüzden
yüreğin daralarak sanki terk mi edeceksin? Sen bir uyarıcısın. Allah her şeye
vekildir.” (Hud, 12)
197. “Yoksa Onu kendisi mi uydurdu diyorlar? De ki: O halde haydi siz de onun
gibi on sure getirin düzme ve uydurma olarak. Allah’tan başkasına
güveniyorsanız, Onları da çağırın, eğer (iddianızda) doğrucular iseniz.” (Hud,
13)
198. “…Artık siz Müslüman oluyor musunuz? “(Hud, 14)
199. “(Ya Muhammed) Belki “Onu (Kur’an’ı) kendiliğinden uydurdu” derler. De
ki: ‘ Eğer ben onu kendim uydurduysam günahı benim üstüme olsun. Halbuki ben
sizin yapageldiklerinizden tamamen uzağım.” (Hud, 35)
200. “O halde, sen (Habibim Ya Muhammed) maiyetindeki tevbe edenlerle
beraber, emrolunduğun şekilde dosdoğru hareket et. Aşırı gitmeyin. Çünkü O ne
yaparsanız hakkıyla görücüdür.”  (Hud, 112)
201. “Peygamberlerin haberlerinden – Onunla kalbini sabit kılacağımız her
çeşidini Sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda da Sana hak ve mü’minlere bir öğüt
ve ve muhtıra gelmiştir.”(Hud, 120)
202. “İman etmeyeceklere de ki(Ya Muhammed): ‘Elinizden, gücünüzden geleni
yapın. Biz de şüphesiz çalışıcılarız.’ ” (Hud, 121)
203. “ (Ya Muhammed) Sen ne kadar hırs göstersen yine insanların çoğu iman
ediciler değildir.” (Yusuf, 103)
204. “De ki (Ya Muhammed): İşte bu benim yolumdur. Ben Allah’a bir basiret
üzere davet ediyorum. Bende bana biat edenler – tabi olanlar da (böyleyiz).
Allah’ı tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.” (Yusuf, 108)
205. “O küfredenler:‘Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?’ der(ler).
Sen (Ya Muhammed) gerçekten bir uyarıcısın; her kavmin de hidayet edicisi
(rehberi)sin.”(Rad, 7)
206. “Öyle ya, Rabbinden sana indirilenin ancak hak (gerçek) olduğunu bilir
kimse, o kör olan kişi gibi midir? Ancak selim akılların sahipleridir ki iyi
düşünürler.” (Ra’d, 19)
207. “Öylece seni de (Ya Muhammed) kendilerinden önce nice ümmetler gelip
geçmiş olan bir ümmete -Sana vahyettiğimizi onlara okuman için gönderdik. Onlar,
Rahmanı tanımazlar. Sen de ki: ‘O, benim Rabbimdir. Ondan başka hiçbir ilah
yoktur. Ben ancak Ona dayanıp  güvendim. En son dönüşüm de yalnız O’nadır.’
”(Ra’d, 30)
208. “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler Sana (Ya Muhammed) indirilen (bu
Kur’an) ile sevinirler…”(Ra’d, 36)
209. “Bizim Onlara (başlarına geleceğini) söz verdiğimiz (azab)ın bir kısmını
sana göstersek de, veya Seni öldürsek de ancak sana düşen tebliğ etmektir.
Hesapları da yalnız bize aittir.” (Ra’d, 40)
210. “Elif, Lam, Ra. Bu  Sana (Ya Muhammed) indirdiğimiz Kitap, (bütün)
insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, O Aziz, Hamid olan
(Allah) yoluna çıkarır.”(İbrahim, 1)
211. “Görmedin mi, Allah Sana (Ya Muhammed) nasıl bir mesel irad etmiştir.
Güzel bir kelime, kökü sabit (ve sağlam) ve dal(lar)ı semada olan bir ağaç
gibidir.” (İbrahim, 24)
212. “Ki: O Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir durur…” (İbrahim, 25)
213. “Hatırla o zamanı ki İbrahim: ‘Rabbim’, demişti; ‘Bu şehri güvenli kıl.
Beni de, oğullarımı da putlara tatmaktan uzak tut’.”(İbrahim, 35)
214. “Rabbim, çünkü onlar insanlardan bir çoğunu baştan çıkardılar. Bundan
sonra kim bana biat ederse, tabi olursa işte o, bendendir. Kim de bana
gelirse…Hakikat, Sen çok bağışlayıcı ve esirgeyicisin.” (İbrahim, 36)
215. “Bırak onları (kendi hallerine): Yesinler, faydalansınlar, emelleri
(hayalleri, istekleri) onları oyalayadursun. Sonra bilecekler onlar.”(Hicr, 3)
216. “Dediler ki: ‘Ey kendisine kitap indirilen (kişi), kesinlikle sen bir
mecnunsun (delisin)!” (hicr, 6)
217. “(Ya Muhammed) kullarıma haber ver ki: ‘gerçekten ben çok bağışlayıcı,
tam anlamıyla esirgeyiciyim.’ ” (Hicr, 49)
218.  “(Bununla beraber) Benim azabım da elbette en acıklı azabın ta
kendisidir.”(Hicr, 50)
219. “(Ya Muhammed) Senin ömrüne (sonsuz kişiliğine) yemin ederim ki, onlar
sarhoşlukları (azgınlıkları) içinde mutlaka serseri bir haldeydiler.” (Hicr, 72)
220. “Gökleri, yeri ve aralarındakileri hak ile yarattık (bozgunculuk
yapılsın diye değil). O saat da mutlaka gelecektir.  Onun için şimdi sen (Ya
Muhammed) güzel bir hoşgörü ile davran.” (Hicr, 85)
221.  “Şüphesiz ki senin Rabbin hakkıyla yaratanın kemaliyle bilenin ta
kendisidir.” (Hicr, 86)
222. “Andolsun ki biz sana (Ya Muhammed) tekrarlanan yedi (ayeti) yi ve şu
büyük Kur’an’ı verdik.” (Hicr, 87)
223. Sakın o kafirlerden bir takımlarını faydalandırdığımız dünyalığa
gözlerini dikme. Onların karşısında tasalanma. Müminler için (şefkat)
kanatlarını indir.” (Hicr, 88)
224. “Ve de ki: ‘Ben, ancak ben apaçık bir uyarıcıyım.” (Hicr, 89)
225. “Şimdi sen (Ya Muhammed) ne ile emrolunuyorsan (kafalarını
çatlatırcasına apaçık bildir. Müşriklere (ortak koşanlara) aldırış etme.” (Hicr,
94)
226. “O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.” (Hicr, 95)
227. “O Allah ile beraber başka ilah tutanlar yakında bilecekler.” (Hicr, 96)
228. “Andolsun, biliyoruz ki onların söyleyip durduklarından göğsün gerçekten
daralıyor. (Ya Muhammed)” (Hicr, 97)
229. “Sen hemen Rabbini hamd ile (övgüyle) tesbih et (an) ve secde edenlerden
ol.” (Hicr, 98)
230. “Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr, 99)
231. “(Ya Muhammed) Sen, onların hidayet bulmalarına hırs göstersen de (ne
kadar istesen de); Allah saptırdğını yola getirmez ve onların yardımcıları da
olmaz.” (Nahl, 37)
232. “Onlar: ‘Ölecek kimseyi Allah diriltmez’ diye olanca yeminlerle Allah’a
and ettiler. Hayır, bu onun üzerinde hak bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bunu
bilmez.” (Nahl, 38)
233. “Senden önce kendilerine vahyeder olduğumuz erkeklerden başkasını biz
peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir erbabına sorun.” (Nahl, 43)
234. “Allah’a andolsun ki Senden önceki milletlere de peygamberler gönderdik.
Şeytan onlara yaptıkları işleri süsledi. O (şeytan), bugün de onların dostudur.
Onlar için acı bir azap vardır.” (Nahl, 63)
235. “Biz sana kitabı gönderdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara
açıklayasın ve inanan bir kavim için yol gösterici  ve rahmet olasın.” (Nahl,
64)
236. “Eğer yine yüz çevirirlerse, artık sana düşen apaçık bir tebliğden
(duyurmadan) ibarettir.” (Nahl, 82)
237. “Onlar hem Allah’ın nimetini itiraf ederler, hem de O’nu inkar ederler.
Çoğu kafir kimselerdir.” (Nahl, 83)
238. “O gün her ümmetin içinden kendilerinin üzerine bir şahid göndereceğimiz
gibi seni de (Ya Muhammed) onlarınüzerine tam bir şahit olarak gönderdik. Sana
(bu) kitabı her şeyin apaçık bir beyanı, bir hidayet, bir rahmet ve Müslümanlar
için de bir müjde olmak üzere bölüm bölüm indirdik.” (Nahl, 89)
239. “Biz bir ayeti diğer bir ayetin yerine getirdiğimiz zaman- ki Allah neyi
indireceğini çok iyi bilendir- dediler ki: ‘Sen ancak bir iftiracısın’ hayır,
onların pek çoğu bilmezler.” (Nahl, 101)
240. “De ki (Ya Muhammed): Onu (Kur’an’ı iman edenlerin inancını
sağlamlaştırmak (sebat vermek), müsümanlara bir hidayet ve müjde olması için
Rabbinizden hak olarak Ruh-ul Kuds indirmiştir.” (Nahl, 102)
241. “Andolsun ki biz onların: ‘Bunu mutlaka bir beşer öğretiyor’
diyeceklerini biliyoruz. Hak’tan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili
acemi (yabancıdır, açık değildir), bu ise apaçık arapça bir dildir.” (Nahl, 103)
242. “Bu sana anlattığımız şeyleri Yahudilere daha önce haram kılmıştık.
(Bununla)                 biz onlara zulmetmemiştik. Fakat onlar kendilerine
zulmediyorlardı.” (Nahl, 118)
243. “Sonra senin Rabbin (Ya Muhammed) bir cehalet yüzünden kötülük yapıp da
sonra bunun ardından tevbe edenlerin ve dönenlerin, hiç şüphesiz lehinedir.
Gerçek senin Rabbin, (bu hallerin)arkasından elbette çok bağışlayıcı, çok
esirgeyicidir.” (Nahl, 119)
244. “Sonra (Habibim Ya Muhammed) Sana: ‘Muvahhid bir Müslüman olarak
İbrahim’in dinine uy. O, (hiçbir zaman) müşriklerden olmadı” diye vahyettik.” (Nahl,
123)
245. “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et. Onlarla mücadeleni en
güzel hangisi ise onunla yap. Şüphesiz ki Rabbin o yolundan sapan kimseyi en çok
bilendir.” (Nahl, 125)
246. “Sabret. Senin sabrın Allahtan başka değildir. Onlara karşı tasalanma.
Onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı sıkıntıya da düşme.” (Nahl, 127)
247. “Çünkü Allah, hiç şüphesiz sakınanlarla, bir de daima iyilik edenlerin
kendileriyle beraberdir.” (Nahl, 128)
248. “Kulunu (Muhammed Sallallahu aleyhi ve sselemi) bir gece Mescid-i
Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya kadar götüren (Yüce Allah) münezzehtir. Biz Onun
etrafına bereket verdik. O’na (Hz. Muhammed s.a.v.) ayetlerimizden bazısını
gösterelim diye. Şüphesiz O hakkıyla işiten, tüm olgunluğuyla görendir.” (Isra,
1)
249. “Sen (Ya Muhammed) Kur’an’ı okuduğun zaman seninle ahirete inanmazların
arasına kapalı-gizli bir perde çekeriz.” (Isra, 45)
250. “Onların kalpleri üzerine, Onu iyice anlamalarına (engel), perdeler
gerer, kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen Kur’an’da Rabbini bir tek olarak
zikrettiğin zaman onlar ürkek ürkek arkalarını çevirirler.” (Isra, 46)
251. “Biz onların, seni dinlerken ne sebeple dinlediklerini, kendi aralarında
gizli konuşurlarken de o zalimlerin: ‘Siz büyülenmiş bir kimseden başkasına tabi
(biat) olmuyorsuınuz’ dediklerini gayet iyi biliyoruz.” (Isra, 47)
252. “Bak, sana nasıl misaller getirip (Şaire, kahine…benzettiler de)
saptılar. Artık onlar bir yol bulamazlar.” (Isra, 48)
253. “Dediler ki “Biz bir sürü kemik kırıntı ve döküntü olduğumuz zaman mı,
gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?’ ” (Isra, 49)
254. “De ki: (Ya Muhammed): ‘İster bir taş, ister bir demir olun.’ ” (Isra,
50)
255. “İster gönlünüzde büyüyen herhangi bir yaratık. ‘O halde bizi kim
(dirilterek) geri çevirecek?’ diyecekler. Sen de ki: ‘Sizi ilk defa yaratmış
olan.’ O zaman sana başlarını sallarlar da (alaylı) ‘ne vakit o’? diyecekler. De
ki: ‘ Yakın olması umulur’.” (Isra, 51)

256- Kullarıma söyle “en güzel ne ise onu söylesinler” çünkü şeytan aralarına fesad sokar. Doğrusu şeytan insanın apaçık düşmanıdır. ( İsra -53)

257- De ki: “ O’nu ( Allah’ı) bırakıp boş yere (ilâh diye) söylediklerinizi çağırın. Onlar sizden herhangi bir sıkıntı gideremeyecekleri gibi değiştirmezler de. (İsra-56)

258- Sana: “Rabbin insanları kuşatmıştır.” Demiştik. Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur’-an’da lânetlenmiş ağacı, insanların ( imanını ) sınama ( aracı) yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat korkutmamız onların azgınlıklarını daha da artırmaktan başka bir katkı yapmıyor. ( İsra-60)

259- Hatırla ki biz Meleklere: “ Âdem’e secde edin!” demiştik. Secde ettiler yalnız iblis etmedi. “ Ben çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim?” dedi. (İsra-61)

260- (Hatırla) o gün (ü) ki insan sınıflarından her birini biz imamlarıyla (rehberleriyle birlikte) çağıracağız. (İsra-71)

261-Az daha onlar, baskı ile seni, sana vahyettiğimizden ayırarak ondan başkasını üstümüze atman için kandıracaklardı. İşte o zaman seni dost edinirlerdi. (İsra-73)

262- Eğer sana sebat vermemiş (sağlamlaştırmamış) olsaydık, neredeyse birazcık onlara yaklaşacaktın. (İsra-74)

263- O taktirde Sana hayatın da, ölümünde kat katını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın. (İsra-75)

264- Yakında seni neredeyse, bu yerden (yurdundan) çıkarmak için rahatsız edecekler. O taktirde kendileri de pek az kalacaklardır. (İsra- 76)

265- Senden önce gönderdiğimiz Elçilerimiz için de Sünnet (Allah’ın yasası) budur. Sen bizim Sünnetimizde (yasamızda) bir değişiklik bulamazsın. (İsra-77)

266- Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar Namaz kıl. Ve sabahın kur’an’ını da. Çünkü sabah Kur’an’ı şahidlidir. ( İsra-78)

267- Ayrıca Sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur’an okumak üzere uyan! Ümid edebilirsin, Rabbin seni (Ya Muhammed ) Makam-ı Mahmud’a ulaştıracaktır. (İsra-79)

268- Ve şöyle de; Rabbim beni sıdk (doğruluk) girdirilişiyle girdir. Sıdk çıkarışı ile çıkar. Bana katından yardımcı güç (Sultan) ver. (İsra- 80)

269- De ki; “ Hak geldi, bâtıl gitti. Zaten bâtıl yok olmağa mahkumdur. (İsra-81)

270- De ki: “ Herkes kendi karakterine (asli tabiatına) göre hareket eder. Rabbin kimin en doğru yolda olduğunu daha iyi bilir. (İsra- 84)

271- Sana Ruh’u sorarlar. De ki : “Ruh, Rabbimin emrindedir.” Size ilimden pek az bir şey verilmiştir. (İsra- 85)

272- Andolsun, biz dilersek, Sana vahyettiğimizi tamamen gideririz. Sonra onun için bize karşı Sana bir yardımcı bulamazsın. (İsra-86)

273- Ancak Rabbinden Sana bir Rahmettir. Gerçek, Onun Senin üzerindeki fazlı (-u kerimi) büyüktür. (İsra-87)

274- De ki: “Andolsun İnsan(lar) ve Cin(ler) bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar, birbirlerine yardımcı da olsalar, yine Onun benzerini getiremezler. (İsra-88)

275- Dediler ki: Sana kesinlikle inanmayız. Tâ ki bizim için şu yerden bir pınar akıtasın (İsra-90)

276- Yahut Senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın. (İsra-91)

277- Yahut zannettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin. Yahut Allah’ı ve Melekleri karşımıza getirmelisin. (İsra-92)

278- “Yahut altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Ama sen üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe Senin sadece göğe çıkmana da inanmayız!” De ki: Rabbımın şanı yücedir. Ben Elçi olan insandan başkası mıyım ki” ? (İsra-93)

279- Zaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan, hep: “Allah, bir İnsanı mı Elçi gönderdi?” demeleridir. (İsra-94)

280- De ki: Eğer yeryüzünde uslu uslu yürüyen Melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir Meleği elçi gönderirdik. (İsra-95)

281- De ki: Benimle sizin aranızda gerçek şahid olarak Allah yeter. O, kullarını haber alır, görür. (İsra-96)

282- De ki: Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcamaktan korkarak cimrilik ederdiniz. Gerçekten insan çok cimridir. (İsra-100)

283- Biz O ( Kur’an’ı) nu hak olarak indirdik. Ve O, hak olarak inmiştir. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. (İsra-105)

284- Onu, insanlara ağır ağır okuman için okuma parçalarına ayırdık ve azar azar indirdik. (İsra-106)

285- De ki: “İster Ona inanın, ister inanmayın, O daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman çenelerinin üstüne kapanarak secde ediyorlar”. (İsra-107)

286- De ki: İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırsanız nihayet en güzel isimler Onundur. Namazında pek bağırma, sesini o kadar da kısma, bu ikisinin arasında bir yol tut. (İsra-110)

287- De ki: “ Çocuk edinmeyen Allah’a hamdolsun. O’nun mülkte ortağı yoktur. Âcizlikten ötürü yardımcıya da ihtiyacı yoktur. Ve O’nu gereği gibi büyükle (tekbir et). (İsra-111)

288- Allah’a hamdolsun ki, kulu ( Muhammed a.s.v.’e) Kitabı indirdi. Ve ona hiçbir eğrilik koymadı. (Kehf-1)

289- Dosdoğru. Ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın. Ve iyi işler yapan Mü’minlere de kendileri için güzel mükafat bulunduğunu müjdelesin (Kehf-2)

290- Ve: “ Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın. (Kehf-4)

291- Neredeyse Sen, Onlar bu söze inanmıyorlar diye üzüntüden kendini âdeta tüketeceksin! (Kehf-6)

292- (Habibim) Sen, sadece Kehf ve Rakim sahiplerinin bizim şaşılacak Âyetlerimizden olduklarını mı sandın? (Kehf- 9)

293- Biz Sana Onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rabbine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidâyetlerini artırmıştık. ( Kehf-13)

294- (Onlara baksaydın) görürdün ki güneş doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına yönelir, battığı zaman da Onların sol yanını kesip giderdi. Bu Allah’ın Âyetlerindendir. Allah kime hidâyet ederse O, doğru yola erdirilmiş, kimi de şaşırtırsa artık onun için irşâd edici bir dost bulamazsın. (Kehf-17)

295- Sen Onları uyanık kimseler sanırsın. Halbuki Onlar uyuyanlardır. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte iki kolunu uzatmış vaziyetteydi. Onların durumunu görseydin, mutlaka onlardan dönüp kaçardın. Ve onlardan içine korku dolardı. (Kehf-18)

 

296- Hiçbir şey için “Bunu yarın yapacağım” deme. (Kehf-23)

297- Ancak “Allah dilerse” (de) Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Rabbimin beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştıracağını umarım” de. (Kehf-24)

298- De ki; “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir, Göklerin ve yerin gaybı O’nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir. Onların O’ndan başka bir yardımcısı yoktur. Ve O, kendi hükümüne kimseyi ortak etmez. (Kehf-26)

299- Rabbinin Kitabından Sana vahyedileni oku; O’nun sözlerini değiştirecek yoktur. O’ndan başka sığınılacak bir kimse de bulamazsın. (Kehf-27)

300- Sabah, akşam Rabbine, O’nun cemâlini dileyerek dua edenlerle beraber candan sabret. Dünya hayatının süslerini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbine bizi anmaktan alıkoyduğumuz keyfine uyan ve işi hep taşkınlık olan kimselere boyun eğme. (Kehf-28)

301- De ki: Bu Hak (gerçek) Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin (iansın), dileyen kâfir olsun. Çünkü biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, duvarları çepeçevre onları kuşatmıştır. Eğer feryad edip yardım isteseler erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile kendilerine yardım edilir! O ne kötü bir içecektir. Ve ne kötü bir dayanaktır! (Kehf-29)

302- Onlara şu iki adamı misal olarak anlat: İkisinden birine iki üzüm bağı vermiştik de, onların etrafını hurmalarla çevirmiştik; ortalarında da ekin bitirmiştik. (Kehf-32)

303- Onlara dünya hayatının, tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten su indirdik. Yer (yüzünün) bitkisi onunla karıştı. Ve (sonunda bitkiler) kuru bir çöp birikintisi haline gelip rüzgarlar onu savuruverdi. Allah her şeyin üstünde bir kudret sahibidir. (Kehf-45)

304- (Düşün) O gün ki biz dağları yürüteceğiz. Ve Sen yeri (çırçıplak) bir çöl göreceksin. Onları da mahşerde toplamışızdır da içlerinden hiçbirini bırakmamışızdır. (Kehf-47)

305- Kitap (ortaya) konulmuştur. Günahkarların onun içinde olanlardan korktuklarını görürsün. “Vah bize! Bu Kitaba ne oluyor da, sayıp dökmediği ne küçük ne de büyük hiçbir şey bırakmıyor.” Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez. (Kehf-49)

306-Ama çok bağışlayan, esirgeyen Rabbin, eğer onları yaptıklarıyla cezalandıracak olsaydı, onların azabını çabuklaştırırdı. Fakat onlar için va’dedilen bir zaman vardır ki, ondan (kaçıp) sığınacak bir yer bulamayacaklardır. (Kehf-58)

307- (Ya Muhammed) Sana Zülkarneyni soruyorlar. De ki “Size Ondan bir anı okuyacağım”… (Kehf-83)

308- De ki: “Size işleri bakımından en çok ziyana uğrayacak olanları söyleyeyim mi? (Kehf-103)

309- O, dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendilerinin iyi iş yaptıklarını sanan kimseleri? (söyleyeyim mi?) (Kehf-104)

310- Onlar, Rablerinin Âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden kimselerdir. Bu yüzden eylemleri boşa çıkmıştır. Kıyamet günü onlar için bir terazi tutmayız. (Kehf-105)

311- De ki: “Rabbimin Sözleri (ni yazmak) için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tükenir”. Yardım için bir o kadarını daha getirsek (yine yetmez) (Kehf-109)

312- De ki: “Ben de sizin gibi bir insanım; İlâhınızın bir tek İlâh olduğu bana vahyediliyor. Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa, iyi iş yapsın. Ve Rabbine ettiği ibadete ortak tutmasın (Kefh-110)

313- Kitab’da Meryem’i de an. Bir zaman O ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. (Meryem-16)

314- (Habibim) Onları şu hasret gününe karşı uyar! Onlar gaflet içindedirler, onlar hâla iman etmiyorlar. (Meryem-39)

315- Kitab’da İbrahim’i de an. Gerçekten O, çok doğru bir Peygamberdi. (Meryem-41)

316- Kitab’da Musa’yı da an. Çünkü O içi temiz-samimi-(İhlaslı) idi. Resul (Elçi) bir Peygamberdi. (Meryem-51)

317- Kitab’da İsmail’i de an. Çünkü O sözüne çok sadık idi. Resul (Elçi) bir Peygamberdi. (Meryem-54)

318- Kitab’da İdris’i de an. Çünkü O çok doğru bir Peygamberdi. (Meryem-56)

319- Rabbine andolsun ki, Onları ve şeytanları mutlaka toplayacağız; sonra Onları diz çökmüş vaziyette Cehennemin çevresinde bulunduracağız. (Meryem-68)

320- De ki “Kim sapıklık içinde ise, Rahman Ona süre versin (ne çıkar). Nihayet va’dedildikleri azabı veya (duruşma) saati (ni) gördükleri zaman, kimin yeri daha kötü, kimin cemaati daha zayıf olduğunu bileceklerdir. (Meryem-75)

321- Âyetlerimizi inkâr edip: “Bana elbette mal ve evlat verilecektir” diyen adamı gördün mü? (Meryem-77)

322- Görmedin mi, biz kâfirlere şeytanları gönderdik; onları oynatıp duruyorlar. (Meryem-83)

323- Onlar hakkında acele etme! Biz onlar(ın günlerini ve nefeslerini) saydıkça sayıyoruz.

(Meryem-84)

324- Biz O (Kur’an)ı Senin diline kolaylaştırdık ki, Onunla korunanları müjdeleyesin. Ve inatçı bir kavmi Onunla uyarasın. (Meryem-97)

325- Biz Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi Onlardan hiçbirini duyuyor musun? Yahut Onların gizli bir sesini işitiyor musun? (Meryem-98)

326- Biz bu Kur’an’ı Sana (Ya Muhammed) güçlük çekesin diye indirmedik. (Tâ Hâ-2)

327- Sen sesini yükseltsen (de, yükseltmesen de). Çünkü O, gizliyi de, gizlinin daha gizlisini de bilir. (Tâ Hâ-7)

328- Musa’nın haberi geldi mi Sana? (Tâ Hâ-9)

329- Böylece Sana geçmişlerin haberlerinden bir kısmını işte böyle anlatıyoruz. Gerçekten Sana katımızdan bir Zikir verdik. (Tâ Hâ-99)

330- Sana dağlardan soruyorlar. De ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak!” (Tâ Hâ-105)

331- Biz Sana Onu böyle Arapça Kur’an olarak indirdik ve Onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık, ki korunsunlar, yahut onlara bir hatırlatma yaptırsın. (Tâ Hâ-113)

332- Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur’an’ı (okumada) acele etme. “Rabbim, ilmimi artır!” de. (Tâ Hâ-114)

333- Onların dediklerine sabret; Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini överek tesbih et; gece saatlerinin bir kısmında ve gündüzün taraflarında da tesbih et ki memnun olasın! (Tâ Hâ-130)

334- Onlardan bir kısmına kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. (Tâ Hâ-131)

335- Ailene Namazı emret; Kendin de Ona sebat ile devam et. Biz Senden bir rızık istemiyoruz.Seni, Biz besliyoruz. Sonuç takva (sahipleri)nindir. (Tâ Hâ-132)

336- De ki: “Herkes gözetlemektedir.Gözetleyin.Düzgün yolun sahipleri kimdir, doğru yolda olan kimdir, bileceksiniz!” (Tâ Hâ-135)

337- Kalpleri eğlencededir. O zulmedenler aralarındaki şu konuşmayı gizlediler: “Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız?” (Enbiya-3)

338- Dedi ki: “Rabbim, gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir. O, işitendir, bilendir”.(Enbiya-4)

339- “Hayır!” dediler. (Bu) karmakarışık hayallerdir; Hayır onu uydurmuş; Hayır O şairdir. Gönderilen önceki Elçiler gibi bize bir mucize getirsin. (Enbiya-5)

340- Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı; şimdi bunlar mı inanacaklar? (Enbiya-6)

341- Biz Senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını Elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, Zikir Ehli’ne sorun. (Enbiya-7)

342- Yoksa O’ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “(Varsa) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur”. Ama çokları Hakkı bilmezler. Bundan dolayı onlar yüz çeviricidirler.(Enbiya-24)

343- Biz Senden önce hiçbir Peygamber göndermedik ki Ona “Benden başka İlâh yoktur, Bana ibadet edin” diye vahyetmiş olmayalım. (Enbiya-25)

344- Biz Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi Sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar? (Enbiya-34)

345- Kâfirler Seni gördükleri zaman: “Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?” diye Seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahman’ın Zikrini kabul etmiyorlar. (Enbiya-36)

346- Andolsun, Senden önceki Peygamberlerle de alay edildi; Ama Onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi. (Enbiya-41)

347- De ki: “Allah (ın) – geceleyin, gündüzün (gelebilecek azabına karşı) O çok esirgeyici olan (Allah’tan başka ) sizi koruyabilir?” Hayır! Onlar, Rablerinin zikrinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya-42)

348-De ki: “Ben ancak sizi Vahiyle uyarıyorum.Ama sağırlar uyarıldıkları zaman çağrıyı işitmezler”.(Enbiya-45)

349-Andolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, “Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermişiz!”derler. (Enbiya-46)

350- Nuh’ u da (an), O da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de Onun duasını kabul etmiş, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.(Enbiya-76)

351-Davud ve Süleyman’ı da (an); hani Onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı; biz de onların hükümlerine tanık idik.(Enbiya-78)

352-Biz Ona Sizin için,sizin savaşın şiddetinden koruyacak zırh yapmayı öğretmiştik. Şimdi siz (bundan dolayı) şükredenler misiniz? (Enbiya-80)

353- Eyyub’u da (an). O Rabbine şöyle dua etmişti: “Bu dert bana dokundu; Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” (Enbiya-83)

354- İsmail’i, İdris’i, Zülkifl’i de an; Hepsi de sabredenlerdendi. (Enbiya-85)

355- Zunnun’u (balık karnına girmiş olan Yunus bin Matta’yı) da an; Hani O, (kavmine)öfkelenmiş gitmişti de bizim kendisini sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken O, karanlıklar içinde (kalıp)şöyle yalvardı: ”Senden başka İlâh yoktur. Senin şanın yücedir. Ben zalimlerden oldum!” (Enbiya-87)

356- Biz de Onun duasını kabul ettik. Onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız.(Enbiya-88)

357- Zekeriya’yı da an. Rabbına şöyle dua etmişti. ”Rabbim, beni tek bırakma! Sen Vârislerin en hayırlısısın”. (Enbiya-89)

358- Onun duasını da kabul buyurduk. Ona Yahya’yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik. Gerçekten Onlar hayır işlere koşarlardı. Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya-90)

359- O ırzını korumuş olan (Meryem)i de an; Ona Ruhumuzdan üflemiş, kendisini de, oğlunu da âlemlere bir ibret yapmıştık. (Enbiya-91)

360- Gerçek, bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde Bana kulluk edin! (Enbiya-92)

361- (Ya Muhammed ) O gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi, onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız. (Ebiya-104)

362- Andolsun Tevrat’tan sonra Zebur’da da: “Arza (yeryüzüne) mutlaka iyi kullarım vâris olacak” diye yazmıştık. (Enbiya-105)

363- (Ya Muhammed!) Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik! (Enbiya-107)

364- De ki: Bana “İlâhınız, ancak birtek İlâhtır” diye vahyolunuyor. O’na teslim olacak mısınız?(Enbiya-108)

365- Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdit edildiğiniz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem.” (Enbiya-109)

366- Bilmem, belki de O sizi denemek içindir. Bir süreye kadar yaşatmak içindir.(Enbiya-111)

367- (Allah’ın Resulü) dedi: “Rabbim, (aramızda) hak ile hükmet. Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize karşı O’nun yardımına sığınılır.(Enbiya-112)

368- Baksana göklerde, yerde bulunan kimseler Allah’a secde ediyorlar. Güneş de, Ay da, yıldızlar da, dağlar da, ağaçlar da, hayvanlar da insanların birçoğu da (hep Allah’a secde ediyorlar)! Ama birçoğuna da azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılatırsa, artık ona değer veren olmaz. Allah dilediğini yapar.(Hac-18)

369- Hatırla o zamanı ki biz Beyt’in (Kâbe’nin) yerini İbrahim’e kondurmuştuk. (Ve Ona şöyle emretmiş)tik: “Bana hiçbirşeyi ortak koşma. Ve tavaf edenler, ayakta duranlar, rüku ve secde edenler için Evimi temizle.” (Hac-26)

370- Biz, her ümmet için bir kurban ibadeti koyduk ki, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O’nun adını ansınlar. Tanrı’nız (İlâhınız) bir tek Tanrı’dır(İlâhtır). Yalnız O’na teslim olun. (Ey Muhammed!) O alçak gönüllü, Saygılı, Samimi İnsanları müjdele. (Hac-34)

371- Onlar ki, Allah anıldığı zaman, kalpleri titrer. Başlarına gelene Sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan dağıtırlar. (Hac-35)

372- Onların ne etleri, ne kanları hiçbir zaman Allah’a erişmez. Fakat sizin takva (sakınma)nız O’na ulaşır. Allah onları size böyle boyun eğdirdi ki, sizi doğru yola ilettiği için O’nun büyüklüğünü anasınız. (Ya Muhammed!) Güzel davrananları müjdele. (Hac-37)

373- (Ya Muhammed!) Eğer (bunlar) Seni yalanlıyorlarsa, bunlardan önce Nuh, Âd ve Semûd kavmi de yalanlamıştı. (Hac-42)

374- İbrahim kavmi ve Lût kavmi de (yalanlamıştı). (Hac-43)

375- Medyen halkı da (yalanlamıştı); Musa da yalanlanmıştı. Ben de kâfirlere bir süre vermiştim, sonra onları yakalamıştım. (Bak) benim inkârım (inkılabım) nasıl imiş! (Hac-44)

376- Senden azabı çabucak istiyorlar. Allah sözünden caymaz. Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac-47)

377- De ki: “Ey İnsanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım”. (Hac-49)

378- Senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermemiştik ki, o temenni ettiği zaman, şeytan Onun temennisine (bir düşünce) atmış olmasın. Fakat Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi Âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir. (Hac-52)

379-Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar da Onun, Rabbinden (gelen) gerçek olduğunu bilsinler de, Ona inansınlar; böylece kalpleri Ona Saygı duysun. Şüphesiz Allah, inananları mutlaka doğru yola iletir. (Hac-54)

380- Görmedin mi, Allah gökten su (yağmur) indirdi de yer (yüzü) yemyeşil olmaktadır. Şüphe yok ki Allah çok lütufkardır, herşeyden haberdardır. (Hac-63)

381- Göklerde ve yerde ne varsa hep O’nundur. Allah; işte zengin O’dur, övülmeye layık O’dur. (Hac-64)

382- Görmedin mi Allah, yerde ne varsa onları ve emriyle denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin buyruğunuza verdi.Yerin üstüne düşmesin diye göğü tutuyor. (Gök) ancak onun izniyle (düşer). Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli,çok merhametlidir. (Hac-65)

383- O’dur ki sizi diriltti, sonra sizi öldürür, sonra yine sizi diriltir. Gerçekten insan çok nankördür (kafirdir). (Hac-66)

 

384- Biz her ümmete, uydukları bir mensek (ibadet yöntemi) yaptık. Bu işte asla seninle çekişmesinler. Sen Rabbine çağır. Kuşkusuz Sen doğru bir yol üzerindesin. (Hac-67)

385- Eğer Seninle mücadele ederlerse, “Allah yaptıklarınızı daha iyi bilir” de. (Hac-68)

386- “Allah kıyamet günü, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedecek (haklıyı, haksızı ayıracak ) tır ”. (Hac-69)

387- Bilmez misin ki Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Bunların hepsi, bir Kitap’dadır. Bu, Allah’a kolaydır. (Hac-70)

388- Kendilerine apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman, kâfirlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk belirdiğini anlarsın. Neredeyse kendilerine Âyetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar. De ki: Size bundan daha kötü bir şey haber vereyim mi? Ateştir! Allah onu kâfirlere vâdetmiştir. Ne kötü sonuçtur (O)! (Hac-72)

389- Ey insanlar! (size) bir temsil (örnekleme) verildi; onu dinleyin: O Allah ‘ tan başka yalvardıklarınız (putlar) bir sinek dahi yaratamazlar. Onların hepsi bir araya toplansalar bile. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, istenen de! (Hac-73)

390- Onlar Allah’ın kadrini hakkıyla taktir edemediler. Allah kuvvetlidir, üstündür. (Hac-74)

391- Allah, Meleklerden de, İnsanlardan da Elçiler seçer. Allah işitendir, görendir. (Hac-75)

392- Allah uğrunda, O’na yaraşır biçimde Cihad edin. O, sizi seçti. Ve Dinde size bir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in Dini(ne uyun). O (Allah) bu (Kur’an) dan önce (kitaplarda) da, bu (Kur’an )da da size “Müslümanlar” adını verdi ki, Elçi (Resul) Size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız. Haydi Namazı kılın, Zekatı verin ve Allah’a sarılın; Sahibiniz O’dur. Ne güzel sahip (Mevlâ) ve ne güzel yardımcıdır! (Hac-78)

393- Şimdi Sen onları bir süreye kadar sapıklıkları (gafletleri ) içinde bırak.(Mü’minun-54)

394- Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile,(Mü’minun-55)

395- Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya nimetleri, onlar için bir sınavdır, fakat onlar) farkında değiller. (Mü’minun-56))

396-Yoksa kendi Elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri )için mi Onu inkâr ediyorlar? (Mü’minun-69)

397-Yoksa “Onda bir delilik var mı diyorlar? Hayır O kendilerine hakkı getirdi. Fakat çoğu haktan hoşlanmıyorlar. (Mü’minun-70)

398- Yoksa Sen onlardan bir vergi mi istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin hayırlısıdır. (Mü’minun-72)

399- Gerçekten Sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. (Mü’minun-73)

400- (Sen Habibim, onlara) de ki: “Biliyorsanız yer yüzü ve içinde bulunanlar kimindir?” (Mü’minun-84)

 

401- “Allah’ındır”diyecekler. “O halde iyiden iyi düşünüp de ibret almaz mısınız?” de. (Mü’minun-85)

402- (Yine) de ki: “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?” de. (Mü’minun-86)

403- “(Bunlar) Allah’ındır” diyecekler. “O halde korunmuyor musunuz” de.(Mü’minun-87)

404- “Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin Melekûtu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollan (maya muhtaç ol) mayan kimdir?” de. (Mü’minun-88)

405- “Allah’a aittir” diyecekler. O halde nasıl büyüleniyorsunuz?” de.(Mü’minun-89)

406- De ki: “Rabbim, eğer onların tehdit edildikleri (azabı) mutlaka bana göstereceksen (ben sağ iken onları cezalandıracaksan)” (Mü’minun-93)

407- “Rabbim, beni bu zalim kavmin içinde bırakma!” (Mü’minun-94)

408- Hakikat, biz onlara va’d (ve tehdit) ettiğimizi Sana göstermeye elbette kadiriz. (Mü’minun-95)

409- Sen kötülüğü en güzel (haslet)le sav. Biz onların seni nasıl vasıflandırdıklarını biliyoruz. (Mü’minun-96)

410- Ve de ki: “Rabbim! Şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım”.(Mü’minun-97)

411-“Ve onların yanıma uğramalarından sana sığınırım Rabbim”(Mü’minun-98)

412- (Habibim) de ki: “Ey Rabbim, bağışla, acı. Sen acıyanların en hayırlısısın”.(Mü’minun-118)

413- Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah, onların her yaptıklarını haber almaktadır. (Nur-30)

414- İnanan kadınlara da söyle: “Bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar, süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç. Baş örtülerini (göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar. Süslerini kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut oğullarına, yahut kocalarının oğullarına, yahut kardeşlerine, yahut kardeşlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut kadınlara, yahut ellerinin altında bulunanlara, yahut kadına ihtiyacı bulunmayan erkek tâbilerine, yahut henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklara, gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey Müminler topluca Allah’a tövbe edin ki felaha eresiniz. (Nur-31)

 

415- Gör(müş gibi bil)medin mi, göklerde ve yerdekiler ve havada kanatlarını çarpa çarpa uçan kuşlar Allah’ı tesbih ederler. Her biri kendi duasını ve tesbihini bilmiştir. Allah da Onların ne yaptıklarını bilmektedir. (Nur-41)

 

416- Gör(müş gibi bil)medin mi Allah bulutları sürer, sonra onları birbirine geçirir, sonra onları birbiri üstüne yığar (sıkıştırır), arasından yağmurun çıktığını görürsün. Gökteki dağlar (gibi büyük bulut parçaların)dan bir dolu indirir de, onunla dilediğini vurur; dilediğini de onu öteye çevirir, şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır. (Nur-43)

 

417- “Allah’a ve Elçi’ye inandık ve itaat ettik”diyorlar. Sonra onlardan bir grup, bunun ardından dönüyor. Bunlar inanmış değillerdir. (Nur-47)

 

418- Elçi’nin aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Elçi’sine çağrıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirirler. (Nur-48)

 

419- Eğer hüküm kendi lehlerinde olursa, itaat ederek gelirler. (Nur-49)

420- Kalplerinde bir hastalık mı var; yoksa şüphe mi ettiler? Yoksa Allah’ın ve Elçi’sinin kendilerine haksızlık yapılacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalimlerdir. (Nur-50)

 

421- Elçi’nin aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Elçi’sine çağrıldıkları zaman inananların sözü, ancak şöyle demeleridir: “İşittik ve itaat ettik”. İşte umduklarına erenler bunlardır, bunlar! (Nur-51)

422- Kim Allah’a ve Elçi’sine itaat ederse, Allah’tan korkar-sakınırsa, O’ndan korunursa, işte kurtuluşa erenler Onlardır. (Nur-52)

423- Yeminlerinin var gücüyle Allah’a yemin ettiler: Eğer Sen Onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: “Yemin etmeyin, güzel itaat edin. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır”. (Nur-53)

 

424- De ki: Allah’a itaat edin, Elçi’ye de itaat edin. Eğer dönerseniz, Ona gereken, kendisine yükletilen (duyurma görevini yapmak), Size gereken de Size yükletilen (itaat görevini yapmak)dır. Eğer Ona itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Elçi’ye düşen, Sadece açık bir şekilde duyurmaktır. (Nur-54)

425- Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va’detmiştir: Onları yeryüzünde hükümran kılacaktır, tıpkı onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldığı gibi. Ve kendileri için seçip beğendiği Dinlerini kendilerine Sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir. Bana kulluk edecekler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar, ama kim bundan sonra da nankörlük ederse, işte onlar fasıklar-yoldan çıkanlardır. (Nur-55)

 

426- Namazı kılın, Zekatı verin ve Elçi’ye itaat edin. Tâ ki İlâhi rahmete kavuşturulasınız. (Nur-56)

 

427- Sakın o küfredenlerin yer(yüzün) de (bizi) aciz bırakacaklarını sanma. Onların varacakları yer ateştir. Şüphesiz O, ne kötü bir dönüştür! (Nur-57)

428- Mü’minler o kimselerdir ki, Allah’a ve Elçi’sine (gönülden) inanmışlardır. Toplumsal bir iş için Allah’ın Elçi’si ile bulundukları zaman, ondan izin almadan gitmezler. (Ya Muhammed!) Senden izin alanlar, işte Allah’a ve Elçi’sine inananlar onlardır. Bazı işleri için Senden izin istedikleri zaman, Onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Nur-62)

 

429- Elçi’yi, kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi, çağırmayın. Allah, içinizden, birbirinin arkasına gizlenerek sıvışıp gidenleri bilir. Elçi’nin emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belanın çarpmasından sakınsınlar, yahut onlara acı bir azabın uğramasından (sakınsınlar). (Nur-63)

430- Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı (Hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek kutludur! (Furkan-1)

 

431- İnkâr edenler dediler ki; “Bu, yalandan başka bir şey değildir. Onu (Muhammed) uydurdu; başka bir topluluk da kendisine yardım etti”. (Bu sözleriyle) kesin bir haksızlığa ve iftiraya vardılar. (Furkan-4)

 

432- (Şöyle) dediler: “(Bu Âyetler) Onun başkasına yazdırıp da kendisine sabah akşam okunmakta olan, evvelkilere ait masallardır!” (Furkan-5)

 

433- (Onlara) De ki: “Onu, göklerdeki ve yerdeki gizleri bilen indirdi O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir”. (Furkan-6)

 

434- Dediler ki: “Bu Elçi’ye ne oluyor ki, yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir Melek indirilmeli değil mi?” (Furkan-7)

 

435- “Yahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin, ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi?” Ve zalimler dediler ki: “Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz – biat ediyorsunuz”. (Furkan-8)

 

436- Bak, Senin için ne misaller (kıyaslar) getirip saptılar. Artık Onlar (hidâyete) hiçbir yol bulamazlar. (Furkan-9)

437- (Allah’ın Şânı) ne yücedir ki O, dilerse Sana bunlardan daha hayırlı olmak üzere altından ırmaklar akıp duran bahçeler verir ve Senin için Saraylar yapar. (Furkan-10)

438- Onlar (yalnız o sözleri söylemekle kalmadılar) bilakis, (duruşma) saati (ni) de yalanladılar. Biz o saati yalanlayanlara çılgın bir ateş hazırlamışızdır. (Furkan-11)

439- O, kendilerini uzak bir yerden gördüğü zaman onlar bunun o müthiş gazablanışını ve uğultusunu duyacaklardır. (Furkan-12)

 

440- Elleri boyunlarına bağlı olarak onun en dar yerine atıldıkları zaman, orada ölümü çağırırlar. (Furkan-13)

 

441- “Bu gün bir ölüm çağırmayın; birçok ölüm çağırın”. (Furkan-14)

442- De ki: “Bu mu iyi, yoksa korunanlara va’dedilen ebedi Cennet mi? O da onların mükafat ve sonucudur!” (Furkan-15)

 

443- (Rabbin), Onları ve Allah’tan başka taptıklarını (putları) bir araya toplayacağı gün, der ki: “Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar?” (Furkan-17)

444- Senden önce gönderdiğimiz Elçiler de, mutlaka yemek yerlerdi ve çarşılarda gezerlerdi. Biz sizi birbiriniz için sınav yaptık (Sizin bir kısmınızı, diğer bir kısmınızla denemekteyiz). (Ki bakalım) Sabrediyor musunuz? Rabbin (herşeyi) görendir. (Furkan-20)

 

445- O gün zalim ellerini ısırıp der ki: “N’olaydı, keşke ben Elçi’yle beraber bir yol edineydim!” (Furkan-27)

 

446- “Vah bana, keşke ben falanı dost tutmasaydım!” (Furkan-28)

 

447- Resul – Elçi dedi ki: “Ya Rabbi! Kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktılar”. (Furkan-30)

 

448- Biz böylece her Elçi’ye Suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter. (Furkan-31)

 

449- İnkâr edenler dediler ki: “Kur’an, Ona bir defada indirilmeli değil miydi?” Biz onu Senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (yaptık). Ve onu ağır ağır okuduk. (Furkan-32)

 

450- Onlar Sana bir misal getirmeye dursunlar, Biz Sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz. (Furkan-33)

 

451- Seni gördükleri zaman, mutlaka Seni eğlence konusu yapıyorlar: “Allah bunu mu Elçi göndermiş?” (Furkan-41)

 

452- Eğer biz ilâhlarımıza tapmakta ısrar, etmeseydik, neredeyse bizi ilâhlarımızdan saptıracaktı (diyorlar). Ve bileceklerdir, azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu. (Furkan-42)

 

453- Arzusunu ilâh edinen kimseyi gördün mü? Şimdi onun üzerine (Habibim) Sen mi bekçi olacaksın? (Furkan-43)

 

454- Yoksa Sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir. Hatta onlar, yolca daha sapıktır. (Furkan-44)

 

455- Rabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzattı? Dileseydi, onu durgun yapardı (uzatmazdı). Sonra Güneşi ona (gölgeye) delil kıldık. (Furkan-45)

 

456- (Vazife yalnız senin üzerindedir). O halde kâfirlere boyun eğme. Ve bu (Kur’an)la onlara karşı olanca savaşınla büyük bir mücahede yap.(Furkan-52)

 

457- Ve O, Sudan bir insan yarattı da Onu nesep ve sihr kıldı (yani insanı ikiye ayırdı. Çocukların kendisine nispet edileceği erkek ile evlenmek suretiyle hısımlık kurulacak kadın yaptı). Rabbin, her şeye gücü yetendir.(Furkan-54)

 

458- Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. (Furkan-56)

 

459- De ki: “Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varan yola girmek isteyene (yol gösteriyorum)” (Furkan-57)

 

460- O, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı. Sonra arşı istila etti. (O) Rahman’dır. Bunu (Onun Sıfatlarından) haberdar olana sor. (Furkan-59)

461- Onlara: “Rahman’a secde edin!” denildiği zaman; derlerki: “Rahman da nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç? “Ve (bu söz), onların nefretini artırır. (Furkan-60)

 

462- De ki: “Duanız (ibadetiniz) olmadıktan sonra Rabbim sizi ne yapsın? (Size haber verdiklerimi) yalanladınız. Bu yüzden cezalandırılmanız gerekecektir”. (Furkan-77)

463- (Habibim) Onlar Mü’min olmayacaklar diye âdeta kendine kıyacaksın! (Şuara-3)

464- Dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de boyunları ona eğilir.(Şuara-4)

465- Yalanladılar; ama alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir. (Şuara-6)

 

466- Şüphesiz ki Senin Rabbin, elbette O, mutlak galiptir. Çok esirgeyicidir.(Şuara-9)

467- Rabbin Musa’ya seslendi ki: “O zalim kavme git!”(Şuara-10)

468- “Firavun’un kavmine (git). Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı?”(Şuara-11)

469- Şüphesiz Rabbin, işte üstün O’dur, merhamet eden O’dur. (Şuara-68)

470- Onlara İbrahim’in haberini de oku. (Şuara-69)

471- Senin Rabbin, muhakkak ki O, mutlak galiptir, çok esirgeyicidir.(Şuara104)

472- Nuh kavmi de gönderilen Elçileri yalanladı. (Şuara-105)

473- Şüphesiz Rabbin, işte üstün O’dur, merhamet eden O’dur.(Şuara-122)

474- Âd (kavmi) de, gönderilen Elçileri yalanladı. (Şuara-123)

475- Onu yalanladılar. B vardır. Ama yine çokları inanmazlar. (Şuara-139)

476- Şüphesiz Rabbin, işte üstün O’dur, merhamet eden O’dur.(Şuara-140)

477- Semud (kavmi) de gönderilen Elçileri yalanladı. (Şuara-141)

478- Şüphesiz Rabbin, işte üstün O’dur, merhamet eden O’dur.(Şuara-159)

479- Lut (kavmi) de gönderilen Elçileri yalanladı. (Şuara-160)

480- Şüphesiz Rabbin, işte üstün O’dur, merhamet eden O’dur.(Şuara-175)

481- Eyke halkı da gönderilen Elçileri yalanladı. (Şuara-176)

482- Hakikat, Senin Rabbin mutlak galiptir, çok esirgeyicidir O.(Şuara-191)

483-Muhakkak ki o (Kur’an), Âlemlerin Rabbinin indirmesidir.(Şuara-192)

484- Onu Ruh’ul-Emin indirdi: (Şuara-193)

485- Senin kalbine; uyarıcılardan olman için. (Şuara-194)

486- Apaçık Arapça bir dille. (Şuara-195)

487- 489- Şimdi Sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıp yararlandırsak da sonra kendilerine tehdit olunageldikleri (azap gelip) çatıverse o yaşayıp yararlanmış oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?(Şuara: 205-207)

490- Sakın Allah ile beraber diğer bir ilâh çağırma. Sonra azap edilenlerden olursun. (Şuara-213)

491- En yakın akrabanı uyar.(Şuara-214)

492- Ve Sana uyan (tâbi olan) Mü’minlere kanatlarını indir.(Şuara-215)

493- Şayet Sana karşı gelirlerse, “Ben Sizin yaptıklarınızdan uzağım” de.(Şuara-216)

494- Galip ve Esirgeyen (Allah) a güvenip dayan.(Şuara-217)

495- 496- Ki O, (Namaza) Kıyam ettiğin zaman Seni ve secde edenler içinde dolaşmanı görendir. (Şuara:218-219)

497-498- Onların her vadide hakikaten ifrata (mübalağaya-abartmaya) düştüklerini ve gerçekten yapamayacakları şeyleri söylediklerini görmedin mi?(Şuara:225-226)

499- Ancak iman edip de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlar, Allah’ı çok zikredenler ve zulme uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar böyle değildir. O zulmedenler yakında hangi devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir.(Şuara-227)

500- (Ya Muhammed!) Sana bu Kur’an, hüküm ve hikmet sahibi (herşeyi) bilen (Allah) katından verilmektedir.(Neml-6)

501- Onlara açıkça görünen Âyetlerimiz gelince, “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.(Neml-13)

502- Vicdanları, Onların doğruluğuna kanaat getirdiği halde, sırf böbürlenme ve haksızlık yüzünden Onları inkâr ettiler. (Habibim) Bak, işte o fesatçıların (bozguncuların) sonu nasıl oldu.(Neml-14)

503-De ki: “Hamd olsun Allah’a, Selam onun seçtiği kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa ortak koştukları nesneler mi?”(Neml-59)

504-Yahut gökleri ve yeri kim yarattı? Ve (kim) size gökten su indirdi de biz onunla gönül açan bahçeler bitirdik? Siz (o bahçelerin) bir ağacını dahi bitiremezdiniz. Allah ile beraber bir ilâh mı? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir.(Neml-60)

505-Yahut şu dünyayı durulacak yer yapan kimdir? Arasından ırmaklar çıkaran, üstünde sağlam dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir perde koyan? Allah ile beraber başka bir ilâh mı (var)? Hayır çokları bilmiyorlar.(Neml-61)

506-Yahut dua ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da, kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor? Ve (kim) sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün Sahipleri yapıyor?…(Neml-62)

507-Yahut karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren kim? Ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen kim?.. (Neml-63)

508-Yahut yaratmağa kim başlıyor da, sonra onu (kim) iade ediyor? Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? De ki: “Eğer doğru iseniz delilinizi getirin”.(Neml-64)

509- De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.(Neml-65)

510- Doğrusu Onların Âhiret hakkındaki bilgileri, ardarda gelip bir araya toplandı (tüm bilgiler, Âhiretin varlığını ğösterdi). Fakat Onlar (hâlâ) ondan bir kuşku içindedirler. Daha doğrusu, Onlar Ondan yana kördürler.(Neml-66)

511-De ki: “Yeryüzünde yürüyün de görün, suçluların sonunun nasıl olduğunu”.(Neml-69)

512- (Habibim) Onlara karşı tasalanma. Kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da darlıkta olma.(Neml-70)

513- Doğru iseniz bu tehdit (ettiğiniz azap) ne zaman diyorlar.(Neml-71)

514- De ki: “Çabucak (gelmesini) istemekte olduğunuz (o azap) ın bir kısmı ensenize binmek üzeredir”.(Neml-72)

515- Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat çokları şükretmezler.

(Neml-73)

516- Senin Rabbin, Onların göğüslerinde gizlediklerini de açığa vurduklarını da muhakkak biliyor.(Neml-74)

517- Gökte ve yerde hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitap’ta olmasın.(Neml-75)

518- Bu Kur’an, İsrailoğullarına kendilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatmaktadır.(Neml-76)

519- Muhakkak ki Senin Rabbin Onların (İsrailoğullarının) arasındaki hükmünü yerine getirecek. O, mutlak galiptir, hakkıyla bilendir.(Neml-78)

520- O halde Sen Allah‘a güvenip dayan, çünkü Sen apaçık bir hak üzerindesin.(Neml-79)

521- Sen ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönmüş kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.(Neml-80)

522- Ve Sen o körleri sapıklıklarından ayırıp hidâyet verici de değilsin. Sen ancak Âyetlerimize inananlara duyurabilirsin ve Onlar derhal Müslüman olurlar.(Neml-81)

523- (Hatırla) O gün (ü ki) her ümmetin Âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaat toplayacağız. Onlar hep bir araya getirilip tutuklanacaklardır.(NEML-83)

524- Sen dağları görür, onları yerinde durur sanırsın. Halbuki onlar bulut geçer gibi geçer gider. (Bu) herşeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.(Neml-88)

525- (De ki) “Ben ancak bu şehrin Rabbine -ki O, bunu hürmetli kılmıştır. İbadet etmemle emrolundum. Herşey Onundur. Ben Müslümanlardan olmamla emrolundum”.(Neml-91)

526- “Ve Kur’an okumamla (emr olundum). “Kim doğru yolu bulursa o yolu kendi faydasına bulmuş olur. Kim de saparsa (Ona) de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.(Neml-92)

527- Ve de ki: “Allah’a hamdolsun. O size Âyetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız.” Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir.(Neml-93)

528- İnanan bir toplum için Musa ile Firavun’un haberinden bir parçayı, gerçek olarak Sana okuyacağız.(Kasas-3)

529- Biz de Onu ve askerlerini tuttuk ve denize attık. Bak (Habibim) Zalimlerin sonu nasıl oldu! (Kasas-40)

530- Musa’ya O emri vahyettiğimiz zaman (Habibim) Sen (Mukaddes Vadi’nin) batı tarafında değildin. (O olayı) görenlerden de değildin.(Kasas-44)

531- Fakat biz (Musa’dan sonra) daha birçok nesiller yarattık da ömürleri (uzadıkça) uzadı onların. Sen Medyen halkı içinde oturup da Âyetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş de değilsin. Ancak (geçmişlerin haberleri Sana) gönderenler biziz.(Kasas-45)

532- (Musa’ya) ünlediğimiz zaman da Sen “Tur”un yanında değildin. Fakat Sen Rabbinden bir rahmet olarak (gönderildin). Tâ ki Senden önce kendilerine uyarıcı (bir peygamber) gelmemiş olan bir kavmi Sen uyarasın. Olur ki Onlar iyice düşünüp öğüt alırlar.(Kasas-46)

533- Kendi elleriyle yaptıkları (günahları) yüzünden başlarına bir felaket geldiği zaman şöyle diyecek olmasalardı: “Ey Rabbimiz, bize bir Elçi gönderseydin de, Âyetlerine uyup Mü’minlerden olsaydık” (diyecek olmasalardı, Seni göndermezdik).(Kasas-47)

534- Fakat Onlara katımızdan hak gelince dediler ki: “Musa’ya verilenin eşi, buna da verilmeli değil miydi?” Daha önce Musa’ya verileni de inkâr etmemişler miydi? “Birbirine destek olan iki büyü” dediler. Ve “Biz hepsini inkâr ederiz” dediler.(Kasas-48)

535- De ki: “Allah katından bu ikisinden (yani Musa’ya ve Bana inen Kitaplardan) daha doğru bir Kitap getirin de ben ona uyayım”. Eğer doğru iseniz (bunu yapın).(Kasas-49)

536- Eğer Sana cevap vermezlerse, bil ki, Onlar keyiflerine (hevalarına) uyuyorlar. Allah’tan bir yol gösterici olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir? Muhakkak ki Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez. (Kasas-50)

537- Andolsun ki Biz onlar için, öğüt alsınlar diye Sözü (Âyetleri) birbiri ardınca gönderdik.(Kasas-51)

538- Hakikat Sen (Habibim, her) sevdiğin kişiyi hidâyete erdiremezsin. Fakat Allah’dır ki kimi dilerse ona hidâyet verir ve O, hidâyete erecekleri daha iyi bilendir.(Kasas-56)

539- Dediler ki: “Biz Seninle beraber doğru yola gelirsek, yurdumuzdan atılırız”. Biz onlara güvenli, dokunulmaz bir mekan vermedik mi? (ki o mekana) kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünleri toplanıp getirilir. Fakat çokları bilmezler.(Kasas-57)

540- Senin Rabbin memleketlerin ana merkez (ler) ine, karşılarında Âyetlerimizi okuyacak bir Elçi göndermedikçe o memleketleri helâk edici değildir. Ve Biz, halkı zalim olmadan, ülkeleri helâk ediciler değiliz.(Kasas-59)

541- Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Seçim, onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştuğu şeylerden uzaktır, yücedir.(Kasas-68)

542- Rabbin, onların göğüslerinin neyi gizlediğini bilir. Neyi açığa vurduğunu da (bilir).(Kasas-69)

543- O, öyle Allah’dır ki kendinden başka hiçbir ilâh yoktur. Önünde de, sonunda da hamd onundur. Hüküm de Onundur. Siz ancak Ona döndürüleceksiniz.(Kasas-70)

544- De ki: “Baksanıza! Eğer Allah, üzerinize geceyi kıyamet gününe kadar sürekli kılsa, Allah’tan başka size ışık getirecek ilâh kimdir? (Söyleyin!) işitmiyor musunuz!?”.(Kasas-71)

545- De ki: “Baksanıza! Eğer Allah, üzerinize gündüzü, kıyamet gününe kadar sürekli kılsa, Allah’tan başka, size dinleneceğiniz geceyi getirecek ilâh kimdir? Görmüyor musunuz?(Kasas-72)

546- (Hatırla) o gün (ü ki Allah) onlara seslenerek şöyle der: “Ortaklarım sandığınız şeyler nerede?”(Kasas-74)

547- Kur’an’ı “Sana (indiren ve) gerekli kılan (Allah), elbette Seni varılacak yere döndürecektir. De ki: “Rabbim kimin hidâyet getirdiğini de bilir, kimin apaçık sapıklık içinde bulunduğunu da (bilir).(Kasas-85)

548- Sen (bu) Kitabın Sana vahyolacağını ummuyordun. (Bu) ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde kâfirlere arka olma.(Kasas-86)

549- Ve Allah’ın Âyetleri Sana indirildikten sonra sakın Seni Onlardan alıkoymasınlar. Rabbine davet et; ortak koşanlardan olma.(Kasas-87)

550- Allah ile beraber başka bir ilâha dua etme. Ondan başka hiçbir ilâh yok. Onun zatından başka herşey helâk olacakdır. Hüküm O’nundur. Ve siz ancak Ona döndürüleceksiniz.(Kasas-88)

551- İbrahim’i de (hatırla). Hani O, kavmine (şöyle demişti). “Allah’a ibadet edin, ondan korkun. Bu, eğer bilirseniz sizin için çok hayırlıdır”.(Ankebut-16)

552- “Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Elçi’ye düşen yalnız açıkça duyurmaktır”.(Ankebut-18)

553- De ki: “Yeryüzünde gezin, bakın, yaratmağa nasıl başladı? Sonra Allah, son yaratmayı da yapacaktır. Çünkü Allah, herşeyi yapabilendir”.(Ankebut-20)

554- Lût’u da (hatırla). Hani O, kavmine (şöyle) demişti: “Siz hakikat öyle hayasızlığı (meydana) getiriyorsunuz ki sizden önce âlemlerden hiçbiri bunu yapmamıştır”.(Ankebut-28)

555- Sana vahyedilen Kitabı oku. Namazı da dosdoğru kıl. Çünkü Namaz edepsizlikten ve iğrenç şeylerden alıkor. Allah’ın zikri ise en büyük (ibadet) tir. Ne yaparsanız Allah bilir.(Ankebut-45)

556- Kitap Ehli’yle en güzel tarzda tartışın, – Onların haksızlık edenleri bunun dışındadır- . Ve deyin ki: Bize indirilene de Size indirilene de inandık; İlâhımız ve İlâhınız birdir; bize de O’na teslim olanlarız.(Ankebut-46)

557- İşte Sana (Habibim böyle bir) Kitab indirdik. Onun için kendilerine kitab verdiklerimiz bana iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman edecek nice kimseler vardır. Bizim Âyetlerimizi kâfirlerden başkası bilerek inkâr etmez.(Ankebut-47)

558- (Ya Muhammed) Sen bundan evvel hiçbir kitap okumuyordun. Elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı batıl söyleyenler elbet kuşkulanırlardı.(Ankebut-48)

559- Hayır, O (Sana vahyedilenler) kendilerine bilgi verilmiş olanların göğüslerinden bulunan açık açık Âyetlerdir. Bizim Âyetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez. (Ankebut-49)

560- Dediler ki: “Ona Rabbinden (başkaca) Âyetler de indirilmeli değil miydi?” De ki: “O Âyetler ancak Allah’ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım”. (Ankebut-50)

561- Kendilerine okunan Kitab’ı Sana indirmemiz, onlara yetmedi mi? Şüphesiz inanan bir toplum için bunda bir rahmet ve öğüt vardır. (Ankebut-51)

562- De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Bâtıla iman eden ve Allah’a kâfir olanlar (yok mu?) İşte onlar hüsran da kalanların ta kendileridir”.(Ankebut-52)

563- Senden azabı çabuk istiyorlar. Eğer (azap için) belirtilmiş bir süre olmasaydı, onlara hemen azap gelirdi. Fakat o (azap), kendilerine ansızın gelecektir, hem de hiç farkına varmadıkları bir sırada (gelecektir).(Ankebut-53)

564- Senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Halbuki hakikatte Cehennem o kâfirleri kuşatıp durmaktadır (da haberleri yok).(Ankebut-54)

565- Andolsun ki Onlara; “ O gökleri, o yeri kim yarattı? O güneşi, o ayı kim boyun eğdirdi” diye sorsan, elbette “Allah” derler. O halde nasıl çevrilip döndürülüyor?. (Ankebut-61)

566- Onlara: “Kim gökten suyu indirip de ölmüş olan yeri onunla diriltti?” diye sorsan, “Allah” derler. De ki: “Hamd (övgü), Allah’a layıktır.” Doğrusu çokları düşünmezler.(Ankebut-63)

567- O halde (Habibim) Sen yüzünü muvahhid (birleyici) olarak Dine, Allah’ın o fıtratına (yaratma yasasına) çevir ki O, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışına (hiçbir şey) bedel olmaz. Bu, dimdik ayakta duran bir Dindir. Fakat insanların çoğu bilmez. (Rum-30)

568- Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Allah’ın yüzünü – Cemalini isteyenler için bu, daha hayırlıdır. Ve Onlar kurtuluşa – başarıya erenlerdir. (Rum-38)

569- De ki: “Yeryüzünde gezin de, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın”. Onların da çoğu ortak koşanlardan idi.(Rum-42)

570- Yüzünü dosdoğru Dine yönelt, Allah’tan geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce. O gün gelince insanlar bölük bölük ayrılırlar. (Rum-43)

571- Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de dirilticidir. O her şeye kadirdir.(Rum-50)

572- Sen de ölülere söz dinletemezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara çağrıyı işittiremezsin. (Rum-52)

573- Sen körleri dahi sapıklıklarından ayırıp doğru yola iletici değilsin. Sen (başkalarına değil) ancak Âyetlerimize iman edip de Müslüman olanlara, (yalnız) Onlara dinletebilirsin. (Rum-53)

574- Andolsun ki bu Kur’an’da insanlar için her (çeşit) misal (ler) getirmişizdir. An dolsun ki (Habibim) Onlara herhalde bir Âyeti getirsen küfreden (o adamlar) “ Siz (geleneklerimizi) iptal edenlerden başkası değilsiniz” diyeceklerdir.

(Rum-58)

575- İşte Allah, bilmeyenlerin kalplerine böyle mühür basar.(Rum-59)

576- Sen (Habibim) şimdi sabret. Şüphe yok ki Allah’ın vadi haktır. İnanmayanlar Seni telaşa düşürmesin.(Rum-60)

577-Ona Âyetlerimiz okunduğu zaman sanki bunları işitmemiş, sanki iki kulağında sağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. İşte onu çok acıklı bir azab ile müjde. (Lokman-7)

578- Kim küfrederse (Habibim) onun küfrü Sana hüzün vermesin. Onların dönüşü ancak bizedir. Biz de (o zaman) Onların neler yaptıklarını haber veririz. Şüphe yok ki Allah, göğüslerde gizli olan şeyleri bile hakkıyla bilendir.

(Lokman-23)

579- Andolsun onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı? Diye sorsan, mutlaka: “Allah” derler. “Hamd Allah’a layıktır” de. Hayır, çokları bilmezler.(Lokman-25)

580- Görmedin mi Allah, geceyi gündüzün içine sokuyor ve gündüzü gecenin içine sokuyor. Güneş’i ve Ay’ı, emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Ve Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır.(Lokman-29)

581- (Allah) Size, bir kısım Âyetlerini göstersin diye, Allah’ın nimetiyle gemilerin denizde gittiğini görmedin mi? Şüphesiz bunda Sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır. (Lokman-31)

582- Yoksa “Onu uydurdu”mu diyorlar? Hayır! O, Rabbin tarafından (Sana indirilen) gerçektir; Senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (indirilmiştir). Belki (böylece) doğru yola gelirler.(Secde-3)

583- De ki: “Üzerinize vekil edilen ölüm meleği, canınızı alır, sonra Rabbinize döndürülürsünüz”. (Secde-11)

584- Suçluları, Rablerinin huzurunda (utançtan) başlarını öne eğmiş olarak bir görsen, (o zaman derler ki:) “Rabbimiz, gördük, işittik, bizi geri döndür, iyi iş yapalım; artık kesin olarak inandık!” (Secde-12)

585- Dileseydik, herkese hidâyetini verirdik, (herkesi doğru yola iletirdik) fakat Benden şu karar çıkmıştır: “Mutlaka Cehennemi, Cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla tamamen dolduracağım!” (Secde-13)

586- Andolsun biz Musa’ya Kitabı verdik. Şimdi Sen Ona kavuşmaktan Şüphede olma. Biz onu israiloğulları’na hidâyet (rehberi) yapmıştık. (Secde-23)

587- Şüphesiz Rabbin, kıyamet günü, ayrılığa düştükleri konularda aralarında hükmedecektir. (Secde-25)

588- Diyorlar ki: “Eğer doğru Söyleyiciler iseniz o fetih (Mekke’nin fethi, zafer, nusret) ne zaman”? (Secde-28)

589- Sen de Söyle: “Fetih günü, o kâfirlere imanları fayda vermeyecek, kendileri (nin yüzlerin) e bakılmayacak (ve kendilerine mühlet de verilmez.)”.(Secde-29)

590- Sen onlardan yüz çevir ve bekle, zaten onlar da beklemektedirler.(Secde-30)

591- Ey Peygamber, Allah’dan sakın. Kâfirler ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz ki Allah, hakkıyla bilendir; hüküm ve hikmet sahibidir.(Ahzab-1)

592- Sana Rabbinden ne vahy olunuyorsa ona uy. Muhakkak ki Allah ne yaparsanız hakkıyla haberdardır. (Ahzab-2)

593- Allah’a güvenip dayan, korucu olarak Allah yeter. (Ahzab-3)

594- Peygamber, Mü’minlere canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir…(Ahzab-6)

595- Hatırla o zamanı ki Biz Peygamberlerden, (verdiğimiz Elçilik görevini yapmak ve hak Dine davet etmek hususunda) kuvvetle ahidlerini almıştık; Senden, Nuh’dan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan, (evet) Onlardan sapasağlam söz almıştık. (Ahzab-7)

596- Tâ ki (Allah) O Sadıklara (doğrulara) Sadakatlarını (doğruluklarını)sorsun. O kâfirler için pek acıklı bir azab hazırladı. (Ahzab-8)

597- Münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler diyorlardı ki: “Allah ve Resulü bize sadece boş vaadlerde bulundu”.(Ahzab-12)

598- Onlardan bir grup da demişti ki: “Ey Yesrib (Medine) halkı ! Artık size duracak yer yok; (haydi durmayın evlerinize) dönün (yahut: Artık bu Dinde durmanız doğru değil dönün).” Onlardan bir topluluk da: “Evlerimiz açıktır” diyerek Peygamberden izin istiyordu. Oysa onlar(ın evleri)açık değildi. Sadece kaçmak istiyorlardı. (Ahzab-13)

599- Eğer (Medine’nin) her yanından onların üzerine giril(ip saldırıl) saydı da, kendilerinden (halka) baskı ve işkence yapmaları istenseydi, bunu yaparlardı ve bunu yapmakta fazla gecikmezlerdi.(Ahzab-14)

600 -Oysa arkalarına dön(üp kaç) mayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi.Allah’a verilen sözden sorumlu idiler. (Ahzab-15)

601-De ki: “Kaçmak size fayda vermez, eğer ölümden ve öldürülmekten kaçıyorsanız (bunun faydası yoktur). Kaçsanız bile pek az bir zaman yaşatılırsınız. (Ahzab-16)

602- (Habibim) de ki: “Sizi Allah’tan kim korur? Eğer Allah size kötülük istese, veya size rahmet dilese (Allah’ın azabından sizi kim kurtarır, O’nun rahmetine kim engel olur?) Kendilerine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulurlar. (Ahzab-17)

603- Allah içinizden (savaştan) alıkoyanları biliyor. Ve kardeşlerine “Bize gelin!” diyenleri de (biliyor). Onlar savaşa pek az gelirler. (Ahzab-18)

604- (Geldikleri zaman da) size karşı cimriler olarak (gelirler). Ama korkulu baktıklarını görürsün. Üstüne ölüm baygınlığı çökmüş insan gibi, gözleri dönerek (bakarlar). Korku gid(ip de sıra ganimetleri paylaşmağa gel)ince, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dillerle incitirler. Onlar (içtenlikle) inanmamışlardır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah’a göre kolaydır.(Ahzab-19)

605- Andolsun Allah’ın Elçisinde sizin için Allah’a ve Âhiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok zikreden kimseler için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.(Ahzab-21)

606- Mü’minler (düşman) orduları (nı) gördükleri zaman (korkmadılar): Dediler ki: “Bu Allah’ın ve Resulünün, bize va’dettiği (zaferdir). Allah ve Resulü doğru söylemiştir”. Ve bu onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.(Ahzab-22)

607- Ey Peygamber, Eşlerine de ki: Eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız gelin size müt’a (boşanma bedeli) vereyim ve hepinizi güzellikle salıvereyim. (Ahzab-28)

608- “Eğer Allah’ı, Peygamberini ve Âhiret yurdunu diliyorsanız şüphe yok ki Allah, içinizden güzel hareket edenler için büyük bir mükafat hazırlamıştır”.(Ahzab-29)

609- Ey Peygamber zevceleri (Eşleri), içinizden kim açık bir terbiyesizlik ederse onun azabı iki kat artırılır. Bu, Allah’a göre kolaydır. (Ahzab-30)

610- Sizden kim Allah’a ve Resulüne itaate devam ederse, iyi amelde (ve harekette) bulunursa ona da mükafatını iki kere veririz. Hem biz ona çok şerefli bir rızk da hazırlamışızdır. (Ahzab-31)

611- Ey Peygamber kadınları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’ın buyruğuna karşı gelmekten) korunuyorsanız, sözü yumuşak (kıvrak) bir eda ile söylemeyin ki, kalbinde hastalık bulunan kimse tamah etmesin; güzel (kuşkudan uzak bir biçimde) söz söyleyin. (Ahzab-32)

612- (Vakar ile )evlerinizde oturun. Önceki Cahiliye (devri kadınlarının kırıla döküle, süslerini göstere, göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazı dosdoğru kılın. Zekatı verin. Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, Allah Sizden ancak kiri gidermek ve Sizi tertemiz yapmak diler.(Ahzab-33)

613- Allah’ın evlerinizde okunup duran Âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz ki Allah, her şeyin içyüzünü bilendir, hakkıyla haberdardır.(Ahzab-34)

614- Muhakkak ki Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, Mü’min erkekler, Mü’min kadınlar, itaate devam eden erkekler, itaate devam eden kadınlar, sadık erkekler, sadık kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar mütevazı (saygılı) olan erkekler, mütevazı olan kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, gizli yerlerini koruyan erkekler, gizli yerlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler, (Allah’ı)çok zikreden kadınlar; (işte) Allah bunlar için mağfiret (bağış) ve büyük bir mükafat (ödül) hazırlamıştır. (Ahzab-35)

615-Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi istediklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab-36)

616- Allah’ın nimet verdiği, Senin de kendisine nimet ver(ip hürriyetine kavuştur)duğun kimseye: “Eşini yanında tut, Allah’tan kork” diyordun; fakat Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun ve insanlardan çekniyordun; oysa asıl çekinmene layık olan Allah idi. Zeyd O kadından ilişiğini kesince, biz Onu Sana nikahladık. Ki (bundan böyle) evlatlıkları kadınlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman O kadınlarla evlenmek hususunda Mü’minlere bir bir güçlük olmasın. Allah’ın buyruğu her zaman yerine getirilmiştir. (Ahzab-37)

617-Allah’ın kendisine takdir ettiği bir şeyi yerine getirmekte, Peygambere herhangi bir güçlük yoktur. Sizden önce geçenler arasında da Allah’ın yasası böyle idi.Allah’ın emri olup bitmiş bir (kaderdir) şeydir. (Ahzab-38)

618- (O Peygamberler), Allah’ın mesajlarını duyururlar. O’ndan (Allah’tan) korkarlar ve Allah’tan başka hiçkimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak Allah yeter. (Ahzab-39)

619-Muhammed,adamlarınızdan hiçbirinizin babası değildir.Fakat Allah’ın elçisidir ve Peygamberlerin hâtemidir.Allah her şeyi bilendir.

(Ahzab-40)

620-Ey iman edenler,Allah’ı çok zikredin.(Ahzab-41)

621-O’nu sabah akşam tesbih edin.(Ahzab-42)

622-Ey Peygamber! Biz seni şahit,müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.(Ahzab-45)

623-Ve izniyle Allah’a davetçi ve aydınlatıcı bir lamba(nur saçan bir kandil) olarak (gönderdi). (Ahzab-46)

624-Mü’minlere,Allah’tan büyük bir lütuf bulunduğunu müjdele!(Ahzab-47)

625-Kafirlere ve münafıklara da itaat etme.Onların eziyetlerine aldırma.Allah’a dayan,vekil(koruyucu) olarak Allah yeter. (Ahzab-48)

626- Ey peygamber ! Biz ücretlerini (Mehirlerini) verdiğin eşlerini Sana helal kıldık. Ve Allah’ın sana ganimet olarak verdiğin (savaş esir) lerinden elinin altında bulunanları ( helal kıldık ), amcanın halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını (da helal kıldık).Bir de kendisini (mehirsiz olarak)Peygambere hibe eden Peygamber’ inde kendisini almak dilediği inanmış kadını, diğer Mü’minlere değil sırf sana mahsus olmak üzere ( helal kıldık).Biz,eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariye)leri hakkında Mü’minlere yapmalarını gerekli kıldığımız şeyi bil (dir) dik; (onların bu hususta ne yapması lazım geldiğini daha önce açıkladık ) ki sana bir zorluk olmasın (sen bir sıkıntıya,güç bir duruma düşmeyesin). Allah çok bağışlayan,çok esirgeyendir . (Ahzab-50)

627- Onlardan dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. (Geçici olarak) Ayrıldıklarından arzu ettiğine Senin üzerine bir güçlük yoktur. Gözleri aydın olup tasalanmalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan da budur. Allah kalblerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halim’dir (birden öfkeye kapılıp ceza vermez).(Ahzab-51)

628- Bundan sonra kadınlar (ı alman) ve bunları herhangi eşlerle değiştirmen, güzellikleri hoşuna gitse de Sana helal olmaz. Yalnız elinin altında bulunanlar bunun dışındadır. Allah, her şeyi gözetleyicidir.(Ahzab-52)

629- Ey İnananlar! (Rastgele) Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak yemek için size izin verilirse girersiniz, (erkenden gelip) yemeğin pişmesini beklemeyin. Fakat çağrıldığınız zaman girin; yemeği yiyince, dağılın; söze dalmayın. Çünkü bu (davranışınız) Peygamberi incitiyor; fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, gerçek (i söylemek)ten utanmaz. Onlardan (yani peygamberin hanımlarından) bir şey istediğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz; hem de onların kalpleri için daha temizdir. Sizin, Allah’ın Elçi’sini incitmeniz ve kendisinden sonra eşlerini nikahlamanız asla olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük (bir günah)tır.

(Ahzab-53)

630- Allah ve Melekleri, Peygambere Salat etmekte (Onun şeretini gözetmeğe, şanını yüceltmeğe özen göstermekte)dirler. Ey İnananlar! (Siz de) O’na Salat edin, (O’nun şanını yüceltmeğe özen gösterin) ve içtenlikle selam edin. (Ahzab-56)

631- Allah’ı ve Elçi’sini incitenler var ya, işte Allah onlara dünyada ve Ahirette lanet etmiştir. Ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

(Ahzab-57)

632- Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle:Örtülerini üstlerine salsınlar;Onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Ahzab-59)

633- An dolsun, iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haberler yayanlar (bu yaptıklarından) vazgeçmezlerse, seni onların üstüne süreriz. Sonra orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler.(Ahzab-60)

634- Lanetlenirler; nerede rastlansalar, yakalanıp öldürülürler. (Ahzab-61)

635- Allah’ın önceden geçen (millet)ler arasında (uygulanan) yasası budur. Allah’ın yasasını değiştirmeğe asla (imkan)bulamazsın. (Ahzab-62)

636- İnsanlar Sana o saati (n ne zaman kopacağını) sorarlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah’ın indindedir. Ne bilirsin, belki de o saat yakın (bir zamanda) olacaktır”. (Ahzab-63)

637- O gün yüzleri ateş çevrilip çevrilirken: “Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Elçi’ ye itaat etseydik” diyeceklerdir.

(Ahzab-66)

638-Ey iman edenler!Siz de Musa’yı incitenler gibi olmayın.Nihayet Allah Onu dedikleri şeyden temize çıkardı.O Allah yanında vecih (gözde,itibarlı) idi.(Ahzab-69)

639-(Allah) işlerinizi düzeltsin.Günahlarınızı bağışlasın.Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse büyük bir başarıya ermiş olur.(Ahzab-71)

640- Küfredenler: “O saat bize gelmeyecek” dedi (ler). Sen de ki (Habibim): “Hayır, gaybı bilen Rabbim hakkı için o, size mutlaka gelecektir.Ne göklerde, ne yerde bir zerre ağırlığınca Ondan kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki, (hepsi) muhakkak apaçık bir Kitapta bulunmasın. (Sebe-3)

641- Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden Sana indirilenin gerçeğin ta kendisi olduğunu bilir(ler) ve mutlak galip ve hamde layık olan (Allah) ın yoluna ilettiğini (görürler)(Sebe-6)

642- O küfredenler (birbirine şöyle) dedi (ler): “Siz dağılıp parçalandıktan sonra, mutlaka yeni bir yaratılış içinde olacağınızı size haber vermekte olan bir Adam gösterelim mi Size”?(Sebe-7)

643- “Allah’a yalan mı uydurdu? Yoksa kendisinde delilik mi var?” Hayır, Ahirete inanmayanlar, azap ve uzak bir sapıklık içindedirler.

(Sebe-8)

644- Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında bulunanı,görmüyorlar mı? Dilesek, onları yere batırırız. Ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda (Rabbine yönelen her kul için ibret vardır.(Sebe-9)

645- Süleyman’a da, Sabah gidişi bir ay (lık mesafe), akşam dönüşü bir ay (lık mesafe) olan rüzgarı boyun eğdirdik. Ve Erimiş bakır madenini (petrol – katran kaynağını) da akıttık. Rabbinin izniyle Cinlerin bir kısmı, Onun önünde çalışırlardı. Onlardan kim buyruğumuzdan Sapsa, Ona alevli azabı tattırırdık. (Sebe-12)

646- Halbuki onun (şeytanın) bunlar üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktu. Ancak Ahirete inananı ondan kuşkulanandan (ayırt edip) bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şeyi korumaktadır. (Sebe-21)

647- (Habibim onlara) de ki: “Allah’ı bırakıp da (ilah) sandığınız şeylere yalvarın! Onların ne göklerde, ne yerde zerre ağırlığınca güçleri yetmez. Onların, buralarda hiçbir ortaklığı olmadığı gibi Onun (Allah’ın) da bunlardan biryardımcısı yoktur”.(Sebe-22)

648- O’nun huzurunda, O’nun izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince, (birbirlerine) “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. (şefaat edecekler de:) “Hakkı (buyurdu)” derler. O, çok yüce, çok büyüktür. (Sebe-23)

649- (Habibim) de ki: “Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor ?” De ki: “Allah. Her halde ya biz, ya siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz.Ya da apaçık bir sapıklıkta.”(Sebe-24)

650- De ki: “Bizim işlediğimiz suçtan siz sorulacak değilsiniz; biz de sizin işlediğinizden sorumlu değiliz”.(Sebe-25)

651-De ki: “Rabbimiz (kıyamet günü) hepimizi bir araya toplayacaktır. Sonra aramızda Hak ile hükmedecektir. O sorunları en güzel çözümleyendir, bilendir.” (Sebe-26)

652- De ki: “Ona (ibadette) kattığınız ortakları bana gösterin. Haşa (böyle şey yoktur). Doğru O, galip, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’tır”.(Sebe-27)

653- (Habibim) Biz Seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanları çoğu bilmezler.(Sebe-28)

654- Diyorlar ki: “Doğru iseniz bu tehdit (ettiğiniz) ne zaman (olacak)?” (Sebe-29)

655- De ki: “Sizin için belirtilmiş bir gün vardır. Ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz”(Sebe-30)

656- O küfredenler (inkar edenler) dediler ki: “Biz ne Kur’an’a ne de bundan öncekilere inanırız”. Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış olarak bir görsen. Birbirleri söz atarlar. Zayıf sayılanlar o büyüklük taslayanlara derler ki: “Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk”.(Sebe-31)

657- Biz hangi yerleşim alanına bir uyarıcı gönderdiysek, mutlaka oranın varlıkla şımarmış kimseleri şöyle dediler: “Biz, sizinle gönderilen mesajı inkar ediyoruz”.(Sebe-34)

658- Ve dediler ki: “Biz malca ve evlatça daha çoğuz, biz azaba uğratılacak değiliz.”(Sebe-35)

659- De ki: “Rabbim, dilediğine rızkı genişletir ve (dilediğine) kısar; fakat insanların çoğu bilmezler”.(Sebe-36)

660- De ki: “Rabbim kullarından dilediğine rızkı yayar, (kimi de dilerse) onunkini kısar. Siz Allah için ne verseniz, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır”.(Sebe-39)

661- Onlara açık açık Ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: “Bu, sadece sizi babalarınızın taptığı (putlardan) sürekli vazgeçirmek isteyen bir adamdan başkası değildir”. “Biz (Kur’an) düzülüp uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir”. Hakka küfreden onlar, (bu hak) kendilerine gelince de (şunu) söyledi (ler): “Bu, apaçık bir büyüden, başka bir şey değildir”. (Sebe-43)

662- Halbuki biz onlara okuyacakları bir Kitap vermemiştik ve Senden önce onlara bir uyarıcı göndermemiştik.(Sebe-44)

663- De ki: “Size bir şeyi öğütleyeyim: Allah için, ikişer ikişer ve teker teker durup düşününüz! Arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O, çetin bir azabın arefesinde sizin için bir uyarıcıdır”.(Sebe-46)

664- De ki: “Ben Sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah’a aittir. O her şeye şahittir”. (Sebe-47)

665- De ki: “Rabbim gerçeği (Hakkı dilediğinin kalbine) atar. (O), Gaybleri bilendir”.(Sebe-48)

666- De ki: “Hak geldi. Artık batıl ne bir şey ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir. (O tamamen yok olup gitmiştir)”. (Sebe-49)

667- De ki: “Eğer saparsam, kendi zararıma sapmış olurum. Doğru yolu bulmuşsam bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kur’an ve Hikmet) sayesindedir. Şüphesiz o, işitendir, yakındır”.(Sebe-50)

668- Telaşa düştükleri zaman (onları) bir görsen: hiçbiri kurtulamaz; yakın yerden yakalanmışlardır. (Sebe-51)

669- (Habibim) Eğer Seni yalanlıyorsa, Senden önceki Elçilerde yalanlanmıştır. (Bütün) işler Allah’a döndürülecektir. (Fatır-4)

670- Kötü işi kendisine süslendirilip de onu güzel gören kimse mi (Allah’ın hidayet ettiği kimseler gibi tanılacak)? Allah dilediğini sapıklık içinde bırakıp, dilediğini yola iletir. Bundan dolayı (Habibim Muhammed) canını onlar için hasretlere (üzüntülere) gitmesin, Allah onların ne yaptıklarını biliyor. (Fatır-8)

671-…. Her şeyden hakkıyla haberdar olan (Allah) gibi Sana (gerçekleri hiçbir şey) haber vermez. (Fatır-14)

672- Hiçbir günahkar başkasının günahını çekmez. Eğer yükü ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa), onun yükünden hiçbir şey, taşınmaz; akrabası dahi olsa; Sen ancak görmeden Rabbinden korkanları ve Namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenirse, kendi yararına arınmış olur. Nihayet varış Allah’adır. (Fatır-18)

673- Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz ki Allah kimi dilerse Ona (gerçekleri) duyurur. Yoksa Sen kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.

(Fatır-22)

674- Sen gelecek tehlikeleri haber veren bir uyarıcısın(Fatır-23)

675- Şüphesiz ki biz Seni (rahmetimizin) müjdeci (si), (azabımızın) korkutucu (su) olarak hidayetle gönderdik. Hiçbir ümmet müstesna olmamak üzere mutlaka içinde (azabdan) bir uyarıcı geçmiştir. (Fatır-24)

676- Eğer (Habibim) Seni yalanlıyorlarsa kendilerinden öncekilerden yalanlamışlardı. Halbuki onların Elçileri açık açık mucizeler (kanıtlar), sahifeler ve Nur veren Kitablar da getirmişlerdir.(Fatır-25)

677- Görmedin mi Allah gökten su indirdi de, onunla renkleri çeşit çeşit meyvalar çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı, değişik renklerde ve simsiyah yollar (yaptık). (Fatır-27)

678- (Habibim) Sana kendisinden öncekilerin doğrusunu meydana çıkarmak üzere vahyettiğimiz Kitab, hakikatın ta kendisidir. Allah kulların(ın her halinden) hakkıyla haber alandır, hakkıyla görendir.(Fatır-31)

679- (Habibim) de ki: “Allah’ı bırakıp taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Yerden herhangi bir şeyi yarattıklarını bana gösterin”! Yoksa onların göklerde (Allah ile) bir ortaklığı mı var? Ya da biz onlara bir kitap vermişiz de kendileri bundan apaçık bir delil üzerinde midirler? Hayır, o zalimler birbirini aldatmaktan başka bir vaadde bulunmuyor(lar).(Fatır-40)

680- Yeminlerinin bütün gücüyle Allah’a şöyle yemin ettiler:”Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, her milletten daha çok doğru yolda olacaklar (diye)”. Fakat kendilerine uyarıcı gelince, onlara Hak’tan uzaklaşmaktan başka bir katkı sağlamadı.(Fatır-42)

681- Çünkü (onlar) yer(yüzün) de büyüklenmek, fena (ve) hile(li tunaklar) kurmak (istiyorlar). Halbuki kötü düzen, ona ehil olandan başkasını sormaz. Ya onlar daha önceki (ümmet)ler hakkındaki yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Sen Allah’ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın yasasında bir sapma da bulamazsın.(Fatır-43)

682- Ya Sin- Ey İNSAN- Ya MUMAMMED.(Ya sin-1)

683-684- Hikmetli Kur’an’a an dolsun (ki), kuşkusuz Sen gönderilmiş Elçi’lerdensin. (Ya sin-2-3)

685-Dosdoğru bir yol üzerindesin. (Ya sin-4)

686- Yani üstün ve çok esirgeyen Allah’ın indirdiği (Kur’an) üzerindesin. (Ya sin-5)

687- Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için. (Ya sin-6)

688- Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. (Ya sin-10)

689- Sen ancak Zikre uyanı uyarabilirsin. Ve görmeden Rahman’a (büyük, içten) Saygı gösteren kimseleri (uyaracaksın). İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele.(Ya sin-11)

690- Onlara şu kent halkını misal olarak anlat: Onlara Elçi’ler gelmişti.(Ya sin-13)

691- Biz Ona (Muhammed’e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) Sadece bir öğüttür. Ve apaçık bir Kur’an’dır.

(Ya sin-69)

692- (Bu Kur’an, Muhammed’e vahyedilmiştir) ki, diri olanları uyarsın. Ve inkar edenlere de (azap) söz (ü) hak olsun. (Ya sin-70)

693- Onların sözü (Habibim) Seni üzmesin. Biz Onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz. (Ya sin-76)

694- İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe (sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi?.(Ya sin-77)

695- Kendi yaratılışını unutarak bize bir misal getirdi: “Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” dedi. (Ya sin-78)

696- (Habibim) de ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir”. (Ya sin-79)

697- Şimdi onlara sor: yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.(Saffat-11)

698- Hayır Sen (Habibim) bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlar da (bu hayranlığından dolayı) eğlenirler.(Saffat-12)

699- Kendilerine öğüt verilse, öğüt almıyorlar. (Saffat-13)

700- Bir mucize görseler, alay ediyorlar. (Saffat-14)

701- “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.” diyorlar.(Saffat-15)

702- “Yani biz öldürdüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Biz mi diriltilecek mişiz?”(Saffat-16)

703- “Evvel ki atalarımız da mı?” (Saffat-17)

704- Sen de ki: “Evet, siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)!”(Saffat-18)

705- “Biz mecnun bir Şair için mabutlarımızdan (taptıklarımızdan) vaz mı geçek mişiz?” derler.(Saffat-36)

706- “Hayır, O (ne şairdi, ne de mecnun. O) gerçeği getirmişti ve Elçileri de doğrulamıştı”. (Saffat-37)

707- An dolsun Nuh bize niyaz etmişti de ne güzel kabul buyurmuştuk!(Saffat-75)

708- Şüphesiz İbrahim de onun fırkasındandı (kolundandı). (Saffat-83)

709- Çünkü O, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.(Saffat-84)

710- Şimdi sor (Habibim) onlara: Her halde kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?! (Saffat-149)

711- Yoksa biz Melekleri dişi yarattık da onlar (buna) şahit midirler (ki Meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)?(Saffat-150)

712- Haberin olsun ki, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki: (Saffat-151)

713- “Allah doğurdu”. Onlar elbette yalancıdırlar.(Saffat-152)

714- An dolsun ki gönderilen kullarımız hakkında bizim geçmiş sözümüz (vardır):(Saffat-171)

715- “Mutlaka Onlar, zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır”.(SAFFAT-172)

716- “Ve galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır!”(Saffat-173)

717- Onun için (Habibim) Sen bir zamana kadar onlardan yüz çevir. (Saffat-174)

718- Gözetle onları. Kendileri de (başkalarına geleceği) yakında göreceklerdir. (Saffat-175)

719- Şimdi onlar çarçabuk bizim azabımızı mı istiyorlar?(Saffat-176)

720- Fakat o azap, yurtlarına indiği zaman, uyarılmış olanların Sabahı ne kötü olur!(Saffat-177)

721- Bir süreye kadar Onları kendi hallerine bırak. (Saffat-178)

722- Gözetle (onları). Onlar da göreceklerdir. (Saffat-179)

723- Kutret ve Şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir. (Saffat-180)

724- Selam gönderilen Elçilere! (Saffat-181)

725- Hamd, Alemlerin Rabbı Allah’a. (Saffat-182)

726- O kafirler içlerinden (kendilerinin başına çökecek) tehlikeleri bildiren (bir peygamber) geldiğine şaştılar, “Bu, dedi(ler), bir büyücü, bir yalancıdır”. (Sad-4)

727- “O, (bütün) İlahları bir tek ilah mı yapmış? Bu cidden acaip bir şey!”(Sad-5)

728- Onlardan bir grup fırladı: “Yürüyün, ilahlarınıza (tanrılarınıza) bağlı kalın. Çünkü bu arzu edilen bir şeydir”. (Sad-6)

729- Biz bu (nun söylediği) ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. “Bu uydurmadan başka bir şey değildir!” (Sad-7)

730- “O Zikr- Kur’an (başka kimse kalmadı da) aramızdan Ona mı indirildi?” Hayır, Onlar benim (vahyimden) Zikr’imden şüphedendirler. Hayır, onlar henüz azabımı tatmadılar! (Sad-8)

731- Yoksa daima üstün olan, çok lütufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?(Sad-9)

732- Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vasıtalar) içinde yükselsinler (vasıtalara binip göklere çıksınlar da oradan alemi yönetsinler, Vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler). (Sad-10)

733- Onlardan öncede Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.(Sad- 12)

734- Semud (kavmi), Lüt kavmi ve Eyke halkı da. İşte onlarda (peygamberlere karşı birleşik) kabilelerdi. (Sad-13)

735-Hepsi de elçileri yalanladılar, (böylece) benim cezamı hak ettiler.Sad-14)

736-(Habibim) onlar ne derlerse sabret. Kulumuza o kuvvet sahibi Davud’ u hatırla. Çünkü o, daima (Allah’ ın rızasına) dönen bir (zat)dır.(Sad-17)

737-Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvardan mescide tırmanmışlardı.(Sad-21)

738- O zaman Davud’un karşına girivermişlerdi de O,bunlardan telaşa düşmüştü. “Korkma, dediler, (biz) iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi Sen aramızda hak ile hükmet. Aşırı gitme. Bizi doğru yolun ortasına çıkar”. (Sad-22)

739-Sana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki, Ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar.(Sad-29)

740- Kulumuz Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine: “Şeytan, bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti. (Sad-41)

741- Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an. (Sad-45)

742- Biz Onları Ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (insanlar) yaptık.(Sad-46)

743- Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır. (Sad-47)

744-İsmail’i, Elyesa’ı, Zülkifl’i de an. Hepsi de iyilerdendir. (Sad-48)

745- Bu, bir hatırlatmadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır. (Sad-49)

746- (Habibim) de ki: “Ben yalnız gelecek tehlikeleri haber veren (bir peygamber) im. (Ortaktan ve benzerden münezzeh – ayrı ve) bir olan, (her şeyi) kahreden (mutlak hakim olan) Allah’tan başka hiçbir Tanrı – İlah yoktur”. (Sad-65)

747- “O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir; daima üstündür, çok bağışlayandır”.(Sad-66)

748- De ki: “O,büyük bir haberdir”. (Sad-67)

749- “(Ama gafletinizden dolayı) Siz ondan yüz çeviriyorsunuz”. (Sad-68)

750- “Ben ancak gelecek tehlikeleri apaçık haber verici (bir peygamber) olduğum içindir ki (o ilim) bana vahyoluyor”. (Sad-70)

751- (Habibim)de ki: “Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben (size) kendiğilimden (bir şey) teklif edenlerden de değilim”. (Sad-86)752-O,(Kur’an), ancak bütün Alemlere öğüttür. (Sad-87)

753-Bir süre sonra onun haberi (nin doğruluğu) nu gayet iyi bileceksiniz.(Sad-88)

754-(Habibim) Şüphesiz ki biz bu Kitabı Sana hak olarak indirdik. O halde Allah’a, dinden Ona ihlas edici olarak ibadet et.

(Zümer-2)

755-Gözünü aç, halis din Allah’ındır. Onu bırakıp da

kendilerine bir takım dostlar edinenler (derler ki:) “Biz, bunlara (putlara) ancak bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz”. Şüphe yok ki Allah onlar(la Mü’minler) arasında, ihtilaf edegeldikleri şeyler hakkında, hükmünü verecektir. Muhakkak ki yalancı, hakikaten kafir olan o kimseleri Allah doğru yola iletmez. (Zümer-3)

756-Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün içine dolar, gündüzü de gecenin içine dolar. Güneş’i ve Ay’ı buyruğu altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki O, Aziz ve çok bağışlayandır.(Zümer-5)

757-İnsana bir zarar dokunduğu zaman o, Rabbine bütün (varlığı ile) yönelerek yalvarır. Sonra ona kendinden bir nimet verdiğinde, önceden O’na yalvardığını unutur. Allah’a Onun yolundan saptırmak için eşler katmaya başlar. (Habibim) de ki: “Küfrünle biraz eğlendur; Çünkü Sen mutlaka ateş halkındasın!”.(Zümer-8)

758- Yoksa o, Ahiret (azabın)dan korkarak Rabbinin rahmetini uman, gece Saatlerinde secdeye kapanarak, ayakta durarak ibadet eden gibi midir? De ki: “Bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?” Doğrusu ancak Kalb (akıl – sağduyu) Sahipleri (bunları) hakkıyla düşünür. (Zümer-9)

759- (Tarafından) De ki: “Ey iman eden kullarım, Rabbiniz(in azabın)dan korkun. Bu dünya hayatında güzel davrananlara güzellik vardır. Allah’ın yeri geniştir. Ancak Sabredenlere, ödülleri hesapsız ödenecektir. (Zümer-10)

760- De ki: “Ben, Allah’a, Onun dininde ihlas edici olarak, ibadet etmemle emroldum”. (Zümer-11)

761- “Ve bana Müslümanların ilki olmam emredidi”. (Zümer-12)

762- De ki: “Eğer ben Rabbime isyan edersem, hakikat, büyük günün azabından korkarım”. (Zümer-13)

763- De ki: “Ben dinimde, kendine ihlas edici olarak, ancak Allah’a ibadet ederim”.(Zümer-14)

764- “Artık sizde onu bırakıp dilediğinize tapın!”Deki:Hüsrana (ziyana) uğrayanlar,kıyamet günü kendilerini de ailelerini (mensuplarını)ziyana uğratanlardır.Dikkat edin,işte bu apaçık bir ziyandır.(Zümer-15)

765-Tağut’ dan,ona tapmaktan kaçınıp da Allah’a yönelenler(e gelince):Onlar içinde bir müjde vardır.O halde kullarımı müjdele. (Zümer-17)

766-Üzerine azap kararı hak olanı mı?Sen ateşte bulunanı mı kurtaracaksın (Habibim)? (Zümer-19)

767-Fakat Rablerinden korkanlar (yok mu?)Onlar için üzerlerinde (başka başka)konaklar yapılmış,altlarından da ırmaklar akan yüksek (cennet) menzilleri(i) vardır.(Bu)Allah’ın vadi(dir).Allah sözünden caymaz.(Zümer-20)

768-Allah’ın yukarıdan bir su indirdiğini,onu yerin içindeki kaynaklara geçirdiğini,sonra onunla türlü renklerde ekinler çıkardığını,sonra onu kuruttuğunu görmedin mi?Sen onu sararmış görürüsün.Sonra da (Allah) onu kuru bir kırıntı yapıyor.Muhakkak ki bunda Kalp (temiz akıl) sahipleri için mutlak bir ibret vardır.(Zümer-21)

769-Öyle ya,Allah’ın,göğsünde Müslümanlık için inşirah verdiği (açtığı)bir kimse ki o,Rabbinden bir Nur üzerindedir.(Kalbini mühürlediği kişi gibi)midir?Artık kalpler Allah’ın zikrinden (bomboş ve)kaskatı kalmış olanlar(ın) vay (haline)!Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.

(Zümer-22)

770-Muhakkak sen de öleceksin (Habibim),onlar da elbet ölecekler.(Zümer-30)

771-Allah kuluna kafi değil mi?Seni (Habibim),ondan başkalarıyla korkutuyorlar.Allah kimi saptırırsa onun yolunu bir doğrultucu yoktur.

(Zümer-36)

772- Allah kime de hidayet ederse onu bir saptırıcı yoktur. Allah (düşmanlarına karşı) intikam sahibi, (emrinde) mutlak galip değil midir?

(Zümer-37)

773- An dolsun onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, elbette “Allah” derler. De ki: “O halde bana haber verin. Allah bana herhangi bir zarar dilerse Sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınız onun bu zararını giderebilici midirler? Ya da (Allah) bana bir rahmet dilerse onlar Onun bu rahmetini tutabilici midirler”? De ki: “ Bana Allah yeter. Güvenip dayanacaklar da ancak Ona güvenip dayanır (lar)”.

(Zümer-38)

774- De ki: “Ey kavmim, durumunuza göre bildiğinizi yapın; ben de (bildiğimi) yapıyorum; yakında bileceksiniz;” (Zümer-39)

775- “Kendisini rezil edecek azap kime geliyor ve sürekli azap (kimin) üzerine konuyor?”(Zümer-40)

776- Biz kitabı, insanlar için sana hak ile indirdik. Artık kim doğru

yola gelirse, kendi yararınadır. Kim de saparsa, kendi zararına

olur. Sen (Habibim) onların üzerinde vekil değilsin.

(Zümer-41)

777- Yoksa onlar Allah’tan başkasını (kendilerine) şefaatçılar mı edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl

erdiremezler olsalar da mı?” (Buna rağmen şefaat mi edecekler)?.

(Zümer-43)

778- De ki: “Bütün şefaat (hakkı) Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülk (-ü tasarrufu) onundur. Sonra (hepiniz) ancak Ona döndürü(lüp götürü) leceksiniz”. (Zümer-44)

779- Allah, bir olarak, anıldığı zaman Ahirete inanmayanların kalpleri tiksinir. (Fakat Allah’tan) başkası anıldı mı bunlar (ın)derhal yüzleri güler.(Zümer-45)

 780- De ki: “Ey Gökleri ve yeri yaratan, gizliyi de, aşikarı da bilen Allah, kulların arasında ayrılığa düştükleri şeyler hakkındaki

hükmü sen vereceksin”. (Zümer-46)

781- (Tarafımdan Onlara) De ki: “Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir”.(Zümer-53)

782- “Size azap gelip çatmadan Rabbinize dönün, O’na teslim olun. Yoksa size yardım edilmez”.(Zümer-54)

783- “Rabbinizden size indirilenin en güzeline – kendiniz farkında olmayarak, ansızın (başınıza) azap gelmeden önce – tabi olun”.(Zümer-55)

784- Allah’a yalan uyduranların kıyamet günü yüzlerinin kapkara kesildiğini görürsün. Kibirlenenler için Cehennemde bir yer yok

mudur?

(Zümer-60)

785- Allah, korunanları başarılarıyla kurtarır; Onlara kötülükdokunmaz ve onlar üzülmezler.(Zümer- 61)

786- De ki: “(Durum bu iken) siz, ey cahiller, bana Allah’tan başkasına mı tapmamı emrediyorsunuz”?(Zümer-64)

787-An dolsun ki (Habibim) Sana da, senden evvelkilere de (şu) vahyolunmuştur: “Eğer (Allah’a) ortak tanırsan Celalim hakkı

için (bütün) amel (ve hareketler) in boşa gider ve kaybedenlerden olursun”.(Zümer-65)

788- Hayır ancak Allah’a kulluk et ve Şükredenlerden ol.(Zümer-66)

789- (Haşir) yer (i) Rabbinin Nuruyla parladı, Kitab konuldu.Peygamberler ve şahidler getirildi.(Allah’ın kulları) arasında onlar asla haksızlığa uğratılmayarak, hak (ve adalet ) le hükmedildi.Onlara asla haksızlık edilmez.(Zümer-69)

790- Herkese yaptığının karşılığı tam verilmiştir. O, onların ne yaptıklarını en iyi bilendir.(Zümer-70)

791- Meleklerin de Arşın çevresinde dönerek Rablerini övgü ile andıklarını görürsünüz. Aralarında hak (ve adalet) le hükmolundu ve (Cennettekiler tarafından) “Alemlerin Rabbi olan Allah’a ham dolsun” denildi. (Zümer-75)
792-Allah’ın Ayetleri hakkında küfür (ve inkar) edenlerden başkası mücadele etmez. (Habibim) Onların (öyle) şehirlerde dolaşmaları Seni aldatmasın. (Mü’min-4)
793- Onlardan önce Nuh kavmi ve onlardan sonra gelen kollar da yaladı. Her ümmet (millet) kendi Elçisini yakalamağa yeltendi.

Hakkı gidermek için boş şeyler ileri sürerek tartıştılar. Bu yüzden

onları yakaladım. (Bak işte) Azabım nasıl oldu?(Mü’min-5)

Sözü yerini bulmuş oldu. (Mü’min-6)794- Böylece Rabbinin kafirler hakkındaki “Onlar ateş halkıdır”

795- Onlara yaklaşan güne karşı uyar. Çünkü (o gün) yürekler,(korkudan adeta yerinden sökülüp) gırtlaklara dayanmıştır; (kederlerini) yutkunup dururlar. Zalimlerin ne bir dostu vardır,ne de sözü tutulur bir aracıları.(Mü’min-18)

796- Şüphesiz biz peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem şahidlerin dikileceği gün herhalde yardım
edeceğiz.(Mü’min-51)

797- Şimdi Sen (Habibim) Sabret. Çünkü Allah’ın va’di gerçektir. Günahına da istiğfar et. Akşam, sabah Rabbini övgü ile tesbih et
(an). (Mü’min-55)

798- Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadan (körü körüne) Allah’ın Ayetleri hakkında tartışanlar var ya, onların göğüslerinden (hiçbir zaman) erişemeyecekleri bir büyüklük aslamaktan başka bir şey yoktur. Sen Allah’a sığın. Çünkü işiten, gören O’dur. (Mü’min-56)

799- (Habibim) De ki: “Ben, Rabbimden bana açık deliller gelince, sizin Allah’tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan men olundum.

Ve Alemlerin Rabbına teslim olmak lığım emrini aldım”. (Mü’min-66)

800- (Habibim) Allah’ın Ayetleri hakkında çekişenlere bakmadın mı, nasıl (Hak’dan) döndürülüyorlar? (Mü’min-69)

801- Onun için Sen (Habibim) sabret. Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana

gösteririz, yahut Seni daha önce vefat ettiririz. (sonunda) Onlar bize döndürüleceklerdir. (Mü’min-77)

802- An dolsun ki Senden önce de Elçiler gönderdik. Onlardan kimini Sana anlattık, kimini de Sana anlatmadık. Hiçbir Elçi Allah’ın izni olmaksızın, herhangi bir Ayeti kendiliğinden getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. Ve işte o zaman (Allah’ın Ayetlerini) boşa çıkarmağa uğraşanlar, hüsrana uğrarlar.(Mü’min-78)

803- Dediler ki: “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık var ve Seninle bizim aramızda bir perde var. Sen (istediğini) yap; biz de (istediğimizi) yapıyoruz”.(Fussilet-5)

804- De ki (Habibim): “Ben ancak sizin gibi bir insanım. (Yalnız) bana şu vahy olunuyor: Sizin Tanrınız (ilahınız) bir tek İlah’tır (Tanrı’dır).O’na doğrulun (O’na yönelerek işlerinizi düzeltin), O’ndan bağış (mağfiret) dileyin. (O’na) ortak koşanların vay Haline!” (Fussilet-6)

805- De ki: “Siz mi Arz’ı iki günde Yaratan’a küfrediyor, Ona ortaklar katıyorsunuz? O,Âlemlerin Rabbıdır”.(Fussilet-9)

806-Eğer (bu açıklamadan sonra yine imandan ) yüz çevirirlerse de ki: “Ben sizi Ad ve Semud’un başına düşen yıldırıma karşı uyardım”.(Fussilet-13)

807-İyilikle kötülük bir olmaz.Sen (kötülüğü ) en güzel şeyle sav.O zaman birde bakarsın ki,Seninle arasında düşmanlık bulunan kimse,sanki sıcak bir dosttur.(Fussilet-34)

808-Bu(kötülüğü iyilikle savma olgunluğu) na ancak sabredenler kavuşturulur ve buna büyük bir hazza (hayra,ruh olgunluğuna,şansa)Sahip olan kavuşturulur.(Fussilet-35)

809-Eğer şeytan’dan kötü düşünce,seni dürtüklerse,hemen Allah’a sığın.Çünkü O,işitendir,bilendir. (Fussilet-36)

810-O’nun Ayetlerinden biride ( şudur ):Sen,toprağı boynu bükük görürsün.Onun üzerine suyu döktüğümüz zaman,titreşir ve kabarır.Onu dirilten,elbette ölüleri de diriltir.O her şeye Kadir’dir.(Fussilet-39)

811-(Habibim)Sana,senden önceki elçilere de söylenmiş olandan başka bir şey söylenmiyor.Şüphe yok ki Senin Rabbin hem mutlak bağışlama sahibi,hem de acı azap sahibidir.(Fussilet-43)

812-Eğer biz onu,yabancı (dilde) bir Kur’an yapsaydık derler ki: “Ayetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Arab’a yabancı söz mü (geliyor)?” De ki: O, inananlar için bir yol gösterici ve (gönüllere) şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve O, onlara bir körlüktür. (Sanki) Onlar, uzak bir yerden çağrılıyorlar(da duymuyorlar).(Fussilet-44)

813- An dolsun biz Musa’ya Kitabı vermiştik, onda da ayrılığa düşülmüştü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilir (iş bitirilir) di Onlar, ondan işkilli bir kuşku içindedirler.(Fussilet-45)

814- Kim iyi iş yaparsa, yararı kendisinedir; kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir. Rabbin kullarına zulmedici değildir.(Fussilet-46)

815- (Habibim) de ki: “Gördünüz mü, ya O (Kur’an) Allah tarafından ise ve siz onu inkar (küfür)etmişseniz,o zaman uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir ? (Fussilet-52)

816-Gerek ufukta (ufuklarda),gerek kendi nefislerinizde (canlarınızda) Ayetlerimizi yakında onlara göstereceğiz.Nihayet Onun (Kur’an’ın )gerçek olduğu onlara iyice belli olsun Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi? (Fussilet-53)

817-İyi bil ki onlar, Rablerine kavuşmaktan kuşku içindedirler iyi bil ki O,gerçekten her şeyin çepçevre kuşatandır.(Fussilet-54)

818-O Aziz ve Hakim olan Allah,Sana ve Senden öncekilere böyle vah yeder. (Şura-3)

819-Ondan başka veliler (putlar) edinenlere gelince: Allah onların üzerinde daima görüp gözetleyicidir.Sen(Habibim) onların üstünde bir vekil değilsin (Şura-6)

820-Biz Sana böyle Arapça bir Kur’an vah yettik ki Anakent (Mekke’yi ) ve çevresinde bulunanları ikaz edesin (Olacağından) asla kuşku bulunmayan toplanma gününe karşı uyarasın (Ogün) bir bölük cennette bir bölük ateştedir (Şura-7 )

821-Ayrılığa düştüğünüz her hangi bir şeyde hüküm vermek,Allah’a aittir. İşte Rabbim Allah budur.Ona dayandım,ona yöneldim.

(Şura-10)

822-O size, Dinden Nuh’a tavsiye ettiğini,Sana vah yettiğimizi,İbrahim’e,Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi şeriat (hukuk düzeni) yaptı.Şöyle ki: “Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin”.Fakat kendilerini çağırdığın (bu) esas,Allah’a ortak koşanlara ağır geldi.Allah dilediğini kendine seçer ve iyi niyetle yöneleni kendisine iletir.(Şura-13)

823-Onlar,kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler.Eğer Rabbinden belli bir süreye kadar yaşatma sözü geçmiş olmasaydı,aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir) di.Onlardan sonra Kitap’a mirasçı yapılanlar da ondan kuşku veren bir şüphe içindedirler.(Şura-14)

824-Bundan dolayı Sen (Habibim onları Hakka) çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol;Onların keyiflerine uyma ve de ki: “Ben Allah’ın İndirdiği her Kitaba inandım.Ve aranızda adalet yapmakla emrolundum .Allah bizimde Rabbimiz ,sizinde Rabbinizdir.Bizim eylemlerimiz (amellerimiz) bize,sizin eylemleriniz size aittir.Bizimle sizin aranızda bir tartışma nedeni yoktur.Allah aramızı bulur,(veya Allah bizi bir araya toplar) dönüş O’na dır.(Şura-15)

825-Allah’tır ki gerçeği içeren kitabı ve (adalet) ölç (üssün)ü indirdi.Ne bilirsin o saat yakındır?(Şura-17)

826-Sen o zalimlerin (dünyada) işleyip kazandıkları yüzünden korkudan titrediklerini görürsün.Fakat inanıp iyi işler yapanlar cennet bahçelerindedirler.Rablerinin yanında onlara diledikleri her şey vardır.İşte büyük lütuf (fazl) budur.(Şura-22)

827-İşte bu, Allah’ın inanan ve iyi işler yapan kullarını müjdelediği (büyük lütuf-mutluluk) dir. (Habibim) de ki: “Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.Ancak akrabalarımısevmenizi istiyorum.Kim bir iyilik yaparsa onun iyiliğini artırırız.Şüphesiz Allah (iyiliğe) karşılık verendir.(Şura-23)

828-Yoksa: “Allah’a yalan uydurdu” mu diyorlar.Öyle bir durumda Allah dilerse Senin kalbine mühür basar;batılı mahveder,hakkı kelimeleriyle yerleştirir.Şüphesiz O,göğüslerin özünü bilir.(Şura-24)

829-Onların (ateşe ) sunulurken aşağılıktan başlarını öne eğmiş göz ucuyla bakacaklarını görürsün.İnananlar dediler ki: “ Gerçek ziyana uğrayanlar,kıyamet kıyamet günü hem ailelerini-taraftarlarını ziyan edenlerdir”.Bakın gerçekten zalimler sürekli bir azap içindedirler. (Şura45)

830-Eğer yüz çevirirlerse,(üzülme),biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.Sana düşen,yalnız duyurmaktır.Biz insana bizden bir rahmet tattırdığımız zaman,ona sevinir.Ama ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlerden dolayı başlarına bir kötülük gelirse,insan hemen (küfür) nankör olur.(Şura-48)

831-İşte biz,Sana da (Habibim) böylece emrimizden bir ruh vahyettik.Halbuki (vahiyden önce ) Kitap nedir,İman nedir bilmezdin.Fakat biz Onu bir Nur yaptık.Bununla kullarımızdan kimi dilersek ona hidayet ederiz.Şüphesiz ki Sen doğru bir yolun rehberliğini yapıyorsun.

(Şura-52)

832-(Öyle doğru bir yol ki,o) göklerde ne var,yerde ne varsa hepsi kendisinin olan Allah’ın yoludur.İyi bilin ki bütün işler sonunda Allah’a varır.(Şura-53)

833-Andolsun onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan,elbette diyecekler ki : “Onları,çok üstün,(her şeyi)bilen (Allah ) yarattı”.

(Zuhruf-9)

834-İşte böyle,senden öncede hangi kentte uyarıcı gönderdiysek mutlaka oranın şımarık varlıkları şöyle dediler : “Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk,bizde onların izlerine uyarız”.(Zuhruf-23)

835-“Ben size,babalarınızı,üzerinde bulunduğunuz (din ) den daha doğrusunu getirmiş olsam da (yine babalarınızın yolunu) mu (tutacaksınız )?” dedi. “Doğrusu biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz” dediler (Zuhruf-24)

836-Bizde Onlardan öç aldık.Bak,yalanlayanların sonu nasıl oldu?(Zuhruf-25)

837-Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar?Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik.Ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki,biri,diğerine iş gördürebilsin.Rabbinin rahmeti,onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.(Zuhruf-32)

838-İnsanlar (küfürde birleşen )bir tek ümmet olacak olmasaydı,Rahman’ı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar yapardık ve üzerine binip çıkacakları merdivenler.(Zuhruf-33)

839-Ve evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar,divanlar.(Zuhruf-34)

840-Ve (nice) altın süs (ler verirdik)Bütün bunlar,sadece dünya hayatının geçiminden ibarettir.Rabbinin katında Ahiret ise,(günahlardan ) korunanlar içindir.(Zuhruf-35)

841-Artık (Habibim) o sağırlara sen mi duyuracaksın ? Yahut o körlere, o apaçık sapıklık içinde bulunan kimseleri doğru yola mı ileteceksin ?(Zuhruf-40)

842-Ya biz Seni alıp götürdükten sonra, onlardan öç alırız.(Zuhruf-41)

843-Yahut onları uyardığımız va’di Sana gösteririz (Senin gözlerin önünde onları,onları azaba uğratırız); bizim onlara gücümüz yeter.

(Zuhruf-42)

844-Sen,sana vahyedilene sımsıkı sarıl.Çünkü Sen doğru yoldasın.(Zuhruf-43)

845- O Kur’an ) sana ve kavmine bir zikir (uyarı,şan ve şeref ) dir. Siz (ondan ) mesul olacaksınız.(Zuhruf-44)

846- Senden önce gönderdiğimiz Elçilerimize sor; Rahman’dan başka tapılacak tanrılar (ilahiler) yapmış mıyız ?(Zuhruf-45)

847- Meryem oğlu bir misal olarak anlatılınca,hemen kavmin,ondan ötürü yaygarayı bastılar:(Zuhruf-57)

848- “Bizim tanrılarımız (ilahlarımız) mı hayırlı, yoksa O mu? dediler. Bunu sadece tartışma için (Habibim) Sana misal verdiler. Doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur.(Zuhruf-58)

849- O, bizim kendisine nimet verdiğimiz, İsrail oğullarına (ibret verici ) bir misal yaptığımız bir kuldan başkası değildi.(Zuhruf-59)

850- Şüphesiz ki o saat (in) ilmi (kendisiyle bilinenlerden ) dir. Artık buna karşı sakın şüpheye düşmeyin. (Onlara de ki:) “Bana tabi olun (Bana biat edin ), doğru yol budur.” (Zuhruf-61)

851- (Habibim )de ki: “Eğer Rahman’ın çocuğu olsaydı, (O’na ) tapanların ilki ben olurdum”.(Zuhruf-81)

852-Bırak onları, dalsın oynasınlar, tâ kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar.(Zuhruf-83)

853- Andolsun onlara, “kendilerini kim yarattı ? diye sorsan, elbette “Allah” derler. O halde nasıl (Haktan ) çevriliyorlar.(Zuhruf-87)

854- Ve Elçinin: “Ya Rab, bunlar inanmayan bir kavimdir” demesini de (Allah biliyor ).(Zuhruf-88)

855- Şimdilik Sen (Habibim) onlardan geç ve: “Selam-size esenlik (dilerim )” de.Yakında bileceklerdir.(Zuhruf-89)

856- Senin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz Elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir.(Duhan-6)

857- Göğün, açık (apâşikar ) bir duman getireceği günü gözetle (Habibim ).(Duhan-10)

858- Ondan yüz çevirdiler ve dediler ki. “Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir”(Duhan-14)

859- Biz O (Kur’an’)ı Senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.(Duhan-58)

860- Artık gözetle, Çünkü onlarda beklemektedirler.(Duhan-59)

861- İşte bunlar, Allah’ın Âyetleridir. Onları Sana gerçek ile okuyoruz. Allah’tan ve O’nun Âyetlerinden sonra hangi bir söze inanırlar?

(Casiye-6)

862- O, Allah’ın Âyetlerinin kendisine okunduğunu işitirde, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç işitmemiş gibi (küfründe ) direnir. Onu, acı bir azap ile müjdele.(Casiye-8)

863- (Habibim ) iman edenlere söyle: Allah’ın günleri (nin çatıp geleceği)ni ummayanlara (ezalarına ) aldırış etmesinler. Çünkü (Allah ) bir toplumu yaptıklarıyla cezalandırır.(Casiye-14)

864- Kim iyi iş yaparsa, yararı kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa, zararı kendisinedir. Sonunda Rabbinize döndürüleceksiniz.

(Casiye-15)

865- Ve onlara (İsrail oğulları ) bu (din) iş (in) de açık deliller verdik. Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz, Rabbin Kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeylerde onlar arasında hüküm verecektir.

(Casiye-17)

866- Sonra (Habibim) Seni de buyruk (umuz) dan bir Şeriate (bir hukuk düzenine) koyduk. Ona uy; bilmeyenlerin keyiflerine uyma.

(Casiye-18)

867- Çünkü onlar, Allah’tan (gelecek ) hiçbir şeyi senden savamazlar. Zalimler birbirlerinin velisidirler. Allah ise takva sahipleri (korunanlar) nin Velisidir. (Casiye-19)

868- Gördün mü: Keyfini (hevasını) tanrı (ilah) edinen kimseyi, Allah’ın, bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözünün üstüne de perde çektiği (kimseyi gördün mü)? Şimdi ona Allah’ tan başka kim hidayet edebilir? Düşünmeyecek misiniz? (Casiye-23)

869- De ki: “Allah sizi yaşatıyor, sonra sizi öldürüyor. Sonra sizi toplayıp duruşma gününe getirecektir. Bunda asla şüphe yoktur, ama insanların çoğu bilmezler.” (Casiye-26)

870- Ve Sen (Habibim)her ümmeti diz çökmüş bir halde göreceksin. Her ümmet kitabı (nın başı) na çağrılacak (ve onlara şöyle denilecektir:) “Bugün yapmış olduklarınızın karşılığı verilecek.” (Casiye-28)

871-De ki: “ Allah’tan başka yalvardıklarınızı (topladıklarınızı) gördün mü? Bana gösterin, onlar yerden neyi yaratmışlar? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? (Eğer varsa) bundan önce (inmiş olan) bir kitap getirin, yahut bir bilgi kırıntısı getirin. Eğer doğru iseniz (bunu yapın).”(Ahkaf-4)

872- Onlara açık açık Ayetlerimiz okunduğu zaman, kendilerine gelen hakkı inkar edenler dedilerki: “Bu, apaçık bir büyüdür.” (Ahkaf-7)

873-Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek cezaya karşı sizin bana hiç yararınız olmaz. O,sizin yaptığınız taşkınlığı daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda O’nun şahit olması yeter. O, bağışlayan, esirgeyendir.”

(Ahkaf-8)

874- De ki: “ Ben Peygamberlerden ilk defa (gelmiş biri) değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmem. Ben, sadece bana vahyedilene uyuyorum. Ben apaçık bir uyarıcıdan başkası da değilim.”(Ahkaf-9)

875- De ki: “Hiç düşündünüz mü; Eğer bu (Kur’an) Allah katından olduğu halde, siz onu tanımamışsanız, İsrail oğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat’ta) görüp inandığı halde, siz (inanmağa) tenezzül etmemişseniz (durumunuz nice olur). Allah, zalim bir toplumu doğru yola iletmez”. (Ahkaf-10)

876- O kafirler, iman edenler için dediler ki: (Muhammed’in getirdiği) iyi bir şey olsaydı, (şu zavallı kişiler ) Ona inanmada bizi geçmezlerdi, (biz onlardan önce inandık). Onlar, onun gösterdiği doğru yola eremediklerinden, diyeceklerdir ki: “Bu eski bir yalandır”.

(Ahkaf-11)

877- Ad’ın kardeşini (hud’u) an: Ahkaf’taki kavmini uyarmıştı. Onun önünden ve ardından nice uyarıcılar da gelip geçti…(Ahkaf-21)

878- Bir zaman, cinlerden bir topluluğu Kur’an dinlemek üzere Sana yöneltmiştik. İşte bunlar onun huzuruna gelince (birbirlerine): “susun, (dinleyin)” dediler. (okuma) bitirilince de, uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler:(Ahkaf-29)

879- “Ey kavmimiz, Allah’ın davetçisine uyun ve O’na inanın ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı azaptan korusun”. (Ahkaf-31)

880- O halde (Habibim) peygamberlerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi Sende sabret. Onlar(ın azabı) için acele etme. Onlar tehdit edilmekte oldukları (azabı) görecekleri gün sanki kendileri (dünyada) gündüzün bir saatinden başka durmamış gibi (olacaklardır). (bu, yeter )bir duyurudur. Öyle ya, yoldan çıkmış topluluktan başkası mı helak edilecek sanki. (Ahkaf-35)

881- İman eden, iyi bir amel (ve hareket ) eden, Muhammed (s.a.v.)’e indirilene -ki O, Rablerinden (gelen) bir haktır. İman eden kimselerin de günahlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.(Muhammed-2)

882- Seni (içinden ) çıkarmış olan kent den daha kuvvetli nice kent var ki, biz onları yok ettik de, onlara yardım eden çıkmadı.

(Muhammed-13)

883- Onlardan kimide gelip seni dinler. Fakat senin yanından çıktıkları zaman kendilerine bilgi verilmiş olanlara derler ki; “demin ne söyledi?” Onlar Allah’ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Ve keyiflerinin ardına düşmüşlerdir.(Muhammed-16)

884- İyi bil ki Allah’tan başka ilah (tanrı) yoktur. Kendi günahın inanan erkeklerin ve inanan kadınların günahı için (Allah’tan ) mağfiret (bağış) dile. Allah dolaştığınız yeri de bilir barındığınız yeri de . (Muhammed-19)

885- İman edenler “(cihad-savaş hakkında ) bir süre indirilmeli değil miydi?” derler. Fakat hükmü açık bir süre indirilip de içinde savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık bulunanların görürsün ki, Sana ölümden bayılıp düşen kimsenin bakışı gibi bakıyorlar. Hay (o korktukları ) başlarına gelesi adamlar! (Muhammed-20)

886- Eğer biz dilersek Sana onları herhalde gösteririz de Sende kendilerini mutlaka simalarından tanırsın. Andolsun sen onları sözlerinin üslubundan da tanırsın. Allah amellerinizi (yaptığınız işleri ) bilir.(Muhammed-30)

887- Gerçek, küfredip de Allah yolundan sapanlar, hidayet (yolu ) kendilerine besbelli olduktan sonra bile, Peygambere muhalefet edenler, Allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler. O, bunların amellerini hep boşa çıkaracaktır.(Muhammed-32)

888- Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.(Muhammed-33)

889- Biz Sana apaçık bir fetih verdik.(Fetih-1)

890- Ki Allah, Senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın Sana olan nimetini tamamlasın ve Seni doğru yola iletsin.(Fetih-2)

891-Ve Allah Sana Şanlı bir zafer versin.(Fetih-3)

892- Gerçekten biz Seni bir şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.(Fetih-8)

893- Ki (hepiniz ey insanlar ) Allah’a ve Resulüne iman edesiniz, Ona yardım edesiniz, O’nu büyük tanıyasınız, sabah ve akşam O’nu tesbih edip şanını yücelt)esiniz.(Fetih-9)

894- Gerçek, Sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların elleri üstündedir. Şu halde kim(bu bağı) çözerse kendi aleyhinde çözmüş olur. Kim de Allah’a verdiği sözü tutarsa, Allah ona büyük mükafat verecektir.(Fetih-10)

895- Göçebe Araplardan geri bırakılanlar, Sana diyecekler ki: “Mallarımız ve çocuklarımız bizi (seninle beraber gelmekten ) alıkoydu. Bizim için mağfiret dile”. Onları, dilleriyle kalplerinde olmayan şeyi söylüyorlar. De ki: “Allah size bir zarar vermek istemiş, yahut, bir yarar vermek istemiş olsa, Allah’ın, sizin için dilediğine kim engel olabilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber almaktadır”.(Fetih-11)

896- Her halde siz sandınız ki elçi ve mü’minler, ailelerine dönmeyecekler. Bu (düşünce) gönüllerinizde süslendirildi (size güzel gösterildi), kötü zanda bulundunuz ve helaki hak etmiş bir topluluk olsunuz.(Fetih-12)

897- Kim Allah’a ve elçisine inanmazsa, bilsin ki biz, kafirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.(Fetih-13)

898- O geri bırakılanlar, ganimetleri almak için gittiğiniz zaman diyeceklerdir ki: “Bizi bırakın, sizinle beraber gelelim”. Onlar, Allah’ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: “Siz, bizimle gelemezsiniz. Allah, önceden böyle buyurdu”. Onlar: bizi çekemiyorsunuz” diyecekler. Hayır, onlar, pek az anlarlar.(Fetih-15)

899- O geride kalan göçebe araplar de ki: “Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya davet edileceksiniz, onlarla (ya) dövüşürsünüz, yahut (onlar) Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verir; (yok) eğer öncden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, size acı bir şekilde azap olur.(Fetih-16)

900- Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur, (bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir). Kim Allah’a ve Elçisine itaat ederse (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu da acı bir azaba uğratır. (Fetih-17)

901- Allah şu Mü’münlerden razı olmuştur ki, onların ağaçın altında sana biat ediyorlardı. Allah onların gönülerinden geçini bildi de onların üzerine sekinesine (huzur ve güven)indirdi. Ve onlara yakın bir fetih verdi.(Fetih-18)

902- O zaman inkâr edenler, kalplerine öfke ve gayreti, O cahiliye (çağının)öfke ve gayretini koymuşlardı. Allah da Elçisine ve mü’minlere sekinesini (huzur ve güvenini)indirdi; Onları takva sözüne (sebata ve ahde vefaya)bağladı. Zaten onlar, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi bilendir.(Fetih-26)

903- Andolsun Allah, Resülünün rüyasını doğru çıkardı. İnşallah güven içinde Mescid-i haram’a gireceksiniz. Başlarınızı (kökten)traş ederek ve (ya)saçlarınızı kısaltarak, korkmadan (Mescid-i Harama gireceksiniz). Allah sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih verdi.(Fetih-27)

904- O, Elçisini hak dinle gönderdi ki ,O (Hak Din)i, bütün dinlere üstün kılsın. Şahit olarak Allah yeter. (Fetih -28)

905-Muhammed Allah’ın Resulüdür. Onun maiyetinde bulunanlarda #9; kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rüku ediciler, secde ediciler olarak görürsün. Onlar Allah’dan fazl (lütüf erdem) ve rıza isterler. Secde izinden (meydana gelen) nişanları yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları da (Şöyledir: Onlar) filizini yarıp çıkarmış, gitgide onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, sakları(gövdesi) üzerine doğrulup kalkmış bir ekine benzerler ki bu, ekiçilerin de hoşuna gider. Onunla kafirleri öfkelendirmek için(dir). İçlerinden iman edipde iyi amel (ve hareket)de bulunanlara Allah hem mağfiret, hem büyük mükafat va’d etmiştir.(Fetih-29)

906- Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulünün huzurunda (sözde ve işte) öne geçmeyin. Allah’tan korkun. Allah hakkıyla işiten, bilendir.(Hucurat-1)

907- Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın. Ona sözle birbirinize bağırdığınız gibi bağırmayın ki siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider. (Hucurat-2)

908- Allah’ın Elçisinin huzurunda seslerini kısanlar varya onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini, takva için imtihan etmiş (onların takvaya ehil olduklarını anlamış)tır.Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.(Hucurat-3)

909- Odaların arkasında sana bağıranlar varya, onların çoğu, düşüncesiz kimselerdir.(Hucurat-4)

910- Eğer onlar, Sen kendilerinin yanına çıkınçaya kadar sabretselerdi kendileri için daha hayırlı olurdu. (Bununla beraber) Allah, çok bağışlayandır, esirgeyendir.(Hucurat-5)

911- Bilin ki, Allah’ın Elçisi içinizdedir. Şayet O, birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi onu kalplerinizde süsledi. Küfrü, fıskı ve isyanı size çirkin gösterdi işte rüşdünü bulanlar (imanında sabit olanlar) da onların ta kendileridir.(Hucurat-7)

912- Bedeviler (göçebe araplar) “iman ettik”dediler. De ki: “siz iman etmediniz”, bari “teslim olduk” (İslam olduk, müslüman olduk)deyin. Henüz iman kalplerinize girmediniz. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz O, sizin amellerinizden hiçbirşey eksiltmez. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir”.(Hucurat-14)

913- Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah’a ve Resulüne iman ettikten sonra şüpheye sapmayıp Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşırlar. İşte onlar (imanlarında) sadık olanların ta kendileridir.(Hucurat-15)

914- De ki: Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Halbuki Allah, göklerde ne var, yerde ne varsa bilir. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.

(Hucurat-16)

915- Onlar İslam’a girdiklerini senin başına kakıyorlar. (onlara) de ki: “Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizin imana ilettiği için size Allah minnet eder (başınıza kaksa yeridir). Eğer sadık (insan)larsanız.(Hucurat-17)

916- Kaf, o çok şerefli Kur’an’a yemin ederim ki (Mekke kafirleri Peygambere iman etmediler).(Kâf-1)

917- İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılarda, o kafirler: “Bu, dediler, şaşılacak birşey”. (Kâf-2)

918- Doğrusu onlar, kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler. (Kâf-5)

919- Onlardan önce Nuh kavmi, Ressliler ve Semud (Salih a.s. kavmi) de yalanlamıştı.(Kâf-12)

 

920- Âd, firavun ve Lût’un kardeşleri (durumundaki kavmi). (Kâf-13)

921- Eyke halkı (Şuayb a.s. kavmi ) Tubba kavmi herbiri (gönderilen)Elçileri yalanladılar (kureyş kavmi gibi)da benim tehdidim (onlara) hakoldu.(Kâf-14)

922- Hatırla ki (insanın) hem sağında, hem solunda oturan, onun amellerini tesbit etmekte olan iki de (melek)vardır.(Kâf-17)

923- (Habibim) nederlerse Sen (şimdilik) Sabret. Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et (an).(Kâf-39)

924- Gecenin bir kısmında ve secde arkalarında da O’nu tesbih et(an).(Kâf-40)

925- Nidâ edenin (sûr’a üfürecek İsrafil’in) yakın biryerden (semadan) üfleyeceği güne kulak ver.(Kâf-41)

926- Biz onların ne demekte olduklarını (Benim ve senin hakkında) çok iyi bileniz. Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin. Onun için benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.(Kâf-45)

927- (Çeşitli) Yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsunki,(Zariyat-7)

928- Siz, çeşitli sözler içindesiniz (Cenab-ı Muhammed ve Kur’an hakkında)(Zariyat-8)

929- Ondan (Resulullah ve Kur’an ) döndürülen kimseler döndürülür.(Zariyat-9)

930- İbrahim’in şerefli misafirlerini (meleklerin) haberi Sana geldi mi?(Zariyat-24)

931- Musa’da da (ibret alınacak vardır). Onu açık delil ile Firavun’a göndermiştik.(Zariyat-38)

932- Âd (kavmin) de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara köklerini kesen bir rüzgar gönderdik.(Zariyat-41)

933- O halde (Habibim, de ki:) “Hepiniz Allah’a kaçın. Gerçek ben size O’nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım”.(Zariyat-50)

934- Allah’ın yanına diğer bir tanrı (ilah) daha katmayın Ben size, O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.(Zariyat-51)

935- O halde (habibim) onlardan yüz çevir. Artık sen kınanaçak değilsin.(Zariyat-54)

936- Ama yine de hatırlat Çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır.(Zariyat-55)

937- Vay artık o gün (Peygamberleri önce) yalanlayanlara.( Tur-11)

938- (Habibim Ya muhammed!) Sen öğüt vermeye devam et. Rabbinin nimeti sayesinde Sen ne kahinsin ne de mecnun.

(Tur-29)

939- Yoksa onlar (Senin hakkında )şöyle mi diyorlar: “Bir şairdir; zamanın felaketlerine çarpılmasını bekliyoruz”.(Tur-30)

940- De ki: “Gözetleyin! Ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim. (Bakalım hangimiz felaketlere çarpılacak?)”(Tur-31)

941- Yahut Onu kendisi mi uydurup söyledi diyorlar? Hayır, Onlar iman etmezler.(Tur-33)

942- Doğru iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler.(Tur-34)

943-Yoksa Sen onlardan (Vahiyleri duyurmana karşılık) bir ücret istiyorsunda, onlar, ağır bir borç yükü altında mı kalmışlardır?

(Tur-40)

944-Yoksa (Sana) bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olan o kafirlerin kendileridir.(Tur-42)

945- Korkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları.(Tur-45)

946- Sen Rabbinin hükmüne (rıza ile) sabret. Çünkü muhakkak Sen bizim gözlerimiz (önün) desin. Kalktığın zaman da Rabbini övgü ile tesbih et (an).(Tur-48)

947- Gecenin bir kısmında ve yıldızların ardından da tesbih et.(Tur-49)

948-960: “İnmekte (batmakta) olan yıldıza andolsun ki; Sahibiniz (Muhammed) sapmadı, azmadı. O havadan konuşmaz;Peygamber (Muhammed) ne söylerse vahiy’dir.Onu,müthiş kuvvetleri olan öğretti.Üstün akla sahip. Doğruldu O en yüksek ufukta idi; Derken yaklaştı, sonra sarktı.Onunla, arasındaki mesafe iki yay kadar, yahut daha az kaldı.Kuluna Vahyettiğini, Vahyetti.O’nun gözü kaymadı, kalbi şaşmadı.Şimdi siz, Onun bu görüşüne karşı kendisiyle mücadele mi ediyorsunuz (tartışıyor musunuz?)Andolsun, Onu bir kez daha inerken görmüştü Sidretü’l mümtehada.Ki cennet ül Me’va onun yanındadır.Sidreyi kaplayan kaplamıştı.Gözü ağmadı, aşmadı da.Andolsun, Rabbinin Ayetlerinin en büyüğünü gördü”.(Necm:1-18)

961- Onun için Sen (Habibim) bizim zikrimize arka çeviren, dünya hayatından başkasını arzu etmeyen kimselerden yüz çevir.(Necm-29)

962- İşte onların erişebildikleri bilgi (sınırı) budur (Bundan ötesine akılları ermez). Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir. O, hidayet bulan kimseleri de pek iyi bilendir.(Necm-30)

963- (O güzel hareket edenler), ufak ufak suçlar (ı) hariç olmak üzere, günahın büyüklerinden de fuhuştan kaçınanlardır. Şüphesiz ki Rabbin, mağfireti bol olandır. O, sizi daha topraktan yaptığı zaman ve siz henüz analarınızın karınlarında döller halinde olduğunuz sırada siz (in ne olduğunuzu) çok iyi bilendir. Bunun için kendinizi (beğenip) temize çıkarmayın. O, (fenalıklardan) sakınan kimdir, çok iyi bilendir.(Necm-32)

964-970: Gördünmü Şu adamı ki arkasını döndü?Azıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu?Gayb’ın bilgisi kendi yanında mı? O mu (âlemin esrarını)görüyor?Yoksa kendisine haber mi verilmedi, Musa’nın sahifelerinde bulunan?Ve çok vefalı İbrahim’in (Sahifelerinde bulunan şu gerçekler):Hiç bir günahkar, başkasının günahını yüklenmez.İnsana emeğinden başka birşey yoktur. (Necm:33-39)

971-Ve sonunda senin Rabbine varılacaktır.(Necm-42)

972- İşte bu (Zât)da ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.(Necm-56)

973- (Peygamber’i) yalanladılar. Ve nefislerinin (heva) heveslerine uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır. (Allah’ın kararına kimse engel olamaz).(Kamer-3)

974- O halde (habibim) onlardan yüz çevir. O çağırıcının (İsrafil) görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün. (Kamer-6)

975- Önceki atalarımız da mı (diriltilecekler)? (Vâkıa-48)

976- De ki: “Şüphesiz, öncekiler de sonrakiler de”.(Vâkıa-49)

977- Haydi Rabbini O büyük adıyla tesbih (ve tenzih) et. (Vâkıa-96)

978- Allah’a ve Peygamberine iman edin. Ve (O’nun) sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden (Allah için) harcayın (dağıtın). İçinizden iman edip de harcayanlar-dağıtanlar yok mu? Onlar için büyük mükâfat vardır. (Hadid-7)

979- Peygamber, Rabbinize iman etmeniz için sizi davet edip dururken, size ne oluyor ki Allah’a iman etmiyorsunuz? Halbuki O, sizden sağlam söz de almıştı. Gerçekten Mü’minler iseniz (neden Allah’a güvenmiyorsunuz!?) (Hadid-8)

980- Kuluna açık açık Âyetler indiren O’dur. Ki böylece sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.(Hadid-9)

981- Allah’a ve Peygamberlerine iman edenler (yok mu?) Onlar sözü özü doğru olanlar, Allah için şahitlik edenlerdir. Onların hem mükâfatları, hem Nurları vardır. Küfredenler(e), Âyetlerimizi yalan sayanlar(a gelince:) Onlar da Cehennem halkıdır. (Hadid-19)

982- ( O halde siz,) Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği, gökle yerin genişliği gibi olan Cennete koşun. (O Cennet ki,) Allah’a ve Elçilerine inanalar için hazırlanmış bulunmaktadır. İşte bu, Allah’ın dilediğine vereceği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir. (Hadid-21)

983- Andolsun biz Elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve Onlarla beraber Kitabı ve (adâlet) ölçü(sün)ü indirdik, ki insanlar adâleti yerine getirsinler. Ve kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok yararlar bulunan demiri indirdik. Ki Allah, kimin (ondan yararlanarak ) gaybda (gizlide, içtenlikle) Kendisine ve Elçilerine yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür. (Hadid-25)

984- Ey İnananlar! Allah’tan korkun ve O’nun Elçisine inanın ki, size Rahmetinden iki pay versin. Sizin için Işığında yürüyeceğiniz bir Nur yaratsın ve sizi bağışlasın.Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Hadid-28)

985- (Habibim), Allah, kocası hakkında Seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin birbirinizle konuşmasını işitir. Çünkü Allah işitendir, görendir. (Mücadele-1)

986- Allah’a ve Elçisine karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir! Biz açık açık Âyetler indirdik. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır. (Mücadele-5)

987- Göklerde ve yerde olanları, Allah’ın bildiğini görmedin mi? Üç kişi gizli konuşsa, mutlaka dördüncüleri O’dur. Beş kişi gizli konuşsa, mutlaka altıncıları O’dur. Bundan az da olsalar, bundan çok da olsalar, nerede bulunsalar mutlak O, onlarla beraberdir. Sonra Kıyamet Günü, onlara yaptıklarını haber verir. Çünkü Allah, herşeyi bilendir. (Mücadele-7)

988- Görmedin mi şu adamları ki gizli gizli konuşmaktan men edildikleri halde, yine o men edildikleri işe dönüyorlar; günah, düşmanlık, Elçi’ye isyan hususunda gizli gizli konuşuyorlar. Sana geldikleri zaman, Seni, Allah’ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar. Ve kendi içlerinde de: “Bu dediğimizden ötürü Allah bize azap etse ya” diyorlar. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir; ne kötü gidilecek yerdir orası! (Mücadele-8)

989- Ey İman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız vakit günahı, düşmanlığı, Peygambere isyanı fısıldaşmayın. İyiliği, takvayı fısıldaşın ve ancak huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkun. (Mücadele-9)

990- Ey iman edenler! Siz peygamberlere gizli birşey arzetmek istediğiniz zaman (bu) gizli konuşmanızdan önce sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı daha temizdir. Eğer (sadaka bir şey ) bulamazsanız Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Mücadele-12)

991-Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden korktunuz mu? Çünkü işte yapmadınız. (Bununla beraber) Allah sizin tevbelerinizi kabul etti.O halde dosdoğru Namazı kılın, Zekatı verin. Allah’a ve Elçisine itaat edin. Allah ne yaparsanız gerçekten haberdardır. (Mücadele-13)

992- Allah’a ve Elçisine düşman olanlar var ya, işte onlar, en alçaklar arasındadırlar.(Mücadele-20)

993- Allah: “Elbette Ben ve Elçilerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.(Mücadele-21)

994- Allah’a ve Âhiret gününe inanan bir toplumun (kavmin), Allah’a ve Elçisine düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin. (Bu düşmanlar) babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsalar. Onlar, o kimselerdir ki (Allah) imanı kalplerine yazmış, bunları kendinden bir Ruh ile desteklemiştir. Bunları altlarından ırmaklar akan Cennetlere sokacaktır. Bunlar orada ebedi kalıcıdırlar. Allah Onlardan razı olmuştur, Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte Onlar Allah’ın fırkası (taraftarı)dırlar. Gözünüzü açın ki Allah’ın fırkası umduklarına erenlerin ta kendileridir. (Mücadele-22)

995- Bunun (Medine Yahudilerinin sürgünü) sebebi şudur: Çünkü Onlar gerçekten Allah’a ve Elçisine karşı geldiler. Kim Allah’a karşı gelirse (bilsin ki) Allah’ın azabı çetindir.(Haşr-4)

996- Allah’ın, Onlar(ın malların)dan Peygamberine verdiği “fey”e (ganimete gelince:) Siz (onu elde etmek için) onun üzerine ne at ne deve sürdünüz. Fakat Allah, Elçilerini dilediği kimselerin üzerine salar (onlara üstün getirir). Allah herşeye gerçekten Kadir (Güç sahibi, Yapar)dir. (Haşr-6)

997- Allah’ın (fethedilen diğer küffar) memleketler(i) ahalisinden Peygamberine verdiği “feyi” Allah’a, Peygamberine, (O’na) akraba olanlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara aittir. Tâ ki (bu mallar) içinizden (yalnız) zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir. (Haşr-7)

998- (O mallar) şu göçmen (hicret eden) fakirlere aittir ki; Onlar yurtlarından ve mallarından (sürülüp) çıkarılmışlardır; Allah’ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah’a ve Elçisine yardım ederler. İşte doğru olanlar Onlardır. (Haşr-8)

999- Münafıklık (ikiyüzlülük) edenleri görmedin mi? Kitap Ehli’nden kardeşlerine derler ki: “Eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinize asla hiçkimseye itaat etmeyiz. Şayet sizinle savaşılırsa, mutlaka size yardım ederiz”. Allah, onların gerçekten yalancı olduklarına şahitlik eder. (Haşr-11)

1000- Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar.Ancak müstahkem kaleler içinde, yahut duvarların ardından (savaşırlar). Kendi aralarında şiddetli ayrılık vardır. Sen onları derli toplu sanırsın. Halbuki kalpleri darmadağınıktır. Bunun sebebi şudur: Çünkü Onlar düşünmez bir topluluktur. (Haşr-14)

1001- Ey İman edenler! Benim de düşmanım, Sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah’a inandığınızdan dolayı Elçi’yi ve Sizi (yurdunuzdan) çıkardıkları halde Siz onlara sevgi iletiyorsunuz. Benim yolumda Cihad etmek ve Benim rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıktığınız halde, içinizden onlara sevgi (mi) gizliyorsunuz? Oysa Ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz herşeyi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa muhakkak ki yolun ta ortasından sapmış (dalâlette) olur. (Mümtehine-1)

1002-Ey Peygamber! İnanmış kadınlar (Sana gelip) şu hususlarda Sana biat ederlerse: -Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar, hırsızlık etmeyecekler, zina etmeyecekler, çocuklarını öldürmeyecekler, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmeyecekler ve iyi bir işte Sana karşı gelmeyecekler- (Buna göre söz verirlerse Onların biatlarını kabul et. Ve Onlar için Allah’tan mağfiret – bağışlanmalarını) dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.(Mümtehine-12)

1003- Meryem oğlu İsa bir zaman (şöyle) demişti: “Ey İsrail oğulları, Ben size Allah’ın Peygamberiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı, benden sonra gelecek bir Peygamberi de –ki adı AHMED’dir- müjdeleyici olarak (geldim)”. Fakat O (İsa’nın müjdelediği Elçi), Onlara apaçık deliller getirince, “Bu apaçık bir büyüdür” dediler. (Saf-6)

1004- Onlar ağızlarıyla Allah’ın Nurunu söndürmeye yelteniyorlar. Oysa Kâfirler hoşlanmasa da Allah, Nurunu tamamlayacaktır. (Saf-8)

1005- O, Peygamberini hidâyet ve Hak Din ile gönderendir. Çünkü O, bunu diğer bütün dinlerden üstün kılacaktır. Müşriklerin hoşuna gitmese de. (Saf-9)

1006- Ey İnananlar! Size, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticaret (yolunu) göstereyim mi? (Saf-10)

1007- Allah’a ve Peygamberine iman eder, mallarınızla, canlarınızla da Allah yolunda cihad edersiniz (çarpışırsınız). Bu, sizin için, eğer bilirseniz, çok hayırlıdır.(Saf-11)

1008- Seveceğiniz bir şeyler daha var: Allah’tan bir zafer ve yakın bir fetih. Mü’minlere müjdele. (Saf-13)

1009- Ey İman edenler!Allah’ın yardımcıları olun.Nitekim Meryem oğlu İsa da Havarilere demişti ki:

“Allah’a, benim yardımcılarım kim (olacak) demiş, Havariler: Allah’ın yardımcı(Kul)ları biziz” dediler. İsrailoğullarından bir zümre (O’na) iman etmiş, bir zümre de küfürde kalmıştı. Nihayet Biz O iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik de bu suretle Onlar üstün geldiler. (Saf-14)

1010- O, ümmiler içinde kendilerinden (kendilerine) bir Peygamber gönderendir ki (bu), Onlara Âyetlerini okur, Onları temizler, Onlara Kitabı, Hikmet’i öğretir. Halbuki Onlar daha önce hakikaten apaçık bir sapıklık içinde idiler. (Cuma-2)

1011- (Aynı Peygamber) Onlardan (Mü’minlerden) henüz kendilerine katılıp erişememiş bulunan diğerlerine dahi (Kitabı ve Hikmeti öğretir). O Aziz ve Hakim’dir. (Cuma-3)

1012- De ki: “Ey Yahudiler, (bütün) insanları bir tarafa bırakarak Allah’ın dostları yalnız kendiniz olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Doğru söyleyen (adamlar)sanız, hemen ölümü temenni edin”. (Cuma-6)

1013- Ama Onlar, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü (işler) yüzünden asla ölümü temenni etmezler. Allah zalimleri bilir. (Cuma-7)

1014- De ki: “Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, sizi mutlaka bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni Bilen’e döndürüleceksiniz. O size yaptıklarınızı haber verecektir. (Cuma-8)

1015- Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman ona yönelip dağıldılar. Seni ayakta bıraktılar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan; eğlenceden de, ticaretten de hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır”. (Cuma-11)

1016- Münafıklar Sana geldiği zaman “Şehadet (tanıklık) ederiz ki; Sen muhakkak ve mutlak Allah’ın Peygamberisin” dediler. Allah da bilir ki Sen elbette ve elbette Onun Peygamberisin. (Fakat) Allah o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduğunu da biliyor. (Münafikun-1)

1017- Onlar yeminlerini kalkan edindiler ve Allah’ın yolundan saptılar (ya da halkı saptırdılar). Hakikat, onların yaptıkları ne kötüdür.(Münafikun-2)

1018- Bu (kötü amelleri şundandır:) Çünkü onlar (zahiren-görünürde) iman ettiler. (Fakat) sonra (kalpleriyle) Kâfir oldular. Bu yüzden kalplerinin üstüne (küfür) mühr(ü) basıldı. Onun için onlar (İmanın hakikatini) anlamazlar. (Münafikun-3)

1019- Onları gördüğün zaman gövdeleri (kalıpları, kıyafetleri belki) hoşuna gider. Eğer söylerlerse sözlerini dinlersin. (Halbuki) Onlar (çubuklu Yemen kumaşı) giydirilmiş (kocaman) odunlar gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerinde sanırlar. (Asıl) düşman onlardır. O halde onlardan sakın. Allah gebertsin onları. Nasıl olup da (Hakdan) döndürülüyorlar? (Münafikun-4)

1020- Onlara “Gelin, Allah’ın Peygamberi sizin için istiğfar ediversin” denildiği zaman başlarını çevirdiler. Gördün ki onlar (özür dilemeyi bile) kibirlerine yediremiyerek, hâla yüz döndürüyorlar. (Münafikun-5)

1021- Onlar için ha istiğfar etmişsin, ha onlara istiğfar etmemişsin, haklarında birdir. Allah, onları bağışlamayacaktır. Şüphe yok ki Allah, fâsıklar (münafıklar) topluluğuna hidâyet etmez. (Minafikun-6)

1022-Onlar öyle kimselerdir ki “Allah’ın peygamberi yanında bulunan kimseleri beslemeyin ki dağılıp gitsinler” diyorlardı. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat o münafıklar ince anlamazlar. (Münafikun-7)

1023- Diyorlarki; “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır.” Üstünlük, ancak Allah’ın, Elçisinin ve Mü’minlerindir. Fakat münafıklar bilmezler. (Münafikun-8)

1024- Ey iman edenler, sizi ne mallarınız, ne evlatlarınız Allah’ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte Onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Münafikun-9)

1025- Daha önce küfretmiş olanların haberi size gelmedi mi? (onlar,) işlerinin vebalini tattılar. Ve onlar için acı bir azap vardır. (Teğabun-5)

1026- Çünkü onlara Elçileri, açık deliller getirirlerdi. Fakat onlar, “Bir insan mı bize (hidâyet edecek) doğru yola götürecekmiş?” deyip inkâr ettiler (kâfir oldular) ve arka döndüler-yüz çevirdiler. Allah da (hiçbir şeye) muhtaç olmadığını gösterdi. Allah herşeyden müstağnidir. Zengindir, her hamde lâyıktır-övülmüştür. (Teğabun-6)

1027- O küfredenler, kesinlikle öldükten sonra diriltilmeyeceklerini sandılar-iddia ettiler. De ki: “Hayır, Rabbime andolsun ki siz mutlaka diriltileceksiniz. Sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu Allah’a göre kolaydır”. (Teğabun-7)

1028- Artık Allah’a, Elçisine inanın ve indirdiğimiz Işığa (inanın). Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır. (Teğabun-8)

1029- Allah’a itaat edin, Elçiye itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz Peygamberimizin üstüne düşen açıkça duyurmaktır. (Teğabun-12)

1030- Ey peygamber! Kadınları boşa(mak iste)diğiniz zaman, onları iddetleri içinde (âdetten temiz oldukları sırada) boşayın ve iddeti sayın (üç defa âdet görüp temizlenmelerini hesap edin) ve Rabbiniz Allah’tan korkun. (Bekleme süresi içinde) onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edepsizlik yapmaları durumu, bu hükmün dışındadır (o zaman evden çıkabilirsiniz). Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını geçerse, kendisine yazık etmiş olur. Bilmezsin, belki Allah, bundan sonra (iddet süresi içinde) yeni bir iş ortaya çıkarır (gönülleri uzlaştırıp birleşme ortamı yaratır). (Talak-1)

1031-Nice kent var ki, Rabbinin ve Elçilerinin buyruğuna baş kaldırdı, biz de onları çetin bir hesaba çektik ve onlara görülmemiş biçimde azap ettik. (Talak-8)

1032- İman edip de güzel güzel amel (ve hareket)de bulunanları karanlıklardan Nura (aydınlığa) çıkarmak için bir (de) peygamber (göndermiştir ki) O, Allah’ın (her şeyi) açık açık bildiren Âyetlerini size karşı (işte) okuyup durmaktadır. Kim Allah’a inanırsa ve yararlı işler yaparsa, (Allah) onu, altlarından ırmaklar akan Cennetlere sokar; orada ebedi olarak kalırlar. Allah ona gerçekten güzel rızık vermiştir. (Talak-11)

1033- Ey peygamber! Allah’ın Sana helâl kıldığı şeyi eşlerinin hoşnutluğunu arayarak, niçin (kendine) haram ediyorsun? (Bununla beraber üzülme) Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyicidir. (Tahrim-1)

1034- Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü (başkasına) haber verip, Allah da, Peygamberi, eşinin bu davranışını açıklayınca (Peygamber) bunun (ancak) bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. (Peygamber) bunu eşine haber verince, (eşi) “Bunu Sana kim söyledi?” dedi. (Peygamber): “Herşeyi bilen, haber alan (Allah) bana söyledi” dedi. (Tahrim-3)

1035-Eğer her ikiniz de Allah’a tevbe ederseniz (ne âlâ, çünkü) hakikaten sizin kalpleriniz kaymıştır. (Yok), Onun aleyhinde birbirinize arka olursanız; hiç şüphesiz Allah Onun bizzat yardımcısıdır.Cebrail de, Mü’minlerin Salih (iyi) olanları da. Bunların ardından Melekler de (Ona) yardımcıdır. (Tahrim-4)

1036- O sizi boşarsa, belki de Rabbi Ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah’a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, seyahat eden dul ve bakire eşler verir. (Tahrim-5)

1037- Ey İnananlar! Allah’a yürekten tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve Onunla beraber inanmış olanları utandırmaz. (İşte o gün) O İnananların Nuru, önlerinden ve sağ yanlarından koşar. Derler ki: “Rabbimiz, Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Doğrusu Senin her şeye gücün yeter!” (Tahrim-8)

1038- Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla savaş, onlara karşı sert davran. Onların barınacakları yer Cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir o! (Tahrim-9)

1039- Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar (Habibim, Sen üzülme). Ama Benim (onların yaptıklarını) inkârım nasıl oldu? (Mülk-18)

1040- (Habibim) de ki: “O sizi yaratan, size kulak(lar), gözler ve gönüller verendir. Ne kadar az şükrediyorsunuz?” (Mülk-23)

1041- De ki: “O sizi yeryüzünde üretendir ve toplanıp O’na götürüleceksiniz”. (Mülk-24)

1042- (Kâfirler, Mü’minlere alayla) Diyorlar ki: “Bu tehdit (ettiğiniz azap) ne zaman gelecek? Eğer doğru söylüyorsanız (bunun zamanını bize bildirin)”. (Mülk-25)

1043- De ki: “(Ona ait) Bilgi, Allah’ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım”. (Mülk-26)

1044- Onu yakın görünce, kâfirlerin yüzleri kötüleşti. Ve “işte çağırıp durduğunuz şey budur!” dendi. (Mülk-27)

1045- De ki: “Baksanıza! Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse de, bize acısa da (fark etmez,) kâfirleri acı azaptan kim kurtarabilir?” (Mülk-28)

1046- De ki: “O çok merhametlidir. O’na inandık, O’na dayandık. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz”. (Mülk-29)

1047- De ki: “Eğer suyunuz yerin dibine savulup giderse kim akar bir su getirebilir, (Bana) söyleyin?” (Mülk-30)

1048-1063:

Nun. Kaleme ve kalemle yazdıklarına andolsun ki,

(Habibim) Sen Rabbinin nimetiyle cinlenmiş (deli) değilsin.

Senin için kesintisiz bir mükâfat vardır.

Ve Sen, büyük bir ahlâk üzerindesin.

Yakında göreceksin, onlar da görecekler

Delilik hanginizde imiş?

Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını bilir ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O’dur.

Artık (Habibim) O yalanlayanları tanıma.

Onlar istediler ki Sen yumuşak davranasın da kendileri de yumuşaklık göstersinler.

Şunların hiçbirini tanıma: Yemin edip duran, aşağılık,

Çekiştiren, söz götürüp getiren,

Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,

Kaba olan, sonra da kötülükle damgalı olan (kimselere),

Mal ve oğullar sahibi olmuş diye

Karşısında Âyetlerimiz okunduğu zaman: “Eskilerin masalları” dedi.

Biz onun burnunun üzerine damga vurup işaretliyeceğiz. (Kalem: 1-16)

1064- Yoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyamete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde? (Kalem-39)

1065- Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak? (Kalem-40)

1066- Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar. (Kalem-41)

1067- O gün bacaktan açılır (paça sıvanır, işler güçleşir) ve secdeye davet edilirler. Fakat

(secde etmeye) güç yetiremezler. (Kalem-42)

1068- Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye davet edilirler (fakat secde etmezler)di. (Kalem-43)

1069- Bu sözü yalanlayanı Bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız. (Kalem-44)

1070- Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu Benim tuzağım sağlamdır (Onu kimse bozamaz). (Kalem-45)

1071- Yoksa Sen onlardan bir ücret mi istiyorsun da, onlar ağır bir borç altında (mı) kalıyorlar? (Kalem-46)

1072- Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında (mı) da, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar? (Kalem-47)

1073- (Habibim) Sen Rabbinin hükmüne sabret, Balık Sahibi (Yunus) gibi olma. Hani O, sıkıntıdan yutkunarak (Allah’a) seslenmişti. (Kalem-48)

1074- Eğer Rabbinden Ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı. (Kalem-49)

1075- Fakat Rabbi Onun duasını kabul etti de, Onu Sâlih(İyi İnsan)lardan yaptı. (Kalem-50)

1076- Hakikat, o küfredenler Zikri işittikleri zaman az kaldı Seni gözleriyle yıkacaklardı. Hâla da (kin ve hasetlerinden) “O, mutlaka bir mecnundur” diyorlar. (Kalem-51)

1077- Halbuki O, Âlemler için Şerefden-Uyarıdan başka bir şey değildir. (Kalem-52)

1078-1092:

Yoo! Yemin ederim, gördüklerinize.

Ve görmediklerinize.

Muhakkak O (Kur’an) Allah indinde çok şerefli bir Peygamberin kat’i sözüdür.

O, bir şair sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz.

(O), bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Eğer (Peygamber söylemediğimiz) bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı,

Elbette O’nun sağ elini (kuvvet ve kudretini) alırdık.

Sonra O’nun can damarını keserdik.

Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.

Şüphesiz O (Kur’an) korunanlar için bir öğüttür.

Biz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz.

Doğrusu O, kâfirler için bir hasrettir.

O, kesin bir gerçektir.

O halde O büyük Rabbini, kendi adıyla tesbih et. (Hakka:38-52)

1093- (Habibim) Sen (şimdilik) güzel bir sabır ile katlan. (Mearic-5)

 

1094- Onlar bunu (imkandan) uzak görüyor(lar). (Mearic-6)

1095- Biz ise onu yakın görüyoruz. (Mearic-7)

1096- O küfredenlere ne oluyor ki Sana doğru koşuyorlar? (Mearic-36)

1097- Sağdan, soldan ayrı ayrı gruplar halinde (gelip başına üşüşüyorlar)? (Mearic-37)

1098- Onlardan her biri, Naim Cennetine sokulacağını mı umuyor? (Mearic-38)

1099- Hayır! Öyle şey yok! Biz onları bildikleri şeyden yarattık. (Mearic-39)

1100- Yoo! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Bizim gücümüz yeter: (Mearic-40)

1101- Onları, kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirmeye, Bizim önümüze geçilmez (Bize engel olunamaz). (Mearic-41)

1102- Bırak onları, dalsın, oynasınlar, tâ kendilerine va’dedilen günlerine kavuşuncaya kadar (eğlenmeye devam etsinler). (Mearic-42)

1103- O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, kabirler(in)den fırlaya fırlaya (mahşere) çıkarlar. (Mearic-43)

1104- Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va’dedilen gün bugündür. (Mearic-44)

1105- (Habibim) de ki: “Bana Vahyolundu ki: Cinlerden bir topluluk Kur’an dinleyip şöyle dediler: Biz harikulade güzel bir Kur’an dinledik”. (Cin-1)

1106- (Bana) şu hakikat da (Vahyedilmiştir:) Allah’ın kulu Ona ibadet için (Namaza) kalktığı zaman nerdeyse Onlar, etrafında keçeler (gibi dertop) oluyorlardı. (Cin-19)

1107- De ki (Habibim): “Ben ancak Rabbime dua ediyorum. O’na hiçbirini ortak koşmam”. (Cin-20)

1108- De ki: “Ben size ne zarar, ne de akıl verme gücüne sahip değilim”. (Cin-21)

1109- De ki: “Beni Allah(ın azabın)dan hiçkimse kurtaramaz ve O’ndan başka sığınacak kimse bulamam”. (Cin-22)

1110- (Benim yapabileceğim) sadece Allah’tan (bana vahyedilenleri size) duyurmak ve O’nun elçilik görevlerini (yerine getirmektir). Artık kim Allah’a ve Elçisine baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı Cehennem ateşi vardır. (Cin-23)

1111- Kendilerine va’dedilen şeyi (ya azabı veya Kıyamet saatini) gördükleri zaman, kimin yardımcı bakımından daha zayıf olduğunu bileceklerdir ve sayıca daha az olduğunu (da bileceklerdir). (Cin-24)

1112- De ki (Habibim): Tehdit edildiğiniz (azab)ın yakın mı, yoksa Rabbimin ona uzun bir süre mi koyacaktır (bilmiyorum)”. (Cin-25)

1113- Gaybı bilen O’dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez. (Cin-26)

1114- Ancak Râzı olduğu Elçiye gösterir. O, Elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar. (Cin-27)

1115- (Böyle yapar) Ki, Onların, Rablerinin kendilerine verdiği Mesajları duyurduklarını bilsin. Allah, onlarda bulunan herşeyi (bilgisiyle) kuşatmıştır. Ve her şeyi bir bir saymış (hesap etmiş)tır. (Cin-28)

1116-1130:

Ey örtüsüne bürünen (Habibim)!

Geceleyin kalk; yalnız gecenin birazında.

(Gecenin) yarısı miktarınca.Yahut ondan biraz eksilt.

Yahut (o yarının) üzerine (ilave edip) artır. Ve ağır ağır Kur’an oku.

Doğrusu Biz, Senin üzerine ağır bir Söz bırakacağız.

Gerçekten gece kalk(ıp ibadet et)mek daha oturaklı ve (geceleyin) söz (dua) daha etkilidir.

Çünkü gündüz, Senin uzun süre uğraşacağın işler vardır.

Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O’na yönel.

(O) Doğunun ve batının Rabbidir. O’ndan başka tanrı (ilâh) yoktur. (Yalnız) O’nu Vekil tut.

Onların dediklerine sabret ve güzelce onlardan ayrıl.

Yalan sayacak olan o varlık sahiplerini Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.

Çünkü bizim yanımızda (ağır) bukağılar var, yakıcı bir ateş var,

Boğazda tıkanıp kalan bir yiyecek var, elem verici bir azap var.

O gün yer ve dağlar sarsılır ve dağlar, dağılan kum yığınları olur.

(Ey insanlar!) Doğrusu Biz size, aleyhinize tanıklık edecek bir Elçi gönderdik; tıpkı Firavun’a bir Elçi gönderdiğimiz gibi. (Müzemmil: 1-15)

1131- Şüphe yok ki Rabbin, Senin gecenin üçte ikisinden daha azında kalktığını biliyor. Yarısında ve üçte birinde (kalktığını biliyor) Seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da (böyle yaptıklarını biliyor). Allah, geceyi ve gündüzü takdir eder. Sizin onu sayamayacağınızı (zamanı hesap edip gecenin belli saatlerinde kalkamayacağınızı) bildiği için sizi affetti. Artık (belli bir saat gözetmeden) Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizden hastalar bulunacağını bilmiştir, yeryüzünde gezip Allah’ın lütfunu arayan başka kimseler (bulunacağını da bilmiştir) ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar (bulunacağını da bilmiştir). Onun için Kur’an’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun. Namazı kılın, Zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allah katında, verdiğinizden daha hayırlı bulacaksınız ve mükafatça daha büyük (bulacaksınız). Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

(Müzemmil-20)

1132-1157

Ey bürünüp sarınan (Habibim),

Kalk, uyar.

Rabbini tekbir et (O’nun büyüklüğünü an),

Elbiseni temizle,

Azab(a götürecek şeyleri) terk eyle.

Yaptığın iyiliği çok görme.

Rabbın için katlan.

Sura üfürüldüğü zaman

İşte O gün, çetin bir gündür!

(O gün) kâfirler için kolay değildir.

Benimle şu adamı yalnız bırak ki, Ben onu tek olarak yarattım.

Ona uzun boylu mal verdim.

Göz önünde oğullar (verdim).

Kendisine bir döşeyiş döşedim.

Hâlâ daha da artırmama göz dikiyor.

Hayır! Çünkü o bizim Âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

Onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.

Zira O düşündü, ölçtü, biçti.

Kahrolası! Nasıl da ölçtü, biçti!?

Yine kahrolası! Nasıl da ölçtü, biçti!?

Sonra baktı,

Sonra surat astı ve kaşlarını çattı,

Sonra arkasını döndü, böbürlendi:

“Bu, dedi, rivayet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir.

Bu, sadece bir insan sözüdür”.

Onu Cehenneme sokacağım.

(Müddesir: 1-26)

1158- Biz Cehennemin muhafızlarını hep Melekler yaptık. Onların sayısını da inkâr edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar da kuşkulanmasınlar. Kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de desinler ki: “Allah bu misalle ne demek istedi?” Böylece Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır. (Müddesir-31)

1159- (Ya Muhammed!) Onu hemen okumak için (Cebrail Vahyi iyice bitirmeden) dilini depretme. (Kıyame-16)

1160- Onu (Senin kalbinde) toplamak ve (Sana) okumak bize düşer.(Kıyame-17)

1161- Öyleyse biz Onu okuduğumuz vakit, Onun okunuşunu izle. (Kıyame-18)

1162- Sonra Onu açıklamak da bize-Allah’a aittir. (Kıyame-19)

1163-1168

İşte O (Peygamberi ve Kur’an’ı) tasdik etmedi, Namaz da kılmadı.

Fakat yalanladı, arkasını döndü.

Sonra çalım satarak ailesine gitti.

Yazık sana, yazık!

Yine yazık sana, yazık!

İnsan, başı boş bırakılacağını mı sanır?

Kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperm) değil miydi?

(Kıyame: 31-37)

1169- Hakikat, Kur’an’ı Sana parça parça biz indirdik biz. (İnsan-Dehr: 23)

1170- Artık Rabbinin hükmüne (rıza ile) sabret. Onlardan hiçbir günahkara, yahut hiçbir nanköre (kâfire) boyun eğme. (İnsan-Dehr: 24)

1171- Sabah, akşam Rabbinin adını zikret (an). (İnsan-Dehr: 25)

1172- Ve gecenin bir kısmında Ona secde et. Gecenin uzun bir bölümünde de Onu tesbih eyle. (İnsan-Dehr: 26)

1173- Hakikat, bunlar şu çabucak geçen (dünyayı) severler. Önlerindeki o çetin günü bırakırlar. (İnsan-Dehr: 27)

1174-1179

Andolsun; birbiri ardınca gönderilenlere,

Esip savuranlara,

Yaydıkça yayanlara,

Ayırdıkça ayıranlara

Öğüt bırakanlara;

Özür, yahut uyarmak için.

(Mürselat: 1-6)

1180- Elçilere vakit belirlendiği zaman: (Mürselat-11)

1181- (Allah’ın Âyetlerini ve Peygamberlerini) yalan sayanların O gün vay haline!

(Mürselat-19)

1182- Çünkü Onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı. (Nebe-27)

1183- Âyetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı. (Nebe-28)

1184- Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak. (Nebe-36)

1185- Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlere bakar ve kâfir “keşke ben toprak olsaydım!” der. (Nebe-40)

1186-1188: Sana (Habibim) Musa’nın haberi geldi (değil) mi?

Hani Rabbı Ona Kutsal Vadi’de “Tuva” da ünlemişti:

“Firavun’a git! Çünkü o azdı”. (Naziat: 15-17)

1189-1193: Sana O saati (kıyameti), onun ne zaman demir atacağını sorarlar.Sende Ona ait şey (bilgi) var mı ki anlatasın?Onun bilgisi Rabbine aittir.Sen Ondan korkacak kimselere ancak O tehlikeyi haber verensin.Onlar Onu gördükleri zaman, sanki (dünyada) bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar. (Naziat: 42-46)

1194-1205:

Yüzünü ekşitip çevirdi,

Kendisine O Kör geldi diye.

Ne bilirsin? Belki O, (Senden öğrenecekleriyle) temizlenecekti.

Yahut öğüt alacaktı da öğüt, kendisine yarayacaktı.

Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince;

İşte Sen onu karşına alıyor (Ona yöneliyor)sun.

Onun arınmasından Sana ne?

Fakat Sana koşarak gelen kimse,

Saygılı olarak gelmişken,

Sen Onunla ilgilenmiyorsun.

Sakın (bir daha böyle yapma Habibim). Çünkü O (Kur’an) bir öğüttür.

Dileyen Onu düşünüp öğüt alır. (Abese: 1-12)

1206-1218:

Her Can (nefs), ne yapıp getirdiğini bilir.

Yoo! Yemin ederim O geri kalıp gizlenenlere;

Akıp akıp yuvalarına giden (yıldız)lara,

Karanlığa yöneldiği zaman geceye,

Soluk almağa başlayan sabaha,

(Andolsun bunlara) Ki O (Kur’an) çok şerefli bir Elçi’nin Sözüdür.

(Bir Elçi ki) Güçlüdür, Arşın Sahibi (olan Allah) katında çok itibarlıdır (yücedir).

Orada (Kendisine) itaat edilen, bir Emindir (güvenilendir).

Sizin Sahibiniz (Muhammed) bir mecnun değil.

Andolsun ki O (Sahibiniz Muhammed), O’nu apaçık ufukta görmüştür.

O, gayb hakkında (verdiği haberlerden dolayı) asla suçlanamaz.

O (Kur’an) taşlanmış (koğulmuş) Şeytanın sözü değildir.

O halde nereye gidiyorsunuz?

(Tekvir:14-26)

1219-1235:

Hayır! İyilerin yazısı illiyyin (yüceler)dedir.

“İlliyyin”in ne olduğunu sana hangi şey bilirdi?

(O), yazılmış bir kitabdır,

(Allah’a) Yaklaştırılmış olanlar, ona tanık olurlar.

İyiler elbette nimet içindedirler.

Divanlar üzerinde oturup bakarlar.

Yüzlerinde nimetin sevinç ve parıltısını sezersin.

Onlara, mühürlü, Hâlis bir şaraptan içirilir,

Ki sonu misktir. (içildikten sonra misk gibi kokar). İşte, yarışanlar, bunun için yarışsınlar.

Karışımı “Tesnim”dendir.

&#Bir çeşme ki (Allah’a) yaklaştırılanlar ondan içerler.

Suç işleyenler, inananlara gülerlerdi.

Onların yanından geçtikleri zaman, birbirlerine kaş göz eder(ek Onları küçümser)lerdi.

Ailelerine döndükleri zaman da, (yaptıklarıyla övünüp) eğlenmeye başlarlardı.

İnananları gördüklerinde derlerdi ki: “Şunlar sapık insanlardır”.

Oysa kendileri, onların üzerine bekçi gönderilmemişlerdi.

İşte bugün de inananlar kâfirlerin üstüne gülerler.

(Mütaffifin:18-34)

1236-1240:

Onların nesi var ki, inanmıyorlar?

Ve kendilerine Kur’an okunduğu zaman Secde etmiyorlar?

Bilakis o küfredenler yalanlıyorlar.

Allah onların, içlerinde gizledikleri (düşünceleri) bilir.

Sen (Habibim) onlara acı bir azabı müjdele.

(İnşikak:20-24)

(O gün) Şahide (Peygamber a.s.v. ve Olgun İnsanlar) ve şahitlik edilene (Ümmete) andolsun. (Buruc-3)

Şüphesiz Rabbinin kıskıvrak tutup yakalayışı şiddetlidir. (Buruc-12)

(Habibim) Sana o orduların haberi geldi ya (Buruc-17)

Firavun ve Semud(un). (Buruc-18)

1245-1248:

Andolsun Göğe ve Târık’a.

“Târık”ın ne olduğunu Sana hangi şey bildirdi?

Parlayan yıldızdır.

Hiçbir can yoktur ki, başında bir koruyucu (gözeten-bekçi) olmasın. (Târık: 1-4)

1249- (Habibim) Sen şimdilik O kâfirlere mühlet ver, biraz bırak onları (bildiklerine gitsinler). (Târık-17)

1250-1260:

Rabbinin yüce adını tesbih et.

Ki O, (her şeyi) yarattı, düzenledi.

Ve O ki her şeyin miktarını, biçimini belirleyip (Takdir eden) yol (hedefini) gösterdi.

Ve O ki otlağı çıkardı,

Sonra da onu kuru-kara yapıverdi.

(Habibim) Seni okutacağız da (asla) unutmayacaksın.

Allahın dilediği başka. Çünkü O, açığı da bilir, gizliyi de.

Seni en kolay olana muvaffak edeceğiz.

O halde eğer öğüt fayda verirse (durma) öğüt ver.

(Allah’tan) korkacak olan öğüdü kabul eder. (A’lâ: 1-10)

1261- Doğrusu mutluluğa ermiştir temizlenen (Zekat veren); (A’lâ-14)

1262- Rabbinin adını Zikredip Namaz kılan (umduğuna ermiştir). (A’lâ-15)

1263- (Şiddet ve dehşetiyle her şeyi) sarıp sarmalayacak olan Kıyamet gününün (O felaketin haberi) Sana geldi ya. (Ğaşiye-1)

1264- (Habibim) Sen öğüt ver-hatırlat. Sen ancak öğüt verensin-Hatırlatıcısın. (Ğaşiye-21)

1265- Onların üzerinde zorlayıcı değilsin. (Ğaşiye-22)

1266-1296:

Andolsun fecre (tan yeri ağarmasına),

On geceye,

Çift’e ve tek’e,

Gitmekte olan geceye.

Ki bu (anıla)n (şeyler)de akıl sahibi için bir yemin vardır!

Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd (kavmin)e?

Sütunlu İrem’e

Ki ülkeler arasında onun benzeri yaratılmayandı.

Vâdi(‘l-Kurâ)da kayaları oya(rak evler yapa)n Semud (kavmin)e.

Ve kazıklar sahibi Firavun’a?

Bunlar ülkelerde azmışlardı.

Oralarda çok kötülük etmişlerdi.

Rabbin de Onların üzerine azap kırbacını çarptı.

Elbette Rabbin (rasad) gözetleme yerindedir.

Fakat insan öyledir; Rabbi ne zaman kendisini sınar, Ona ikramda bulunur ve Ona nimet verirse, “Rabbim bana ikram etti” der.

Ama Rabbi Onu sınayıp da, rızkını daraltırsa “Rabbim beni alçalttı-ihânet etti” der!

Hayır! Doğrusu siz (Allah’tan ikram bekliyorsunuz ama kendiniz) yetime ikram etmiyorsunuz.

Yoksula yedirmeğe teşvik etmiyorsunuz.

Mirası hırsla yutuyorsunuz.

Malı pekçok seviyorsunuz.

Hayır! Yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz edildiği zaman,

Melekler sıra sıra dizili durumda Rabbin geldiği zaman.

Ve Cehennem de getirildiği zaman, işte O gün insan anlar; ama artık anlamanın kendine ne yararı var!?

(O zaman insan): “Âh, keşke hayatım için önden (salih-iyi ameller) gönderseydim!” der.

Artık Ogün (Allah’ın) azabı gibi hiçbir kimse azap yapamaz.

Ve O’nun vuracağı bağı kimse vuramaz!

Ey Mutmain (Tatmin olmuş) Nefis-Ruh!

Dön Rabbine, Sen Ondan Râzı, O Senden Râzı olarak.

Haydi gir Kullarımın içine.

Gir Cennetime. (Fecr: 1-30)

1297-1314:

And içerim bu kente (Mekke),

Ki sen bu kente girmekte (burada yaşamakta)sın.

Ve (and içerim) doğurucuya ve doğurduğuna ki,

Biz insanı zorluk arasında yarattık.

İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremiyeceğini mi sanıyor?
Der ki: “Yığın yığın mal telef ettim”.

O, kendisini hiçbir (kişi)nin görmediğini mi sanıyor?

Biz ona vermedik mi: iki göz,

Bir dil, iki dudak?

Biz ona iki de yol gösterdik.

Fakat o, sarp yokuşa saldıramadı.

Bu sarp yokuşun ne olduğunu sana hangi şey bildirdi?

Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek;

Yahut açlık gününde doyurmaktır:

Yakınlığı olan bir yetime,

Yahut toprakta sürünen bir yoksula.

Sonra inananlardan olmak, birbirlerine sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmak. (Beled:1-17)

1315- Yalnız yüce Rabbinin rızası için verir. (Leyl-20)

1316- Yakında kendisi de (Allah’ın vereceği nimete) razı olacaktır. (Leyl-21)

1317-1327-

Andolsun kuşluk vaktine,

Sakinleşen geceye andosun ki,

(Habibim) Rabbin seni terketmedi. Ve san darılmadı.

Elbette Âhiret senin için dünyadan hayırlıdır.

Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnud olacaksın.

O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı?

Seni (çocukluğunda) kaybolmuş bulup da yolunu doğrultmadı mı?

Seni, bir fakir olduğunu bilip de, zengin yapmadı mı?

O halde, yetime gelince: (ona sakın) kahretme.

Sâile (dilenciye) gelince: (onu) da azarlayıp kovma.

Ve Rabbinin nimetini anlat. (Duha:1-11)

1328-1335-

(Habibim) senin göğsünü genişletmedik mi?

Ve atmadık mı senin üzerinden yükünü?

Ki (o, ağırlığından) sırtını çatırdatmıştı!

Senin şânını da yücelttik.

Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık var.

O halde (işlerinden) boşaldığın zaman, (ibadete)dur.

Rabbine niyaz et, yalvar-sarıl. (İnşirah-1-8)

1336-1354-

Yaratan Rabbinin adıyla (-adına) oku (-anlat).

O, insanı alâktan (embriyodan) yarattı.

Oku (-anlat). Rabbin en büyük kerem sahibidir.

O ki kalemle (yazmayı) öğretti.

İnsana bilmediğini öğretti.

Hayır, (Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen yine) insan azar;

Kendini zengin (kendine yeterli) gördüğü için,

Ama dönüş Rabbinedir (O’nun huzurunda bu azgınlığın hesabını verecektir).

Gördün mü şu men edeni?

Namaz kılarken bir kulu (Namazdan)?

Gördün mü (şu cür’eti)? Ya o doğru yol üzerinde ise,

Yahut takvayı (kötülüklerden korunmayı) emrederse?

Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar yüz çevirirse?

Allah’ın (daima kendisini) gördüğünü bilmedi mi (o)?

Hayır, (olmaz böyle şey), eğer bundan vazgeçmezse,

(onu) perçem(in)den yakalar (ateşe sürükler)iz,

O yalancı, günahkar perçem(den)!

O zaman (o gitsin)de meclisini (adamlarını) çağırsın.

Biz de zebânileri çağıracağız.

Sakın (habibim)Ona boyun eğme, secde et. Yaklaş. (Alak: 1-19)

 

 

 

1355-1359-

Gerçek, biz Onu Kadir gecesinde indirdik.

Kadir gecesinin (o büyük şânını) Sana bildiren nedir?

Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.

Onda Melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle herbir iş için iner de iner.

O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir Selamdır (esenliktir).

(Kadir-1-5)

1360- Kitap Ehlinden ve müşriklerden (Hakk’ı) tanımayanlar, (halleri üzere) bırakılacak değillerdi. Kendilerine açık kanıt gelmedikçe (bırakılmayacaklardı. Mutlaka onlara gerçeği anlatan kanıt gelecekti.) (Beyyine-1)

1361- Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sayfalar okuyan bir Elçi. (Beyyine-2)

1362- Rableri katında Onların mükafatı, altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleridir. Orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan râzı olmuştur; Onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. Bu, Rabbine saygı gösterene mahsustur. (Beyyine-8)

1363-1373-

Çarpan olay!

Nedir o çarpan olay?

O çarpan olayın ne olduğunu Sana bildiren nedir?

O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olurlar.

Dağlar atılmış renkli yünler gibi olur.

Kimin tartıları ağır gelirse,

O, memnun (mutlu olacağı) bir yaşayıştadır.

Kimin tartıları hafif gelirse,

Onun anası (bağrına atılacağı) “hâviye” (uçurum)dur.

Onun ne olduğunu Sana bildiren nedir?

Kızgın bir ateştir. (Kâria-1-11)

1374-1379-

-(İnsanları)diliyle çekiştiren, kaş ve gözüyle işaretler yapıp alay eden her fesat kişinin vay haline!

– O ki mal yığdı. Onu sayıp durdu.

– Malının kedisini ebedi yaşatacağını sanıyor.

– Hayır! Andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır.

– Hutame’nin ne olduğunu Sana bildiren nedir?

– Allah’ın tutuşturulmuş bir ateşidir. (Hümeze:1-6)

1380-1384-

(Habibim) Rabbinin, Fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?

Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?

Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi,

Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan (kuşlar).

Nihayet onları, kurt yeniği ekin yaprağı gibi yaptı. (Fil:1-5)

1385-1391-

Dini yalanlayanı gördün mü?

İşte o, öksüzü iter, kakar;

Yoksulu doyurmaya ön ayak olmaz.

Şu Namaz kılanların vay haline,

Onlar Namazlarından gafildirler,

Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar.

Zekâtı- En ufak yardımı bile esirgerler (engel olurlar) onlar.

(Mâun:1-7)

1391-1393-

(Habibim) hakikat, biz Sana Kevser’i verdik.

O halde Rabbin için Namaz kıl. Kurban kes.

Asıl sonu kesik olan, Sana buğzedendir. (Kevser:1-3)

1394-1399-

(Habibim) de ki: “Ey kâfirler!”

“Ben, sizin tapmakta olduklarınıza tapmam”.

“Benim ibâdet edeceğime de siz ibâdet etmezsiniz”.

“Ben sizin taptıklarınıza tapmış değilim”.

“Siz de benim yapmakta olduğum ibâdeti yapıcı değilsiniz”.

“Sizin dininiz size, benim dinim bana”. (Kâfirun:1-6)

1400-1403-

Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman,

Ve insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,

Rabbini överek tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Şüphesiz ki O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr:1-3)

1404-1407-

De ki: o Allah’dır, bir tekdir,

Allah samed (varlığında hiçbir şeye muhtaç değildir, nesneler var olmak ve varlıklarını devam ettirmekte O’na muhtaç)dır.

Doğurmamıştır, Doğurulmamıştır O.

Hiçbir şey O’nun dengi değildir. (İhlas:1-4)

1408-1412-

De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe;

Yarattığı şeylerin şerrinden,

Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,

Düğümlere üfüren (büyücü)lerin şerrinden.

Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden. (Felak:1-5)

1413-1418-

De ki: insanların Rabbine,

İnsanların Mâlikine (sahibine, yöneticisine)

İnsanların İlâhına- Tanrısına,

O sinsi vesvesecinin (şeytanın) şerrinden.

Ki o, insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar.

Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım). (Nâs:1-6)

← Önceki Veri

Sonraki Veri →