Enbiya-Evliya (Nebiler – Veliler)

Varlıktan Veriler 98

 

ENBİYA-EVLİYA (NEBİLER-VELİLER)

VE VAHHABİLİK

 

Kur’anı Kerimde Enbiyaallah ve Evliyaallah ayetleri vardır. Enbiya-Nebiler Evliya Veliler demektir. Veli dost demektir. Ayrıca müminlere, Melekler ”Nahnü Evliyaüküm-Biz sizin VELİLERİNİZ-DOSTLARINIZIZ” demektedirler.  (Fussilet 31.Ayet)  

Allahuteala ise, müminlere hitaben “İnnema veliyyükumüllahu ve RESULUHU vellezine amenullezine yükümünüsselate veyu’tunuzzekate vehum rakiun-Sizin veliniz ancak Allah ve Resulu (Muhammed A.S)dur. Ve iman edip namaz kılan zekat veren ve eğilenlerdir (hakkın önünde eğilenler)”  buyurmaktadır.(Maide 55.Ayet) 

Ayrıca müminlerden bazısı, bazısının velisidir-dostudur. “Badühüm Baad” (Tevbe 71) ayeti de vardır. Hazreti Alinin müminlerin velisi ve mevlası,  efendisi  olduğuna dair bir çok hadisler vardır.  (Bakınız İbni Hanbel Kitabı Müsned ve diğer Hadis kitapları) 

Peygamberler ve melekler muhakkak inananların velisi dostudur. Bazılarının “Allah’tan başka veli-dost yoktur” deyip, Peygamberleri, Melekleri de dost olmaktan çıkardığı gibi eğer Peygamberimiz(S.A.V) de Allah’ın velisi dostu değilse bu Müslümanların ve bu insanların yeryüzündeki hali ne olur?  

“Peygamber sizin sahibinizdir” ayeti de vardır.(Sebe 46, Necm 2, Tekvir 22)  Ayrıca Velinin karşıtı aduv-düşmandır. Eğer Müslümanlar birbirlerinin velisi dostu değildir denirse o zaman birbirlerinin düşmanı anlamı çıkar.

Tabii Evliya-Veliler ehli takvadır. Allah’tan çok sakınan ve Allah’a karşı çok edepli davrananlardır.  Takva ise kalptedir. (Takvel Kulüp)  Ayeti vardır (Hac 32). Zahiri şekli-kisve takvası değildir. O bir gösteriştir. Riya ihtimali çok yüksektir. Allah’ın tarif ettiği Müminler ve Allah’ın tarif ettiği müttakiler, Allah’ın velileridir, müminlerin de Velisi (DOSTU)dir. Gerçek müminler (taklidi iman değil) ve gerçek müttakiler Evliya (Velilerdir) dostlarıdırlar.  

Allahın Kur’anda “Allah’tan öte dost edinenler” anlamındaki ayette geçen “Mindunihi-Ondan öte” den maksat, sanemler, oyma putlar, uyduruk ilahlar hakkındadır.(Nisa 119, A’raf 30) Bütün Ulema, Mindunihi ayetinin sanemler,  uyduruk ilahlar, oyma putlar  hakkında olduğu hususunda hem fikirdirler.

”Ela inne Evliyaallahi la havfün aleyhim velahum yahzenun.- Ayık olun, Yeryüzünde Allahın velileri, dostları vardır ve onlara korku-hüzün yoktur.” (Yunus 63) ayetindeki Allah’ın Velileri(Evliya), müminlerin de velileridir, dostlarıdır. Çünkü eğer dünyada, veliler- dostlar yok ise hep düşmanlar vardır.  O zaman dünya yaşanmaz olur.

Kesin olarak Peygamberler, Melekler ve Müttaki müminler, Hem Allah’ın velileri, dostları hem de MÜSLÜMANLARIN VELİLERİ-DOSTLARIDIR.    

Bazı sapık aşırı tenzihçi zatçı mezhep mensupları çıkıyor. Doğrudan Allah’tan başka VELİ-DOST yok deyip, Allah’ın velilerini- dostlarını inkar ediyor.

Bir defa aşırı tenzihçilik ve Zatçılık küfürdür. Şöyle ki;

Bundan SIFATI;  ALLAH’IN Sıfatının inkârı çıkar. ZAT- Özne, SIFAT-Nitelik-Nasıllık ile bilinir. Sıfatsız Zat-Özne olmaz. Ve sıfatsız-niteliksiz ZAT-Özne bilinmez. Tasavvufun Hasan-El Eş’ari’nin ve Maturidi’nin görüşleri budur.

Ehli sünnetin itikad imamları olan Eş’ari ve Maturidi’nin görüşü de kesin olarak budur. Sözü geçen bu iki zat da (Eş’ari Maturidi) Evliyayı-Velileri kabul etmiştir.

Eş’ari de Maturidi de “Hz.Muhammed’den sonra “Nübüvvet son bulmuştur. Ancak Velayeti Muhammediye devam etmektedir.” buyurmaktadırlar. Ayrıca “Evliya ve kerametleri ve himmetleri haktır” buyurmuşlardır.  Allah’tan başka veli yoktur diyenler ehlisünnetten değildir. Bunlar Vahhabi Mezhebinin görüşleridir.

Ayrıca “Allah’tan başka veli yoktur” kesin hükmüne varınca “Peygamberler, Melekler ve gerçekten muttaki (ehli takva) Müslümanlar da Veli DOST olmaktan çıkar ki Maazallah diyorum. Çünkü VELİ-DOST kelimesinin karşıtı ADUV-DÜŞMAN  kelimesidir.  Bundan öyle kötü anlam çıkar ki; o zaman Allah’tan başkası Peygamberler, Melekler, Müttaki Mümin Müslümanlar da hepsi mümin Müslümanların velisi dostu değil, ADUSU DÜŞMANI ilan edilir. Ehli Sünnetin, bu gibi sapkınlara ve görüşlerine çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Çünkü Türkiye’deki Vahhabiliği benimsemiş kişiler, Ehli sünnet  kisvesi (Şapkası) altında bu sapık fikirleri yaymaya çalışmaktadırlar. Bunlar, İslam’ın içine girmiş FIRKAYI DALLİNLERDİR. (SAPKIN, ŞAŞKIN FRAKSİYONLAR MEZHEPLER-YOLLARDIR.)

İslam literatüründe Zatçılar olarak tesmiye edilen (İsimlendirilen) aşırı Tenzihçiler, Tevhidcilik, Haniflik- Müslümanlık (Haniflikle Hanefilik yani Hanefi mezhebine bağlılık ayrı şeylerdir. Hanifliğin anlamı Müslümanlıktır. Hanefilik, Hanefi Mezhebidir. Yani Ebu Hanifenin içtihatlarını kabul etmektir.) ve İbrahimilik namları altında, ALLAH’IN SIFATINI İNKÂR VE RED EDERLER. Ve sonuçta “Kuran, mahlûktur” deyip ALLAHIN ezeli kelamı kadim sıfatını inkâr edenlerdir. ALLAHIN SIFATINI inkârdan ALLAHIN ZATINI da inkâr çıkar. Zira sıfatsız-niteliksiz ZAT-Özne bilinmez ve SIFATSIZ- niteliksiz ZAT-özne olmaz.  Zat özne olmazsa, sıfat-nitelik-nasıllık olmaz. Sıfat nitelikte-nasıllıkta olmazsa ZAT-ÖZNE olmaz ve dahi bilinmez.

Çok şükür Allah’a Türkiye’mizde, Alemi İslam’da tüm tasavvufçular Hanefiler, Şafiiler, Eş’ariler, Maturidiler, Allah’ın sıfatlarına ve Evliya-Velilere inanmaktadır ve savunmaktadırlar. Şiiler de Allah’ın sıfatlarına ve velilerine inanmakta ve savunmaktadırlar.

Sadece 150 yıllık mazisi olan Vahhabiler, İbni Hazımcılar ve İbni Teymiyeciler, Allah’ın sıfatlarına ve Velilerine inanmamaktadırlar. İbni Hazm, İspanyalı ve kendisi soy olarak Emevi kökenli Zahiri bir din bilginidir ve müçtehiddir. Bu Zat, Zahiriye Mezhebinin kurucusudur. Yani Ehlisünnetin dört mezhebine, Maturidiliğe, Aş’ariliğe, Tasavvufa karşı olduğu gibi Şii Mezhepleri olan Caferiliğe, Zeydiliğe ve İsmailiyeye de karşıdır. Kendisi müstakil mezhep sahibidir. Mezhebinin adı Zahiriye Mezhebidir. Yani Ehlisünnet Mezheplerinin tamamına da Şii Mezheplerinin tamamına da, tasavvufa da  yüzde yüz karşıdır. İbni Teymiye de bir din bilginidir. O da İbni Hazmın görüşlerini kabul etmiş ve Zahiriye Mezhebini savunmaktadır. (Ayrıntılı bilgi için bakınız: İslamda Mezhepler ve Yükseliş İsimli Kazım Yardımcı’ya ait kitap ve Veriler ) 

Ayrıca Türkiye’mizde şu anda ikiye bölünmüş olan Kutlular ve Gülen Hocacılar da(Nurcular) Evliyaya-Tasavvufa inanmaktadırlar. Zaten onlar Saidi Nursi Efendi’yi ALLAH’IN Velisi bilmektedirler. Tüm tasavvufçularda, Maturidiciler ve Eş’ariciler de Allah’ın velilerine inanmaktadırlar. Yani bunların hepsi Evliya’yı kabul ederler.

 

Ancak maalesef, ilahiyattan ve Diyanetin içine girmiş bazı akademisyenlerle, İmam Hatip Öğretmenlerinden bir kısmı ile İlk Öğretimde ve liselerdeki din öğretmenlerinin bir kısmı ve Kuran Kursu öğretmenlerinin bir kısmı, bu Vahhabi Mezhebinin sapık görüşlerini benimsemişler ve bu hususta büyük çaba göstermektedirler. Bazı vakıflar ve dinsel kulüp vesaire namları altında da bu faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bunların bu sayede rant sağlamadıklarını da kimse iddia edemez (Zira bu Vahhabilik Mezhebini resmen kabul etmiş çok büyük petrol zengini bir devlet vardır. Türkiye’deki bu faaliyetlerde onların parmağı yoktur hükmüne kimse varamaz.)

 Ehlisünnet halkımızın ve Hazreti Ali’yi gerçekten sevenlerin, bu hususta gayet ayık olmalarını (Çünkü Türkiye’deki Bektaşilerde Evliyaya Pirlere ve Mürşid-i Kamile inanırlar yani kesin olarak Allah’ın velilerini evliyalarını kabul ederler.) Ehlibeytçi, Hz. Ali koluna bağlı bir tasavvufçu, aynı zamanda Hanefi kökenli Ehlisünnet olan bir kardeşiniz olarak, yineleyerek ayık olun diyorum ve bu konuda çok ayık olmalarını ayrıca vurguluyorum. Bin yıllık inanç ve kültürümüzü yıkmak isteyenlere karşı gayet dikkatli olmanızı tavsiye ediyorum.

 Sevgi ve saygılarımla Ehlisünnet ve Bektaşi halkımıza saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.

Allah, Ehlisünnetten de Bektaşilerden de razı olsun. Çünkü bu ikisi de dindar olan kardeşlerimizin,  evliyaya velilere kesin olarak inandıklarını biliyorum.

Hepinizin gözlerinizden öperek, Allah’a, Resulullah’a, Ehlibeytine ve Kur’an’a emanet olunuz diyorum.

 GÖZLERİNİZDEN ÖPEREK……

Dip Not: “Göklerdeki ve yerlerdeki askerler Allah’ındır”(Fetih 4,7) Bunların hepsi, Allah’ın kuludur. Allah, kullarını kulları ile korur ve Allah, kullarına kulları ile yardım eder. Yani Allah, “Müsebbibül Esbab” dır. Yani sebeplerin sebebidir. İlk sebep, ilk neden Allah’tır. Allah, sebepler yaratmıştır. Sebepler inkâr edilemez. Allah, alemleri ve insanı sebeplerle yönetir. Yani esbab, inkâr edilemez. Sebeplere uymak, Kur’an’ın emridir. Sebeplere uymayan ve onlardan yararlanmayan helâk olur. Allah’ın yardımı; kulları ile kullarına yardımıdır. Bu bir gerçektir. Pratik hayatta da apaçık görülmektedir. İlahi hiyerarşiye uymak lazımdır. Uymayan helâk olur. Bir kadın, çocuğunu doğurup, çocuğunu terk edip “O’nu Allah korusun, O’na Allah yardım etsin” derse, böyle bir şey sapkınlık olur.

Enbiya-evliya, alim muallim kişilerdir. Alim olmadan ilim öğrenilemez. Allah, ilmini bizzat Peygamberlere öğretir. Peygamberler de insanlara öğretir. Alim bir araçtır, inkar edilemez. Alimsiz ilim olmaz. Allah’ın enbiya ve evliyasına (dostlarına) selam olsun.

 HAMD ALLAHINDIR. “Allah’ın ıstıfa (seçtiği) seçkin kullarına selam olsun.”(Neml 59)

Enbiya ve evliyadan himmet istemek, onların duasını istemektir. Dua istemek ise caizdir. Veli kelimesinin çoğulu evliyadır. Kur’an’a göre “Müminlerin başta velisi-dostu Allah’tır. Sonra Hz.Muhammed(S.A.V), sonra da müttaki müminlerdir.” (Maide 55) Ayrıca “Melekler de müminlerin velileridir.”( Fussilet 31) 

 Müşrikler ise oyma putları, senemleri veli-dost edinmişlerdir. Müşrikler, sanemleri, oyma put(uyduruk ilahlar) ilah edinirler.

O uyduruk ilahlardan yardım beklerler.  Ve o uyduruk ilahları veli-dost edinirler. Bu koyu bir cehalettir. Müminler Allah’ı ve Allah’ın velileri olan enbiyalarını-dostlarını veli-dost edinirler. Onlardan dualarını ve himmetlerini isterler. Bu anlamda onlardan yardım istemiş olurlar. Yani enbiya ve evliyadan, müttaki müminlerden dua-yardım istemek onların duasını istemek anlamınadır. Onların duası müstecaptır. Veli sözcüğünün Arapça anlamı dosttur. Çoğulu vardır. Çoğulu evliyadır (dostlardır)  “Sizin veliniz, dostunuz Allah’tır ve Allah’ın Resulü Muhammed’dir ve namaz kılan, zekat veren, müminlerdir (müttaki müminlerdir) onlar Hak’kın önünde eğilenlerdir”. (Maide 55)

Bu ayette açıkça “Allah velidir, Hz.Muhammed de velidir ve müttaki müminler de velilerdir” buyurulmaktadır. Ayeti inkar etsek küfürdür. Ayrıca müşrikler “Biz bu putları veli edindik” demiyorlar, mabud edindik ki Allah’a yaklaşalım” diyorlar. Müminler, Allah’tan başkasını mabud ilah edinmez. Hiçbir mümin evliya ve enbiyaya “Bunlar ilahtır, bunlar mabuddur” demez. Bütün Müslümanlar “LAİLAHEİLLALLAH”  deyip, Allah’ı bir bilirler. Allah’ı bir bilmeyen tek bir Müslüman yoktur. Muğalata (demogoji) yapıp, Müslümanlara iftira edilmemeli, sataşılmamalıdır.

Müminler, Evliyaları Allah’ın dostu bilip, Allah’ın sevgili kulu bilip bundan ötürü onlara sevgi ve saygı göstermekte, onlardan dua istemektedirler. Dua istemek de yardım istemektir. Allah, Sure-i Muhammed de Peygamberimize hitaben

“Bil ki Allah birdir. Sen kendin için de müminler için de(mümin erkekler ve mümin kadınlar) Allah’tan mağfiret iste” (Muhammed 19) buyurmaktadır. Bu ayette Peygamber Efendimize müminlerin mağfiretini, af olmalarını istemek hususunda Peygamberimizi  aracı kılmıştır. Müminlerin  birbirlerine duası, dua etmesi haktır.

İyyake sözcüğündeki “KE” “SEN” zamiridir. “KE” zamirinin başına “İYYA” konularak seni-senin anlamını alır. “İYYA” nın tek başına anlamı yoktur. Fatiha suresindeki “İYYAKENESTAİNU-SENİ İNAYETÇİ EDİNDİK YA DA SENİN İNAYETİNİ İSTERİZ” anlamınadır. Allah, doğrudan yardımcı anlamını ifade eden Nesir(Yardım Eden) ismini kullanır. Müstean-Mümin-İstiane inayeti ifade eden Müstean ismini kullanmıştır. Tabii ki inayet geniş anlamlıdır. Yardım anlamını da kapsar. Ama daha başka anlamlar da taşır. Ve inayet geniş anlamlı olduğu için Allah’a mahsustur. Kur’an’da “NASİRİN- yardım edenler” geçer. Ama inayet ve istiane edenler geçmez, bu bir.

Ayrıca İyyake-sana-seni zamirinin başından “İnnema, ennema(ancak yalnız edatları olmadığı gibi) An-min (den dan) edatları da yoktur. Seni-senin anlamına olan ayetini, ancak ve yalnız senden yardım isteriz tercümesi yanlıştır. Allah’ın kelimesinin başına ancak- yalnız den-dan edatları mealciler tarafından eklenmektedir. Ve Allah’ın Kelamını değiştirmektedirler. Doğrusu ancak senden-yalnız senden yardım isteriz değildir. Doğrusu şudur: “Senin inayetini isteriz” dir. Bakın başında  ne ancak ve yalnız anlamına gelen “İnnema-ennema” edatı ve ne de “Den-dan” anlamına gelen An-Min edatları vardır.  Bunlar ayete beşer tarafından ilave edilmekte, Allah’ın ayeti tahrif edilmektedir. Bu da iki.

Namaz ibadettir. Huzuru İlahide, ayakta edeple durulup doğrudan, Allah’a niyaz, münacat edilmektedir ki; ibadetin içinde, Huzuru İlahide tabii ki doğrudan Allah’tan inayet yardım istenir. PADİŞAHLARIN PADİŞAHI ALLAH’IN HUZURUNDA. Ve ibadetin içinde O’ndan başkasından yardım istemek zaten imkansızdır. Huzuru İlahi de O’ndan başkasından yardım istemek mümkün değildir. ZİRA ALLAH’IN HUZURUNDA İKEN ONDAN BAŞKASI ZATEN YOKTUR. Ama namazın dışında sailin, isteyenler vardır. Nasirin yardım eden vardır. Sosyal yardımlaşma caizdir. Ve Allah yardımlaşmayı emir ve teşvik etmiştir. “Huve Mevlaküm ve huve hayrin nasirin –Allah sizin(müminlerin) efendisidir ve O yardım edenlerin hayırlısıdır.” (Enfal 40)Tabii ki, her işte her konuda Allah, en hayırlı olandır. Ayrıca yukarıdaki Ayette Allah yardımcıları olduğunu da beyan buyurmaktadır.

Ayrıca Kur’an’da şu ayetler de vardır:

“İstekte bulunanları, isteyenleri boş çevirmeyin.” (Mearic 25)

 “İçinizden mal sahipleri ile fazilet sahipleri, olmayanlara-yoksullara versinler.”(Nur 22)

Dünya malı zaten malüm, somuttur. Fazilet ise Allah’ın “fazıl” isminden gelmektedir. Soyut bir gerçektir. Allah bazı kullarına, kendi faziletinden vermiş olduğunu bu ayetle belirtmektedir. Fazilet maddi bir sıfat olmayıp, manevi bir sıfat-niteliktir. İşte bu fazilet sahiplerinden feyiz istenebilir. Fazilet sahipleri de yoksul olanlara verir ve bu fazilet ve feyzin olmayanlara verilmesini, yukarıdaki ayetle Allah istemektedir. Fazilet sahipleri sabikundur-ileri geçenler-ileri geçenler-mukarrebunlardır.-Allah’a yakın olanlardır(Evliyalar-Allah’ın dostları)

“İleri geçenler, ileri geçenler-onlar mukarrebunlardır. Allah’a yakın olanlardır.”(Vakıa 11)

“Muttakiler cennetlerde “müttakiler” muhakkak cennetlerde, nehirlerde, doğruluk otağında ve muktedir meliklerinin Allah’ın indindedirler(katında, yanındadırlar)”(Rahman 54, 55)

Ayrıca Allah Medineli Müslümanlar  için Ensar (yardımcılar) buyurmaktadır.(Haşr 9)

Demek ki başta Allah ve Resulü ve Allah’ın insanlara yardım eden kulları da vardır. Hani Allah’tan başka yardımcı yok idi ve Allah’tan başkasından yardım istenmezdi. Bu yazdıklarımız hep Kur’an ile sabittir. Ayrıca bu yardımlaşma konusunda bir çok Hadisi Şerifler vardır. Sizleri yormamak için ayetlerle yetiniyoruz. Tabii ki en başta yardım Allah’tandır. En hayırlı yardımcı Allah’tır. Her işte her konuda en hayırlısı Allah’tır. Sevgi ve saygılarımla müminlerin birbirine maddi manevi yardım etmelerini diliyorum. Zaten bu müminlerin de görevidir. Bilvesile hepinizin gözlerinden öperim.

* * *

 “Allah’ın izni olmadıkça bir kimsenin iman etmeyeceğini anlamazsanız üzerinize ricis (kir, pislik) yağar.” (Yunus 100) Bu ayetin muhatapları müminlerdir.Bu ayet, kesin olarak imanın Allah’ın bir hidayeti ve rahmeti olduğunu kimsenin Allah’tan istemedikçe iman edemeyeceğinin kesin delilidir. Bu ayet, müminler tarafından başkalarının imana zorlamaları üzerine yani illa ki “iman etmeyenler de iman etsin” diye zorlamaları üzerine Allahuteala müminlerin bu çabadan vazgeçmesini istemiştir.

İman vehbidir. Kesbi değildir. Yani iman, Allah vergisidir. İnsanın kendi kazancı değildir. “Allah dilediğine hidayet eder” Öyleyse iman sırdır ve mucizedir. Peygamberlerin, Allah’ın sevdiği kullarının yüzündeki Nuranilik, fazilet ve sevimlilik imanın dışa vuruşudur, dışa yansımasıdır. İmanı anlamak isteyen, yüzü nurlu olan müminlerin simasına baksınlar. İman müminlerin nurani ve sevimli yüzlerinde görünür. Kalptedir ama gerçek müminlerin yüzüne yansır.Allah gerçeği arayanlara hidayet buyurur ve gerçek müminleri korur İnşallah.

KÂZİM YARDIMCI (ADIYAMANLI) 

14.6.2007

 Not: Bu yazı 15.06.2007 tarihinde “Adıyaman’da OLAY” gazetesinde yayınlanmıştır.

← Önceki Veri

Sonraki Veri →