Birazda Tefsir Konusu

Varlıktan Veriler 55

Peygamber ve Sahabeler devrinde tefsir var mıydı?
Hz. Peygamberin, “Hakkımda yalan söyleyen kimse cehennemde oturacak yerini hazırlasın” haberi ve onun devamı niteliğindeki “Kur’an hakkındaki re’yi (kişisel görüşü)nü Cüz’i akılla söyleyen de cehennemde oturacak yerini hazırlasın” (Sünenu’t-Tirmizi, C-5, s. 109, Müsned, C-1, s. 269) sözleri, yüce Allah’ın kelâmı, Kur’an hakkında bilip bilmeden gelişi güzel (re’y ile) cüz-i akılla konuşanları tehdit eder, ve bu işten men etmek için söylenmiştir… Ruhul kudüsle temas kuran Ârifler müstesna.
Hz. Peygamberin sohbetinde bulunup ondan ilim almış olan Sahabe; tefsirde, “hata yaparız” korkusuyla Kur’an’ı tefsir etmekten çekinmişler ve bu konuda konuşmak istememişlerdir. Ebubekr, Ömer ve Abdullah b. Ömer gibi seçkin sahabeler tefsirden kaçınmışlardır. Bir gün Ebubekr’e Abese suresinin 31. Âyetinin manası sorulduğunda “Allah’ın kitabına dair bir şeyi kendi fikrime göre tefsir eder veya bilmediğim halde söylersem, hangi yer beni üzerinde taşır ve hangi sema beni gölgelendirir” (125) demiştir.
Hz. Ömer de, “Şu ümmet üzerine, mü’min olup da imanını gizleyen ile fasık olup da fıskını (karıştırıcılığını) açıklayandan korkmam; fakat bir adam ki Kur’an’ı okur, diline uydurur, onu makbul olmayan bir te’viI ile te’vil eder, işte ondan korkarım” demiştir. (126)
Sevgili Peygamberimiz, yakınlarına ve çevresinde bulunan seçkin insanlara, Kur’an’ın gereken yerlerini gerektiği zaman ve ortamda açıklıyorlardı.
Kur’an’da geçen tefsir lafzı Allah’a havale edildiğinden, Sahabe tefsir hakkında söz söylemekten çekiniyordu. Kur’an tefsiri denilince, doğrudan doğruya Allah’ın veya O’nun elçisinin izahı anlaşılıyordu. Yani tefsirde; hata ihtimali olmamalı, tam bir isabet olmalıdır. Kısacası tefsir işlemi, Allah’a ve Peygambere atfedilmiş oluyordu.

125) Tefsiru’t-Taberi. C-1 ,s-78, Tefsir-ü İbn Kesir, C-1  s.99.
126) İtkan, C-2,s-4, Tetsir ül Kâsımi, C-1, s-99.

        Abdullah b. Mes’ud ve Abdullah b. Abbas gibi Sahabeler, sureleri okuyorlar ve tefsir ediyorlardı (Yalnız bu tefsirler bazı Âyetler şekiindedir). Tefsirde meşhur olan bu iki şahsın ve diğerlerinin “bildiklerini söyledikleri, bilmedikleri konularda da bilmiyoruz” diyerek tefsirde ihtiyatlı hareket ettiklerini görüyoruz. (127)
“Sahabe, Peygamberden on Âyet öğrenir bu on Âyetin manasını ilim ve uygulama bakımından öğrenmedikçe, başka Âyletlere geçmezlerdi”. (128)
“Hakikat şudur ki, Allah’ın elçisi, sahih Hadis mecmualarının şehadet ettiği gibi Kur’anın manalarından pek çok şeyleri Ashabı için açıkladı. Ama Kur’an’ın bütününü sıra ile Âyet Âyet açıklamadı. Zira Yüce Allah, Kur’an’daki bazı Mânaları kendine tahsis etmiş, bazılarını Âlimler bilebilmiş, bazılarını ise dile âşina olmaları nedeniyle Arablar anlayabilmişler. Bazıları da herkes tarafından anlaşılacak şekilde açıktır. Bu konuda aşırı tutucu ya da sınır tanımaz (ifratçı ve tefritçi) görüş sahiplerinin ortaya koydukları delillerinde az veya çok hakikat payı bulunabilir. Ama onlar meseleleri biraz büyütmüşler ve hadiseyi uygun olmayan bir hale getirmişlerdir. İşin gerçeğini ele alacak olursak Hz. Peygamber, ne çok az tefsir etmiş ve ne de iddia edildiği gibi Kur’an’ın tamamını veya büyük bir kısmını tefslr etmiştir.” (129)
“Başlangıçta tefsir, Hadis ilminin bir kolu olarak rivayete tabi olmuştur. Peygamber ve Sahabe devrinde rivayetleri alma, manaya şamil bir durumda iken, tabiiler devrinde rivayetleri alma ve nakletme, manaya şâmil olmakla kalmamış, ihtisasa tabi olarak Peygamber ve Sahabenin rivayetlerini de içine alan daha geniş bir anlayışla nakledilmeye çalışılmıştır. Mesela her ilim merkezi olan şehir ve bölge, şehrin imamı olan kişiden rivayetleri alacaktır. Mekkeliler İbn Abbas’dan, Medineliler Übeyy b. Ka’b’dan, Iraklılar lbn Mes’ud’dan aldıkları gibi…
(130)

127) Tefsir-12, Prof.Dr. İsmail Cerrahoğıu, Doç.Dr. Şevki Saka, MEB Kltapları, s-39, Eskişehir-1992.
128) Tefsiru’t-Taberı, C-1 , s-8O; Mukaddime fi usûli’t-Tefsir, s-5.
129) Tefsir-12, Prof.Dr. İsmail Cerrahoğlu, Doç.Dr. Şevki Saka, MEB Yayın., s-52, Eskişehir-1992.
130) Aynı eser, s-64

Abdullah b. Abbas, Peygamberimizin amcasının oğludur. Peygamberimizin Vefatı sırasında 10-14 yaşlarındaydı. Yine Peygamberimizin zevcelerinden Meymune, İbn Abbas’ın teyzesi idi. Yani gençliği Ehl-i Beyt’in ve Sahabenin içinde geçmişti.
Ahmed b. Hanbel’den gelen bir habere göre İbn Abbas’ın ilmi “üç otorite”den gelmekteydi. Bunlar Hz. Ali, Ömer ve Ubeyy’dir. (131) Ayrıca İbn Abbas, Hz. Peygamberden, Sahabe’den ve kendi ictihadı ile olan bazı Âyetlerin yorumlarını bir mecmua haline getirmemiştir. Kendilerinden sonra gelen öğrencileri O’nun adına, kişisel bilgi ve becerilerini de katarak çeşitli mecmualar meydana getirmişlerdir.
İmam Gazali, İhya-u Ulumi’ddin adlı eserinde Kur’an’ın birtakım sırları olduğunu bu sırları ancak arapça ilimlerinde, fıkıhta, kainata ve insana dair ilimlerde yüksek payeye erişenlerin kavrayabileceklerini söyler. Yine Gazali insanların Kur’an’ı kavrama noktasında birbirleriyle aynı anlayış kabiliyetinde olmadıklarını, ama Kur’an’ın ifadesinin dışına çıkmadıkça herkesin anlayışının doğru olduğunu söyler, Kur’an’ın lafızlarının gerisinde gizli olan ilimleri ve sırları çözebilmek için anahtar görevini yapan, daha işin başında lafızların delalet ettiği manalardır.
Muhammed Gazali, tasavvufi eğilimleri ile birlikte Kur’an’ın bir zahiri bir de Bâtını vardır. Bâtın Kur’an’ın sırlarının ilmidir” demektedir. (132)
İmamiyye’nin bir bölümü Re’y ile tefsiri kabul etmez. Onlara göre; Rasulullah (S.A.V.): “Kur’an kolaydır, çeşitli anlamlara gelebilir. Onu en güzel biçime hamlediniz” buyurmuştur. Mü’minlerin emiri Hz. Ali ise: “Kur’an’ı anlayan ve onu tefsir eden ilmi kendisinde bir araya getirmiş olur” demiş ve bununla Kur’an’ın bütün ilimlerin özüne değindiğine ve bundan başka mucizelere ve haberlere yer verdiğine işaret etmiştir. En doğrusu şöyledir: Her kim Yüce Allah’a samimiyetle boyun eğerse O’nun peygamberine ve Rasulullah’ın Ehl-i Beyt’ine içtenlikle itaat ederse ve ilmini onlardan alırsa.. Onların haberlerini araştırır ve ilimde paye, marifette iç huzuru elde edebilecek şekilde onların sırlarından bir kısmını öğrenirse.. Kalb gözü açılırsa.. Ve sahip 

131) Tefsir-12, Prof.Dr. İsmail Cerrahoğlu, Doç.Dr. Şevki Saka, MEB Yayın., s-52, Eskişehir, 1992.
132) İhyau Ulumi’ddin, Gazali, C-1, s-262.

olduğu bilgi ile işin gerçeğine dalarsa.. Kesin ilmin ruhu ile yüzyüze gelirse.. şımarık kimselerin korkuttukları şeyleri çok yumuşak bulursa.. cahillerin korktukları şeylerle ünsiyet dostluk kurarsa.. dünyada bulunurken biryandan kalbi, en yüce makamla birlikte olursa., evet işte böyle birisi Kur’an’ın bazı muammalarından yararlanır, istifade eder. Kuran’ın harikalarından bir nebzecik çıkarabilir. Bunun Yüce Allah’ın kereminden çıkması hiç de şaşılacak bir şey değildir. Allah’tan umulması da acaib değildir. Bu durum bazıları yana sadece bazılarına vergi değildir. Onların arkadaşlarından bir grup bu niteliklerle nitelikli olanları kendilerinden saymışlardır. Nitekim onlar “Selman Ehl-i Beyt’tendir. Bu nitelikte olan birisinin Kur’an’ın te’vilini bilen alimler arasında yer alması hiç de uzak bir ihtimal değildir” (133)
Sonraları Taberi (225/839), Zamahşeri (467/1075), Fahruddin Razi (543/1149), Kâdi Beydâvi (ölm. 691/1292), İbn Kesir (701/1301) Elmalılı Muhammed HamdiYazır{1295/1879), Konyalı Mehmed Vehbi (1280/1864) gibi zatlar Kur’an’ı yorumlamışlardır. Şimdi bu tefsir adıyla anılan “yorum” lamaların özelliklerini araştıralım:

133) İmam Cafer, M. Ebu Zehra, Şafak Yayın.’dan, “es-Sâfi”, s.9

KÂZİM YARDIMCI

← Önceki Veri

Sonraki Veri →