Bilim ve Çeşitleri

Varlıktan Veriler 103

1-Vahye dayanan semavi (göksel) bilgiler:

 

Bu semavi olan bilginin iki yanı vardır. Birisi ruhani alemle ilgili olan, diğeri hukuki olan, sosyal hayatla ilgili olandır.

 

2- Maddi Bilgiler:

 

Bu maddi bilgiler, deneye ve gözleme dayanan bilgilerdir. Somut, fiziki bilgilerdir. Bu bilgileri bilenlere bilim adamı denir.

 

3-Felsefe:

 

Felsefe, tefekküre dayanan düşünsel görüşlerdir. Felsefe, bilim değildir, soyuttur. Ancak, feylezofun düşünceleri kendine ait buluşlarıdır. Düşünce hiçbir zaman ilim değildir. Zaten onlara feylezof denir, âlim denmez. Deneye dayanan bilgileri bilenlere bilim adamı denir.

 

Ancak bu bilginler zahiri bilgileri bilen bilginlerdir. Maneviyatla, ruhaniyetle alakaları yoktur. Çünkü bu ilimler bir nevi teknik ilimlerdir.

Birinci maddede zikrettiğimiz hukuki bilgileri bilenlerin bilgisi kendilerine ait değildir. Bu bilgiler, Peygamberlere ait bilgilerdir. Bu bilimleri bilenlere alim denilmez. Çünkü kendilerinin bir katkısı bir buluşu yoktur. Bunlar bir nevi ezbercilerdir. Ezbercilere alim denilemez. Yaptıkları iş, ezberlediklerini halka aktarmaktır.  Bu göksel hukuk ilminin âlimleri Allah ve Peygamberleridir.

 

Feylezoflara gelince, onlar sadece düşünürlerdir(mütefekkirler); ne Peygamberdirler ne de bilim adamlarıdır. Ruhani bilimleri ise hiç bilmezler. Çünkü ruhani bilimler, soyut âlemle ilgilidir.

 

Aynı zamanda zahiri hukuk bilginleri, yani ezbercileri olan “Biz Şeriat Alimiyiz” diyenler de soyut alemle ilgili bilgileri bilemezler. Yani ruhani âlemi bilemezler.

 

“Benim ümmetimin âlimleri Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir” Hadisi Şerifine göre “âlim” olmak için mesela Yahya ve Zekeriya ve Musa Davut gibi olmak lazımdır ki; bu zatlar şeriat bilgilerini bildikleri gibi manevi, ruhani ilimleri de bilmektedirler. Bir şeriat âliminin “Alim” olması için bu zatlar gibi manevi ruhani bilgileri de bilmeleri lazımdır. İşte Peygamberimizin kastettiği bilginler bu manevi bilgileri de bilenlerdir.

 

Deneye dayanan bilimleri bilen bilginler de soyut âlemi (ruhani, manevi âlemi) bilemezler.

 

Manevi âlemi (yani ruhani Soyut âlemi) ancak Peygamberler bilir. Bir de Allah’ın seçtiği bazı kulları bilir. Hocayı Hızır ve Veysel Karani gibi…

 

Ki bunlar ümmi ve Peygamber olmadıkları halde Ledünni-Manevi ilimlere mazhar olmuşlardır. Daha nice Peygamberimizin(S.A.V) ümmetinden Ledünni ilimlere mazhar olmuş seçkin kişiler vardır. Ki bunlar gerçek âlimler ve ariflerdir. “HAMD

  

ALLAHINDIR. Allah’ın ıstıfa ettiği  (seçtiği) seçkin kullarına selam olsun.”(Neml 59)

 

Bu manevi ilmin adı, Ledün ilmidir. Yani Allah, tarafından bildirilen bilgidir. Ledünni bilgi, gökten kuluna geldiği için, O’nu akılla öğrenmenin yolu yoktur. Bunu bilen kul “ümmi” veya az da okumuş olabilir, fazla okumuş da olabilir. Ancak bu ilim akılla bilinmez. Doğrudan O kula haktan gelen bir ilimdir. BU LEDÜNNİ İLMİ BİLENLER, gerçek “Alimler”dir. Ve ledünni ilmin bir adı da irfandır. Yani gerçek “Alim ve Arifler” bunlardır. Tasavvuf âleminde bu ilmi bilmeyenlere ne âlim, ne de arif diye bakılır.

 Bir de ruhaniyet (maneviyat, metafizik, mistisizm) alemi ile beraber ilahiyat ilmi ve konusu vardır. Kitabi dinlerden (Musevilerin İsevilerin ve Muhammedilerin) ilahı, Hz.İbrahim’in vahid-bir tek ilahıdır. Bu üç dinin ilahı da, Hz.İbrahim’in gökleri ve yeri yaratan Rabbı ve Tek İlahıdır.

 Hz.İbrahim’in tek ilah düşüncesinde aklı selim için aklın yeri vardır. Çünkü Allah, yarattığı kainatla zahir olmuştur. Aklı olan bir insanın Allah’ı inkar etme gücü yoktur. Çünkü Hz.İbrahim, aklı selimle Allah’a inanmıştır.  Ama O, (yüce bir ruh gücüne ve yüksek bir akla sahiptir) aynı zamanda yüce bir Peygamberlik gücüne sahiptir. O, Allah’ın seçtiği kullardandır. O’nun Peygamber olduğunu, kendisi önce bilmese de Allah bilmektedir. Allah, O’nu yüce sıfatlarla donatmıştır. Herkes İbrahim olamaz ve herkes yüce İbrahim’in  yüce aklını taşıyamaz. Hz.İbrahim’den evvelki Adem ve İbrahim arasındaki Peygamberlerin de, alemlerin Rabbı olan tek ilaha inandığını; Hz.İbrahim, Hz.İsmail, Hz.İshak, Hz.Yakup, Hz.Musa, Hz. Davut, Hz.İsa ve diğer Ben-i İsrail Peygamberlerinin hepsi beyan etmektedir. Hz.Muhammed de(s.a.v) bu zatların beyan ettiği “Tek İlahı” aynen kabul edip bütün içtenliği ile beyan etmektedir.

(Bakınız Bakara -136)

 

Ayrıca bundan 4300 yıl önce yaşamış Hz.İbrahim’in elinde herhangi bir ilahi mesaj da yoktur. Kendisinin, Hz.Adem, İdris, Nuh ve kendisinden evvelki Peygamberlerden haberi de yoktur. Elindeki tek güç, Allah’ın kendisine verdiği yüksek ruh ve aklı selimdir.

 

O, aklı ile sadece alemlerin Rabbı olan Allah olduğuna, kanaat getirmiştir. Bu yargıya varınca Allahu Taala, O’na göklerin ve yerin melekutunu göstermiş, bu suretle ruhani alemi öğrenmiştir. “Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerlerin melekutunu gösteriyorduk ki kesin inananlardan olsun.” (En-am 75)Yani ruhani aleme geçmiştir. O da büyük ruhanilerden olmuştur. Göklerin ve yerin melekutunu, İbrahim’e açtığını, Kur’an-ı Kerim beyan etmektedir.  Şu da var ki; aklı ile Allah’ı bulup, melekut alemine (ruhani aleme) geçen ikinci bir İbrahim yoktur. Museviler, İseviler ve Muhammedilerin hepsi İbrahim’idir. Ve Hz.İbrahim’in tek ilahına inanmaktadırlar.

 

Allah’a insan aklı ile (eğer aklı selim ise) az çok akıl erdirir ve inanır. Çünkü Allah aşikardır; bir yerde Allah yarattığı kâinatla yarı yarıya somuttur. Çünkü Allah, hem zahir (dış) hem de batındır(gizli, soyut). Ama ruhanilik ile ilgili gerçekler tamamen soyuttur. Soyut gerçekler şunlardır: Ruhlar, melekler, cinler, şeytan, cennet, cehennem. Bunları akıl asla çözemez. Bunlara, yukarıda zikri geçen yüce peygamberlerin bildirmesi ile inanılır. İşte iman budur. Burada Peygamberlere ve sözlerine inanmaktadır. Bu soyut varlıkları, aklın bilme imkanı yoktur. İşte zaten bu da bu gerçeklere, Peygamberlere güven ve onların yalan söylemeyeceğine inanmaktır. İşte iman da budur.

 

Ruhani alem akıl ile bilinmez. Akıl soyut alemi çözemez. Bu saydığım ruhani gerçeklere doğrudan inanılır. Bu konuda doğrudan Peygamberin haberine inanılır. Çünkü bu ruhani soyut varlıklar, Tevrat ve Kur’an gibi İlahi mesajla bildirilmiştir.  

İşte bunun için bu gerçekleri bilenlere, manevi-batın-iç alemleri bilen “Arifler ve Alimler” denmiştir. Bunlar büyük mistiklerdir. Bu ilimleri bilmek için okumaya da gerek yoktur. Çünkü bu ilimler okumakla olmaz. İç alemin açılıp bizzat görülmesi ile olur.   

Bu gerçekleri yukarıda bahsettiğim konularla ilgilenenlere bir yardımda bulunmak için kaleme aldım. Bu konuyu tartışmaya açık bırakıyorum. Ve bu konuda bildikleri var ise açıklamalarını istiyorum. Biz de düşüncelerinden yararlanmak isteriz.

 Gerçeği arayanlara Allah ve Resulünden yardım diler, hepsine selam ve sevgilerimi arz ederim. 

Not: Bu konuya ilgi duyanlar Varlıktan Veriler (www.varliktanveriler.com) isimli Internet sitemizde 99 Nolu “Ceddimiz İbrahim Aleyhisselam ve Akıl” isimli verimizi okuyabilirler.

 KAZIM YARDIMCI/ADIYAMAN-TÜRKİYE

 Bu yazı 5.11.2007 tarihinde “Adıyamanda Olay” isimli gazetede yayınlanmıştır.

← Önceki Veri

Sonraki Veri →